Medya, İktidar, Din Üçgeninde Kuzey Kıbrıs’ta Alevilik

Toplumlarda dini inanç anlayışlarının şekillenmesi uzun zaman almaktadır. Her daim ön plana çıkarılan 1974 olayları ise adaya ilk göçerimlerin yapılmasından dört yüz sene sonra gerçekleştirilmiştir. 1974 sonrası adaya göç etmesi teşvik edilen insanların da Kıbrıs’taki Müslümanlık anlayışı üzerinde etkileri bulunmaktadır.

Nuran ÖZE*

* Dr., Yakın Doğu Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Halkla İlişkiler Bölümü, Lefkoşa/Kıbrıs

Giriş

Adada yaşayan Kıbrıslı Türklerin dini, dine yaklaşımı, inançlarını yaşayış hali bugüne değin birçok kez Türkiye basınında çıkan haberler vesilesiyle gerek Kıbrıs’ta gerekse Türkiye’de tartışma sebebi olmuştur. Kıbrıslı Türkler, Türkiye’deki muhafazakâr eğilimli siyasi kişiler tarafından birkaç kez dinsiz imansız, maneviyatı eksik olmakla itham edilmişlerdir(1). Hâlbuki Kıbrıslı Türklerin dine bakış açısı ve sahip oldukları manevi değerleri anlamlandırmak, basmakalıp düşüncelerden uzaklaşıp bazı temel kaynakları okuyarak Kıbrıslı Türklerin tarihi, sosyal ve politik geçmişlerini öğrenmekle mümkündür. Kıbrıs, bulunduğu coğrafi konum dolayısıyla yüzyıllar boyu farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış, dolayısıyla çeşitli kültürel pratiklerce şekillenmiş bir toplumsal yapıya sahiptir. Tarih boyu ada putperestlikten Yahudiliğe, Hristiyanlıktan Müslümanlığa(2) birçok farklı dini inancı taşıyan toplumları bünyesinde barındırmıştır. Kıbrıs’ta Müslümanlığın yayılmasıyla ilgili kırılma noktası Osmanlıların 1571’de adayı fethetmesidir. Ancak adaya iki ayrı dönemde Müslüman Türk nüfusu aktarılmıştır. Birincisi Osmanlıların adayı 1571’de fethi sonrasında 1572’de göçerilen, ikincisi ise 1974 savaşı sonrası adaya göç etmesi teşvik edilen Müslüman Türklerdir. Kıbrısla ilgili göç konusu gündeme geldiğinde, 1974 sonrası olan dönem her daim ön plana çıkmakta ve adanın fethiyle birlikte Kıbrıs’a Anadolu”dan göçerilmiş insanlar geri plana itilmektedir. Hâlbuki Kıbrıs’ta yaşayan Türklerin Müslümanlık anlayışının şekillenmesinde adaya 1572’de planlı bir şekilde Anadolu’dan göçerilen insanların ve fetih için yeniçerilerle birlikte gelip adada kalan sufilerin etkisi vardır.


Toplumlarda dini inanç anlayışlarının şekillenmesi uzun zaman almaktadır. Her daim ön plana çıkarılan 1974 olayları ise adaya ilk göçerimlerin yapılmasından dört yüz sene sonra gerçekleştirilmiştir. 1974 sonrası adaya göç etmesi teşvik edilen insanların da Kıbrıs’taki Müslümanlık anlayışı üzerinde etkileri bulunmaktadır. 1974’de Kıbrıs’a Türkiye’den meydana gelen göç adada yaşanan savaş dolayısıyladır. Yunan Cuntası Kıbrıs Rum’larıyla işbirliği içerisinde Enosis(3) amacıyla darbesine karşılık Kıbrıs Türklerinin garantör ülkesi olan Türkiye’nin 20 Temmuz 1974 Askeri Harekâtı sonrasında ada ikiye bölünmüştür. 1974 sonrası Türkiye’den göç eden(4) insanlar doğal olarak Kıbrıs’taki Kıbrıslı Türk sosyo-kültürel yapısını zaman içinde değiştirmiştir hatta göç eden insanlarda Kıbrıslı Türklerin dine bakış ve inançlarını yaşayış şekillerinden etkilenmiştir.

Çalışmada ilk önce İslamiyetin adada geçerli dinlerden biri olması, bunun Alevilikle ilişkisi ve Kıbrıslı Türklerin dini kavrayışları üzerindeki etkisi anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu konuyla ilgili ilk kısım literatür taraması ve yüzyüze görüşmelerden elde edilen veriler doğrultusunda hazırlanmıştır. İkinci bölümde Alevilikle ilgili yazılı basının tavrını algılamak için bir araştırma yapılmıştır. İlk etapta Kıbrıs Türk medyasının genel hali ve medyanın toplum üzerindeki etkileri çalışmayı ilgilendiren yönleriyle incelenmiştir. Ardından 1 Ocak 2010-30 Haziran 2013 arasındaki zaman aralığını kapsayan iki buçuk yıllık yazılı basın arşiv taraması elektronik ortamda yapılmıştır.


Niteliksel ve niceliksel açıdan gerçekleştirilen içerik analiziyle konuya ilişkin bulunan haberler değerlendirilmiştir. Analiz için ulusal yayın yapan üç günlük gazete seçilmiştir. Bunlar, Kıbrıs, Havadis ve Yenidüzen gazeteleridir. Kıbrıs, Kuzey Kıbrıs genelinde en yüksek okunma oranına(5) ve en yüksek tiraja(6) sahip gazetedir. Kıbrıs, Kuzey Kıbrıs’ta Asil Nadir tarafından kurulan tecimsel bir gazetedir. Kurulduğu 1989 yılından itibaren en yüksek okunurluluk oranıyla ilk sırayı açık ara elinde tutmaktadır. Havadis ve Yenidüzen, Kıbrıs’tan sonra en yüksek okunurluluk oranına sahip diğer iki gazetedir. Havadis, Kıbrıs’tan ayrılan Başaran Düzgün ve Hüseyin Ekmekçi tarafından kurulan özel sermayeli ve şu anda hükümet koalisyonundaki büyük ortak olan Cumhuriyetçi Türk Partisi’ne (CTP’ye) yaptığı yayınlarla muhalefet eden bir gazetedir. Yenidüzen ise CTP’nin resmi yayın organıdır ve Kıbrıs Türk basın tarihinde önemli yere sahip parti gazeteciliğine güzel bir örnektir. Nasıl ki kültürel çeşitlilik bir toplumu daha zengin kılıyorsa, medyadaki çeşitlilik de haberleri farklı bakış açılarıyla görmeyi sağladığından Kuzey Kıbrıs’ta okunurluluk oranı en yüksek üç gazete incelenmiştir.


1 Ocak 2010 – 30 Haziran 2013 tarih aralığında Kıbrıs, Havadis ve Yenidüzen gazetelerinin elektronik arşivlerinden Alevi, Pir Sultan Abdal, Hacı Bektaş-i Veli anahtar kelime olarak taranmasıyla elde edilen veriler toplanmış ve elde edilen verilere niceliksel ve niteliksel içerik analizi uygulanmıştır. “İçerik analizi, insan iletişiminin evrensel özelliklerini, uygulamalarını, sebep ve sonuçlarını açıklamak için kullanılmaktadır” (Anderson, 1987: 89). Araştırma kapsamında aranan kelimeler kapsamında 58 habere ulaşılmış, hazırlanan kodlama kitabı çerçevesinde ele alınan değişkenler yardımıyla haberler kodlanmıştır. Alevilikle ilgili çıkan haberler, Alevi STÖ’lerle ilgili çıkan haberler ve Alevi STÖ’leri hakkında çıkan haberlerin konulara göre kategorilendirilmeleri tablo, pasta ve sütün grafikleri ile ifade edilerek Kuzey Kıbrıs medyasında Alevilik başlığı altında incelenmiştir.



1572 Göçü: Alevilik ve Kıbrıslı Türklerin Müslümanlık Anlayışı Üzerindeki EtkileriKıbrıs’ta yaşayan Müslümanlar arasında bilhassa Kıbrıslı Türklerin Müslümanlık anlayışı dini açıdan özgürlükçü bir tutumla özdeşleşmektedir. Bu konu çok kez tartışmalara sebebiyet vermesine rağmen, tartışmayı ortaya çıkaranlar Kıbrıslı Türklerin Müslümanlık anlayışını idrak etmeye çalışmaktan ısrarla kaçınmışlardır.


Kıbrıslı Türklerin Müslümanlık anlayışı ve dini inançları konusunda yapılan çalışmalarda ortaya atıl farklı görüşler bu çalışmada incelenmiştir. Beratlı, Kıbrıslı Türklerin tümünün kökenini; Kıbrıslı Türk kimliği, Kıbrıs’ta Bektaşilik, Kıbrıslı Türklerin tarihiyle ilgili araştırmaları bağlamında Aleviliğe bağlamaktadır. Ancak bu yazar görüşlerinden dolayı çokça eleştirilmiş ve defalarca marjinal bir iddiada bulunmakla itham edilmiştir. Hatay (2006: 61) ise, ‘Kıbrıslı Türklerde Mistik İnanç Sıçramaları (1571-1878)’ adlı çalışmasında Kıbrıslı Türklerin Müslümanlık anlayışına “bugüne kadar, Kıbrıslı Türklerin dini açıdan niye bu kadar liberal, hatta ‘agnostik’ oldukları” sorusuna ‘Halk İslamı’ ve dinin mistik biçimi olan ‘tasavvuf ’la yani Tekke İslamı’nın etkileriyle bir açıklama getirmeye çalışmıştır. Uzun Yıllar KKTC Diyanet İşleri Başkanlığı yapan, Kuzey Kıbrıs’taki ilk İlahiyat Fakültesi Kurucu Dekanı Suiçmez (2013) ise Kıbrıs Müslümanlığını ağırlıklı olarak ‘Deist İslam’ kavramıyla değerlendirmektedir. Suiçmez, Kıbrıs’taki Müslümanlık anlayışının şekillenmesini Kıbrıs’ta tarih boyu çeşitli vesilelerle dinin siyaseten bilinçli bir şekilde baskılanmasıyla açıklamaktadır.


Kıbrıs Adası Osmanlı İmparatorluğu tarafından 1571’de feth edilmiş “böylece Kıbrıs Osmanlı mülkünün bir parçası haline gelmiş ve Dârül-İslâma iltihak etmiş”tir (Ateşin, 1996: 63). Kıbrıs’ın 1571’de Osmanlı tarafından feth edilmesinin hemen ardından “Osmanlılar tarafından bazı kiliseleri (daha çok katolik kiliseleri) camiye dönüştürülmesi ve adada bir de şer’i mahkeme kurulması, Kıbrıs’taki İslami idarenin sembolik bir başlangıcı olmuştur” (Hatay, 2006: 63). Fetih sonrası, Osmanlı İmparatorluğunun genel yayılma politikaları doğrultusunda, Kıbrıs adasının iskân edilmesi ve Müslümanlaştırılması gerekliliği gündeme gelmişti. Osmanlı İmparatorluğu ayakta olduğu müddet boyunca, birçok farklı din, dil, ırka mensup topluma yönetim sahipliği yapmış olmasının yanısıra Müslümanlığı kendi resmi dini kabul edip Sünnilik mezhebini benimsemiştir.
Beratlı, Kıbrıslı Türklerin kökeninin Alevi olduğuna dair iddialarını 1571 sonrasında adaya yapılan göç fermanına, adaya gönderilen ailelerin Anadolu’daki kökenlere ve müftülük kayıtlarına dayandırmaktadır. Beratlı’ya göre Osmanlı İmparatorluğu’nun, Kıbrıs adasının fethedildiği dönemde Anadolu’da, İslam dinine mensup Alevilerle ciddi sıkıntılar yaşamaktaydı. Beratlı Kıbrıs adasının fethi sonrası bilhassa Alevilerin adaya göç ettirildiğini iddia etmekte ve bu olayı, Osmanlı İmpaTÜRKratorluğunun Alevilere uyguladığı cezai bir yaptırım olarak kendi çalışmalarının temeline yerleştirmektedir.


Kıbrıs adası, Osmanlı fethi öncesi Venediklilerin elindeydi. Ada feth edildiğinde verimsiz harap bir toprak parçası halindeydi. “1572’de yapılan bir sayımda adada 20,000 civarında yerli nüfus bulunduğu ve 76 adet yerleşme biriminin henüz boş olduğu belirlenmişti” (Ateşin, 1996: 66). Rum, Maronit, Latin kökenli insanlardan oluşan topluma Anadolu’dan yapılan planlı göçlerle Kıbrıs adasındaki üretimle ilgili olumsuz koşullar iyileştirilmeye çalışılmıştır. Planlı göçler yapılırken zanaatkâr ve toprağı işleyebilecek ehil kimselerin adaya göçerilmesine dikkat edildiği Osmanlı’dan Türkçe’ye Gürkan tarafından çevrilmiş olan Padişah II. Sarı Selim’in Kıbrıs sürgünüyle ilgili fermanda da görünürleşmektedir(7).


Beratlı’ya (1999: 60) göre, adada yaşayan ve kendini Türk diye tanımlayan bugünkü Kıbrıslı Türkler’in ataları genel olarak adanın Osmanlılarca fethinden sonra üretim kapasitesi düşen Kıbrıs’ta, üretimin boyutlarını yükseltmeyi amaç edinen devletin, Latinlerden arda kalan çiftliklere bilinçlice iskân ettiği, Anadolu’nun Türkmen ve Yörükleri’dir.
Beratlı, fetih sonrası göçürme faaliyetinin iki aşamada ve birkaç yüzyılda gerçekleştiğini yazmaktadır. Beratlı’ya göre 1572’den itibaren, 1600 yılına kadar daha çok Karaman, Çukurova, Zülkadiriye (Vilayet-i Türkman), Teke Yarımadası, Taşeli Yarımadası, Torosların kuzey etekleri ve Bozok’tan toplam 8 bin aile adaya göçürülmüştür. O yüzyılda Anadolu’yu ziyaret eden gezginlerin, Türkmen halkın beşte dördünün Alevi olduğu ve bu insanların islam heterodoksisine mensup olduklarını göstermektedir. Beratlı, (…) Lefkoşa, Lefke, Doğancı, Ağırdağ, Balalan, Dimi, Kuruova, Hirsofu, Altınova ve Arodez’de, 1930’lara kadar cenazelerin Kızılbaş geleneklerine göre gömüldüğünü belirtmektedir.



Beratlı An’ın görüşlerinden de etkilenmiştir. An (1999: 18-19), Kıbrıs’a yapılan göçerimler ve ilk fermanla ilgili ilişkiyi şu şekilde kurmuştur: Adanın fethi henüz daha devam ederken çıkartılan fermanlardan ilki, 9 Nisan 1571 tarihli olup, Karaman eyaletinde oturan halkın Kıbrıs’a göç etmesini teşvik ediyordu. Göçmen nakline ilişkin genel iskân hükmü ise 21 Eylül 1571 tarihinde çıkartılmış ve Karaman, İçel, Bozok Alâiye (Alanya), Teke (Antalya) Manavgat kadılarına gönderilmişti. Sözü geçen eyaletlere ait kasabalardaki her on aileden birinin sürgün yazılması, Kıbrıs’a yerleşmek üzere gidenlerden iki yıl süre ile vergi alınmaması, seçilenler arasında çiftçi ve zanaatkârların bulunmasına özen gösterilmesi istenmişti. (…)(…) 1572 yılında yapılan bu kayıt işlemine göre, Kıbrıs’a nakledilmek üzere 255 numaralı mevkufat defterine yazılan ailelerin sayısı, öngörülen 5760 hane yerine ancak 1689 olup, ait oldukları kasabalara göre dağılımları şöyle idi: Aksaray 225, Beyşehir 262, Endugi 145, Develihisar 197, Ürgüp 64, Koçhisar 88, Niğde 172, Bor 69, Ilgın 48, İshaklı 87, Akşehir 130 aile. Bu defterlerin incelenmesinde göçmenlerin tamamen Türk ve Müslüman oldukları tespit edilmiştir. (…)


Kıbrıs’ın fethinin ardından, Osmanlı devleti tarafından çeşitli tarihlerde Kıbrıs’a yerleştirilen Türklerin (…) 20-30 bin kadar olduğu tahmin edilmektedir. Göçerimler sonrası Kıbrıs Türkleri ada nüfusunun kalıcı etnik bir parçası haline gelmiş ve sayıları toplam nüfusun üçte bir ile beşte biri arasında değişecektir. Kıbrıs’ta bundan böyle birbirinden tamamen farklı dil, din ve kültüre mensup iki ana etnik toplum yan yana yaşamaya başlayacak ve birbirlerini karşılıklı olarak etkilemişlerdir.
Beratlı’ya (2008: 21-23) göre ilk gelen 354 esnaf ailesinin, kentlere yerleştiği ve o tarihte adada tek bir kent olduğu meydandadır. Osmanlı esnafınınsa Ahî olmaktan başka bir şansı bulunmamaktadır. Ahîlik(8), bir tür batınî etkili tarikat-lonca’dır. Beratlı, fetihten sonra Lefkoşa büyük bir çarşı görüntüsü gösterdiğini Türk devrinin sonunda adayı gezen Mrs. Stevenson’un Lefkoşa’da dikkat çeken, çeşitli zanaat kollarının etkinliği hakkında anlattıklarıyla ilişkilendirmektedir. Yazar, önce dericiler, boyacılar, bakırcılar ve zilciler arasından geçtiğini, sonra da sebze pazarına ulaştığını anlatır. (…) anılan zenaatlarla, 1571 tarihli ferman ve giderek bugünün Lefkoşa’sının eski ailelerinin isimleri arasındaki uyuma dikkat çeker (Boyacılar, Debbağoğulları, Tabak Hilmi vs.) (…) Bertalı (2008: 21-23), 1872’de Kıbrıs’ı ziyaret edip bir süre Lefkoşa’da yaşayan Avusturalyalı asil Arşidük Salvator’un Lefkoşa üzerine yazdıklarının, Ahî kökenli Lefkoşa esnafını anlamamızı kolaylaştırdığını düşünüyor. Salvator Lefkoşa’nın 23 Çarşı’sını anlatırken 1. Bezirgânlar; 2.Terziler; 3. Basmacılar, Kilimciler, Postçular; 4. Avrupa tipi ayakkabıcılar (Yemeni); 5. Türk biçimi ayakkabıcılar; 6. Yerli ayakkabıcılar (Çangar); 7. İplikçiler; 8. Sandıkçılar; 9. Arabacılar; 10. Bakırcılar; 11. Gümüşçüler; 12. Demirciler; 13. Çanakçılar; 14. Kumaşçılar; 15. Meyhaneciler; 16. Sebze ve Et; 17. Balık; 18. Helvacılar; 19. Kadınlar; 20. Pamukçular; 21. Un; 22. Buğday ve Arpa; 23. Hayvan Çarşıları diye ayırımlar yapmıştır.


Beratlı, anılan zanaat çeşitleri ile Sürgün Fermanı’nın uyumunu dikkat çekici bulmuş, daha sonra Kıbrs’taki İslam heterodoksisi geleneğine değinmiştir. Beratlı’ya göre İslâm heteredoksisi geleneğinin, lonca örgütlenmesine uygulanması ile ortaya çıkmış olan, kaynağını İslâm’ın fîtyan ve fütüvvet anlayışından almış olan Ahilik, kentlerde yaşayan Kıbrıslı Türklerin kökeninde en geniş yeri tutmaktadır. Beratlı (1999: 38) diğer bir çalışmasında heteredoks islam inancının dinler arasında hoşgörüye dayanması bir yana, yaşam biçimlerinin ortodoks mistisizmine yakınlığının Anadolu Rumları ve Türkleri arasında, birbirlerini kabullenmeleri açısından çok önemli rol oynadığına değinerek Kıbrıslı Türklerin sakin, uyumlu, hoşgörülü, her inanca açık yapısıyla Aleviliği benzeştirmiştir.


Hatay ise Kıbrıs’taki Ahilik olayını farklı bir şekilde ele almış ve bugün Kıbrıslı Türklerin sahip olduğu Müslümanlık anlayışı üzerinde Ahiliğin etkisini farklı bir şekilde izah etmiştir. Hatay (2006: 61-62), Kıbrıs’ın İslami karakterinin (en azından Osmanlı dönemindekinin) daha çok, Osmanlı İslam kuşağı içerisinde incelenmesinin doğru olacağını iddia etmiştir. Hatay, Osmanlı İmparatorluğu’nun İslam’la ilişkisini ortodoks ve heteredoks ana gruplarında yer alan dört kategoride değerlendirmiştir:‘Devlet İslamı, Kitabi İslam (Medrese İslamı), Halk (Popüler) İslamı ve Tekke İslamı (Mistik İslam, tasavvuf). Hatay çalışmasında Kıbrıs’ın İslami karakterini Tekke İslamının Halk Müslümanlığıyla ilişkisi bağlamında incelemiştir. Kıbrıs’ta “Tekke İslamı ile ilgili ilk veriler fetihle birlikte ortaya çıkmıştır. Osmanlı’nın gerçekleştirdiği her savaşta, askerlere ruhani destek veren ve onlarla birlikte akınlara katılan birçok Sufi dervişi vardı” (Barkan’dan aktaran Hatay, 2006: 63). Osmanlı’nın adayı fetih için gönderdiği yeniçerilere ruhani destek vermek için onlarla birlikte birçok Sufi derviş de vardı. Hatay (2006: 69), Sufi tarikatlarının Türklerin İslamı kabul ettikleri andan itibaren etkin hale geldiklerini; bu tarikatların fethedilen yerlerdeki yerel dinleri ve eski Türk inançlarını da kullanarak İslama değişik yorumlar getirdiklerini ve zamanla kurumlaşan ve Devlet İslamı ile Halk islamı arasındaki ilişkilerde köprü işlevi gören Sufilerin aynı zamanda o dönemin bir nevi sosyal yardım görevlileri olduklarını söylemektedir. Akınlar esnasında şehit düşen Sufi’ler öldükleri yere gömülmüşlerdir. Günümüze kadar kalan bu türbeler hala ziyaretçi almakta, oralarda adaklar adanmakta kısaca bu yatırların manevi gücüne olan inanç hala sürmektedir. Hatay (2006: 64), Kıbrıs’ın fethi sonrasında kurulan mevlevihaneyle birlikte, birçok tarikata ait tekkelerin ve dergâhların da zaman içerisinde faaliyete geçtiğini ve günümüze kadar gelen belgerden, o dönemde adada faaliyet gösteren altı tarikatın olduğunu söylemektedir. Bunlar; Bektaşi, Mevlevi, Nakşibendi, Kadiri, Rufai, Melami ve Halveti tarikatlarıdır. Hatay’a göre, 16. yüzyıldan sonra hızla büyüyen Bektaşi Tarikatı bilhassa Müslümanlığı yeni benimseyen topluluklar üzerinde heteredoks yapısı dolayısıyla çok etkiliydi. Kıbrıs’ta fetih sonrasında oluşan bazı Sufi Tekkeleri ve ritüelleri incelendiğinde Hatay (2006: 66-67) Kıbrıs’ta o dönemde birçok heteredoks inançlı dervişin bulunduğuna değinmektedir. 19. yüzyılda Osmanlı’nın genel çöküşünü durdurmak üzere Sultan II. Mahmut yaptığı reform hareketleriyle, bu hareketlere direnen yeniçerilerin ilişkili olduğu bilinen Bektaşiliği de yasaklama yoluna gittiğini belirten Hatay, II. Mahmut’un Bektaşi tekke ve dergâhlarının idaresini kendine daha itaatkâr davranan Nakşibendi ve Kadiri dervişlerine devrettiğini belirtmektedir. Sonrasında ise Hatay, reform hareketleri doğrultusunda vakıf gelirleriyle ilgili merkezileştirme politikasıyla ilgili yapılan reformlarla maddi olanakları ellerinden alınan şeyhlerin zaman içinde iyice güç kaybettiğine değinmektedir. Hatay, adada İngiliz döneminin (1878) başlamasıyla birlikte tarikatlar iyice baskı altına alındığını ve bu dönemden sonra halk üzerindeki etkilerinin giderek azaldığına belirtmektedir.


Kıbrıslı Türklerin her tür din, dil, ırk veya mezhebe üye insanı kabullenişi, onlara kendi diledikleri gibi yaşam hakkı tanıyan yapısı Hatay’a (2006: 69) göre heteredoks tarikatların hâkim olduğu dönemdeki inanç ve uygulamaların daha sonraki yıllarda Kıbrıs Müslümanlarını etkisi altına alacak seküler tavrın kolayca yerleşmesinin temellerini atmıştır. (…) Kıbrıs Müslümanlarının yüzyıllardır bazı heteredoks tarikatlar tarafından beslenerek yumuşak bir islam yorumunu benimsemiştir. Hatay ve Nevzat (2009: 911), dini açıdan Kıbrıslı Türkler için geçerli uluslarası normun Muslüman Türklük olduğunu ancak bu konuda görünür olan ve devam eden yaşam pratiklerin güçlü bir dinsel motivasyondan ziyade gelenekler ve görenekler bağlamında sürdürüldüğünü belirmektedirler. Yorgancıoğlu ise (2000: 228) Kıbrıslı Türklerin Müslümanlık anlayışını ‘gerçekten dine bildiği kadarıyla bağlı kişilerdir’ diye yorumlarken, Hatay ve Nevzat’ın görüşünü destekler bir duruş sergilemektedir.


Bu kısımda son olarak Suiçmez’in Kıbrıs’ta Müslümanlık anlayışını değerlendirmesi ele alınmaktadır. Ancak Suiçmez’in 1998 yılında ‘Kıbrıs’ta Din’ üzerine yaptığı çalışma ile 2013 yılında Kıbrıslı Türklerin Müslümanlık anlayışı üzerine yazdığı düşünceleri arasında farklılaşmalar olduğu saptanmıştır. Suiçmez (1998: 253)


1998’deki çalışmasında Kıbrıslı halkının sosyal ve kültürel yapısının tasavufi düşünceye uygun olmadığını tamamen reddiyeci bir tavırla ortaya koyarken 2003’deki yazısında ise Kıbrıs Türk toplumunun Müslümanlık anlayışında Mevlevilik kültürünün evrensel insan sevgisine dayanan anlayışının büyük katkısı olduğunu belirtmektedir. Suiçmez”’n Kıbrıs Türk toplumunun Müslümanlık anlayışı hakkındaki düşüncelerindeki farklılaşma ilgi çekicidir. Suiçmez’in Kıbrıs’ta çeşitli üst düzey görevlerde geçirdiği zamanlar, karşılaştığı olaylar, muhatap olduğu kişiler ve akademik serüveninin bu farklılaşmaya sebebiyet verdiği düşünülmektedir.


Suiçmez’in her iki dönemdeki görüşleriyle ilgili ortak nokta ise siyasetin Kıbrıslı Türklerin Müslümanlık anlayışı üzerindeki etkisidir. Kıbrıs’ta Müslümanlık anlayışını din ile siyaset arasındaki ilişkiye dayandırarak inceleyen Suiçmez (1998: 243), Anadolu’daki her siyasi ve kültürel değişimin Kıbrıs halkını etkisi altına aldığını belirtmiştir. Suiçmez (1998: 246-247), Osmanlı döneminde Kıbrıs’ta İslami kimliği bilinçli ve kökten şekillendirecek yüksek eğitim kurumlarının olmadığını ve İngiliz dönemiyle birlikte maddi imkânsızlıklar öne sürülerek İslam okullarının, camilerin kapatıldığını ifade ederken, Müslümanlığın bu dönemde bilinçli bir şekilde zayıflatıldığını anlatmaktadır.


Suiçmez’e göre (1998: 248) 1950’lere gelindiğinde Türkiye’de Atatürk ilke ve inkilapları doğrultusunda gerçekleşen değişim, Kıbrıs Türk halkı tarafından yanlış anlaşıldığını ve bu yanlış anlamanın Kıbrıslı Türk siyasilerce yerleştirildiğini savlamaktadır. Suiçmez, Dr. Fazıl Küçük ve bazı aydınların Müslüman halkı milli davaya aykırı olmasından dolayı camilerden men ettiğini ve bunun dini kültürün Kıbrıs’ta zayıflamasında etkin rol oynadığını savunmaktadır. Bundan ötürü Kıbrıslı Türkler’in dine ilgiyi, Atatürk ilke ve inkılaplarına ters düşmesi olarak algıladığını söylemektedir. Suiçmez (1998: 249), 1974 harekâtı sonrasındaki Dr. Fazıl Küçük önderliğindeki Kıbrıs Türk Federe Devleti dönemi için “yozlaştırılmış, baskı altında bırakılmış din, ehliyetsiz insanların elinde ilahi özünü ve maksatlarını kaybeder” demektedir.


Suiçmez (1998: 253) Kıbrıs Türk toplumunun farklı kültürlerle yaşamış olmasından dolayı dar, kapalı dini anlayışlara hoş bakmadığını çünkü yaşadıkları kültürel ilişkilerin Kıbrıs halkının ufkunu genişletttiğini, yaşadığı baskılar sebebiyle hürriyetçi biranlayışa yöneldiğini ileri sürmektedir. Ve Suiçmez’e göre Kıbrıs Türk halkı farklı kültürlerin etkisi altında kalmasından dolayı kendi öz değerlerini tespit etmekte sıkıntı çekmekte, bu yüzden küçük topluluk içerisinde din ve millet adına çok farklı düşünceler oluşmaktadır. Suiçmez, bu sebepten ötürü Kıbrıs Türk toplumunun hem dini hem de milli değerlerinin zayıfladığını söylemektedir. Hâlbuki 2013’teki yazısında Kuzey Kıbrıs Türk halkını farklı inanış tarzı dolayısıyla dindar olmamak veya inanç eksikliğiyle suçlamanın eksik ve hatalı bir yargılama olacağını beyan etmiştir.


Suiçmez (2013) Kıbrıs Türk halkının inanç hali için “deist İslam” kavramını kullanmaktadır. Suiçmez, deist İslam’ı devlet işleri ile dini birbirinden ayıran laik İslam anlayışı olarak açıklamaktadır. Suiçmez’e göre bu anlayışta olan Müslümanlar, İslam dinini kendi inancını ifade eden bir din olarak kabul etmekle birlikte, günlük yaşamında ve devletin siyasi mekanizmalarında, dini referansların kullanılmasını hoş görmezler. Suiçmez’e göre Kıbrıslı Türklerin bugün sahip oldukları dini anlayış, yaşamın doğal akışı içerisinde gelişmiş olan ve dini bireyin inanç hakkı olarak gören özgürlükçü bir din anlayışıdır. Suiçmez sözlerine, bu inancın oluşmasında, Kıbrıs adası üzerindeki Müslümanlığın kurumsallaşmış en eski kurumu olan Mevlevilik kültürünün evrensel insan sevgisine dayanan anlayışının büyük katkısı vardır diye devam etmektedir. Suiçmez, Kıbrıslı Türklere yöneltilen dinsizlik ve inançsızlıkla ilgili suçlamalarla ilgili, Kuzey Kıbrıs Türk halkında oluşan bu farklı inanış ve düşünceleri, dindar olmamak veya inanç eksikliği olarak değerlendirmenin eksik ve hatalı bir anlayış olduğu kanaatindedir. Suiçmez’e göre bu hatalı yaklaşımın kaynağında, Kıbrıs Türk halkının kültürel aklının oluşum sürecinde, o kültürü var eden tüm sosyal ve siyasi etkenlerin dikkate alınmaması yatmakta ve henüz bu konu ile ilgili bilimsel çalışmalar yapılamadığından, konu sadece politik arenada siyasi şartların empoze ettiği anlayışlar çerçevesinde tartışılmaktadır.


Suiçmez (2014), Kıbrıslı Türklerin Alevi gelenek göreneklerinden kısmen etkilendiğini, dine karşı çok daha esnek bir inanış biçimine sahip olduğunu belirtmiş ve Mevlevilik kültürünün etkileri görülse de tüm Kıbrıslı Türklerin Alevi kökenli olduğundan bahsetmenin mümkün olmadığını görüşme esnasında dile getirmiştir. On bir yıl boyunca KKTC Hacı Bektaş-ı Veli Kültürünü Araştırma ve Tanıtma Derneği başkanlığı yapan Gül’de (2014) Kıbrıs’a 1571 sonrası Alevi kökenli kişiler göçerilmiş olmasına karşın, bugünkü Kıbrıslı Türklerin kökeninin Alevi olduğunu iddia etmek mümkün olmadığını söylemiştir. Gül’e göre Kıbrıs Türk insanı Müslüman bir toplumdur ancak dine bakış açısında dindarlık birinci öncelik değil, milliyete ve mezhebe göre değil inanca dayalı dinini yaşamaktadır.


Farklı bakış açılarıyla Kıbrıslı Türklerin Müslümanlık anlayışı ve Alevi kültürüyle ilişkisi incelendiğinde Kıbrıslı Türklerin dine yaklaşımının heteredoks anlayışa çok daha yakın olduğu, özgürlükçü ve esnek bir şekilde dini yorumladıkları, inançlarını bildikleri kadarıyla gerçekleştirdikleri ve bunun farklı kültürel miraslarla şekillendiği söylenebilmektedir. Alevi kültürünün Kıbrıslı Türk’lerin Müslümanlık anlayışı üzerinde izleri olduğu ancak bunun Kıbrıslı Türklerin kökeninin Alevi olduğu anlamına gelmediği yukarıda yapılan tartışmalar sonucu anlaşılmaktadır. Bizden’in (2013) dediği gibi Kıbrıslı Türkler inançlarını daha çok iç yaşamlarında yaşayan bir yapıya sahiptir.

Önceki Haber

Delil Eğitim Akademisi Açılışı

Sonraki Haber

Alevilik hiçbir kalıba sığmaz

Latest from Forum

DENİZ’i Vurdular…

DENİZ’i Vurdular…Vurulan Sensin,Vurulan Senin Elin, Ellerindir…Vurulan Sensin,Senin zafer işareti yapan elindir Sol Kardeşim…

Alevi sessizliğini duymak

Ülkede toplumsal alanda genel olarak hâkim olan korku ve tehdit ikliminde Alevinin pozisyonunun ayrıksı bir konumda

Bir “AYİN-İ CEM” Öyküsü…

1986 Strasburg Üniversitesi…(Alevilere yine KATLİAM yapılacağı söylendiği bu günlerden, ekteki mektubun yazıldığı o günlere gidiyorum…)

%d blogcu bunu beğendi: