Çarşamba, Şubat 28, 2024

Günseli Baki: Unutturulmaya karşı hatırlama ve toplumsal dönüşüm umudu üzerine bir “Müze”

Date:

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 280. sayısında yayınlanmıştır.

“İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez.”

(Yeşim Özkan’nın (20) bir kağıda Küçük Prens romanından yazdığı alıntı)

Toplumsal hafızanın simgesel mekanlar üzerinden yaşatılmasını sağlamak, iktidarların dayattıkları ve kontrol ettikleri bir geçmişe karşı direniş alanlarını üretir. Unutturulmak istenenlerin bu mekanlar üzerinden yeniden inşası, belleğin bugünden geçmişe bakan değil, geçmişten bugüne doğru gelen bir akışı içerir. Belleğe ilişkin bu gerçek, hatıraları dışlayan, geçmişi belli bir zaman dilimine hapseden resmi tarihe karşı, sürekli kendini canlı tutan, hatırlanan ve bugüne kadar yaşananları da kapsayan bir toplumsal hafızayı içinde taşır. Toplumsal hafızanın kaybı ise aynı zamanda toplum bilincinin kaybına işaret eder çünkü hafıza çoğunlukla mekansaldır ve adalet ve hakikat arayışında da çok önemli bir rol oynar.

Madımak Katliamı Hafıza Merkezi, kendi geçmişiyle yüzleşmek istemeyen devletin unutturma politikalarının karşısında durarak kapsamlı ve dinamik bir alan açıyor. Unutturmaya yönelik girişimlerle artık tüm izleri silinmiş bir bellek mekanın dijital temsilini yeniden inşa etmek toplumsal dönüşüm için de bir umut taşıyor. Madımak Hafıza Merkezi’nin Sanal Müze’si katliamda kaybettiğimiz 33 kişi için tasarlanan otel odalarıyla unutturulmanın karşısına hatırlamayı; kayıplarının karşısına yaşamlarını koyuyor. Onların düşleriyle buluşmak için bizi kendi yaşamlarına yaklaştırıyor. Müze, yazılı ve görsel içeriği, sözlü tarih kayıtları, görsel anlatılarının yanı sıra ailelerin ve yakınlarının katkısıyla dünden bugüne yaşananları biriktiriyor, kişisel tarih üzerinden hafızayı katılımcı bir yaklaşımla yeniden inşa ediyor.

Sait Metin’in (23) çantasından çıkan bir deste aile ve yakınlarının fotoğrafı, sadece bir arşiv malzemesi olmaktan çıkıyor, cebinde sevdiklerinin suretlerini taşıyan güzel yürekli bir insanı keşfetmemizin başka bir yolu olarak karşımızda duruyor. Edibe Sulari’nin (40) bir fotoğrafındaki kırmızı standlı mikrofon, onun albüm kaydı sırasında türkü söylerken duyduğu mutluluğun bir temsili olarak odasında yer alıyor. Asaf Koçak’ın (36) hiç yanından ayırmadığı deri çantasının içi çizilmeyi bekleyen beyaz kağıtlarla dolu. Sehergül Ateş’in (30) daktilosunun yanında duran kurdele çiçeği kendini gerçekleştirmeye çalışan becerikli bir kadının temsili. Eczacılık Fakültesi’nden yakın arkadaşı İnci Türk (22) ile birlikte yeni mezun olan Huriye Özkan’ın (22) ve kardeşi Yeşim Özkan’ın (22) odalarında papatyalar var, en sevdikleri çiçeklerden. Muammer Çiçek (26) ve İnci Türk’ün odaları ise tiyatro sevdalısı diğer gençler gibi kırmızı perdeli. Özlem Şahin (17) ile birlikte şenliklere katılmaktan büyük heyecan duyan Nurcan Şahin (18) üniversite sınavında Hacettepe Matematik Bölümü’nü kazandığını öğrenemedi. Sınav sonucu masasında, onun gelecek düşlerinin bir temsili olarak duruyor. Hacettepe felsefe öğrencisi Yasemin Sivri’nin (19) bez bebeği Tutku, kitaplarından sonra en sevdiği eşyalardan biri. Müze odalarındaki nesneler, fotoğraflar ve temsiller kendi anlamlarının dışında bizlerin zihninde yankılandıkça hayat bulmaya devam ediyor.

Asuman Sivri (16) gencecik bir semah hocası, gökyüzünde süzülen her kuş size onu hatırlatsın. Hasret Gültekin (22), Nesimi Çimen (62), Muhlis Akarsu’yu (46) hatırlayın her türküde.  Elma yerken Ahmet Özyurt’u (21). “Hasretinle Yandı Gönlüm” şarkısını dinlerken Belkıs Çakır’ı (18), Mathilde Santing dinlerken Carina Thuijs’i (23) hatırlayın. Metin Altıok’un (53) , Behçet Aysan’ın (44) , Uğur Kaynar’ın  (37) bir şiirini; Asım Bezirci’nin (66) bir kitabını okuyun arada. Onları okurken 1 Temmuz günü Divriği Kültür Dergisi için bu şair ve yazarlarla röportajlar yapan Gülsün Karababa’nın (21), Handan Metin’in (22), Gülender Akça’nın (25) duydukları heyecanı hissedin. Kardeşinize Murat Gündüz (22) gibi sarılın, pul defterinizin köşesine onun adını ekleyin. Çiçeklerinizi sularken Muhibe Akarsu (35) gelsin aklınıza. Benjamin çiçeğiniz varsa Erdal Ayrancı’yı (35), akvaryumunuz varsa Serkan Doğan’ı (19), bisiklete binen çocukları gördüğünüzde ise Menekşe (14) ve Koray Kaya’yı (12) hatırlayın. Sevgilinize bir mektup yazarken, Serpil Canik’in (19) şiir defterine yazdığı gibi “canım” diye başlayın “sevgilim” diye bitirin. Kardan adam yaptığınızda Mehmet Atay’ı (25) hatırlayın, bir fotoğraf çekin.

Bir hatırlama ve anmanın mekanı olan sanal müze; ağlamadan anlatılamayanların, yasın, hatıraların, sözün, şiirin, sanatın, kültürün; gençlerin, çocukların, şairlerin, yazarların, halk ozanlarının odalarından oluşuyor. Bu odalar sadece isimden ibaret olmayanların, keşfedilmeyi bekleyen hayatları olarak karşımızda duruyor.

Odalarının kapılarını açık bıraktık, yüreğinizle bakın.

“Ölürsem
Açık bırakın balkonu
Çocuk portakal yer
(Balkonumdan görürüm onu)
Orakçı ekin biçer.
(Balkonumdan duyarım onu)
Ölürsem
Açık bırakın balkonu.”

(İnci Türk’ün (21) bir kağıda yazdığı Federico Garcia Lorcanın Hoşçakalın” şiiri)

Paylaş

spot_img

İlginizi çekebilir

Bunlara baktınız mı?
Benzer Başlıklar

Bad Schönborn’da Demokrasi ve Çeşitlilik İçin Büyük Gösteri

Bad Schönborn'da gerçekleşen "Demokrasi ve Çeşitlilik İçin Büyük Gösteri",...

Alevilerin Sesi Dergisi’nin 284. sayısında yer alan bazı başlıklar :

📌  Umut Yol Gösteren Bir Duygudur – ERDAL KILIÇKAYA 📌 ...

Berlin Cemevi Eyalet Başbakanını Ağırladı

Berlin Eyalet Başbakanı Kai Wegner (CDU), başbakanlıktaki ilk yılını...

Alman Parlamentosu’nda Hızır Lokması Paylaşımı

Hızır ayı oruç günlerinin son günü Alman Parlamentosu İnanç...