Pazartesi, Haziran 17, 2024

Yücel Tunca: Alacakaranlıkta 30 Yıl: Madımak Katliamı

Date:

1993 yılında genç bir gazeteci olarak haftalık haber dergisi Panorama’nın fotoğraf editörlüğünü yapıyordum. Dergimizin foto muhabirlerinden Mehtap Yücel, Alevilik ve semah üzerine bir röportaj hazırlamak üzere Sivas il merkezinde ve Banaz köyünde yapılacak Pir Sultan Abdal Kültür Etkinlikleri’ne katılmak istemiş, dergi yönetiminin bu öneriyi kabul etmesiyle hazırlıklarını tamamlayıp 2 Temmuz sabahı Sivas’a gitmişti. İstanbul’da, merkez bürodaki bizler için sıradan bir cuma günüydü. Rutin işlerin koşturmacası arasında çok da yakından takibi gerekmeyen Sivas’taki kültür etkinliklerinin ilerleyen saatlerde bir ölüm kalım mücadelesine dönüşeceğini ve nihayetinde korkunç bir katliamla sonuçlanacağını hiçbirimiz tahmin dahi edememiştik. Öyle ki akşamüzeri Mehtap, Madımak Oteli’nin lobisinden dergiyi arayıp şehirdeki şiddet eylemlerinin otel etrafında yoğunlaştığı haberini verdiğinde de büyük bir kaygı oluşmadı. Ankara’daki kimi politikacılar arandı, onlara bilgi verilip, onlardan bilgi alındı. Ankara’da gelen bilgiyi Mehtap’a aktardık: “Her şey devletin kontrolü altında. Endişelenecek bir şey yok. En kısa zamanda gereken müdahaleler yapılacak, saldırgan kitle yakında dağıtılacakmış.” Saat 17.00 sularında Madımak Oteli’nde sıkışıp kalanların da beklentisi zaten bu yöndeydi.

Dakikalar ilerledikçe otele ulaşmak zorlaştı. Telefon sürekli meşgul sinyali veriyordu. Ankara’daki yetkililer ile sık sık yapılan görüşmelerden durumun vahametini anlamak mümkün değildi. En son dönemin Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü ile görüşülmüş, o da diğerleri ile aynı cümleleri kurmuştu: “Endişelenmeyin, durum kontrol altında.”

Saatler 19.30’a yaklaşırken Mehtap Yücel’e son kez ulaştık. Telefonda ona İnönü’nün sözlerini aktarıp sakin kalmaya çalışmalarını bizzat ben söyledim. “Nasıl sakin olalım Yücel!” diye çıkıştı, “İçeri giriyorlar, kırılmadık cam kalmadı, merdivendeki barikatı aşmak üzereler!” Bunu işitmenin şaşkınlığıyla ne diyeceğimi bilemeden anlamsız bir iki cümle daha kurmaya çalışıyordum ki hat kesildi. Tekrar tekrar aramanın hiçbir faydası olmadı. Dergideki herkes birbirine endişe ve soru dolu gözlerle bakıyor, yeniden telefonlara sarılıp yetkililerden bilgi alınmaya çalışılıyordu. Sonunda o kahredici haber geldi: İçinde yüze yakın çocuk, genç ve yetişkinin bulunduğu otel saldırganlar tarafından ateşe verilmişti.

Gecenin ilerleyen saatlerinde katliamın boyutlarını öğrendiğimizde hissettiğimiz büyük acı ve çaresizlik hepimizi ezip geçti. Kımıldayamaz halde televizyondaki haberlerden kaybettiklerimizin isimlerini dinliyorduk. Yayınlanandan fazlasını Ankara’dan öğreniyorduk.

Mehtap Yücel’in otelden sağ çıkanlar arasında olduğu haberi sabaha karşı bize ulaştı. Geleneksel 4. Pir Sultan Abdal Kültür Etkinlikleri katılımcılarından bir grup ile birlikte Sivas Emniyet Müdürlüğü’ndeydi, yaralanmamıştı, sabah saatlerinde Ankara’ya gönderilecekti. Derin bir nefes aldık ancak içimizdeki tarifsiz acı ve öfkeyle bu habere dolu dolu sevinemedik bile.

2022 yılıydı… 2 Temmuz 1993’ün üstünden 29 yıl geçmişti. Katliamın bir yanıyla yargı sürecinde de devam edişine, sürekliliğine tanıklık etmiş biri olarak bana ve Günseli Baki’ye, o yılın bahar aylarında Madımak Katliamı Hafıza Merkezi’nin çalışmalarına katılma önerisi geldiğinde tereddütsüz kabul ettik. Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun girişimiyle başlatılan çalışmaların bütününde web genel sanat yönetimi grubunda yer alacaktık. Ayrıca içinde bir sanal kütüphane ve müzeyi barındıran, sözlü tarih görüşmelerini, röportajları ve bir belgesel filmi içeren Madımak Katliamı Hafıza Merkezi kapsamında yönetmenliğini yapacağım bir web belgesel hazırlamak için işe koyulduk.

Ortaklaştığımız bir fikri zeminimiz vardı: Madımak Katliamı, katliamı gerçekleştiren saldırganların yanı sıra öncesinde, sırasında ve sonrasında devletin de içinde yer aldığı büyük bir insanlık suçuydu ve aradan geçen yıllar boyunca gerçek adalet sağlanmamış, hakikat tüm yönleriyle ortaya çıkarılmamıştı. Çalışmalarımızın bütünü, bir yandan hafızayı canlı tutmak, yitirdiklerimizi ve katliamı unutturmamak içinse bir yandan da her türlü yöntemle hakikati görünmez, belirsiz kılmaya gayret edenlerin çabalarını boşa çıkarmak içindi. Alacakaranlıkta 30 Yıl: Madımak Katliamı adıyla hazırlıklarına başladığımız web belgeselinde sadece 2 Temmuz 1993 gününe odaklanmak hakikate ulaşmamızı sağlamayacaktı. Çok daha geniş bir zaman dilimini ele alıp, çok daha geniş bir coğrafyaya yayılarak, tarih, sosyoloji ve siyaset perspektifinden bakmadığımız takdirde hakikati belirginleştirmek mümkün olamazdı. Selçuklu ve Osmanlı monarşilerinden kapitalist cumhuriyete uzanan yüzlerce yıllık zaman diliminde varlığını ve egemenliğini sürdüren yerleşik zihniyetin, farklı bir hayatın mümkün olduğunu gösteren düşünce sistemleriyle kendisine tehdit oluşturan Alevilere ve sosyalistlere karşı uyguladığı kanlı politikaları, ürettiği sürekli şiddeti ve bu politikaların toplumsal yapıda oluşturduğu düşmanlıkları, bu düşmanlaştırmayla beslenen tetikçi paramiliter yapıları değerlendirerek katliamın zeminini netleştirmek gerekiyordu.

Öte yandan katliamın 30. yıl dönümü için hazırlanan bu web belgeseli Alevi toplumunu, tarihsel önderleri, egemenlerin uyguladığı şiddet politikalarının sonucu gerçekleşen göçleri, içe kapanmayı ve bir noktadan sonra silkinerek inanç ve kültürlerine sahip çıkıp yurt içinde ve yurt dışında giderek güçlenen örgütlenme sürecini de ele almalıydı.

Alacakaranlıkta 30 Yıl: Madımak Katliamı web belgeseli tüm bu politik ve sosyolojik zeminin üzerine inşa edilirken katliamın kronolojik eksenine de katmanlı bir yaklaşım getirildi. Madımak Katliamı, web belgeselin farklı bölümlerinde, farklı tarafların aynı süreçteki farklı tutum ve davranışlarıyla tekrar tekrar ele alındı. 2 Temmuz günü, öncesi ve sonrasıyla hem saldırıya, katliama uğrayanların yaşadıkları üzerinden hem de saldırganların eylemlilikleri üzerinden farklı bölümlerde anlatılırken, aynı süreç yerel yetkililerin, merkezdeki devlet görevlilerinin ve medyanın perspektifinden yine ayrı bölümler halinde işlendi.

Web belgesel, somut olaylar ve temsiliyetleri nedeniyle Sivas, Ankara, İstanbul ve Berlin şehirlerinin adını taşıyan dört ana bölüm altında toplanan yirmi bölümden oluştu. Sivas bölümünün birinci kısmı olan “Şenlik Heyecanı”nında, Geleneksel 4. Pir Sultan Abdal Kültür Etkinlikleri için çoğunluğu Ankara’dan yola çıkan düzenleyici ve katılımcıların yol hikâyelerini ve Sivas’a dair ilk izlenimlerine yer verildi. Sivas bölümünün ikinci kısmı olan “Tekbir ve Taş”, etkinliklerin ikinci gününün sabahından Madımak Oteli’ne saldırıların başladığı ana kadar olan detayları, yine içeriden bakışla ele alındı. “Katliam Cuması” başlıklı üçüncü kısımda 2 Temmuz günü cuma namazından çıkan saldırganların gün boyu devam eden yürüyüş ve şiddet eylemleri, oteli ateşe verdikleri ana kadar saldırgan kitlenin hareketliliği üzerinden anlatıldı. “Can Kırımı” başlıklı dördüncü kısımda ise Madımak Oteli’nin saldırganlar tarafından kuşatılması, yakılması ve sonrasındaki süreç, otelde bulunanların tanıklığı esas alınarak aktarıldı. Sivas bölümünün son kısmı olan “Olağan Şüpheliler”de ise katliama ilişkin tüm süreç Sivas’ın yerel yöneticilerinin ve güvenlik güçlerinin pozisyonları, tutumları ekseninde ele alındı.

Sivas bölümünü oluşturan bu beş kısmın içeriğinden ayrıca “Banaz’dan Yayılan Işık”, “Heykeli Parçalamak”, “Bir Mahallenin Anatomisi: Alibaba”, “İyileşmeyecek Yaralar”, “Madımak: Otelden Utanç Müzesine” ve “Sonsuzlukta 33 Can” başlıklarını taşıyan yan anlatılara geçilmesini sağlayan bağlantılar oluşturuldu.

Web belgeselin ikinci bölümünde Ankara eksenli anlatılara yer verildi. Bu bölümün “Yüzbinlerin Öfkeli Vedası” adlı ilk bölümünde, Madımak Oteli’nde katledilenler için Ankara’da yapılan cenaze töreni detaylı biçimde anlatıldı. İkinci kısma “Puslu Başkentin Karanlık Odaları” adı verildi. Ankara’daki siyasi aktörlerin katliamı hazırlayan siyasi ve kültürel atmosferdeki rollerinin, devletin katliamdaki rolünün, sorumluluğunun ele alındığı bu kısmı “Adalet Yoksa…” adlı üçüncü kısım izliyordu. Bu kısımda da Sivas-Madımak Davası’nın 30 yıllık süreci çeşitli yönleriyle detaylandırılarak anlatıldı.

Ankara bölümünü oluşturan üç kısmın içeriğinden ayrıca, “Hafıza Anıtları” ve “Bir Direniş Yöntemi Olarak Anma” başlıklarını taşıyan yan anlatılara geçilmesini sağlayan bağlantılar kullanıldı.

Web belgeselin üçüncü bölümü İstanbul eksenli anlatıların yer aldığı iki kısımdan oluşturuldu. “Sel Olup Akan Şehir” adını taşıyan birinci kısımda, Madımak Oteli’nde öldürülen Asım Bezirci ve Nesimi Çimen’in İstanbul’da yapılan cenaze törenleri anlatıldı. “Medyanın Fabrika Ayarları” adlı kısımda ise merkez medya olarak bilinen yüksek tirajlı gazete ve dergilerle ülke çapında yayın yapan televizyon kuruluşlarının haberlerinde, eski adlandırmasıyla Bab-ı Ali’de katliamın nasıl görüldüğü, nasıl aktarıldığı, nasıl çarpıtılmaya ve algı yaratılmaya çalışıldığı anlatıldı.

Web belgeselin son bölümü olan Berlin, Avrupa eksenli anlatıların olduğu iki kısma ayrıldı. “Bulunamayan Firarilerin Avrupa Hayatı” adını taşıyan kısımda, Sivas-Madımak Katliamı Davası sanıklarından bazılarının yurt dışına kaçmaları, Berlin merkez alınarak, Avrupa’daki hayatları, korunmaları, iadeleri hususunda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin isteksizliği ve Avrupa’daki bazı devletlerin firariler konusundaki tutumu ele alındı. Bölümün “Bir ve Diri Olmak” adlı ikinci kısmında ise Alevi toplumunun Avrupa’daki örgütlenmesi, katliamın tüm sorumlularının yargılanması için verdikleri mücadele ve eylemlilikleri konu edildi.

Unutmamak ve unutturmamak için olduğu kadar hakikate ulaşmak ve gerçek adaletin sağlanması için verilen mücadeleye katkıda bulunmak amacıyla hazırladığımız Alacakaranlıkta 30 Yıl: Madımak Katliamı web belgeseli, çağdaş iletişim araçlarında her geçen gün daha fazla örneğini gördüğümüz bir yeni medya türü olarak interaktif ve multimedia özellikleriyle okuyucu/izleyiciyi katılımcı olmaya teşvik ediyor. 20 kısım ve yan anlatıdan oluşan web belgeselinin her kısmı “hayal edilmiş fotoğraflar” diyebileceğimiz bir siyah-beyaz illüstrasyon ile başlıyor. Belgelere ve tanıklıklara dayalı detaylı metinlere yer yer sözlü tarih görüşmelerinde kaydedilmiş videolar ve arşiv videoları eşlik ediyor. İzleyicinin okuma-izleme sırasını kendisinin belirleyebildiği bu akışta açılıp kapatılabilir grafikler, galeriler, fotoğraflar ve ses uygulamaları da yer alıyor. Madımak Katliamı’na ilişkin 30 yıllık süreçte birikmiş ancak büyük oranda dağınık olan, birçok eksik ve yanlış bilgiyi de içeren verilerin gözden geçirilip ayıklanması, tasnif edilmesi ve yeni araştırma sonuçlarının da eklenmesi sonucunda ortaya çıkan Alacakaranlıkta 30 Yıl: Madımak Katliamı web belgeselinin paylaşıma açık içeriği bu alanda yeni çalışmalar yapmak isteyenler için de bir kaynak niteliği taşıyor.

Madımak Katliamı Hafıza Merkezi web portalının tamamında olduğu gibi web belgesel de yapısı ve içeriğiyle genç kuşaklara ve farklı coğrafyalarda yaşayanlara katliamı güçlü bir biçimde anlatmayı, hafızalardaki dağınık bilgileri toparlamayı, sistematik dezenformasyona karşı belge ve tanıklıklara dayalı en doğru bilgileri aktarmayı hedefliyor.

Yücel Tunca
Alacakaranlıkta 30 Yıl: Madımak Katliamı web belgeseli yönetmeni

https://webbelgesel.madimak.org

Paylaş

spot_img

İlginizi çekebilir

Bunlara baktınız mı?
Benzer Başlıklar

Kazım Gündoğan: Dersim Tertelesi Cumhuriyetin Kara Kutusudur

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 286. sayısında yayınlanmıştır. KAZIM GÜNDOĞAN...

Yönetmen Yücel Tunca ile “Alacakaranlıkta 30 Yıl: Madımak Katliamı” belgeselini konuştuk – Röportaj Nuray Pehlivan

Madımak Katliamı üzerine bir web belgesel: Alacakaranlıkta 30 Yıl Yönetmen...

Cemal Taş: MAZLUM EBE JÜANÊ ZALIMKARİ, SE DERDÊ XO BİYARO JÜAN

Hesenê İbrahimê Qıci, Hesenê Cıvrail Ağaê Arekiye, Aliê Mırzê...

Cafer Kaplan Dede: Gerçeğin Dilinden Madımak Katliamı

Dostun zülüfleri bölük bölüktür Benim ciğerciğim delik deliktir Muhabbetin sonu tez...

Alevilerin Sesi dergisine abone olmak ister misiniz?