Cuma, Temmuz 12, 2024

Nuran Kılıçkaya: “Söz Kadının Sıra Bizde” kampından damlalar…

Date:

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 284. sayısında yayınlanmıştır.

FRANSA ALEVİ KADINLAR BİRLİĞİ

Konu: Kadının görünmeyen emeği.

“kısık bir perdenin o gerçeği
gösterdiğinden umutlu
bir perdenin kısık yeri kadar
incelen kadınlar

dünya, nedir onlardaki yansı
demir mi, ateş mi, belki cehennem
pervaneler işte, renkli camlara
çarpa çarpa hayal kanatlarını
tükenen kadınlar”*

Gülten Akın

Sevgili Gülten Akın’ın durumumuzu özetleyen “Bölünen Kadınlar” şiiriyle başlamak istedim. Bir şekilde inceltilen, uçmaması için kanatları kesilen, ötekilerin başına yazılan ve hep 2. cins olmaya mahkum bırakılan biz kadınlar…

Semavi dinler tarihinden bakıldığında kadınların ilk öteki olmasının hikayesinden söz ederek başlamak gerekiyor.

Adem’in ilk eşi Lilith’dir. Adem’le aynı topraktan yaratıldığına göre eşit olmaları gerektiğini savunan ve erkeğin kendisinden üstün olmak istemesine bir anlam veremeyen, başkaldıran ilk kadındır. Kendisine sunulan sıcak yuvayı kapıyı çarparak terk ettiği için artık yeri de cennetten dışlanmışlar arasında olacaktır. Şeytanın ta kendisi ile ilişkiye girer ve ondan cin çocuklar doğurur, hem de günde yüz çocuk gibi yüksek bir oranda.  Eril-dişil karşıtlığı daha o hikâyede doğmuş oluyor. İnanışa göre dünyada kötülüklerin bu kadar yaygınlaşmasının sebebini kadının eşitlik mücadelesine bağlayan kutsal kitaplar. Ve sonra Tanrı, bu kez Adem’in kaburga kemiğinden bir parça ile Havva’yı yaratır. Kaburga kemiğinden yaratmasının sebebi ise Adem’e itaat etmesini ve aynı olayın tekrarının olmamasını sağlamaktır. Ancak kadının eşitlik ve bilgiye ulaşma isteği bu kez Havva’nın yasak olan elmayı yemesiyle ortaya konulur. Eski Yunan mitolojisinde de kadın doğurganlığı ile bolluk ve bereketi temsil ederken aynı zamanda baştan çıkarıcı ve ‘eksik’ olduğu söylenerek lanetlenir. Gerek mitolojik gerekse dinsel hikayelerde kadının hep 2.cins olması, ötelenmesi günümüzde gerek özel gerekse kamusal alanda emeğinin de görünmez olmasına kadar gelmiştir.

Şimdi bu örneklerimize inancımız üzerinden bakalım. Alevi kimliğinin temel söylemlerinden birisi “Can” kavramıdır. Bizim inancımız kadını ya da erkeği diğerine göre üstün görmeyen, kadının ve erkeğin Can olduğu bir inançtır ve bu çok kıymetlidir.

Oysa bugün yaşanan pratiğe baktığımızda yapılan her şeyin mutfağında ön saflarda olan kadın canların emeği, işin görünür kısmına yani vitrine gelince arkaya itilen bir pozisyonda bırakılmaktadır. Alevi kadınların kamusal alandaki görünürlükleri, eşitlik iddiasını tartışılır kılan önemli bir göstergedir. Alevi örgütlerinin yönetim kurullarındaki kadın temsiline baktığımızda eşitlik söylemiyle örtüşmeyen bir tabloyla karşılaşmaktayız. Yol kadındır denilir sıklıkla ama o yol mutfağa giden yol olmamalıdır sadece.

Dernek ve cem evlerimizde sayısal olarak temsil gücü oldukça zayıf olan biz Alevi kadınlar, sorunlarımızı kamusal alana taşıma ve çözüm önerileri üretme konusunda yeterince güçlü değiliz. Katmerleşen sorunlarımızı, kendimizi küçümsemeden yan yana ve can yana olmanın gücüyle çözebiliriz.

İşte bu yüzden bugün burada yapılan çok kıymetlidir. Hem özel hem de kamusal alanda ikinci cins olmaktan kurtulma yollarını bulmak için, önce bu durumun birlikte farkına varmamıza, çözümü birbirimizden güç alarak ortaya koymamıza, can cana, gönül gönüle olmamızın güzelliğini ve sihrini yaşamamıza vesile olmaktadır kampımız.

Konumuzun hem kamusal hem de özel alanda kadın emeğinin görünür olamaması sadece Türkiye’de ki kadınların değil, diğer ülkelerdeki tüm kadınların ortak sorunu olduğunu görmek hepimize mücadelenin iktidarların ötesinde dünyada var olan ataerkil sistemin bir sonucu olduğunu da net bir şekilde gösteriyor. Çalışan kadınların demokrasi havarisi görünen ülkelerde de aynı işi yapan erkeklere oranla daha düşük ücret alıyor olması bunun en büyük kanıtıdır. Ayrıca ev içi emeğin yok sayılması da yine dünya genelinde olan bir emek değersizleştirmesidir.

Ancak sorun yalnızca sistemin bu şekilde işlemesi değildir. Ataerkil sistem doğası gereği bunu uygularken; kadın olarak haklarımızın bilincinde olmamak, birlikte hareket edememek daha büyük bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. Bugün Feminizm sözcüğünü duyan birçok kadının aklına ilk gelen erkek düşmanlığı olduğudur. Oysa ki Feminizm; kadının kendi değerini ve insan haklarını bilmesi ve bunun mücadelesini vermesi demektir. Örneklendirmek gerekirse “Eşim akşama kadar iş yerinde çalışıyor, yoruluyor ben evdeyim. Evde yaptığım işler de zaten benim görevim.” düşüncesi sistemin bize sanki bunu bir kadın olmanın sorumluluğuymuş gibi öğrettiği ve kabul ettirdiği bir düşüncedir. Oysa ki evde yapılan tüm işler de oldukça ağırdır, mesaisi yoktur, herhangi ücret karşılığı bulunmaz, tatili ve emekliliği söz konusu değildir. Yani tamamıyla görünmez kılınan bir emeğin sömürüsüdür. Bir karşılık beklemek gerektiğini de düşünmeyiz. İşte bu noktada Feminizm bunun bir emek olduğunu ve harcadığımız bu emeğin karşılığı olan haklarımızın olduğunu söyler. Bunun için mücadele edilmesi gerektiğini hatırlatır. Ev çalışanlarına da devlet tarafından ücret ödenmesi, emeklilik hakkının verilmesi gerektiği bilincinin kazanılmasıdır.

Bunun bilince varmak, bu bilinci yaymak, mücadele etmekten asla vazgeçmemek, yan yana durmayı becerebilmek ile bunları aşmak mümkün.

Alevi kimlik mücadelemizde de gerek derneklerde gerekse de cem evlerinde biz kadınlar hiçbir maddi karşılık beklemeden eşimizden, çocuğumuzdan, özelimizden, işimizden, hayatımızdan fedakarlık yaparak emek ediyoruz. Emeğimizin görünmez olması pahasına vazgeçmiyoruz. Çünkü hepimiz burada tüm bunların, bu inancın sonraki kuşaklara aktarılması gerektiğinin bilincindeyiz. Bu birlikteliğin bugüne, bu noktaya kadar devam etmesi çok kıymetli bir şey.

Biz Aleviler bu dünyada steril bir hayat sürmüyoruz. Kendi dışımızda ki inançlardan, kültürlerden ister istemez etkileniyoruz. Bu da bize can kavramında ki eşitliği değil de kadının ikinci planda olma halini yaşatıyor. Bizdeki kadın erkek eşit söylemi de böylece boşa düşüyor.

Son olarak şuna da mutlaka değinmek isterim. FUAF Avrupa’da diplomasi notu en yüksek kurumlardan biriymiş. Bunu nasıl mı anladım. Vize başvurusu yaptığım dönemde Avrupa ülkelerinden başvurulara ret cevabı geliyordu öğrenebildiğim kadarıyla. Ben vize başvurumun ikinci günü arandım, üçüncü gün pasaportumun kargoya verildiği bilgisi geldi ve vizem onaylanmıştı. Bu: Fransa’da ki Alevi hareketinin gücünün ne kadar etkili olduğunun bir göstergesidir.

Bugüne kadar emek eden tüm canların emeklerine yüreklerine sağlık.  Birbirimize ve kendimize güvenmemiz, yan yana ve can cana olmamız çok kıymetlidir. Umarım inancımızı gelecek kuşaklara aktarırken ulularımızdan bize bin bir emekle taşınan yolumuzda pusulamızı kaybetmeyiz.

İnsanlığın dinler tarihi hikayelerle (mit) başlar ve devam eder. Ve bu hikayelerin (mitlerin) en güzeli de bizim yani Alevilerin hikayesidir. Bu güzelliği yaşamaktan ve yaşatmaktan vazgeçmeyelim.

Sözlerimi sevgili Furuğ FERRUHZAD’ın bir şiiriyle bitirmek istiyorum. Yeniden merhaba diyeceğim güneşe

Gövdemde akan nehirlere
Bulutlar gibi uzayıp giden düşünceme
Benimle birlikte kuru mevsimlerden geçen
Bahçemdeki ağaçların hüzünlü büyümesine
Gecenin kokusunu hediye eden kargalara
Yaşlılık biçimim olan ve aynada yaşayan anneme
Tekrarlanan şehvetimle döllenen yeryüzüne
Yeniden merhaba diyeceğim
Geliyorum, geliyorum, geliyorum,

Saçlarımla: Yeraltı kokularının devamı
Gözlerimle: Karanlık tecrübesiyle
Duvarların ötesinden kopardım dallarımla,
Geliyorum, geliyorum, geliyorum,

Ve aşkla dolu avluda bekleyen kıza
Yeniden merhaba diyeceğim.

Fransa Alevi Kadınlar Birliği Kampı’nda bizlere yüreklerini açıp mihman eden, emek eden tüm can kadınların emeklerine, yüreklerine sağlık.

Sevgiler, selamlar tüm can kadınlara…

Paylaş

spot_img

İlginizi çekebilir

Bunlara baktınız mı?
Benzer Başlıklar

Erdal Kılıçkaya: Sönmeyen kor 2 Temmuz

2 Temmuz, bundan 31 yıl önce insanlık tarihine kara...

Ümit Kıvanç: Toplumun haysiyetini de korumayı bilmesi lazım

İrfan Aktan Sivas Katliamı hakkında bugüne kadar yapılmış en kapsamlı...

Kazım Gündoğan: Dersim Tertelesi Cumhuriyetin Kara Kutusudur

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 286. sayısında yayınlanmıştır. KAZIM GÜNDOĞAN...

Alevilerin Sesi dergisine abone olmak ister misiniz?