Cuma, Temmuz 12, 2024

Metin Mat: İslamiyet

Date:

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 284. sayısında yayınlanmıştır.

İnşallah, maşallah kelimelerinin havada uçuştuğu, Cennet ışıkları altında sarhoşluk vermeyen şaraptan akan ırmaklar ve tomurcuk memeli hurilere kavuşma aşkı,  inanmama halinde de katran kazanlara atılma, kor ateşlerde yakılma, boğazına kaynar suların döküldüğü, cehennem korkusu, inanan insanların beynini felce, vicdanını kuma çevirmiş görünüyor.

Bütün inançlara saygılıyız elbette. Ancak İslam ve inananları, inandığını kendileri için yapsalar sorun yok. Yani günde beş vakit değilde elli vakit namaz kılmanın bana dokunur yanı yok. Ama mesele bu değil. İslamcılar inandığına inanmamızı, yediğini yememizi, giydiğini giymemizi dayatmanın derdinde ve bu kabul edilemez. Ayrıca kendisine Müslümanım diyen bazı Aleviler ve Alevi asimilasyonu dikkate alındığında  İslam konusuna kısada olsa değinmemi zorunlu kılıyor.

Tabiki Kur’an, onbinlerce hadis, 1400 yıllık bir tarihi bir makaleye sığdırmanın imkansız olduğunun bilincindeyim. Kısa, öz, özetleyerek bir nebze de olsa bu konuya ışık tutmaya çalışacağım.

Öncelikle İslamın eskalotik yani ahiret dini olduğunu söyleyelim. Bütün evreni altı günde yaratan ve her şeye gücü yeten, doğmamış, doğurmamış, ezel ve ebed olan tek tanrı. Namaz, ramazan orucu, zekat sünneti farz olan, Allah’ın birliğine, kitaplarına, peygamberlerine, meleklerine ve ahirete inanmayı esas alan bir din. Ve Muhammed’den günümüze İslamın müslümanlardan istediği budur. Bütün İslam dünyası da (bazı İslamcı felsefeci ve tasavvufçuların İbni Sina, İbni Rüşt’ün akılcılığı esas alarak yorum yapmaları, Muhittin Arabi gibi farklı yorumları, Mütezile ekolü gibi bazı konulara itirazı olsada) buna inanır, bunu yaşarlar. Ve İslam budur, bunun dışında bir İslam da yoktur.

“İslam dini barış dinidir.” Söyleminden başlayalım.

Gerçekten barış dini mi İslam? Kur’an ayetlerine, İslamın doğuşu ve yayılış sürecine baktığımızda bunun tersi bir yapıda olduğu apaçık görülecektir.

Yani, İslam savaşı (cihad) esas almış ve tamamen savaşarak yani zorla toplumlara hakim olmuştur.

Önce bir Hadis;  “Ben kılıçla gönderildim, insanlar Allah’a inanmadıkları sürece ben kılıç kullanırım. Ayrıca benim rızkım/gelirim kılıcımın gölgesi altındadır. Zillet ve küçüklük, beni dinlemeyenlerin üzerinedir.”  Buhari’den bir hadis daha alalım. “Haydi savaşa (Tebük’e) Rumların sarışın kızlarına” Hz. Ali ve Ailesi-Arif Tekin. (Dikkatinizi çekmiştir. Allah için savaşa demiyor. Rumların sarışın kızları için savaşa diyor.)

Peygamber Muhammed’in bizzat katıldığı savaş ve baskınların sayısı 30’dan fazladır.

Bir alıntıda Hz. Ali’den, “Kılıcımla bütün düşmanlarımı kendimden uzaklaştırdım. Annem beni bu iş için doğurmuş. Ben dünyaya savaş için geldim.” Hz. Ali divanından.

Yani öyle barış, hoşgörü, başka inançlara saygı yok. İslam olmayanlara karşı savaş esastır. Ve tarih boyunca Muhammed’den başlayarak kılıçla konuşan Kur’an’ın Tanrısını görürüz. Savaşla (Cihad) ilgili ayetleri yazmıyorum. İsteyen bunlara internetten ulaşabilir.

Peki Kur’an’ın Tanrısı Peygamberin eline neden kılıcı verir? Kelamı, sözü, yani Kur’an yetmiyor mu? Peygamberliğin ilk 13 yıllık Mekke döneminde ikna ettiği 150 kişiye baktığımızda kelamın yetmediği görülüyor.

İslam öncesi Arapların durumuna göz atalım.

“Araplar, kendilerinde bulunan yabanlığın doğal itişiyle, yağmacı ve yakıp yıkıcıdır. Güç yettirebildiklerini yağma ederler…”

“Sonra, insanların ellerindekileri yağma etmek de, Arapların doğal yaşamlarının gereklerindendir.’’

” Rızalıkları (geçimleri) kargılarının/mızraklarının gölgesinde sağlanır. Başka insanların ellerindekileri yağma etmelerinin bir sonu, sınırıda yoktur.” İbni Haldun- Mukaddime I

“…Bunlar çoğu kez, akrep ve osuran böcekleri yerler ve “ilhiz” yemekle de övünürlerdi. “ilhiz”, deve yününden yapılan bir yemektir. Deve yününü kana bulayarak taşla döverler ve pişirerek oluşturulardı bu yemeği.” İbni Haldun-Mukaddime II

“Coğrafya kaderdir” diyen ve sosyolojinin babası sayılan Müslüman İbni Haldun, ‘’o coğrafyanın ikliminden dolayı, çöl olması, bitki ve hayvan çeşitliliğinin az olması böylesi bir kültürü yaratmıştır’’ der ki doğrudur. Birbiriyle savaşan, birbirinin elindekini gasp eden Arap kabileleri, yoksulluk, kıtlık içinde bir yaşam ve yağmayı,  ganimeti, cariyeyi din adına meşru gösterdiğinizde açlardan  ordu oluşturmanız, zaferden zafere koşmanız kaçınılmaz olur.

Arapların İslam öncesi inançlarında ne var?

– Boy abdesti,
– Teyemmüm (Nisa-43) toprakla temizlik,
– Namaz, Cuma Namazı ( Arube),
– Newroz ve Mihriban Bayramı (İslamla bunlar yasaklandı yerine Ramazan ve Kurban bayramı getirildi.),
-Yağmur duası,
– Başörtüsü geleneği (Hıristiyan ve Yahudilerde de var)
– Kısas (cana can, göze göz),
– içki yasağı,
– Üç kere boş ol (talak),
– Peygamberlerle ilgili efsaneler,
– Mekke’nin haram bölgesi olması,
– Zekat,
– Hac,
– Kan Bedeli,
– Çok eşlilik,
– İki erkeğin şahitliği (kadın yok)

Yani bugün müslümanların hac, zekat, namaz vs. bilip yaptıkları bir çok şeyin İslam öncesi Arap toplumunda var olduğunu belirtelim.

“Bazı Araplar tek tanrıcılığın, emperyal bağlantılar dışında, daha yansız bir biçimini keşfetme girişiminde bulunmuş görünüyorlar daha beşinci yüzyılda.

Filistinli Hristiyan tarihçi Sozomenus bize Suriye’deki bazı Arapların, İbrahim’in özgün dini adını verdikleri dini, yeniden keşfettiklerini bildirir. İbrahim, Tanrı daha Tevrat’ı, İncil’i göndermeden yaşamıştı ve dolayısıyla ne Yahudi ve Hristiyan’dı.

İlk biyograficisi Muhammed bin İshak’ın (öl.767) bildirdiğine göre, Muhammed’e ilk vahiyin gelmesinden kısa süre önce, Mekke’de Kureyş’ten dört kişi, İbrahim’in doğru dini Hanifi  benimsemişti..” Tanrının Tarihi- Karen Armstrong.

İslam vahiyle başlamışsa bu dört kişi üstelik Mekke’de ve Muhammed’in kabilesinden kimden haber aldı?

Aslında Muhammed’den önce oluşan, gelişen ve Muhammed’le ifadesini bulan o coğrafyanın kültürel evrimi diyeceğimiz bir durum.

Yani Cebrail aracılığı ile vahiyle gelen bir şey yok. “Vahiy, sanıldığının, ileri sürüldüğünün aksine Peygamberin, peygamberlerin gaipten haber alması demek değildir. Bir diğer ifadeyle vahiy, göklerden gelen bir bilgi de değildir. ” İslam Bu- Cemil Kılıç (İslam ilahiyatçısı) gaipten gelen vahiy yok. Vahiy gönderen de yok.

“- Allah bize uzak değildir.
– Allah içimizdedir, biz onun içindeyiz.
– Allah yaşamımızın kendisidir.
– Allah alın terimizdir, emeğimizdir.
– Allah topraktır, fabrikadır, okuldur
– Allah acılarımız, sevinçlerimiz, direncimiz, isyanımızdır.
– Allah, vicdanımızdır, aklımızdır, damarımız da dolaşan kandır.”
İslam Bu, Cemil Kılıç

Aslında din diye anlatılan ve Tanrı, Allah algısı üzerinde yaratılmak istenen, iktidar olma, egemenlik kurma, hakimiyet ve zenginlikleri ele geçirme çabasından başkan bir şey değildir.

Örneğin; 124 bin peygamber derler, her yıl bir peygamber gelse 124 bin yıl yapar. Tevrat’taki veriyi esas alırsak, Adem’den günümüze geçen süre 6, 7 bin yılı geçmez. Nerde bu 124 bin yıl.

Ya da bugün o çok lanetledikleri Firavunların yaptığı eserler ki çoğu hâlâ gizemini koruyor. Sümerlerin, Hititlerin, Asurların, Babillerin yarattığı eserler, dünya mirasına katkıları bir bir bulunurken, bu dinlerle, peygamberlerle ilgi nedense bir ize rastlanılmaması tesadüf mü? Kaldıki bu dinlerin anlattığı efsanelerin de bu dinlerden önceki toplumlara ait olduğunun örneklerini her gün arkeolojik kazılarla ortaya çıkan tabletlerde görüyoruz.

Mesela Nuh’un gemisi nerede? Allah bir iz bıraktırmaz mı? Ya da bütün canlılardan bir çift (erkek – dişi) alan geminin büyüklüğü Tevrat’taki ölçülere uyar mı?

Adem ve Hava ilk yaratılanlar. Şu alıntıya bakalım. “Sümercede babam anlamına gelen (adamu), Asur, Babil dilinde yapılmış, meydana getirilmiş, ortaya konulmuş, çocuk, genç anlamındaki (adamu), Sabi dilinde kul, İnsan anlamına gelen (adam), Türkçede insan, kişi anlamına gelen (adam) ve batı dillerinde (edmurd, edward) sözcükleri de aynı köktendir. İbranicede (adam) insan türü için kullanılan müşterek isimdir. Bu sözcük, Tevrat’ta insan türü anlamında beş yüzden fazla yerde geçer.” İslam Bu- Cemil Kılıç

Uzatmaya gerek yok. Arabın birleşmesi, zenginleşmesi, güç olması Muhammed için çok önemli. O günün politik dili, din üzerine kuruludur ve Muhammed’de bunu yapmıştır.

“Filistin’e gitti. Bu toprağın verimli olduğunu ve güzel şeyler yetiştirildiğini görerek bazı yahudilerle konuştu, bunlardan bir Allaha inandıkları ve putlara tapmayı reddettikleri için Allah’ın kendilerine bu mamur yurdu ihsan etmiş olduğunu öğrendi. O da bu toprağa sahip olmayı özledi ve 40 yaşına vardığı zaman kendi ırkdaşlarını kandırmak için çalıştı.”  Süryani tarihçi Abu’l Farac. Alevilik Kazım Eroğlu

“Tanrı hoşnut olası Ömer’den (Halife) aktarılagelen sözleri, bu konuda düşünüp değerlendirebilirsin: Ona (Hz.Muhammed)  “biat” edildiğinde ve o kalkıp halkı Irak’a kışkırtırken şöyle demişti: “Hicaz yöresi, sizin için bir yurt olamaz. Sadece, otlak ve av alanı olabilir. Bu yörenin halkı, bunun dışında bir olanak sağlayarak güçlenmez. Nerede o, Tanrı’nın verdiği söze dayanarak göçen Kur’an okuyucular! Haydi, Tanrı’nın kitabında miras olarak alacağınıza ilişkin söz verdiği topraklara doğru, yeryüzünde koşup dolaşın (saldırın)! Tanrı o Tanrı’dır ki, dinin, tüm dinlere üstün kalsın diye, size peygamberini doğru yol ve hak dinle gönderdi. Putataparlar bunu istemeselerde demişti Tanrı. Tevbe süresi, ayet 33” Mukaddime-I, İbni Haldun

Yahudilere bu toprakları bahşeden Tanrı, Muhammed’le çark eder ve bu toprakları bu sefer müslümanlara bahşeder. İsrail-Filistin savaşının arka yüzünde, Kur’an ve Tevrat’ın Tanrısını görmemek mümkün mü?

Birazda İslamla gelen zenginliğe bakalım.

” Araplar, İran ve Bizans toplumlarına saldırdılar… Bu toplumlardan ele geçirdikleri zenginliklerin denizine daldılar. O denli ki; kimi savaşlarda bir atlı savaşçının payına 30 bin ya da buna yakın pay düşerdi.”

– “Sabit oğlu Zeyd, miras olarak bıraktığı gümüş ve altın o kadar çoktu ki, varisleri ancak baltayla parçalayarak paylarını alıyordu.”

– “Zübeyir öldüğünde, para mülk hariç bin at, bin cariye bırakmıştı.” (Bu her ikiside Muhammed tarafından  cennetle müjdelenmişler.)

Halife Memun zamanında Beytül Mal’a gelenlerin dökümünden bir kaç örnek. Uzun  olduğundan tamamını yazmıyorum.

– “Irak ( sevad) yöresinden, 27 Milyon 800 bin dirhem gümüş para, 200 Necran hilesi  (elbise) 240 Ratl mühür mumu.

– Horasan’dan 28 Milyon Dirhem, 2 bin parça gümüş, 4 bin beygir, bin köle, 20 bin elbise, 30 bin ratl Hint eriği (ilaç için kullanılıyor.)

– El Cezire ve Fırat çevresi: 34 Milyon Dirhem, bin köle, 12 bin tulum bal…” İbni Haldun- Mukaddime ll

Vahdeti mevcut paradigmasıyla hayatı yorumlayan, savaşı, şiddeti, köleliği, cariyeliği red eden, 72 millete aynı nazarda bakan, din dil ırk ayrımı yapmayan, eline, beline, diline, aşına, eşine bağlılığı esas alan, Cem tutan, saz çalıp kadın erkek bir can olup semah dönen, Ziyaretlere, Ocaklara ikrar veren Alevi bu İslamın neresinde kendisini görebilir ki?

İşgal edildi topraklar ve haraca bağlandı insanlar. Halifelerin, Sultanların haremine cariye olarak aktı, köle olarak aktı, altın, gümüş olarak aktı, bal aktı.

Aslında bunların sofrasına akan  mazlumların alın teri, emeği, malı, canı, kanıydı. Gerçek bir Alevi bu sofraya hizmet etmez, bu sofraya oturmaz, oturamaz.

İşin özü, dün Aleviler Pir Sultan’ın diliyle;

“Değil ben, itlerim dahi bu haram sofrasına oturmaz” derken, günümüzün Alevileri aynı cesareti gösterecekler mi?

Aşk ile.

Paylaş

spot_img

İlginizi çekebilir

Bunlara baktınız mı?
Benzer Başlıklar

Erdal Kılıçkaya: Sönmeyen kor 2 Temmuz

2 Temmuz, bundan 31 yıl önce insanlık tarihine kara...

Ümit Kıvanç: Toplumun haysiyetini de korumayı bilmesi lazım

İrfan Aktan Sivas Katliamı hakkında bugüne kadar yapılmış en kapsamlı...

Kazım Gündoğan: Dersim Tertelesi Cumhuriyetin Kara Kutusudur

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 286. sayısında yayınlanmıştır. KAZIM GÜNDOĞAN...

Alevilerin Sesi dergisine abone olmak ister misiniz?