Mahmut Gülçiçek: Ağaç yaşken eğilir misali gençlerimizi kazanmak için çaba gösterdim.

1962 yılında kış günleri Hayat Mecmuasına abone olmuştum, köşe yazarı Şevket Rado isminde birisi vardı onun yazısını okuyordum, bir yazısında şöyle yazıyordu.

Sevgili Mahmut amca biz seni çok iyi tanıyoruz ama kendini okuyucularımıza tanıtır mısın?

Koçgiri yöresinde İmranlı’ya bağlı Karacaören köyünde Molla Mustafa’nın torunu, Rıza’dan doğma Mahmut Gülçiçek. Ben bir yaşındayken babam tifo hastalığından dolayı hakka yürüdüğünden yetim büyüdüm. Yedi yaşına gelince dedem hakka yürüdüğünden annem ve babaannemin yanında büyüdüm.

Köyümüzde yaşantı tam Aleviceydi, köylüler arasında sorun olduğunda karakola, mahkemeye gitmeden çözülüyordu. Cemler yapıldığında dedelerimiz Kızılkale’den geliyordu Baba Mansur ocağına bağlıydı. Bir de Boğaz ören’de Seyit Hasan vardı ve kendisi arif bir insandı ondan çok şeyler öğrendik, öğrendiklerimizi hiç bir zaman unutmuyoruz. Babam Sarao aşiretinin ağalarındandı öyle derebeyi değil orta halli bir köy ağasıydı cömertliğinden, hanedanlığından dolayı kendisine ağalık unvanı verilmişti.

Gençliğim köyde geçti ilkokulu Karacaören’de okudum, beşinci sınıfı bitirdiğim sırada dedem hakka yürümüştü, babam da yoktu ben iki kadının elinde yetim olarak büyüdüm. Ortaokula gitmek istedim, maddi durumu da iyiydi babaannemin fakat işlerimizi, çiftçiliği kim yapar diye göndermedi.

Almanya’ya gelme fikri nasıl oluştu?

1962 yılında kış günleri Hayat Mecmuasına abone olmuştum, köşe yazarı Şevket Rado isminde birisi vardı onun yazısını okuyordum, bir yazısında şöyle yazıyordu. İnsanlar yaş ağaç dalına benzer, yaş ağaç dalını eğip büktüğünüz zaman ona istediğiniz şekli verebiliyorsunuz. Ağaç yaşlandıktan sonra hangi tarafa büksen kırılır. İnsanlarda genç yaşta eğitilir yaşlandıkça hangi eğitimi aldıysa ona göre davranır. Ben de 33 yaşındaydım ve çocukluk arkadaşım vardı amcamın torunu o da yetim kalmıştı. İlkokulu bitirdikten sonra Ankara’ya gitti İş ve İşçi Bulma Kurumunda tekstil memuru olarak çalıştı. Ona bir mektup yazdım yurt dışına gitmek istediğimi, yurtdışına gitmek için nasıl yapılıyorsa ve başvuru dilekçesini gönder diye yazmıştım. O dönem yurtdışına gitme zamanıydı, abone olduğum Hayat Mecmuası Almanya, Belçika, Hollanda gibi Avrupa ülkelerinin hayat şartlarını yazıyordu ve ben etkilenmiştim bu yazılardan. Aradan 10 gün geçtikten sonra mektup geldi içerisinde 10 adet başvuru dilekçesi ve neler yapacağımı yazıyor, iki fotoğrafla beraber bana gönder ben gereğini yaparım diyordu.  Ben çevremde benimle beraber gidecek arkadaş arıyorum, amcamın oğlu Mustafa Şenol’a kayıt formunu doldurttum, birini de Murtaza Duvarcıya, bir de Halil Avcı’ya doldurttum, iki fotoğrafla beraber Ankara’ya gönderdim. Altı ay geçmeden bize davetiye geldi Madenci olarak Belçika’ya gitmek için davet edilmiştik. Belçika’yı istemedik bir kaç ay sonra Almanya davetiyemiz geldi. Şubat ayıydı Sivas’a giderek, tüm işlemleri yaptık hatta amcamın oğlu Mustafa Şenol’un dişlerinin üstü kırılmıştı kökleri kalmıştı. Doktor bu yüzden sağlam raporu vermedi Sivas’ta ne kadar dişçi varsa gittik bir dişçiyi bulduk ona dedik ki sen kök dişleri çek üzerine bir kaplama yap dedik.  Hatta Mustafa bugün bir dişimi çek öbürünü de yarın çekersin deyince ben gizlice doktora zamanımız yok ikisini birden çek dedim doktorda iki dişi birden çekti. Zavallı Mustafa sabaha kadar inledi durdu. İki gün sonra doktor tekrar gördü ve sağlam raporu aldık, iş ve işçi bulma kurumuna verdik. Aradan iki üç ay geçtikten sonra bizi İstanbul’a yolcu etmek için çağırdılar. Hazırlığımızı yaparak üçümüz birden İstanbul’a yola çıktık bir iki hafta kaldıktan sonra trenle Münih şehrine geldik. Münih’te tercümanla bizi karşıladılar, çay, kahve ikramından sonra kumanya çantalarını verdiler tekrar trenle Essen’e geldik. Bizi çırılçıplak duşa soktular ondan sonra çıplak olarak kontrol için doktorun karşısına geçtik üç kişiyi geri gönderdiler diğerlerle beraber bir gece pansiyonda kaldık, ertesi gün Aachen şehrindeki Merkenstein semtindeki maden ocağına gönderdiler ve işe başladık. Amcamın oğlu Mustafa’yla hiç ayrılmadık, öğlen yemeğini firma veriyordu diğer yemekleri biz kendimiz yapıyorduk. Firmayla bir senelik kontratımız vardı bitince Köln şehrine geldik ve inşaat firmasında sıvacı olarak işe başladım. Firma sahibi paralarımızı kesiyordu anlaşamadık başka bir firmada işe başladım beş sene orada çalıştım. O dönem Yılmaz Asöcal Köln’de bant  yapan dükkanı vardı Ali Ekber Çiçek, Muhlis Akarsu, gibi ozanlarımız geliyordu bant ve plak yaptırmak için otele gitmiyorlardı gelip bizim kaldığımız barakalarda kalıyorlardı. Barakanın bir tarafından rüzgar giriyordu öbür tarafından çıkıyordu ama huzur doluyduk, neşe, muhabbet vardı.

Dernek kurma çalışmanız ne zaman başladı?

1972 yılında Türk Alman Sosyal Kültür Derneği Porz’da kuruldu ve dernek başkanlığına seçildim. Porz’da 175 Alevi vardı bunu da şuradan biliyorum, 1974 yılında ilk defa yapılan Yabancılar Meclisi seçimleri vardı ben aday olmuştum ve 175 oy çıkmıştı, biz üç kişi seçildik. Dernekte faaliyetlerimiz devam etti, folklor çalışmaları yapıyorduk Limbach isminde sosyalamt müdürü vardı ve biz ona Türklerin Babası diyorduk çok hoşuna gidiyordu. Onun sayesinde 500 kişiyi yedirecek kadar mutfak eşyaları hediye ettiler ve Porz’da üç katlı bir bina vardı ve üç katını da tamir edip, döşeyerek çalışmalarımız için bizlere verdiler.

İlk cemimizi Mart 1992 yılında Porz Hochschule’de Post dedeliğini Ahmet Kömürcü, Zakirliğini Mustafa Çiftçi yaptığı ve Cemal Babayiğit ile Veysel Polat’ın müsahip oldukları görgü cemini yapmıştık. Semah ekibinde Necla Saygılı, Eylem Doğan, Semra Talay, Tuba Dinçer, Özlem Gülçiçek, Esma Şahin ve bir çok canımız semah döndüler. Semah elbiselerini Türkiye’den getirmiştim herkes gelip beni tebrik ettiler.

Aleviler bir araya gelerek örgütlenmeye başladılar ve sen bu dönemde gençlere hem semah kursu veriyordun hem de diğer şehirlerde yapılan cemlere katılıyordunuz. Alevilerin örgütlenme çalışmalarını anlatır mısınız?

Bir gün mimar olan Hasan Cengiz’le muhabbet ederken bana cami projeleri geliyor projeyi bana veriyorlar ben projeyi çiziyorum acaba bir cemevi projesini çizmek için imkan yok mudur. Biz bunu gerçekleştiremez miyiz dedi.

Biz kendisiyle beraber Ali Demir’le görüşerek Köln ve çevresinde ne kadar Alevi varsa hepsine haber vererek toplantılar düzenledik. Katılımın çok olmasına, üç sene boyunca çeşitli toplantılar yapmamıza rağmen biz üç kişi yalnız kalıyorduk. En sonunda Köln Volkshochschule’de Avrupa Alevileri Kültür Günleri düzenledik. Düzenleyenler İlyas Akyıldız, Hasan Cengiz, Garip Erdal, Ali Rıza Gülçiçek, Çetin Koçak, Kamber Özay ve Remzi Sofuoğlu. Bunlara görev vermişlerdi Alevi Kültür Günlerini bunlar düzenleyeceklerdi. Başarılı geçti geceden sonra Porz Demotreff diye salonda bir değerlendirme toplantısı düzenlediler ve toplantıya yaklaşık 100 kişi katılmıştı. Toplantıdan sonra Köln’de Alevi Kültür Merkezi kurulması kararını aldılar, yukarıda isimleri saydığım komiteye kongre hazırlama, yer tespit etme, üyelere mektupla bildirme yetkisini verdiler. O dönem üye kayıt işlemi yapılıyordu. 21 Şubat 1992 yılında 120 üyenin katılımıyla dernek kuruldu, Mart 1992 yılında ilk defa Volkhochschule’de Görgü cemi yapıldı.

Buraya geçmeden önce senin Birlik Partisi örgütlenmesi çalışmaların var. Neler söylemek istersin?

Türkiye Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Mustafa Timisi, partinin yurt dışı örgütlenmesi olan Yurtseverler Birliği örgütlenmesinde başkan ve yönetim kurulu üyesi olan Süleyman Cem ve İsmail Elçioğlu arasında var olan sürtüşmeyi gidermek ve onları barıştırarak federasyona desteği güçlendirmek gayesiyle Almanya’ya gelmişti. Porz’daki derneğe davet etmiştim açık havada çok kalabalığın olduğu güzel bir toplantı organize ettik, çoğu insan orada üye oldular. Yurtseverler Birliği örgütlenmesi içerisinde dağıldığı sürece kadar  elimizden gelen her türlü çabayı gösterdik

Köln’de daha önce kurulan Köln Hacı Bektaş Derneğini, Niyazi Bozdoğan dedeyi toplantılara davet ediyorduk ama gelmiyordu. Bizimle beraber çalışmayı düşünmüyordu biz derneğimizi daha sonra kurduk.

Köln Derneği kurulduğunda oğlum Ali Rıza Gülçiçek dernek başkanı seçilmişti, 1993 yılında Frankfurt’ta kongre yapılma kararı alınmıştı ve Alevi Cemaatler Federasyonu dışında kalan dernekler (Köln derneği de bunlardan birisiydi) birlikte hareket etmek için daha önce yapılan birlik toplantıları sonucunda Derviş Tur’la anlaşmıştı. Seçimde Köln ve Hamburg ağırlıklı liste seçilmişti ve federasyon merkezi Gustavsburg’tan Köln şehrine taşındı. Köln’de oğlum Ali Rıza Gülçiçek’in işyeri olan Hausmeister bürosunda çalışmalara devam ettiler. Yapılan önemli toplantılarda, etkinliklerde uzak şehirlerden insanlar geliyordu, kalabalık gelen bu insanlar otele gönderilmiyor evlerde misafir ediliyordu. Arif Sağ, Belkis Akkale, Sebahat Akkiraz, ve Alevi önemli sanatçılar Köln’e geldiğinde havaalanında alıp evlerde ağırlıyor, konsere götürüyorduk.

Porz’da yaşayan gençlerimize semah, bağlama öğretmek için büyük emekler verdiğinizi biliyoruz. Neler söylemek istersiniz?

Evlendikten sonra çocuklarımın ve ailemin fazla olması dolayısıyla geçim sıkıntısına düştüm ama yılmadım ve günün birinde çocuklarım yetişirse ben de toparlanırım diye düşünüyordum. Gerçekten de çocuklarım sosyal görüşlü, yardımsever olarak yetiştiler örneğin Namık Kemal Gülçiçek gelen misafirleri ağırlıyordu hem de toplantılarda birçok yardımlarda bulunuyordu. Ali Duran Gülçiçek 20 yıldan fazladır Alevilikle ilgili araştırmalar yapmakta çıkartmış olduğu kitaplar çok önemli çalışmalardır. Çok mutluyum çocuklarımda sosyal görüşlü içinden çıktığı topluma büyük hizmetler verdiler, vermekteler.

Sevgili Mahmut amca yurtseverler Birliği, Alevi örgütlenmesinin Köln’de dernekleşmesi, federasyonun çalışmalarında, gençlerin yetişmesin de hep varsın. Bugün ki Alevi örgütlenmesine baktığında neler söylemek istersin?

İyi ki mücadele vermişim, iyi ki bugünleri görmüşüm. Baktığımızda federasyonumuz, konfederasyonumuz var, Türkiye’de imkânlar yoktu, bir araya gelip örgütlenemiyorlardı ama şimdi her tarafta dernekler kuruldu. Bu Aleviler açısından çok önemli gelişmeler. Herkesin federasyonuna, derneklere, kazanımlarımıza sahip çıkmalarını diliyorum. Unutulmasın ki birlikten kuvvet doğar. Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu yapmış olduğu çalışmalar sonucunda bugün Almanya’da yaşayan Alevilerin tüm haklarını kazandı. Özellikle Alevilik Dersleri kazanımını ben önemli görüyorum geçmişte ben gençlerimizin kültürümüzü öğrenmesi için elimden geleni imkanlarım ölçüsünde yapmaya çalışıyordum bugün ise dünyanın en büyük örgütlenmesi çocuklarımızın geleceği için önemli bir kazanımı almış. Herkesin duyarlı olarak bu hakka sahip çıkmasını destek vermesini beklemekteyim. Sizin vasıtanızla Alevilerin Sesi okurlarına sonsuz selamlarımı gönderiyorum

Önceki Haber

Ulu Ozanlar Senfonisi Muhteşemdi…

Sonraki Haber

Yapmak istediğimiz işi en iyi anlatan motto; ‘Yol Bir Sürek Binbir’di.

Latest from Röportajlar

%d blogcu bunu beğendi: