Cuma, Temmuz 12, 2024

Berrin Sulari: Hepimizin Edo’su… Halam Edibe Sulari

Date:

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 284. sayısında yayınlanmıştır.

Babasının Nazlısı…
Hepimizin Edo’su…
Halam Edibe Sulari…

1952 yılında Çayırlı‘da Baba Veli’nin evinde dünya güzeli bir kız çocuğu dünyaya gelir. Adı ne olsun diye düşünülürken, babası küçük yaşta kaybettiği kız kardeşinin adını vermek ister ve adı Edibe olur.

Evin en küçüğü olmanın verdiği güçle bir dediği iki olmayan şımarık bir kız olur. Ee ne de olsa Çayırlı’nın (Erzincan’ın ilçesi) en büyük ve ileri gelen bir ailesi olan Baba Veli’nin torunudur. Bilge bir ailenin içinde büyümüş olmanın verdiği rahatlık ve özgüven onu ileride bambaşka bir kadın yapacaktır.

Baba Veli, Seyit Mahmut Hayrani Veli’nin soyundan gelen Kureyş Ocağı dedesidir. Köyün büyüklerinin cem yapıp dara kaldırdıkları ve sorgu suale aldıkları evlatları içerisinde dedelik yapabileceğine kanaat getirdikleri Hakk aşığı, halk ozanı Aşık Davut Sulari’nin kızı olarak dünyaya gelmesi görünüşte şahane olsa da hayatın ona getirdikleri karşısında aslında bahtsız bir kadın olduğunu sonradan anlayacaktır benim güzeller güzeli halam Edibe Sulari.

7 yaşında Çayırlı’da ilkokula başlayıp orta okul hayatını da orada tamamlamıştı. Mezuniyetinden sonra liseye gitmek yerine büyük abisi İbrahime Sani’ye “Abi biz arkadaşlarımızla karar verdik, eğer sen de izin verirsen Erzurum Ebe Okulu’na gitmek istiyorum” der.  Çünkü halama eğitim hayatı boyunca abisi İbrahim Sani Ağbaba veli olarak her kaydına imza atmıştır. Büyük bir ozanın kızı olmak onun babadan uzak büyümesine sebep olmuştur. Dedim ya bir ozanın torunu olarak dünyaya gelmek zor çünkü babanız var ama sizin babanız değildir. Halka adamıştır kendini, yola bağlamıştır özünü Sulari Baba. Gözü yolundan, inancından başka bir şey görmemiştir Sulari Baba’nın.

Edibe Sulari’nin hayata 1-0 mağlup başlamasına sebeptir halk ozanı bir babanın evladı olmak.

Ebe okuluna yatılı başlar, çok başarılı bir ebe adayıdır.  Okul hayatının son yılında babası Aşık Davut Sulari tarafından okuldan alınarak uzun süren Türkiye konserleri sonrası, 17 yaşında İstanbul’da ilk plağını yapan Edibe Sulari, Avrupa konserlerinin başlamasıyla, konserlerin son durağı olan İsviçre Basel’e gelir ve burada evlenerek İsviçre’ye yerleşir.

Halam 1985 yılına kadar müzik hayatını tamamen sonlandırıyor.  Onun için aşk ve evlatları her şeyden önemli. Eşi Nesimi Bayazıt’a öyle büyük bir aşk besliyor ki bu aşkın bittiğini düşünen herkes, halamın Hakk’a yürüdüğü ve sonrasında toprağa sırlanacağı zaman eniştemi bir ağacın dibinde ağlarken gördüklerinde aslında aralarındaki her şey ilk günkü gibiymiş demekten kendilerini alamıyorlar.

1985 yılında ilk albümü ‘Bugün Bayram Günü Derler’ ile yeniden sevdiklerine merhaba dedi. Bu albümün yönetmenliğini Arif Sağ yaptı. Ama halama öyle bir yanlış yaptılar ki, bütün hayalleri bir anda alt üst oldu. Bu olayı şimdi burada değil ama hazırladığım kitapta birgün mutlaka okuyacaksınız.

Yıllar sonra ilk albüm onun için büyük bir heyecandı ve hayal kırıklığı ile sonuçlansa da yılmadı, devam etti.  Sonrasında sırasıyla ‘Yaban Gülü’, ‘Sarı Çiçek’ ve birçok karışık albümlerde yer aldı.

1992 yılı Ekim ayında (ayını yanlış hatırlıyor olabilirim) en son gittiği Londra konseri dönüşü yaptığımız telefon sohbetinde “Önümüzdeki yıl Banaz’a Pir’ime gitmek istiyorum, bana nasip olur mu bilmem ama şartları zorlayıp katılmak için uğraşacağım. Belki de son konserim olur, sahneyle vedalaşırım. Riyakarlıklar çok yordu beni.” demişti. “Nasıl katılabilirim araştır.” diye de beni sıkı sıkı tembihleyerek telefonu kapadık. Bu görüşmeler sürekliydi.

Organizasyonu yapan kişilerin numaralarını halama verdim, gerekli bütün görüşmeleri kendi yaptı. Artık Banaz’a gelmeye hazırdı. Afişlerde adı vardı ve mutluluğunu size tarif edemem. Tarih yaklaştıkça heyecanı artıyordu. Tıpkı sahneye ilk defa çıkacak olan genç bir solist gibiydi.

Normaldi çünkü bir dede kızıydı ve Banaz onun için Pir ocağıydı. Onun için kutsaldı.

1993 yılı Haziran ayında konuşmalarımız sıklaştı, çünkü planlar yapıyorduk. Nerede buluşalım, nasıl gidelim, yanımıza başka kimi alalım gibi birçok plan ve heyecan dolu bitmez günler.

Son kararımız Haziran sonunda Ankara’ya gelecek, amcamızın kızı Sehergül Ateş’i alacak ve oğlu Boran’ı onlara bırakarak Sivas’a yola çıkacaklardı. Ben ise İzmir’den yola çıkacaktım ve Banaz’da Pir’imizin dergahında buluşacaktık.

Sonradan öğrendim ki Banaz’a yola çıkmadan Basel’deki tüm dostlarıyla “Banaz’a Pir’ime gidiyorum, gidip de dönmemek var” diyerek helalleşerek vedalaşıp yola çıkıyor. Bunu duyduğumda bir insanın kalbinin attığı yerde Hakk’a yürümesi bu olsa gerek diye düşünmüştüm. Halam öyle bir insandı ki kalbine gelen diline dökülen, riyakarlıktan uzak, yoluna, özüne sadık tam bir dede kızıydı. O bir Post Ana’sıydı. Tam da bu yüzden hissettiğini yaşadı.

Ama; istediği hiç bir zaman yakılarak bu dünyadan göçmek değildi.

Buluşamadık, yola koyulmadan, yoldan dönmek zorunda kaldım. Çünkü Sivas’ta olaylar başlamıştı. Ve artık giriş çıkış yoktu.

Tıpkı rüyamda bana söylediği gibiydi hersey. “Abime söyle, beni almaya 3 gün sonra gelsin, ben babamın yanındayım. Burada aile büyükleri var, cem yapıyoruz ve babam beni şimdi asla göndermez.” dedi ve gitti.

MADIMAK…

Olayları anlatıp canımızı yeniden acıtmak istiyorum…

Unutmamak adına, yeniden bir MADIMAK KATLİAMI yaşamamak adına susmak istemiyorum.

Sanki bu son olaymış ve bir daha aynısını yaşamayacakmışız gibi yaşıyor olmamızın umursamazlığı için susmak istemiyorum.

Ama nafile… Susmam söyleniyor. Çığlık atmamam gerektiği söyleniyor…

Benimki sadece SESSİZ ÇIĞLIK…TÜRKÜLERİMLE…SAZIMLA….

Canımızdan parçamızı alabilmek için babam hemen İzmir’den Sivas’a yola çıktı. Sivas sınırına vardığında polis babamı Sivas’a sokmadı. Kurulan cümle şuydu: “Sivas-Erzincan karayolunda kız kardeşinizi karşılamak için yaklaşık 5-6 bin kişilik büyük bir kalabalık toplanmış. Sizleri tehlikeye atamayız. Olayların daha da büyümesine izin veremeyiz bu sebeple biraz beklemelisiniz.” bahanesiyle Sivas’a sokmamışlardı. Kimi kimden koruyorlarsa artık.

Tıpkı halamın dediği gibiydi her şey.   Halamı teşhis eden olmamıştı. Babam ayak parmaklarından tanımıştı halamı ve 3 gün sonra ancak alabildik. Çünkü o kalabalığın dağılması beklenmiş binbir bahaneyle geç teslim edilmişti halam Edibe Sulari…

Karşılamak isteyen dostlarını dağıtmışlardı. “Cenaze birkaç gün daha gelmeyecek” cümlesiyle kalabalığın azalmasına sebep olmak isteseler de büyük bir çoğunluk beklemiş ve halamı Çayırlı’ya hep birlikte getirmişlerdi.

Amcasının evinin bahçesinde hazırlandı halam babasına annesine kavuşmak için… Yıkandıkça, beyaza sarıldıkça yüzü gülen bir gelin gibiydi…

Şimdi Çayırlı’da aile mezarlığında hep istediği gibi babası Aşık Davut Sulari’nin ayak ucunda birlikte Hakk’ın Divanı’nda sır oldular…

Devrin daim mekânın gönüller olsun güzel kalpli kadın… Edibe Sulari…

Doğum 1952.

Hakk’a yürüme… sonsuzluk…

Dedeme ve halama yaptırmış olduğum iki mezar birbirinin aynısı fakat anlamları çok derinlerde…

Belki bir gün onu da buradan sizlerle paylaşırım.

Kalbinizle okuduğunuz ve kendinizde sakladığınız için hepinize aşkı niyazlarımı sunuyorum.

Saygılarımla…

Paylaş

spot_img

İlginizi çekebilir

Bunlara baktınız mı?
Benzer Başlıklar

Erdal Kılıçkaya: Sönmeyen kor 2 Temmuz

2 Temmuz, bundan 31 yıl önce insanlık tarihine kara...

Ümit Kıvanç: Toplumun haysiyetini de korumayı bilmesi lazım

İrfan Aktan Sivas Katliamı hakkında bugüne kadar yapılmış en kapsamlı...

Kazım Gündoğan: Dersim Tertelesi Cumhuriyetin Kara Kutusudur

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 286. sayısında yayınlanmıştır. KAZIM GÜNDOĞAN...

Alevilerin Sesi dergisine abone olmak ister misiniz?