Barış türküleri beraber söylenmelidir

/

Gencecik insanlar silah tüccarları kar etsin, savaştan rant sağlayan kan emiciler servetlerine servet katsın diye kara toprağa düşmekte.

Metin KAÇMAZ

Anaların gözleri yaşlı, bin bir umutla özenerek yetiştirdiği, fakirliğine rağmen yemeden yedirdiği üzerine titrediği gencecik fidanları kirli savaşın kurbanları olarak toprağa düşmekte. Bu ülkenin 40 bine yaklaşan gencecik fidanları 25 seneye yaklaşan bir kirli savaşın, bir yok sayan savaşın yüzünden yok olmakta.

Televizyon kanallarını her açtığımızda tabutlarla karşılaşmak, bombaların yaratmış olduğu çirkin görüntüleri, dağın taşın doğanın bilinçli olarak yerle bir edildiğini görmek insanım diyen herkesi üzmekte. Televizyon kanalları, gazete sayfaları insanların öldürülmesini överek, gencecik askerleri savaşa yani kan gölüne yani orta doğunun batağına göndermek için savaş çığırtkanlığı yapmayı bir görev haline getirerek birbirleri ile yarış etmekteler.

Kendi ülkesine 25 senedir barış getiremeyenler Irak’a bombayla barış götüreceklerini iddia ederken gerçek amaçlarını saldırgan işgalci niyetlerini saklamaya çalışmaktadırlar. Türkiye’de yaşayan Kürt, Alevi ve diğer inanç gruplarının varlığını kabul etmeyen, özgürlükler adına hiç bir hakkı onlara yıllardır layık görmeyen siyasi iktidarlar barışı sadece baskılarda, bombalarda görmekten çekinmemektedir. Bugün ülkemizin Güneydoğusunun kan gölüne gelmesinden çekinmeyen ve bu durumu çözmek için ekonomik hiç bir iyileştirmeyi gerçekleştirmeyen siyasi iktidarlar oralara fabrika yerine karakol, iş alanları yerine korucu, özgürlük adına da muhbirlik yapmayı götürmeyi görev bilmiştir. Ülkemizin Güneydoğusunda yaşayan insanların Kürt olmaktan, başka dili konuşup başka kültürü yaşamaktan başka bir günahı yokken devletin baskıcı, yok sayan tutumu karşısında safını almak zorunda kalmıştır. Devletin eline kalem veremediği, okutamadığı, iş veremediği karnını doyuramadığı başka seçenek bırakmadığı o genç eline silah alarak dağa çıktı. Bugün bu kirli savaşta toprağa düşen can bir ananın umudu, yıllardır çileyle büyüten babanın yarını olan bir evladıdır.

 25 senedir süren Güneydoğuya kan gözyaşından başka bir şey getirmeyen bu kirli savaşta kullanılan silahlara, insanların umutlarını yerle bir eden bombalara, zulmün, baskının, ihbarcılığın kaynağı koruculara ve ölüm makinesi özel timlere, Güneydoğu’yu bir işkence, yok etme merkezi haline getiren özel yetiştirilmiş Jitemcilere harcanan paralarla bugünden daha güzel bir güneydoğu yaratılabilinirdi. Patlayan her bir bomba yapılabilinecek bir fabrika, bir okul, bir yol, bir hastane olup oralara umut sevinç mutluluk götürüp, insanları yoksulluğun pençesinden kurtarması gerekirken ne yazık ki ölüm olmakta zulüm olmakta.

1984 yılında başlayan kirli savaşta bugüne kadar harcanan para 380 milyar dolar civarında. Askerlerin normal harcamaları hariç. Bu parayla siz Güneydoğuya 100 bine yakın fabrika binlerce okul, binlerce hastane, binlerce kilometre yol yapabilir, o bölgemizi de batı bölgelerimizdeki gelir ve refah düzeyine ulaştırmış olurdunuz. Türkiye’nin bugün çekmiş olduğu ekonomik sıkıntıların temelinde güneydoğuya 25 senedir harcanan askeri harcamalar gelmektedir. Orada yaşayanlara rahatı çok gören devlet o insanların geleceğini onları yok eden bombalara silahlara yatırmaktadır.

Halklar bilinçli olarak karşı karşıya getirilmek istenmektedir.

Güneydoğuda 25 senedir yaşanılan kirli savaşı durdurmayan, bu konuda çaba göstermeyen siyasi anlayış son dönemde askerlerin öldürülmesi sonucunda Kuzey Irak’ta var olan ve askerleri öldüren PKK’lıları yoketmek için askeri hareketten Irak içlerine kadar girmekten bahsetmektedir. Aradan geçen bunca yıla rağmen yapmış olduğu binlerce bombalı saldırı sonucunda terörün sonunu getiremeyenler(getirmek istemeyenler) asker cenazelerinin gelmesinden sonra savaş naralarını atmaya başladı. Televizyon ve gazetelerdeki kışkırtmalar sonucunda Türkiye’de insanlar sokağa dökülmeye adeta ırkçı şovenist bir ideolojinin militanları olmaya zorlandılar. Ellerine Türk bayrağı, üç hilalli MHP bayrakları alarak sokağa fırlayan faşistler askerlerin öldürülmesine tepki duyan halkın bu tepkilerini Kürt düşmanlığı üzerine kurmaya çalışmaktadırlar. Anadolu’da yıllardır barış içerisinde yaşayan Kürtler ve Türkler bu yapılan bilinçli yanlış politikalar sonucunda karşı karşıya getirilmeye çalışılmaktadır.

Bugün sokaklara hakim olan anlayış kendisi gibi düşünmeyenleri düşman ilan eden bir anlayıştır. Faşist propagandanın etkisi ile sokağa dökülen bu gençler 12 Eylül faşist cuntasının içini boşaltarak düşünme yeteneklerini yok ettiği, makineleştirdiği amaçsız başıboş gençlikten başkası değildir. Düşünme duygusu yok olan bu gençler sağlıklı düşünebilselerdi savaşın halklara zulüm baskı getirecek kötü bir olgu olduğunu anlar ona karşı sivil toplum muhalefetini gerçekleştirirdi.

Dünün katilleri bugün yine işbaşında

Şovenist faşist güçler sokağı ele geçirerek toplum üzerinde korku salmaktadırlar. Dün sokaklarda devrimcileri linç etmek için birbirleri ile yarışan faşistler, Hrand Dink’i öldürürken onun Ermeni olması, Trabzon’da Papazı öldürürken, Malatya’da başka inançtan insanların boğazlarını keserek öldürürken kendisi gibi düşünmeyip kendisi gibi inanmayan insanlara karşı bu vahşice cinayeti işlemekten çekinmediler. Dün sokaklarda devrimci avına çıkanlar, Maraş’ta, Çorum’da, Gazi’de, Sivas’ta vahşice Alevileri katledenler, bayrak, vatan, millet edebiyatıyla cinayet işleyenler yine aynı edebiyatla sokaklarda cirit atmakta, Kürt avına çıkmaktan çekinmemektedirler.

Bugün Kürt avına çıkan anlayış dün de Alevileri katleden anlayıştı. Dün yapmış oldukları katliamın hesabını vermeyen, kendi gerçeği ile yüzleşmeyen faşistler kendilerini kollayan, güçlenmelerine eğitilmelerine olanak sağlayan siyasi iktidarların  sayesinde yine 12 Eylülden önce olduğu gibi toplumsal saldırılarda kullanılmaya başlanılmaktadır. Dün güvenlik güçlerinin yardımcı kolları olarak devrimcilere Alevilere saldırarak katliam yapanlar, Ermenilere saldırılar yapmak için yurt dışında kullanılan katiller sürülerinin uzantıları bugün yine aynı güçler tarafından bu seferde Kürtlere karşı kullanılmaya toplumsal kışkırtıcılıkta öncü ve saldırgan rollerde görevlendirilmektedirler. Kürtlere karşı yapılan saldırılar bittikten sonra sıranın Alevilere geleceği dün gibi aşikârdır.

Bu gerçek bu kadar açık ortada Aleviler devrimciler bunların gerçek yüzünü bilip bunlara tavır koyarken içimizden çıkan Hızır paşalar bunları aklamanın telaşına düşmüşlerdir. Bizlere seçimlerde MHP’yi adres olarak gösterenler onların saldırgan tavırlarını, toplumu geren ayrışmaları büyüten tavırlarını görmemezlikten gelerek Faşistlerin yaptıkları katliamı unutmamızı bizlere söyleyenler, onların Alevilere devrimcilere halka karşı işledikleri cinayetlere ortak olmaktan çekinmemektedirler.

Bugün Türkiye’de toplumsal bir sarsıntı yaşanır, sokaklar insanlara korku salarken, her şeye düşman olan faşist ve gerici güçler kendilerinden başka herkesi ötekileştirmek için çaba göstermektedirler. Dün Maraş ta, Sivas’ta ortaya konan senaryolar bugün yine gündemde. Topluma dayatılan milli politika savaş ve ölüm çığırtkanlığı politikasıdır. İnsanlarımızın aç, özgürlüklerin kısıtlı olduğu, barışın ufukta gözükmediği ülkemizde hakları kısmak baskıları daha da arttırmak için terör bilinçli olarak kullanılmaya başlanılmaktadır. Susturulan düşünme duyguları yok edilen halkımız bu savaşın uzun vadede yaratacağı zararları düşünmeyip faşistlerin gericilerin çıkarttığı savaş çığırtkanlıklarına alet olmaktadırlar.

Gencecik fidanlar Ortadoğu bataklığına kurban edilmek istenmektedir.

Aslında bu savaş çığırtkanlığı Türkiye’yi Ortadoğu bataklığına çekmek isteyen emperyalist güçlerin politikasından başka bir şey değildir. Irak bataklığında binlerce Askerini kaybeden Amerika ne yapacağını bilmezken kendi yerine kullanacağı ülkeyi öldürülecek askerleri Türkiye olarak belirlemiş durumdadır. Bağımsız politikaya sahip olmayan şimdiye kadar Amerikanın kendisine biçtiği rolü oynayan devlet,  Ortadoğu karanlığında kendisine emperyalistlerin biçtiği rolü oynamak için iştahlanmaktadır. Bugün Türkiye’den havalanan uçaklar kendi ülkemizin dağlarını ovalarını bombalamakta çevre tahribatı yaparak geleceğimiz ile oynamakta ve izlenilen bu yanlış politikalar sonucunda Türkiye dünyada yalnızlaşmaktadır. Elbette hiç bir ülke bölünmek istemez ama ülkesinde yaşayan halkların sorunlarına yaklaşımı da bombalamayla öldürmeyle değil ekonomik iyileştirme yaparak, insanları terör denilen illetin yakasından kurtarmak için de birinci sınıf vatandaş görerek, yaşam şartlarını iyileştirerek yapar. Bugün Güneydoğu Anadolu’daki sorunların başında işsizlik, gelecek kaygısı, özgürlükler yatmaktadır. Yıllardır kardeşlik içerisinde yaşayan halklar kendi haline bırakılsa yine de sorunsuz yaşayabilmenin şartlarını yaratırlar. Unutulmasın ki bombalarla gidilen savaş barışı getirmez. Savaşı destekleyenler hangi taraftan olursa olsun büyük rant babaları, savaştan kar ederek semiren bundan dolayı da savaşın bitmesini istemeyip aksine savaşın devam etmesini körükleyen içerdeki savaş çığırtkanları, Ortadoğu’ya kan gözyaşı götüren yayılmacı politikaların sahipleri emperyalistlerdir. Kirli savaşta yakalanan silahlar Türkiye’nin en büyük dostu Amerikan silahlarıdır. Irakta en güçlü silahlarını büyük askeri güçlerini yığan Amerikanın onayı olmadan PKK’nın oralarda eylem yapması o dağlarda bu kadar rahat dolaşması imkânsızdır. Unutulmasın ki Amerikanın, Türkiye üzerindeki emelleri bellidir. Anadolu topraklarında yaşayan halklar bu tuzağa düşmeden ülkeye barışı kardeşliği getirmek için el ele vermek zorundadır. Kendi gelecekleri olan paranın iyi bir yaşam ortamının oluşmasına harcanmazken, geleceklerini yok eden bombalara, uçaklara, silahlara yatırılmasına seyirci kalmamalıdır.

PKK’nın eylemleri sokağa faşistlerin hakim olmasını sağlamaktadır

Güneydoğuda 25 yıldır süren savaşın taraflarından birisi olan PKK’nın son dönemde yapmış olduğu askerlere yönelik öldürme eylemleri sonucunda büyük tepki duyan insanlar faşistlerinde kışkırtması sonucunda sokağa dökülmektedirler. Zaten Kuzey Irak’a girmek için bahane arayan siyasi iktidarın imdadına yapılan bu tür eylemler yetişmektedir. Her türlü provokasyona açık olarak PKK tarafından yapılan bu tür saldırılar, askerleri öldürmeler, şu an iktidarda olan AKP’nin desteklemesiyle borazanlığını yapan basın ve görsel yayın organları hemen saldırgan ve ırkçı söylemlerle Türk ordusunun Irak’a girmesini savunan yayınlara başlamaktan çekinmemektedirler. Türkiye’de son dönemde yapılan bu tür eylemlerinde büyük katkı sunduğu faşist ve şovenist politikalar güneydoğuda yaşayan halka zulüm kan, gözyaşı getirmekten başka bir işe yaramamaktadır. Çoğu zaman bu tür eylemlerin kim tarafından yapıldığı da meçhuldür. Kürt halkının savunucusu olduğunu iddia eden PKK yaptığı eylemlerinin halka getirdiği baskıyı zulmü görmemezlikten gelerek Türk milliyetçiliğinin gelişmesine sokaklara hakim olmasına neden olmamalıdır çünkü halkların başına bela olan ister Türk olsun ister Kürt olsun her türlü milliyetçilik kavramıdır. Bu tür eylemlerin ayrışmalara neden olacağı, halkların kardeşlik içerisinde yaşamasına faydası olmayacağı aksine Kürt realitesine sıcak bakan insanların art arta gelen asker cenazelerinden sonra tepkilerinin oluşacağını hesap etmek gerekmektedir.

Toplumsal muhalefeti halklar sahiplenmek zorundadır

Türkiye halkları üzerinde oynanmak istenen oyunun bozulması halkımızın kendi iradesi ile sokağa çıkarak toplumsal muhalefeti gerçekleştirmesi ve kendisine dayatılan kirli savaşa dur demesi ile olacaktır..

Barış dostlarının sesi gür barış türküleri hep bir ağızdan söylenmelidir. Savaş çığırtkanlığı yapanların aksine bizler ülkemize, Ortadoğu’ya barışı getirmek için sokağı teslim almalıyız. Toplumun ölüm çığırtkanlığının yapmayacağının ispatını aynı Hrand Dink cinayetinde olduğu gibi barışa sahip çıkarak bizler yapmalıyız. Ortadoğu’da çok korkunç bir savaşın tetikçisi, Ortadoğu halklarına ölüm yağdıracak bombaların olduğu uçakların kalktığı ülke olmamak için barışın sahibi olmaya çalışmalıyız.

Bu ülkede barış içerisinde bir arada yaşama kültürünün gelişmesi için, insanlığa karşı işlenecek katliamlara karşı duracak güç; öğretisinin merkezine insanı koyan Aleviler ve barış sevdalısı Anadolu mozaiğini oluşturan halklar olacaktır.

 Bizler barış sevdalıları Savaşlara harcanan paranın eğitime, sağlığa, bilime yönlendirilerek, insanların daha mutlu bir dünyada yaşama olanağına kavuşmasını sağlamak zorundayız. Çünkü dünyanın neresinde savaş varsa, orada açlık, yoksulluk, gözyaşı, mutsuzluk olduğunu ve bunun bedelini de savaşlardan hiçbir yararı olmayan, bilinçsiz, yoksul halkın ödediği bilinmelidir.

Savaşlar, savaş araç-gereçleri üreterek para kazanan, savaş sonucunda da kazananın, kaybeden üzerine egemenlik kurarak çıkarlarını güçlendirmekten başka bir işe yaramaz.  İnsanları öldürme yerine birlikte, daha mutlu yaşamalarına olanak sağlanmadığı sürece, küresel bir barış ortamı sağlanamaz. Savaşların sorunları çözemediği, her savaşın yeni sorunlara gebe günler getirdiği açıktır. Dünyamızı, tüm insanlığın dil, din, soy, cinsiyet, düşünce, üst ya da alt kimlikler ayrımlarına girmeden, ortak bir yaşam alanına dönüştürmesinin zorunlu olduğu gerçeğinden hareketle savaşların bu farklılıkları ortadan kaldırmasına müsaade etmemeliyiz. Nedeni ne olursa olsun, akan her damla kan, insanın en temel haklarından biri olan yaşama hakkının çiğnenmesi, elinden alınması demektir. Baskının, kaba güç kullanmanın, şiddetin her türünün, insanlık değerleriyle bağdaşmadığını algılamamız gerekmektedir.

Dünyanın bir ucunda, bir insanın kanının akması, tüm insanlığın ortak sorunu olmalı, kendi çıkarları için yapay sorun üretenlerin oyununa gelmemekten başka çaremiz yoktur. Küresel barış, ancak böyle sağlanır. Barış istemeyen, savaşlardan yarar sağlayanlara dur demenin bir insanlık görevi olduğunun bilinci ile barış sevdalıları olarak türkümüz hep bir ağızdan ve gür söylemeliyiz.

Önceki Haber

Alevilerin tarihsel duruşu

Sonraki Haber

Halkın çocukları ölümsüzdür!

Latest from Gündem

%d blogcu bunu beğendi: