Alevilerin tarihsel duruşu

/

Her tarih yaklaşımı, tarihten her söz ediş esas olarak geleceği düşünmek ve gelecek için konuşmak anlamına gelir. Dünün referansları yarının ipuçlarıdır. Düne bakış bir bakıma bugünümüzün de açıklaması, anlamlı kılınması çabasıdır.

Nesnel bir tarih yaklaşımından özetmek mümkün olabilir mi? Kuşkusuz bu doğrultuda cevap verenler dahi açık bir ideolojik tercih içerisindedirler. Tarih bugünü ve yarını meşru kılmanın aracından başka bir şey değildir.

Kuşkusuz her toplum, her sınıf kendi tarihini yazacaktır. O meşhur Afrika atasözü bu durumu gayet güzel anlatır:

‘Aslanlar kendi tarihlerini yazana kadar, av hikayeleri hep avcıların zaferiyle sonuçlanacaktır’.

Tarih özneldir. Bir olaya nereden, nasıl bakıldığına göre sonuç farklı olacaktır.

Egemenlerin tarih yazıcısı, iktidar sahiplerinin penceresinden bakıp haksızlık ve zulümü meşrulaştıracakken, mazlumların bakışı bu zulme karşı isyanı haklı ve doğal bulmak yönünde olacaktır.

Kimin yanındasın ve kimin penceresinden bakıyorsun?

Mazlumun mu, zalimin mi?

Alevilerin tarihsel duruşu söz konusu olduğu zaman bu dediğimiz iki farklı taban tabana zıt perspektif karşı karşıya gelmiş olur.

Selçukluya ve onun padişahı olan Keyhüsrev’in baskı ve zulmüne karşı Anadolu insanını isyan bayrağını açan Baba İshak saray yazıcısı İbni Bibi’ye göre, katledilmesi gereken bir asi bir eşkıya, tez elden kellesi vurulması gereken bir baldırı çıplaktır:

‘Babai haricilerinin Kefersud nahiyesinde ortaya çıkmaları, yaktıkları fitne ateşinin sultanın kulları tarafından söndürülmesi’ başlığıyla anlatacaktır olup bitenleri.

1240’dan günümüze bir çizgi çekersek iktidar sahiplerini Keyhüsrevin safında, hak hukuk arayıcılarını ise Baba İshakın safında takipçisi ve mirasçısı olarak görürüz.

Aradan ikiyüzyıl geçtiğinde yaşanacak olan Börklüceli Mustafa hareketinde de durumda yine bir değişlik olmayacak tarihe bakış yine kendini tekrar edecektir.

Börklüce hakkında ‘Onlardan acayip haller anlatırlar ki burada söylemek olmaz.’ diye yazan saray yazıcısı Neşri’dir. İlhad üzere olan topluluğun katledilmesi onlara göre siyasetin ve dinin gereğidir.

Oysa halkın söyleyişi ve yaklaşımı bambaşkadır:

“Biz Hak için dervişleriz.

Bir gün Şeyhimiz huruç eder,

biz dahi bekleriz.”

Ve mazlumlar bir türküde bir deyişte dile gelir seslenir zalimlere:

Şalvarı şaltak Osmanlı

Eğeri kaltak Osmanlı

Ekende yok biçende yok

Yemede ortak Osmanlı…

Alevilerin tarihsel duruşu insanlığın vicdanı olmak şeklinde tezahür eder. Hakkın, hukukun, adaletin takipçisi olmak şeklinde günümüze uzanır. Bugünkü haklılığının elbette tarihsel temelleri vardır. Tarihsel duruş bugünkü varoluşunda ve yürüyüşünde ona büyük bir itibar ve mücadele azmi kararlılığı sağlar.

İnsanların insanca yaşayacağı, baskı ve zulmün olmadığı bir hayat, bir dünya özlemi kuşkusuz insanlığın evrensel bir talebidir. Bu dileğin tarafı ve öznesi olmak yaşanan hayatta verilen emek ve mücadele ile somutlanır.

Aleviler eşit yurttaşlık isteminde bulunurken bunu yalnız kendileri için değil, tüm yurttaşlar için, hatta tüm insanlar için talep etmektedirler.

Bir insanın haksızlığa ve eşitsizliğe uğramış olduğu yerde aslında tüm insanlık mağdur olmuş demektir.

Tüm insanlık için eşit haklar!

Görünürde kimsenin buna itirazı olamaz. Ama asıl mesele bunun gerçekleşmesi yönünde bir duruş, bir tavır sergileyip sergilememektir.

Bir başkasına yapılan haksızlığı kendine yapılmış olarak hissetme, Alevilerin tarihsel duruşunun özeti budur.

Önceki Haber

Doğayla cancana olmak…

Sonraki Haber

Barış türküleri beraber söylenmelidir

Latest from Ali Yıldırım

Doğayla cancana olmak…

Tüm insanlığı teslim almış bulunan bir pandemi süreci yaşıyoruz. Küçücük bir korona virüsü karşısında dünya, devletler

%d blogcu bunu beğendi: