Cumartesi, Nisan 13, 2024

Aşık Veysel Şatıroğlu’nun bilinmeyen gerçekleri, yönleri, yaşanmışlıkları torunu Rüstem Şatıroğlu’nun anlatımı ile Ahmet Yılmaz röportajı.

Date:

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 284. sayısında yayınlanmıştır.

Dostlar Seni Unutmadı!

Anadolu, aşıklık geleneğinde birçok ozana ev sahipliği yapmıştır. Birçok ozan, şair gelip geçmiştir. Ama iz bırakan en önemlilerinden biri Aşık Veysel’dir. Hayatı, eserleri, yaşamı, gizemli, çilekeş ve derbederdir.

Yoksulluk, çile, acılar tüm hayatı boyunca onunla yol almıştır.

Bugün Aşık Veysel dünya mirasına kalıcı eserler bırakmıştır. Eserleri birçok yerli ve yabancı sanatçılar tarafından dile getirilmekte, birçok orkestra tarafından seslendirilmektedir. Bu başarının mimarı Aşık Veysel’in bilinmeyen yönlerini gerek kızı Sakine ve Sakine’den olma torunları Rüstem ve Doğan ile yansıtmak için bir araya geldik.

‘Aşık Veysel Kimdir?’ sorusunu cevaplayarak başlamak isterim. Buradan başlarsak siz okurlar için daha sağlıklı yol alacağım kanaatindeyim.

Veysel Şatıroğlu 25 Ekim 1894’te Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan Köyü’nde dünyaya geldi. Annesi Gülizar, Sivrialan çevresinde koyunları sağmaya giderken sancısı tutmuş, Veysel’i oracıkta dünyaya getirmiş ve bir çaputa sararak onu köye getirmiştir.

Veysellere yörede Şatıroğluları derler. Babası ‘Karaca’ lakaplı Ahmet adında bir çiftçidir ve şairdir.

Gülizar ve Ahmet çiftinin toplam beş çocukları olur ama o dönemlerde baş gösteren çiçek hastalığından dolayı ilk iki kız çocukları çiçek hastalığına yenik düşüp yaşamlarını yitirirler. Bu durumda hayatta olan kardeşler sırası ile Ali, Elif ve en küçükleri Veysel’dir.

Veysel’in yedi yaşına girdiği 1901 yılında tekrar salgın başlar ve çiçek hastalığı yaygınlaşır. Veysel de buna yenik düşer ve sol gözünü kaybeder. Bu ağır geçen süreçte sağ gözüne de perde iner ve kısmen görebilir. Tam görebilmesi için Akdağmadeni’nde bir doktora gitmesi gerekiyordur. Hayat şartları ve fakirlik buna engel olmuştur, geçen zaman içinde de öküzlere yem verirken öküzün ani hareketi sonucu boynuz azda olsa gören sağ gözüne isabet eder ve artık o gözde görmez olur.

Sonraki süreçte tamamen dünyası başına yıkılır. Tüm aile bu duruma çok ama çok üzülür.

Bundan sonra Aşık Veysel’in dünyası kararmıştır ve Veysel içine kapanır. Ablası Elif onu dışarı çıkarır gezdirir, babası da şiire meraklıdır, şiirler yazar ve ona okur. Bulunduğu yörede aşıklar, ozanlar çok olduğu için onların eserlerini dinler. Zaman içerisinde babası yörede bulunan Ortaköy’deki Mustafa Abdal Tekkesine gider gelirken bir defasında buradan Veysel’e bir bağlama getirir. Veysel bundan sonra çevredeki ozanların ve komşularının yardımı ile bağlamayı öğrenir. Bu ozanların deyişlerini çalıp söyler. Bazen de bu ozanlar Veysellere gelir burada söylerler. Komşuları Molla Hüseyin’de Veysel’in bağlamasının tellerini tamir eder. Süreç içerisinde Veysel’i etkileyen ikinci unsur o zaman seferberlik ilan edilmesi ve başta abisi Ali olmak üzere köylerdeki çoğu gençlerin askere alınması Veysel’de derin etki yaratmış yine karamsarlık süreci başlamıştır. Seferberlik yıllarının sonlarına doğru Veysel’in anne ve babası bize bir şey olursa kız kardeşi Veysel’e bakamaz diye onu akrabaları Esma ile evlendirirler. Veysel’in Esma’dan 2 çocuğu olur. İlkinde çocuk daha on günlükken annesinin memesi ağzında kalarak ölür.

Bu acının üzerine 24 Şubat 1921 yılında annesi Gülizar’ı kaybeder. Ondan 18 ay sonra da babası Ahmet Hakk’a yürür. Veysel acı süreçte bağ-bostan işleri ile oyalanmakta zamanını böyle geçirmektedir. Bu arada Sivrialan Köyü’ne sürekli aşıklar gelip giderler. Karacaoğlan’dan, Emrah’tan, Aşık Sıtkı’dan, Aşık Veli gibi ozanlardan, şairlerden çalıp söylemektedirler. Aşık Veysel bunları dinler teselli olur, bazen de eşlik eder.

Cihan harbinin ardından askerden gelen abisi Ali’nin bir kız çocuğu daha olunca eve yardımcı olsun diye bir azap (hizmetkar) tutarlar. Ama bu hizmetkar geçen zaman diliminde Veysel’in hasta olduğu ve abisi Ali’nin olmadığı bir gün Veysel’in eşi Esma’yı kandırarak Samsun Bafra’ya kaçırır. O dönemde bir kızı ile yalnız kalan Veysel bakımsızlık ve ilgisizlikten bu kız çocuğuna da bakamaz ve kızını da kaybeder. Bu acıların üzerine bir dizesinde şunu dile getirir:

”Talih, Çile, Kader sözü bir etmiş,
Her nereye gitsem gezer peşimde.”

diye seslenişte bulunur.

Bundan sonra Veysel bu alemden uzaklaşmak isteyen, göçmek isteyen bir ruh hali içindedir. Zara’nın Barzen Baleni köyünden bir arkadaşı, Veysel’i alıp köyünde iki üç ay misafir eder. Dönüşte Yalıncak Baba Tekkesi’ne uğrarlar ve Tekke’de hizmetkar olarak görevli olan Gülizar ile tanışır ve evlenir. Gülizar Aşık Veysel’in ikinci eşi olur.

Aşık Veysel’in ikinci eşinden Zöhre, Ahmet, Menekşe, Bahri, Sakine ve Hayriye olmak üzere altı çocuğu dünyaya gelir. Ve Aşık Veysel 21 Mart 1973 yılında Sivas’ta Hakk’a yürür. Sivas valisi Celal Kayacan, Aşık Veysel’i Sivas Sarkışla ilçesinde toprağa vermek ister. Fakat Veysel’in vasiyeti köyüne defnedilmektir. Nitekim burada toprağa verilir ve evi müze olur. Kendisine anıt mezar yapılır. Her yıl binlerce kişi Sivrialan’a gidip Veysel’i burada ziyaret eder ve anarlar.

Aşık Veysel’in beşinci kızı Sakine ve ondan dünyaya gelen üç çocuğundan Rüstem ve Doğan ile Almanya’nın Kuzey Ren Bölgesi’nin Gummersbach şehrindeki evlerinde söyleyişimizi gerçekleştirdik.

Diğer çocuğu Lale Ankara’da yaşadığından dolayı onu bu söyleyişe dahil edemedik.

O halde;

Aşık Veysel’in torunu ‘Rüstem Şatıroğlu’ Kimdir ?

Aşık Veysel’in beşinci kızı olan Sakine’nin en büyük oğluyum. 10 Mayıs 1962’de doğdum. 11 yaşına kadar dedem Aşık Veysel ile Sivrialan Köyü’nde yaşadım. Burada ilkokulu bitirdim. Dedemin ölümünden sonra Mersin’e gittim ve burada orta okul eğitimimi tamamladım. Sonrasında köyüme döndüm. Burada ticaret ile uğraştım. 1979 yılında evlendim ve 1980 yılının Mart ayında istek üzerine eşimle Almanya’nın Kuzey Ren Vestfalya bölgesinin Gummersbah şehrine yerleştim. Bu tarihten beri burada yaşamaktayım. 3 çocuk babasıyım.

Deden, yani Aşık Veysel ile köyde neler yapardınız?

Öncelikle Dedem ile en çok sabahları kalktığımızda kuzenim ile onun yatağına giderdik. Bir tarafında kuzenim, diğer tarafında ben onun anlattığı kahramanlık öykülerini dinlerdik. Daha sonra dedemi köy kahvesine götürürdüm sürekli farklı yollardan gitmek isterdi. İnsanlarla sohbeti severdi. Doğayı, bitkileri tanımaya çalışırdı. 21 Mart 1973 yılında ölünce ben ilkokul beşinci sınıfta idim.

Aşık Veysel ilk ödülünü ne zaman almıştı?

Dedem 1931 yılında yani 37 yaşında iken, o dönemde Sivas Lisesi edebiyat öğretmeni olan Ahmet Kutsi Tecer ve arkadaşları ”Halk Şairlerini Koruma Derneği” kurarlar. Ve daha sonra köyleri gezerek bu şair ve ozanları dinlerler. İşte o dönemde yani Cumhuriyetin 10. yılında 1933’de Aşık Veysel’i de dinler ve onun bu yarışmaya katılmasını isterler.  Konu Cumhuriyetin 10. yılı ve Atatürk’tür. 39 yaşına kadar hep başkalarının eserlerini çalıp söyleyen Aşık Veysel ilk defa Ahmet Kutsi Tecer’in desteği ile tüm ozanların katıldığı ve üç gün süren yarışmada ”Atatürk’tür Türkiye’nin İhyası” diye başlayan dizeler ile yazdığı şiir birinci olur. O dönemde 10 lira olan ödül parasını kazansa da almak istemez. Daha sonra Ahmet Kutsi Tecer’in ısrarı ile bu paranın yarısını kabul eder.  Ve şunu der ‘’Asıl bizim size ödememiz lazım, bizi ünlü, değerli yapan sizlersiniz.‘’

Aşık Veysel için 1953 yılında hayatını anlatan ‘’Karanlık Dünya’’ adlı bir film çevrildi. Neler söyleyeceksin?

Evet 1953 yılında dedemin hayatını anlattığı filmde Sivas Sivrialan’da dedem, Ayfer Feray ve Kemal Öz başrol oynamışlardır. Yönetmeni Metin Erksan’dır. Ve film Bedri Rahmi Eyüpoğlu tarafından yazılır. Daha sonra filmin diğer bölümleri başka şehirlerde (Nevşehir, Kırşehir) çekilir ve modern tarım aletleri kullanılır. Bunun üzerine dedem filmi protesto eder ve filmin gala gecesine katılmaz.

Aşık Veysel ilk defa şehir dışına nasıl çıkmıştı? Bu yolculuğu neden üç ay sürmüştü?

Sivrialan’ın bağlı olduğu Ağcakışla Nahiye Müdürü Ali Rıza Bey, Aşık Veysel’in ”Atatürk’tür Türkiye’nin İhyası” şiirini çok beğenir. Bu şiiri Ankara’ya gönderelim der. Aşık Veysel olmaz der. Bu eseri bizzat Ata’ya ben vermek isterim der. Ve arkadaşı İbrahim ile yola koyulurlar. Ceplerinde paraları olmadığı için Sivrialan’dan ayaklar çıplak baş açık ve karakışta yola çıkarlar, üç ay süren yolculukları boyunca Yozgat, Çorum, Çankırı köylerinden geçip Ankara’ya bir akrabasına varırlar. Burada bir buçuk ay kaldıktan sonra bir türlü destanı Atatürk’e okuyamaz bu fırsatı yakalayamaz bu dedeme dert olur. Fakat en sonunda bir milletvekilinin aracılığı ile başka bir çözüm bulurlar. Ankara’da Hâkimiyeti Milliye (Ulus) gazete ve basımevinde destanı vermek isterler. Gazetenin müdürü hele bir çalın söyleyin dinleyeyim der ama bağlamanın teli kopuk olduğu için söyleyemez. Dedem bunun üzerine çarşıda, Ulusta (o zamanlar Karaoğlan Çarsısı diyorlardı Ulusa) zorda olsa İbrahim’le tel almaya gider. Üstü başı yırtık olduğu için polisler zorluk çıkarsalar da en sonunda İbrahim’e ‘’Aşık Veysel (yani dedeme) dışarda kalsın sen git bağlamanın tellerini al gel.’’ derler. Böylece uzun uğraşlardan sonra teli alan İbrahim dedemle tekrar gazeteye döner. Tamirden sonra bağlamayla destanı söyler ve gazete müdürü tarafından beğenilir. Üç gün boyunca gazetede yayınlanır. Gazete müdürü dedemlere bir miktar para verip gönderir. Gazetedeki destan çok ilgi gördüğünden dedem de saygı görüyor ve seviliyor, fakat dedem halen Atatürk’e destanı okumak için bir süre daha Ankara’da kalıyor.Tabii ki gazete müdürünün verdiği para da bitince Ankara’da çaresiz kalıyorlar.

Bu sırada Ankara’da bir avukat ile tanışırlar, avukat belediye başkanına mektup yazıp dedeme verir. Belediye’ye giderler Belediye Başkanı ‘’siz sanatçısınız nasıl geldiyseniz öyle dönün’’ diye geri yollar.  Bunun üzerine dedem ve İbrahim tekrar avukata geri dönerler durumu açıklarlar. Avukat bir de Vali’ye yazalım der. Vali’de tekrar belediyeye gönderir. Belediye yine aynı cevapla geri gönderir. Avukat bu olaya çok kızsa da başka çözüm arama yoluna koyulur. Bir de Halkevine uğrayalım belki oradan bir şey çıkar derler. Bunun üzerine Halkevi’ne giden dedemlerin üstü başı yırtık olduğu için kapıcılar içeri almazlar.

Bunun üzerine dedem ve İbrahim dışarda beklemeye koyulurlar. Belli bir süre sonra içeriden çıkan bir adam dedemlere ‘‘Ne yapıyorsunuz burada?’’ diye sorar. Dedemler de ‘’Halkevi’ne gireceğiz ama bizi içeri kapıcılar bırakmıyorlar.’’ deyince, adam kapıcılara kızarak ‘’Bırakın bu adam Aşık Veysel!’’ der. İçerden çıkan adam aynı zamanda dedemi Edebiyat Şubesi Müdürü’ne yollar. Dedem ve İbrahimi güzelce karşılayan bu edebiyat müdürü hemen Halkevi’nde bulunan birkaç milletvekilini çağırır ‘’Gelin şair Aşık Veysel’i dinleyin.’’ der ve milletvekilleri dinletiye gelirler. Bunların içlerinden eski milletvekillerinden Necip Ali Bey ‘’Yahu bunlar fakir adamlar, bunların üstünü giydirelim ve Halkevi’nde bir konser versinler.’’ der. Ve uygularlar. Böylece konser sonrası dedemin cebine bir miktar para koyarlar ve dedemler köye dönerler.

Dedenizin o dönemlerde plağa okuduğu ilk türkü neydi ?

Dedem ilk okuduğu Türkü şöyle başlıyor :

”Mecnun’um Leyla’mı gördüm
Bir kerrece baktı geçti
Ne söyledi nede sordum
Kaşlarını yıktı geçti

Soramadım bir çift sözü
Ay mıydı gün müydü yüzü
Sandım ki Zühre yıldızı
Şavkı beni yaktı geçti.

Ateşinden duramadım
Ben bu sırra eremedim
Seher vakti göremedim
Yıldız gibi aktı geçti

Bilmem hangi burç yıldızı
Bu dertler yâreler bizi
Gamzen oku bazı bazı
Yar sineme çaktı geçti.

İzzeti bu ne hikmet iş
Uyur iken gördüm bir düş
Zülüflerin kement etmiş
Yar bonuma taktı geçti

Aşık Veysel ne zaman çalışmaya başladı?

Dedem Köy Enstitülerinin kurulması ile birlikte yine Ahmet Kutsi Tecer’in desteği ile Arifiye, Hasanoğlan, Çifteler, Kastamonu, Yıldızeli ve Akpınar Köy Enstitülerinde saz öğretmenliği yapmıştır. Bu süre içinde dedem daha birçok şair ozan ile böylece tanışma fırsatı buluyor.

Aşık Veysel’in Radyo ile tanışması nasıl oluyor ?

Dedem Cumhuriyetin 10. yılında söylediği parçası birinci gelince Ahmet Kutsi Tecer tarafından evine davet ediliyor. Fakat eşi dedemi üstü başı yırtık ve eski diye eve almak istemiyor. Ahmet Kutsi Tecer’in ısrarı sonucu bir gece kalmasına müsaade veriyor. Ertesi gün Ahmet Kutsi Tecer dedeme bir mektup yazıp veriyor ve ‘’Bunu İstanbul radyosunda götür Cemil Bey’e ver’’ diyor. Bunun üzerine dedem İstanbul’a Radyo evine gidiyor ve Cemil Bey radyo müdürü ile görüşüyor fakat üstü başı yırtık olduğu için Aşık Veysel’e ‘’Geç orda bir yerde otur, boşluk olursa alırız.’’ diyor. Geçen zaman içinde bir aksamadan dolayı Cemil Bey dedeme ‘’Hele bir oku dinleyeyim.’’ der ve dinler beğenince de ‘’Gür bir sesle oku çünkü tüm Türkiye seni duyacak.’’ der. Dedem çok coşkulu bir şekilde okur ve bu okuduğu süreçte Atatürk’te dinler ve beğenir.  Böylece dedem radyo ile tanışmış olur, ünlenir. Dedem bu başarısını edebiyat öğretmeni Ahmet Kutsi Tecer’e borçlu olduğunu söyler ve her zaman şunu derdi ‘’Benim dilimin bağını çözen Ahmet Kutsi Tecer’dir’’.

Şunu sormadan edemeyeceğim, Aşık Veysel’in ilk eşi Esma evin uşağı ile Samsun Bafra’ya kaçarken, Esma’nın ayakkabısının içine mağdur olmasın diye para koyduğu olayı doğru mudur? 

Dedem Aşık Veysel, Esma ile evlendiği dönemde zaten Cihan Harbi dönemiydi. Bırak dedemi ülke fakirdi, yoksuldu. Dedemin üstü başı yırtıktı ve durumu iyi değildi. Böyle bir şey yapmadı. Bu sadece sonradan uydurulmuş bir yalan ve rivayetten başka bir şey değildir.

Deden, yani Aşık Veysel hakkında neler söylemek istersin?

Dedemin yaşanmışlıkları ortada ve ben dedem ile gurur duyuyorum. Son on bir yılını onunla yaşadığım için mutluyum. Bu arada dedemin en çok üzüldüğü şeyler Atatürk’e ulaşamaması, ona o ilk şiirini destanı okuyamaması ve askere gidememesi. Köyde yaşlılar ve kadınlarla kalması onun hayatında kalıcı iz bırakmıştır.

Bu arada 1965 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi özel bir kânun ile dedeme ‘’Anadilimize ve Milli Birliğe’’ katkılarından dolayı her ay 500 TL aylık bağlamıştı. Bu aylık dedem hayatta kaldığı sürece verildi.

Dedemin yaşamını Alevilerin Sesi okurlarına taşıyan Ahmet Yılmaz dostuma ve yayında emeği geçen herkese minnettarım.

Sevgilerimle.

Rüstem Şatıroğlu

Paylaş

spot_img

İlginizi çekebilir

Bunlara baktınız mı?
Benzer Başlıklar

Özge Göncü: İyi Olmamızın Mücadele İle Ne Alakası Var?

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 285. sayısında yayınlanmıştır. Çetin mücadele...

Zeliha Korkmaz: 2024 Perspektifi Kadınlar İçin Mümkün Mü?

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 285. sayısında yayınlanmıştır. Geride bıraktığımız...

Ufuk Çakır: 35 Yılın Emeği: AABF

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 285. sayısında yayınlanmıştır. Karanlık bilmeyiz,...

AABF’nin 35. Kuruluş Yıldönümü: Irkçılığa Karşı Mücadele Kararlılığı

AABF'nin 35. kuruluş yıldönümü etkinliği, Almanya'da yaşayan Alevi toplumunun...