AABF’nin Kazanımları Çok Çevreyi Rahatsız Etmiş, Hüseyin Aygün Neden Rahatsız Olur?

//

Turan Eser
Gazeteci/Yazar

10 Aralık 2020, Dünya İnsan Hakları Gününde, NRW Eyalet Parlamentosu, Almanya’da yaşayan 800 bin Alevi’yi sevindiren bir karar aldı.

Bu karar ne bir lütuf ne de iddia edildiği gibi bir komplo değildi. Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu 30 yıl boyunca verdiği hak mücadelesinin sonucu olarak, Almanya Eyalet Hükümeti, hukukun evrensel ilkeleri ve laiklik ekseninde AABF’nin “Kamu Tüzel Kişilik Statüsü” elde edebileceğine kabul etmiştir.

Özetle ifade edecek olursak bu kararla AABF;

Diğer tanınmış inanç gruplarının sahip olduğu tüm Anayasal haklara ve yetkilere sahip oldular.

Kendi bağımsızlığını koruyan ve aynı zamanda kamu kurumları kadar saygınlığa ulaştı.

Devlet tarafından resmen tanınmış ve kamu tüzel kişilik statüsüne ulaştı.

AABF ve Alevi kurumsallaşmasının özerkliliği ve bağımsızlığı kalıcı ve daha da güçlü konuma geldi.

Kamu ve sosyal hizmetler hakkı ile bunlara gerçekleştirecek hukuksal güvencelere kavuştu.

Vergi muafiyeti gibi bir çok ayrıcalıklar elde ettiler.

Siyasal ve sosyal politikalarda olduğu gibi, hukuksal reformlar sürecinde sözünü kullanma ve önerilerini sunma hakkı ile komisyonlarda temsil edilme hakkına sahip oldu.

Savundukları doğru düşüncelerin Almanya’da kararlı ve yapıcı bir sürece taşınabilmesi için Kamu Yararına Tüzel Kişilik Statüsünün resmileşmesini sağlamış olmak önemlidir.

Özetle asırlardır kendi ülkesinde sürdürdüğü hak mücadelesine karşılık, payına asimilasyon, katliamlar, inkar, horlama, ayrımcılık, dışlama ve ötekileştirme düşen Aleviler, Almanya’da örnek ve emsal olabilecek ve aynı zamanda laiklik ilkesinin bir gereği olan kazanım, sadece iktidarı değil, iktidar yandaşlarını, Vatan Partisi ve Aydınlık Gazetesi gibi iktidar ortaklarını kızdırdı.

Avrupa Alevilerinin kazanımlarına yönelik, karanlık düşünceleriyle bilinen siyasal islamcı yandaş gazeteler top yekün küfürle ve komplo teorileriyle itibarsızlaştırmaya çalıştı. Bitmedi; siyasal İslamcılıkla ittifak halinde hareket eden Vatan Partisi ve “Aydınlık” gazetesi Avrupa Alevilerine saldırıyı gündemine ve manşetine taşıdı.

AABF’nin Kamu Tüzel Kişiliği kazanmasına kimi “Türk İslam birliğini bozuyorlar” diye, kimi de “Şii İslam birliğini bozuyorlar” diye tepki veriyor. Tepki verenleride içinde yer aldıkları cepheleri y tanıyoruz ve tarihsel hafızamız da buna şaşırmamız gerektiğini hatırlatıyor.

Yetmedi şimdi de, AABF’nin Aleviliğin kendi özgünlüğünü anlatmasını ve hukuksal kazanımını küçümseyen ve kazanımın sahibi onbinlerce üyesine üstenci, kibir esiri bir dille yol göstermeye çalışan ve yöneticilerine yol göstermesini ve yöneticileriyle vedalaşmasını öğütleyen açıklamasıyla eski CHP milletvekili Hüseyin Aygün’de eklendi. Tüm iktidar blokunun, siyasal islamcıların, Türk İslam sentezcilerin ve iktidarın küçük ortağı ulusalcı kesimlerin ittifak halinde, Avrupa Alevi hareketini karşılarana aldığı bir zaman diliminde, Hüseyin Aygün’ün zamanlaması oldukça manidar olduğunu da bir kenara koyalım.

Hüseyin Aygün, Almanya’da Aleviler’in elde ettiği kazanım üzerine: “Alevi kurum yöneticilerinin, “Alevilik kendine özgü bir inançtır”, “hiçbir dinin şemsiyesi altında değiliz” lafları apaçık bir bilgisizlik” diyor.

  • Bilgiçliğini göstermek içinde nedenini şöyle anlatmış; “Tüm dinler, inançlar, mezhepler, hatta görüşler, “kendine özgü”dür, sadece Alevilik mi “özgün” sanıyorsunuz?” diye soruyor..
  • Soruyu haklı kılacak bir iddia yok ki.. Avrupa Alevi örgütlenmesi ve yöneticileri farklı din ve inançların kendine özgünlüğüne dair hiç bir itirazı olmamış, hatta söz konusu bile yapmamıştırlar. Elbette her din ve inanç kendi özgünlük taşır. Bunu da dile getirir.
  • Aleviler kendi inançsal kimliklerinin kendi özgünlüğü ifade etmesi neden bir cehalet ya da “bilgisizlik” olsun? Aygün’ün temel sorunu, başkalarına hak gördüğünü, Aleviler için neden hak görmeyip “bilgisizlik” olarak görmesidir.
  • Aygün Avrupa Alevileri üzerinden tüm Alevilere, Aleviliği ne olup olmadığını anlatmak yerine, “İslam’ı IŞİD’den, Nusra’dan, Boko Haram’dan ibaret zannetme” diyor ve örtülü şekilde “Bırakın Aleviliğin kendine özgün olduğu gibi bilgisizlikten kurtulun, İslamın kendi özgünlüğüne gelin” diyor.

Aygün derin bilgisiyle; “Aleviliğin “İslam olmadığını”, tarihte sadece Aleviler’i katletmek, yakmak isteyenler söylemişlerdir. İslam’ın binlerce yorumu vardır; Alevilik, Bektaşilik, Tahtacılık, Nusayrilik” diyor.. Ama Alevilerin kılıç zoruyla da Sünnilik ve Şiilik ekseninde islamileştirilmesine dair tek bir laf etmiyor.

Hüseyin Aygün’ün “bilgisiz” gördüğü örgütlü Alevilere, “Alevilik yalnızca Türkiye ve Ortadoğu ülkelerindedir, buradan yayılmıştır, “İslam’ın var olduğu” topraklardadır -Avrupa’ya nasıl ve hangi amaçla yayıldığı biliniyor-.Alevilik, hiç tartışmasız, Hak-Muhammed-Ali yoludur, Ehlibeyt ve 12 İmam yoludur.” diyerek, “tartışmasız” yani muhabbetsiz herkese dayatıyor ve üstenci diliyle ahkam kesiyor.

Ama nedense o “İslam’ın var olduğu topraklar” diye tarif ettiği coğrafyalardaki kadim kültürlerin haklarını bir çırpıda islamcılık lehine inkar ediyor, yok sayıyor. Toprakların tarihini İslamla başlatıp “tartışmasız” noktalıyor.

CHP'li Hüseyin Aygün'den skandal paylaşım! Gerçek ortaya çıktı - GÜNCEL  Haberleri

Ve büyük tarihi lafını söylüyor “Aleviliği İslam’dan ayırmak, İslam’ı IŞİD’e teslim etmek demektir.” Yani Aleviler İSİD’in elinden İslamı kurtarmaya davet ediyor! Bir çırpıda 1.8 milyar Müslümanın İslam dinini, farklı cihadist grupların ve akımların elinde olmasından, Alevileri sorumlu tutuyor!

“Aleviliğin kendine özgü bir inanç” olduğunu söyleyen Avrupa ve Türkiye Alevi haraketinin en geniş kitlesel kurumlarını ve yöneticilerini kendince Alevilere şikayet ediyor ve diyor ki; “Avrupa’daki kurum yöneticileri dönüp kendi üyelerine Aleviliğin ne olduğunu sorsalar, basitçe yukarıdaki cevapları alırlar.. Bu görüşler Alevilliğe zarar veriyor.. Kurum yöneticileri, gecikmeksizin üyelerine kulak vermeli.. Veya; Aleviler bu kurum yöneticileriyle vedalaşmalıdır..”

Hüseyin Aygün Avrupa’daki Alevi kurumları tarafından sayısız kez davet edildi. Davetli olarak gittiği her Cemevinde “Hak, Muhammed, Ali Sevgisini” dile getiren sözleri duyması, duvarlarda resimleri görmesine rağmen, Avrupa Alevi kurumlarını ve yöneticilerini, maddi karşılığı olmayan argümanlarla suçlaması iyi niyetli bir yaklaşım değildir. Bu olsa olsa iktidarın retoriğinde kopya çekmektir.

Elbette Avrupa ve Türkiye Alevi hareketinin Hak, Muhammed, Ali algısı ve sevgisi, Hüseyin Aygün’ün teolojik olarak beslendiği Şiilik ve Caferilik anlatımlarında ve islam Ansiklopedisinde dile getirilen tarihsel ve zahiri Ali ve Muhammed algısı ile aynı değildir.

Alevilerdeki “Hak, Muhammed, Ali” üçlemesi, Kırklar ceminde yaratılan; İkrar, Dar-Didar, Vahdeti Vücud/Vahdet-i Mevcut, En’el Hakk, Cem ibadetleri/muhabbetleri, Dört Kapı Kırk Makam öğretisi, İnsan-i Kamil, Rızalık, Lokma, Hızır, Hak-Muhammet-Ali Sevgisi, Kerbela, 12 Hizmet, Gülbanglar, Nefesler, Semah, Musahiplik Kurumu, Dedelik, Analık, Babalık, Aşıklık, Ozanlık ve Zakirlik geleneği, Hızır ve Yas Oruçlarını inanç dairesi içinde yaşayan batini Alidir, batini Muhammeddir.

Aleviliğin kendine özgünlüğü buradan gelir. İnsan merkezli bir inanç yolu olarak, Ariflerin, Kamillerin, Aşıkların, Sadıkların kelamları doğrultusunda, yol kurallarını ve yol kurumlarını oluşturmuş kişiyi başta kendi vicdanı, ailesi ve bağlı olduğu toplumla rızalık temelinde barışık hale getiren, bir inanç, aynı zamanda bu inanç bir felsefi bilgelik yoludur.

Fakat Hüseyin Aygün, Kum kentinde anlatılan ve Kum kentinden Dersim’e, İstanbul’a, Çorum’a ve daha bir çok yere taşınan Şii ve Caferi misyonerlerin Ehlibeyt Camisindeki Ali algısını anlatarak, Alevileri, İŞİD elindeki İslamı Şiilik lehine kurtarmaya davet ediyor.

Özetle söylenecek şudur; Alevilik her hangi bir dinin, mezhebin ya da inancın “içinde” ya da “dışında” gibi anlamsız, temelsiz, tuzak, daraltıcı, dışlayıcı ve ideolojik tanımların aksine, bir inanç, felsefi ve bilgelik yoludur. Aleviliğin zenginliği ve öğretileri içinde elbette İslami öğeler ve unsurlar vardır. Alevilik farklı din ve inançlardan aldıklarını, her din ve inanç gibi, kendi iç yaşam süreçlerinde, kendi öğretileri, kurumsallaşmaları ve inşası içinde yeniden tanımlayarak ve şekillendirerek, kendine özgü hale sokmuştur. Tam da bu nedenle, Aleviliğin bir vahiy dini şemsiyesi içinde tektipleştirilmesini ve içindeki renklerin ve süreklerin homojenleştirilmesini hedefleyen yaklaşımlara ve tanımlara kapalıdır.

Diyelim ki, Avrupa Alevi hakaretinin demokrasi ve laiklik eksenindeki kazanımları sizleri rahatsız ediyor, hiç olmazsa, birazda vicdani göz ve duyarlılıkla bakalım.

Bakın belki Sünni bir vicdan size örnek olabilir. İhsan Eliaçık kendisine bu soru sorulurken, bir Sünni olarak, “Aleviliği tanımlamak Alevilere aittir. Bana göre Alevilik bir yoldur. Ve cümleden uludur. İslamdan öncesinden ve islam dışından gelen bir inançtır. Türklerin müslüman olmasıyla islam coğrafyası içinde müslümanlarla iç içe ama inançlarını ayrı yaşamıştır” derken, adı konulmadan Şiiliğe davet çıkaran bazı Aleviler de, Alevilerin tarihsel kazanımları karşısından muktedirlerin retoriğine sığınmasını tuhaf görmemek lazım.

Önceki Haber

Türk-İslam Sentezcilerinin korkulu rüyası: Kelebek Etkisi…

Sonraki Haber

AABF İnanç Kurulu Hızır Ayı Mesajı

Latest from Gündem

%d blogcu bunu beğendi: