Cuma, Temmuz 12, 2024

Sistemin Korkulu Dünyası: Biz Kadınlar!

Date:

Amerika’da köleliğin yaygın olduğu zaman, 1849 yılında, Harriet Tubman adlı Kadın arkadaşımız ‘Kadın Köleleri’ esaretten kurtarmak için gizli bir örgüt kurar ve 700’e yakın köleyi esaretten kurtarır. Bu konuda öncü bir lider olan kendisine “Köleleri kurtarmak için en zor adım nedir?” diye sorulduğunda, derinden iç çekerek: “Bir insanı köle olmadığına ikna etmektir“ diye yanıt verir. “Kadın özünde doğadır, doğa özünde kadındır”. Kadın var edendir. Kadın kozmosun, toprağın, varoluşun, hayatın ta kendisidir.

Yazar:
Zeliha ALTUNTAŞ

Anadolu’nun ilk çağ uygarlıklarında insanların tanrıçası Kibele neden kadındır? Doğayı neden “Doğa Ana” olarak adlandırırız? Kadın doğanın ve doğurganlığın simgesi, kutsal bir varlık olarak görülürken günümüze nasıl ataerkil bir toplum olarak geldik. İlk çağlarda erkekler avcılık, kadınlar toplayıcılık yaparak yaşamlarını sürdürürken, tarım da sabanın kullanılmaya başlamasıyla erkek üretim gücüde ön plana çıkar. Erkek gücünün ön planda olduğu yerleşim yerleri, zamanla köyler, kasabalar ve kentler oluşur. Bu süreç erkeğin doğaya ve kadına hükmetmeye başlaması olarak kabul edilebilir.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği: Kadının Güçlenmesi

İnsanlar arasında ırkına, rengine cinsiyetine, dinine, diline, siyasi kanaatlerine bakılmaksızın herkesin aynı statüye sahip olması ve insan haklarından herkesin eşit faydalanması insanlığın en büyük özlemidir. Bu bağlam da Kadın Hakları, ayrıcalıklı bir hak talebi değil, Erkek-Kadın her insanın toplumsal yaşamın her alanına eşit katılımlarıdır.

Kadın yurttaştır, bireydir, sosyal hayatta var olandır, çalışandır, eşit olması gereken insandır.

Eşitlik, bireyin bütün yeteneklerini  tam ve özgürce geliştirebilecekleri ekonomik ve toplumsal ortamın yaratılması, bu ortamın önünde ki bütün ekonomik, toplumsal ve siyasal engellerin ortadan kaldırılması olarak tanımlanabilir..

Kadın ve erkek arasındaki genetik, fizyolojik ve biyolojik özelliklerinden kaynaklanan farklılıklar eşitsizlik sebebi değildir. Cinsiyet doğuştan gelen, toplumsal cinsiyet ise sonradan öğrenilen ve cinsiyete toplum tarafından biçilen rol, sorumluluk ve davranış beklentileridir.

Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin temelinde ki yapı patriyarkal sistemdir. Yani ekonomik, toplumsal, politik, kurumsal ve din öğesi ile kadını emeği ve bedeniyle birlikte baskı altına almayı ve denetlemeyi içeren zihniyet bütünlüğüdür. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği Patriyarkal yapının sonucudur.

Patriyarkalı, aileden devlete uzanan ve tüm toplumsal düzenlemelerde kendini yeniden üreten, kadını emeği ve bedeniyle birlikte ekonomik, toplumsal, politik olarak baskı altına almayı, denetlemeyi içeren zihniyet ve ilişkiler bütünü olarak tanımlayabiliriz. Kadınların rızası olmaksızın patryarkal sistemi sürdürmek mümkün değildir. Bu rıza da başta toplumsal cinsiyet rollerinin hem erkek hem kadınlar tarafından kabulü ile birlikte üretilir.

Biz kadınlar bizlere aktarılan geleneksel kadınlık ideolojisini içselleştirerek, çocukluğumuzdan itibaren kendimize verilen kadınlık rolünü benimsediğimiz söylenebilir.

Namus kavramı gene ataerkil sistemin kadının erkek tarafından kontrol edilmesini sağlamak için, ayrımcılık ve şiddet üreten bir kavramdır.

Biyolojik cinsiyetten farklı olarak farklı cinsel yönelim, LGBT+İ de toplumsal Cinsiyet Eşitliği savunucunun ana dayanağıdır. Toplumsal cinsiyet rollerine patriyarkal yapı erkeklik modelinde “ideal-hegomonik erkeklik” ölçütlerini topluma dayatarak tüm erkeklerin de buna uymasını bekler.

“Erkekler öldürdüğünde yaşamı korumak için savaşmak biz kadınlara düşer”                                                                    Clara ZETKİN

Biz, kadınlar; kaderimizin kimsenin iki dudağı arasında olamayacağı eşitliğin her alanda güvence altına alındığı, kadınlara ve çocuklara karşı işlenen suçların cezasız kalmadığı, savaşların, ayrımcılığın olmadığı, eğitimin ve sağlığın sorun olmayıp hak olduğu güvenli bir gelecek ve barış içinde bir dünya istiyoruz.

Ne çaresizliğe sığınacağız, ne de direncimizi kırmalarına izin vereceğiz.

Biliyoruz, vermek istemeyecekler. Ama bilsinler ki bizim de esarete ve karanlığa rızamız olmayacak. İstediğimiz haklarımızı alana kadar hayatın içinde her platformda mücadeleye devam edeceğiz. Bu da böyle bilinsin…

Kadınların kendi kararlarını belirleme hakları ve erkek şiddetinin bin bir türü içinde, özellikle fiziksel, cinsel ve ekonomik şiddete karşı mücadele, her zaman her ülkede enternasyonalist bir dayanışma içinde verildi.

Son eylemlerde, öncekilerden farklı olarak, kadınların somut hayatlarında yaşadıkları iç içe geçmiş tüm sorunları kapsamaya çalışması ve her coğrafyanın kendi sorunuyla bütünleşerek daha fazla konuyu içinde barındırıp anında farklı coğrafyalara yansıyabilmesidir. Bir süre önce ABD’den yükselen cinsel tacize karşı başlayan Metoo (ben de) hareketi, tüm dünyada gerçekleşen kadın grevleri, kadın katliamlarına karşı Arjantin’de, daha sonra birçok Güney Amerika ülkesine, oradan da Avrupa’ya diğer coğrafyalara sıçradı. “Bir Eksik Olmayacağız” Ni Una Menos eylemleriyle 25 Kasımda Şili’deki ‘La Tesis Dansı’ sınırları aşıp bir anda tüm dünya kadınlarının eylemi oldu.  Hayatlarımız ve Onurlarımız için, bir kez daha kendi renklerimiz ve taleplerimizle sokakları gökkuşağına çevirmeli ve taleplerimizi ve öfkemizi hep bir ağızdan haykırarak mücadelemizi büyütmeliyiz.

Şiddetin ‘Kadın Yüzü’

Bilimsel, antropolojik, tarihi veya sosyolojik yaklaşım: Kadın

Corona virüs ve Kadına yönelik şiddet

Yazının tamanını Alevilerin Sesi Dergisi’nin
yeni sayısında okuyabilirsiniz… Hemen abone ol!

Paylaş

spot_img

İlginizi çekebilir

Bunlara baktınız mı?
Benzer Başlıklar

Erdal Kılıçkaya: Sönmeyen kor 2 Temmuz

2 Temmuz, bundan 31 yıl önce insanlık tarihine kara...

Ümit Kıvanç: Toplumun haysiyetini de korumayı bilmesi lazım

İrfan Aktan Sivas Katliamı hakkında bugüne kadar yapılmış en kapsamlı...

Kazım Gündoğan: Dersim Tertelesi Cumhuriyetin Kara Kutusudur

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 286. sayısında yayınlanmıştır. KAZIM GÜNDOĞAN...

Alevilerin Sesi dergisine abone olmak ister misiniz?