Cumartesi, Nisan 13, 2024

Prof. Çiğdem Boz: Ragıp İncesağır Röportajı

Date:

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 284. sayısında yayınlanmıştır.

Ufkumuzu yalnızca Aleviler ve Alevilikle sınırlamadık. Ekonomiden siyasete, gastronomiden müziğe edebiyattan ekolojiye bir renkli yelpaze söz konusu.

ÇİĞDEM BOZ / RÖPORTAJ : RAGIP İNCESAĞIR

PSAKD Kadıköy Şubesi ve İçerenköy Cemevi Aralık 2023’ten Şubat 2024 sonuna kadar devam edecek bir seminer dizisi başlattı. Siz de bu seminerlerin akademik koordinatörlüğünü üstleniyorsunuz. Bu fikir nasıl gelişti, hazırlık sürecini biraz anlatabilir misiniz?

Geçtiğimiz son 5 yılda yaşanan pandemi ve deprem gibi nedenlerle, eğitim başta olmak üzere pek çok faaliyetin uzaktan yapıldığı, insanların birbirine “mesafelendiği” günler yaşadık ve sahiden bir arada olmayı özledik. Bunun yanında yaşadığımız seçim şokuyla muhalif seçmenin umutsuzlaştığı, karamsarlaştığı da bir gerçek. Zaten demokrasi yalnızca sandığa indirgenmiş durumda ve hayatımızı etkileyen hiçbir siyasi karara müdahale edemiyoruz. Oysa toplumun oy vermek dışında da yapacağı şeyler olmalı. İşte hem bu karamsarlığı üstümüzden atmak hem de hep birlikte alternatiflerimizi üzerine düşünmek istedik. PSAKD Kadıköy Şube Başkanı İbrahim Karakaya da kurumsal olarak uzun süredir eğitimler düzenlemek istediklerini çeşitli fırsatlarda bana söylüyordu. Özellikle 2022’de GADEV’de düzenlenen Alevi Akademisi çok ilgi çekince toplumun bu tarz buluşmalara aç olduğunu düşündüler sanıyorum.

Hazırlık sürecine geçmeden önce bir konunun altını çizmek isterim. Ne Gadev’in Alevi Akademisi ne de PSAKD’nin Halk Seminerleri bu alanda yapılmış ilk örnekler değil. 2008 yılında Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı ve Anadolu Kültür Dernekleri girişimiyle kurulan Alevi Enstitüsü’nü hatırlatmalıyım. Prof. Dr. Cengiz Güleç’in başkanlığını yaptığı enstitü hem Alevilik alanında araştırmalar yürütmek hem de eğitimler vermek üzere kurulmuştu.

Neden Adı “Halk Seminerleri” Oldu?

Bu soruyu ilk semineri veren Ayhan Yalçınkaya da sordu. Çünkü iktisadi açıdan bir şeyin başına “halk” geldiğinde o hizmetin “ucuz” , “bedava” veya daha az “kaliteli” olduğunu düşünürüz. Halk ekmeği, halk konserleri ifadelerinde olduğu gibi . Bu nitelendirmeyi ben yaptım ve bu ismi verirken aklımda iki şey vardı. Birincisi eğitimin hızla piyasalaştığı günümüzde eğitimin kamusallığının altını çizmek için. İkincisi de bu seminerlerin yönetenler yerine yönetilenleri temsilen “halkı” bir araya getirecek etkinlikler olduğunu vurgulamak istedim. Malum yüzüncü yıl tartışmaları her yerde devam ediyor. Cumhuriyetin ilk yüzyılının övünülecek bir zaman aralığı olmadığını çünkü ilk yüzyılın halkın yüzyılı ol(a)madığını düşünüyorum, ikinci yüzyıla başladığımız bu dönemeçte halkçı bir cumhuriyet için temel meselelerimizi bir araya gelerek konuşmalı, tartışmalıyız.

Seminerlerin İçeriğini Nasıl Belirlediniz?

Öncelikle ufkumuzu yalnızca Aleviler ve Alevilikle sınırlamadık. Yani bu seminerler dizisi bir Alevi örgütü tarafından düzenlense de aslında bir Alevi akademisi olarak görülemez. Çünkü afişimizde de göreceğiniz üzere ekonomiden siyasete, gastronomiden müziğe edebiyattan ekolojiye bir renkli yelpaze söz konusu.

Az evvel söylediğim gibi çıkış noktamız “umutsuzluğumuz” du aslına bakarsanız. Bu umutsuzluk ülke siyasetiyle yakından ilgili olmakla birlikte dünyanın gidişatından da bağımsız değil. Devlet adamları kabul etmekte veya eyleme geçmekte dirense de iklim krizi diye bir gerçek var. Eşitsizlikler dünya tarihinde hiç olmadığı kadar yüksek düzeyde.

“Kahrolsun kapitalizm” demekle kapitalizm kahrolmadığına göre alternatifleri konuşmalıyız ciddi ciddi. Bir kere meseleyi eşitlik ve özgürlük idealleri çerçevesinde düşüneceksek insanların karşı karşıya olduğu tüm tahakküm ve sömürü biçimlerini bir arada ele almalıyız. Başka bir deyişle tek tahakküm biçimi patronun işçi üzerinde kurduğu tahakküm değildir. Bu meselenin sadece bir parçası. Hayatlarımız birden fazla tahakküm ve sömürü biçimleriyle dolu. İnsanın doğa üzerinde, erkeğin kadının üzerinde, devletin toplum üzerinde kurduğu tahakküm ve sömürüyü toptan kaldırmayı amaçlamalıyız. Hadi daha kestirmeden söyleyelim devrim yapacaksak bütün tahakküm ve sömürü biçimlerinden kurtulmamız lazım.

Bu nedenle sınıfsal bakış açısının yanında toplumsal cinsiyet, iklim değişikliği gibi konularda ciddi bir farkındalık yaratmalıyız diye düşündük. Bunlar ikincil öneme sahip tâli konular değil aksine kafa yormamız gereken temel konular olmalı. İşte bu nedenle seminer içeriğini belirlerken Alevi örgütlerinde fazlaca konuşulmayan toplumsal cinsiyet, iklim krizi, sınıf mücadelesi gibi konulara yer vermek istedim. Tabi bu konu tercihleri, yine Alevi örgütlerinde pek rastlamadığımız akademisyenleri konuk etmemize de imkân verdi. Bu bağlamda örneğin Sungur Savran, Erinç Yeldan, Aslıhan Aykaç gibi hocaları ilk defa bir cemevinde görmek benim açımdan çok sevindirici.

Hemen şunu da eklememe izin verin: Alevilik ve Alevilere dair de önemli seminerlerimiz var. Örneğin Alevilerin siyasal tercihleri, Alevi katliamları ve hukuk, 19. Yüzyılda Devlet ve Aleviler, Aleviler ve edebiyat, Aleviler ve sinema, Aleviler ve müzik, Aleviler ve mutfak gibi.Aslına bakarsanız eşit ve özgür bir dünya alternatiflerini konuşmak için Alevilik ve cem evleri çok uygun bir başlangıç noktası.

Bunu Biraz Açar mısınız?

Şöyle ki Alevilik içerdiği kandaş demokratik değerler nedeniyle geleceğe ilham verecek bir mirasa sahip. Bırakın insanın insanla ilişkisini insanın Tanrı ile ilişkisinde bile bir hiyerarşi barındırmayan Alevi inancı eşitlikçi, kolektif yapısıyla her tür tahakküm ve sömürünün panzehirini içinde taşır. Devletin ve piyasanın uzağında durup kendi oluşturduğu kurumlarla yüz yıllar boyu ayakta kalmış bir topluluktan bahsediyoruz.

Bugün dayanışma ekonomileri diye bir literatür var mesela. Ne demek dayanışma ekonomisi? İnsan ihtiyaçlarını gidermek için devletin ve piyasanın ötesinde çözümler bulmak demek. Müşterekler, kooperatifler vs. Gibi yöntemlerle rekabet yerine dayanışma, bireysel çıkar yerine kamusal fayda, ekonomik büyüme yerine eşit bölüşümü koyan alternatifleri tartışmak. En son pandemide ve depremde gördük ki devletin ve piyasanın işe yaramadığı durumlar olabiliyor. Cebinizde çok paranız bile olsa ihtiyaçlarınızı gideremeyebilirsiniz. Pandemide yaşlıların halini düşünelim. Apartman içi veya site-mahalle bazında ortaya çıkan dayanışma ağları sayesinde ihtiyaçlarını karşılayan ne çok insan oldu değil mi? İşte böylesi kriz anlarında insanların bulduğu yaratıcı dayanışma pratikleri “başka alternatif yok” dayatmasını sorgulamamıza yol açıyor. Mesele bu pratikleri kriz anları dışına çıkarıp gündelik hayatımıza yayabilmekten geçiyor. İşte bu anlamda cem evleri bir dayanışma ekonomisi pratiği olarak öne çıkabilir. Cem evlerimiz yalnızca cenaze ve lokma dağıtım işlevleri gören yerler olmamalı. Bunların yanında yerel ölçekte kurulan dayanışma ağlarının bir merkezi olabilir. Eğitim, sağlık ve barınma gibi temel yurttaşlık haklarının çok pahalı metalara döndüğü günümüzde bu kamusal hizmetlerin en azından bir kısmının sağlanabileceği yerlere dönüşebilir cem evleri.

Seminerlerin Zamanlaması Hakkında Biraz Bahseder Misiniz?

Tabi. Her Cumartesi günü sabah ve öğleden sonra oturumu olmak üzere iki seminerimiz oluyor. Öğle arasında da lokmamızı pay ediyoruz. Bazen sosyal medyadan yaptığım çağrılarda “gelin, size etli pilav ısmarlarım” diye espri yaptığım da oluyor.

Seminerlere Katılmak İsteyenler Ne Yapmalı?

Her Cumartesi PSAKD İçerenköy Cemevi’ne gelerek seminerlere yüz yüze katılma imkanları var. Bunun için web sitesinden bir form doldurmaları gerekiyor. Bunun yanında PSAKD TV Youtube hesabından seminerleri çevrimiçi olarak da takip edebilirler.

Seminerlere Katılım Nasıl Peki? Umduğunuz İlgiyi Gördü mü, Görüyor mu?

İstanbul gibi bir metropolde ve kapitalist bir düzende yaşayan insanlar için hafta sonunun değerini takdir etmek lazım öncelikle. İnsanlardan bu değerli iki günden birisini bizlere vermesini istemek başlı başına cesaret isteyen bir şey. Çılgın bir koşturma ve yoksunluklar içinde olan insanların her hafta yüz yüze katılmasını bekleyemeyiz. Gördüğüm kadarıyla cem evinin bir “gedikliler” topluluğu var, yani az da olsa hafta sonlarını orada geçiren mahalleden insanlar var. Bunun dışında Aleviliği gerçekten öğrenmek isteyen bir genç kitle var ki en büyük hedefimiz de onlara ulaşmaktı aslında. Resmi tarihte, anaakım akademide bulunamayacak bilgilerin peşinde olan gençleri kastediyorum. Bunların bir kısmı Alevilikle akademik olarak ilgileniyor bir kısmı da kişisel ilgi ve merak diyelim. Bu grubu çok önemsiyorum şahsen. Çünkü bir zamanlar ben de onlar gibiydim, Alevilikle ilgili her bilgiye açtım. Çevrem, ailem bana bu konuda hiçbir şey ver(e) miyordu. 90’larda gençliğini yaşamış biri olarak tek başvuru kaynağım kitaplardı ki malumunuz bu kitapların hemen hepsi “özcü” yaklaşımlarla doluydu. Oysa Alevilik mezhepsel bir ayrıma indirgenecek bir mesele değil, çok boyutlu sosyo ekonomik bir olgu. Alevilerin Türk olup olmadığı ya da İslamın içinde olup olmadığından çok daha önemli meseleler var. Örneğin, Aleviler neden çoğunlukla yoksul olur, neden Aleviler üst düzey bürokrat olamaz veya neden Aleviler sürekli katliam tehdidi ile yaşar gibi sorulara yanıt aramak etnik ve dini kökenimizi belirlemekten çok daha mühim bence. Seminer dizisini tasarlarken bir diğer hedefimiz Sünni yurttaşları da aramızda görmekti. Belki bizler hakkında bilgiye en fazla onların ihtiyacı var. Çok az da olsa Sünni dostlarımızın seminerlere geldiğini görüyorum. Hani deriz ya, aynı ülkede yaşadığımız insanların diline, dinine yabancıyız diye. Ermenice “günaydın” nasıl denir bilmeyiz diye hayıflandığımız olur örneğin. Sünni dostlarımızın da hakkımızda çok az şey bildiğini düşünüyorum. Kendi adıma konuşayım, bir Sünni olsaydım Alevilerin tarihini, inancını merak ederdim mesela. Seminerlere katılan bir diğer kitle çevrimiçi katılımcılar. Özellikle başka şehirlerde yaşayan insanlarımız bu yöntemi seçiyor. Seminerleri canlı izleme imkânı dışında daha sonraki günlerde seminer kaydını Youtube dan izleyenler de oluyor. Aslına bakarsanız bu kayıtlarla kolektif hafızaya eklemeler yapılmış oluyor. Bir arşiv birikiyor. Belki de gelecekte pek çok araştırmacı için başvuru kaynağı olacak bir arşivden bahsediyorum.

Size Başarılar Diliyor, Teşekkür Ediyoruz.

Ben teşekkür ederim.

Paylaş

spot_img

İlginizi çekebilir

Bunlara baktınız mı?
Benzer Başlıklar

Özge Göncü: İyi Olmamızın Mücadele İle Ne Alakası Var?

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 285. sayısında yayınlanmıştır. Çetin mücadele...

Zeliha Korkmaz: 2024 Perspektifi Kadınlar İçin Mümkün Mü?

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 285. sayısında yayınlanmıştır. Geride bıraktığımız...

Ufuk Çakır: 35 Yılın Emeği: AABF

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 285. sayısında yayınlanmıştır. Karanlık bilmeyiz,...

AABF’nin 35. Kuruluş Yıldönümü: Irkçılığa Karşı Mücadele Kararlılığı

AABF'nin 35. kuruluş yıldönümü etkinliği, Almanya'da yaşayan Alevi toplumunun...