MAT: “Yüzleşme ve hesaplaşma üç koşulun tamamlanmasıyla ancak mümkün olabilir”

//

Birinci koşul, amasız, fakatsız, devlet özür dilemeli ve hesap vermelidir. Katliamlara dair ne gibi sorumluluğu varsa, gerekenleri evrensel normlar üzerinden yerine getirmelidir. İkinci koşul, katliamları yapan katiller hak ettikleri cezai hükümleri almaları gerekiyor. Üçüncü koşul ise, bu katliamlarda yaşamını kaybeden canlarımızın uğruna bedenlerini kara toprağa verdikleri kimliklerinin, inançlarının, taleplerinin hak edildiği şekilde elde edilmesi, kazanılması ve başarıya kavuşturulmasıyla mümkün olur. Yani yüzleşme ve hesaplaşma ancak kimliğimizin, inancımızın ve değerlerimizin özgürleşmesiyle ve anayasal teminat altına alınmasıyla tamamlanacaktır.

fuat

Röportaj:
Fuat ATEŞ

2018 genel kurulundan bu yana iki yıllık bir süreç geride kaldı. AABF Yönetim Kurulu olarak bu çalışma dönemini nasıl geçirdiniz? Öne çıkan başlıklar neler oldu?

Son iki yıl oldukça yoğun ve hareketli geçti. Genel kuruldan sonra yönetim kurulu olarak üç yıllık çalışma dönemini, üç bölümde ele aldık.

Birinci bölüm, 30 Kuruluş Yıldönümü etkinlikleri, ikinci bölüm Tüzük ve Program Kurultayı ve üçüncü ve son bölüm ise eksiklikleri, yapılamayanları tamamlamak ve seçimli genel kurula kurumumuzu hazırlamak üzerine çalışmalarımızı planladık.

Bu arada planladığımız üç bölümlük çalışmalarımıza ve faaliyetlerimize paralel olarak önümüze koyduğumuz hedeflerimize ulaşabilmek ve yeni kazanımların, başarıların altına imza atmak amacıyla özellikle diplomasi çalışmalarımızı daha da yoğunlaştırarak, diğer faaliyetlerimiz ve sorumluluk alanlarımızla birlikte yolumuza devam ettik.

Birinci bölüm (birinci yıl) AABF´mizin de 30. Kuruluş Yıldönümüne denk gelen bu dönemde çok yoğun bir çalışma ve faaliyet dönemini hep birlikte yaşadık. 2018-2019 çalışma ve faaliyet dönemini 30. Kuruluş Yıldönümüne atıf ederek planladık ve gerçekleştirdik.

30. Kuruluş Yıldönümümüz kapsamında bir yıl boyunca, AABF’mizin tanıtım videosunu ve broşürünü (Türkçe ve Almanca) hazırladık, AABF’mizi tanıtmak amacıyla eyalet meclislerinde tanıtım resepsiyonlarını yaptık. Cemevlerimiz açık kapı günü organize etti, bir yıl boyunca 25 Türkçe ve Almanca dilinde olmak üzere Delil Eğitim Akademi´mizle birlikte sempozyumlar ve paneller gerçekleştirdik.

30. Kuruluş Yıldönümü etkinliklerimizin finalini ise, 28 Eylül 2019 tarihinde “Yol Bir Sürek Binbir Barış Senfonisi” ile Köln Lanxess Arena´da 17 bin canla birlikte büyük bir coşku, heyecan ve gururla kutladık. Zulme ve zalimlere karşı dik durmak, her yerde ve her zaman bizim onurumuzdur. Bu amaçla etkinliğimizde mazlum dilleri, inançları, kimlikleri, halkları bir araya getirdik, buluşturduk. Zalimlerin zulmüne inat, mazlumların dayanışmasını ortaklaştırdık ve bunu tüm dünya ile paylaştık.

Ayrıca, Almanya Cumhurbaşkanı, Almanya İçişleri Bakanı, Eyalet Başbakanları ve Almanya’nın prestijli en yüksek sivil toplum kuruluşlarından gelen kutlama mesajları yaşadığımız ülkede ne derece kabul göründüğümüzü ve saygın bir kurum olduğumuzu bir kez daha ortaya koymuş oldu. Bu da bizi ziyadesiyle memnun etti ve gurur duymamıza vesile oldu. Çok başarılı ve dolu dolu bir yılı böylelikle geride bırakmış olduk.

Bir yıl boyunca gerçekleştirdiğimiz etkinliklerimizde bizi yalnız bırakmayan, her türlü destek ve katkıyı büyük bir fedakârlıkla sunan başta Cemevlerimize, yöneticilerimize, canlarımıza ve dostlarımıza ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Çünkü birçok canımızın çok büyük emekleri oldu.

Ayrıca son iki yıl boyunca çok önemli kazanımlara ve başarılara imza artık. AABF 30. Kuruluş Yıldönümümüzün en değerli kazanımlarından biri olan; 9 Nisan 2019 tarihinde Rheinland-Pfalz Eyalet Başbakanı Malu Dreyer ile 13 Maddelik Hak Eşitliği anlaşmasını imzaladık. Rheinland-Pfalz Eyalet hükümeti ile AABF arasında bu hak eşitliği anlaşması ile AABF, Alevilerin Rheinland-Pfalz Eyaleti’ndeki eşit haklar mücadelemiz için bir mihenk taşı ve kazanımı olarak tarihe geçmiştir.

AABF olarak bir ilke daha imza atarak, Köln-Wuppertal Konservatuvarı ile birlikte önemli bir projeye başladık. Bağlama ve Koro Sertifika Eğitim programı altındaki bu proje ile Müzik Akademisi’nin ilk adımını attık. Bağlama ve Koro Sertifikası gerek kurumlarımız gerekse resmi Müzik Okulları için kabul edilir bir belge niteliği taşıyacaktır. Bu vesileyle konservatuar çalışmalarımız da başlamış oldu. AABF olarak bu projenin amacının, akademik alanda, donanımlı ve profesyonel kadroların yetiştirmek ve yetişen kadrolarla yeni akademik alanların ve yeni eğitim sistemlerini geliştirmek olacaktır.

Hamburg Üniversitesi Dünya Dinler Fakültesi Alevilik Anabilim Dalı Bölümü’nde bir profesör kadrosunu üçe çıkarmayı başardık. Ayrıca Tübingen Üniversitesi’nde Alevilik Kürsüsü ile ilgili ciddi bir gelişme var. Görüşmelerimiz yoğun bir şekilde sürüyor. Ayrıca Schleswig Holstein Eyaletin’de Hak Eşitliği Anlaşması’nda önemli bir gelişme söz konusu oldu. Bu eyalette de Hak Eşitliği Anlaşması’nı yakında imzalamayı hedefliyoruz.

30. Kuruluş Yıldönümümüze denk gelen güzel bir gelişme ise, kurumumuzu en çok meşgul eden ve enerjimizi alan merkezi bina borcumuzdu. Mart 2019 tarihinde ödediğimiz son kredi taksitiyle borcumuzu bitirmiş olmanın sevincini hep birlikte yaşadık.

Nisan 2018 tarihinde yaptığımız olağan seçimli genel kurulumuzda ifade ettiğim gibi hedeflerimizin başında, AABF Genel Merkezimizde istihdam edilecek şekilde kendi çalışma ve faaliyet alanlarında uzman, liyakat sahibi canlarımızdan profesyonel kadroların oluşturulmasıydı. Şu ana kadar ifade ettiğim çalışmalarımıza paralel olarak en önemli gelişmelerden biri de bu hedefimize neredeyse ulaşabildik diyebilirim. Diplomasi çalışmaları, Hukuksal süreçlerin takibi, Proje geliştirme, Muhasebe birimi, Cemevlerimizle ilişkiler, Alevilik Dersleri, Sosyal çalışmaların geliştirilmesi, Cenaze fonu, Alevilerin Sesi Dergisi gibi çalışma ve faaliyet alanları da genel merkezimizde profesyonel kadrolar oluşturduk. Yani AABF Genel Başkanı, Yürütme ve Yönetim Kurulunun performansından bağımsız, genel merkezimiz hiç bir sorun yaşamadan üstüne düşen sorumluluk kapsamında çalışmalarını ve faaliyetlerini rahatlıkla yürütebilecek bir kurumsal hüviyete kavuşmuş oldu. Bu kurumumuz açısından son derece önemli bir gelişmedir ve daha da geliştirilmelidir. Cemevlerimizin geleceğini düşündüğümüzde, profesyonel kadroların ne derece önemli olduğunu özellikle vurgulama istiyorum. Özellikle metropollerde faaliyet yürüten ve üye sayısı dörtyüzün üstünde olan Cemevlerimiz mutlaka bir profesyonel kadroya ihtiyaçları var ve bu profesyonel kadroyu mutlaka yaratmalıdırlar.

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonumuz ile birlikte çok önemli ve bir o kadar değerli olan; “Avrupa’daki Alevi Kültür Merkezi ve Cemevlerimizin, Türkiye’deki bir CemevimizleMüsahip-Kardeş olması, AABK Alevi Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu ve Öğrenci Burs Desteği” olmak üzere bu üç değerli projeyi başlattık. İnsana ve topluma dokunmadan, sosyal yardımlaşmayı ve dayanışmayı yükseltmeden, geleceğe dair bir perspektif sunmadan, güven ve umut vermeden büyüyemezsiniz ve çekim merkezi olamazsınız. Kısacası sürekliliğiniz olmaz ve ayakta durmazsınız. Bu nedenle bu üç proje de bizim olmazsa olmazımız, daha doğrusu varlık gerekçemiz olan amaçlarımızın ve çalışmalarımızın başında geliyor.

Yine bu süreçte, her zaman olduğu gibi AABF olarak, Türkiye’de ve Avrupa Alevi hareketinin temsilcisi kurum ve kuruluşlarla musahipçe ilişkiler geliştirmeye devam ettik. Türkiye’nin demokratikleşmesi, laikleşmesi ve sosyal bir hukuk devleti olması, çağdaş bir yaşama kavuşması için faaliyet sürdüren, musahip Alevi Federasyonları, Vakıflar, Dernekler ve Cemevleri ile ortak çalışmalar ve dayanışma faaliyetlerinde bulunmayı ihmal etmedik. Bu çalışmalarımızın en değerli ve güzel sonuçlarından biri ise, Türkiye Alevi Dernekleri Federasyonumuzun, AABK’mıza üye olmasıdır. Umuyorum, bu gibi bir araya gelmeler daha da çoğalır, daha da büyür. Alevi kurumlarının bir araya gelmesini çok önemsiyorum, çok değerli buluyorum. Keza AABK´mızın bir bileşeni olan AABF´miz, Avrupa´da güçlü bir Alevi örgütlenmesinin yaratılması, güçlü ve tek çatı altındaki birliğinin sağlanması doğrultusunda, ulus-ötesi Alevi kimliğine denk düşecek uluslararası çalışmalarımızı da sürdürdük.

Son iki yıl boyunca 30. Kuruluş Yıldönümü kapsamında yaptığımız başarılı etkinliklerimizle, elde ettiğimiz kazanımlarımızla eş-dost bizi daha net görme ve anlama şansına sahip oldu. Biz birlikte güçlüyüz. AABF ailesi kendi öz gücüyle, yüzbinlerce Can’ın Avrupa´daki en kitlesel ailesi, çatısı ve merkezi olduğu bir kez daha ortaya koydu. Aleviliği inkâr, asimile ve imha etmeye çalışan odakların akıllarına korku ve endişe, canlarımızın, dostlarımızın gönül bahçesine ise umudu ektik, gücümüzü ve AABF’miz ile bir kez daha gurur duymalarını sağladık.

mat1

Madımak ve Çorum Katliamı’nda kaybettiklerimiz için yapılan anma etkinlikleri de pandemi önlemlerinden nasibini aldı ve bu yıl kısıtlı bir katılımla anıldı. Gelecek sene bu önemli anmalar geçmiş dönemlerdeki gibi kitlesel bir katılımlarla mı gerçekleşecek?

Maalesef bu yıl pandemi nedeniyle her yıl olduğu gibi kitlesel bir katılım olmadı. Koçgiri, Dersim, Maraş, Çorum, Sivas, Gazi katliamları Türkiye tarihinin kara lekeleridir. Ve aradan yıllar geçmesine rağmen devlet bu katliamlarla yüzleşmedi ve hesap vermedi. Yüzleşmek, hesap vermek bir tarafa dursun, bu katliamların unutturulması için çok büyük bir çaba ortaya koydu. Katliamı yapanları korudular, mükâfatlandırıldılar, her türlü desteği verdiler. Hiç bir devlet yetkilisi hakkında bugüne kadar tek bir soruşturma dahi açılmadılar. Çünkü devlet bu katliamların sorumlusudur. Ve mutlaka bir gün hesap verecektir. Hesap sormanın en önemli koşulu ise; örgütlü bir toplum olmaktan geçiyor. Aleviler ve Alevi kurumları var olabilen tüm farklılıklarına rağmen, devletin kendisiyle yüzleşmesinden ve hesaplaşmasından yana ortak hareket etmeleri kaçınılmaz tarihi bir görev ve sorumluluktur.

Yüzleşme ve hesaplaşma üç koşulun tamamlanmasıyla ancak mümkün olabilir…

Birinci koşul, amasız, fakatsız, devlet özür dilemeli ve hesap vermelidir. Katliamlara dair ne gibi sorumluluğu varsa, gerekenleri evrensel normlar üzerinden yerine getirmelidir. İkinci koşul, katliamları yapan katiller hak ettikleri cezai hükümleri almaları gerekiyor. Üçüncü koşul ise, bu katliamlarda yaşamını kaybeden canlarımızın uğruna bedenlerini kara toprağa verdikleri kimliklerinin, inançlarının, taleplerinin hak edildiği şekilde elde edilmesi, kazanılması ve başarıya kavuşturulmasıyla mümkün olur. Yani yüzleşme ve hesaplaşma ancak kimliğimizin, inancımızın ve değerlerimizin özgürleşmesiyle ve anayasal teminat altına alınmasıyla tamamlanacaktır.

Avrupa Alevi hareketi özelinde, Almanya Alevi Birlikleri Federasyonumuz Almanya’da tüm haklarını elde ederek hesaplaşma konusunda örnek teşkil edebilecek önemli bir başarı sağlamıştır. Ancak bu üç koşul özellikle Türkiye’de gerçekleşirse, hayat bulursa yüzleşme ve hesaplaşma tamamlanmış olur. Aksisi asla kabul edilemez. Bunları başarabilmenin yolu daha güçlü ve kenetlenmiş bir Alevi toplumu olmaktan geçiyor.

Sivas ve Çorum Katliamı anmaları pandemi nedeniyle kitlesel olamaması, devletin başka türlü hesaplara yönelmesine sebebiyet verebilir. Mesela, gelecek yılda katılım az olur ve zamanla daha da azalır ve diğer katliamlar gibi unutulur hesabına girebilirler. Bu hesabı bozmak hepimizin boynunun borcudur. Bu nedenle gelecek yıl hem Sivas, hem Çorum, hem de diğer anma etkinlikleri en kitlesel katılımla yapılmalıdır. Avrupa Alevi hareketi olarak her türlü çalışmayı ve faaliyeti ortaya koyacağız ve Avrupa’dan en kitlesel katılımı gelecek yıl mutlaka sağlayacağız.

Ayrıca unutulmamalıdır ki, unutulmakla karşı karşıya kalınan Koçgiri, Dersim, Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi katliamları örgütlü Alevi mücadelesi sonucunda Türkiye kamuoyu önünde haklı ve güçlü bir şekilde gündeminde yer alabildi ve her yıl gündem olabiliyor. Örgütlü toplum olmanın ne derce önemli olduğunu buradan da okuyabiliriz. Örgütlü olamasaydık, son 30 yıldır Avrupa ve Türkiye Alevi hareketi birlikte mücadele etmeseydi saydığımız tüm bu katliamlar maalesef unutulmuş olacaktı. Bu kapsamda Sivas Katliamını unutmamak ve unutturmamak amacıyla önemli bir adım daha attık.

Son zamanlarda Türkiye menşeli Alevi kuruluşlarında bir patlama yaşanıyor. Kurulan her yapı ilk olarak gerici ve faşist kesimleri hedef almak yerine özellikle Avrupa’daki Alevi hareketine yönelik sert açıklamalarla gündeme geliyorlar. Bu düşmanca yönelimi neye bağlıyorsunuz?

İslam içi ve dışı, Türk ve Kürt, CHP ve HDP gibi tartışmasını körükleyerek Alevilerin içine atan ve kamuoyu önünde sürekli ve gürültülü bir şekilde tartışmasını sağlayan egemen inanç ve temsil ettiği sistemin de kendisidir. Katliamlarla, inkâr ve asimilasyon politikalarıyla bitiremeyeceklerini anladılar. Şimdi içeriden iç asimilasyon politikalarını daha çok kullanıyorlar. Sistem artık müdahaleyi direkt kendi yapma yerine, maşa olarak yine Alevilerin içerisinde kişilik yoksunu olan birey ve kendi kurduğu çakma Alevi kurumları üzerinden bu süreci yönetiyor. Tarihimizde işbirlikçi, ihanetçi, kişiliğini ve onurunu satmış çok örnekler var. Hınzır Paşalar var. Bu nedenle yaşananlar bizi şaşırtmıyor. Dün olduğu gibi bugün de ve yarın da karşımıza bu gibi kişiliksizlikler çıkacaktır.

Daha dün Alevilere; imansız, sünnetsiz, kâfir, zındık, mum söndü oynuyorlar diyenler. Cemevini cümbüş evi olarak tanımlayanlar. Bizden değilsiniz deyip dışlayıp hakaret edenler, ne hikmetse özelikle son on yıldır tam tersi bir tutum içerisindeler. Şimdi ise iki elleriyle, iki yakamıza yapışmışlar, Allahlımız, peygamberimiz, kitabımız birdir diyorlar. Biz biriz ve aynıyız deyip, yakamızdan düşmüyorlar. Oysa biz bir değiliz.

Peki neden bu saldırılar?

Aleviler tarihleri boyunca zalimlerin zulmüne karşı muhalif kimlikleri ve mazlumların yanında olmaları egemenleri hep rahatsız etmiştir. Buna paralel olarak özellikle son 30 yıldır bağımsız örgütlenen Aleviler, kendi inanç özgünlüğünü ve farkını ortaya koyunca kontrollerinden çıktı. Asimile etmek ve devletin Alevisi yapma imkânları böylece ortadan kalktı. Örgütlenen Alevilerin haklı talepleri uluslararası kamuoyunda ve mahkemelerde de karşılık bulunca devlet içeriden müdahale etmeye başladı. Hep bildiğimiz Osmanlı oyunlarını devreye sokmaya başladılar. Alevilerin kendi arasında ne kadar sorun olabilecek konu varsa gündeme getirdiler ve son dönemlerde özellikle kendilerine bağlı olan havuz medyasında daha çok kullanmaya başladılar. Bir de bu oyuna gelen içimizdeki kişiliksizler var. Kişisel görüş ve düşüncelerini dayatmak isteyen, kendilerince haklılıklarını ilah ispatlamak adına, inatlaşan, kurumlarımızda aday olan ama seçilemeyen, menfaatleri söz konusu olduğunda her şeyi yapabilecek potansiyele sahip bu kişiliksizler de tartışmalara çanak tutarak, resmi ideolojinin değirmenine su taşıdıklarını, özelikle altını çizerek belirtmek istiyorum.

Peki neden özellikle Avrupa ve özelinde Almanya Alevi hareketi hedef oluyor?

Son on yıldır sistematik olarak, her yıl sayısı artan gri pasaportlu dedelerin gönderilmesi.Buna paralel çakma dernek, vakıf, akademi ve enstitü gibi yapıları kurmak. Kurum yöneticilerimize yönelik hukuku baskı aracı olarak kullanmak, ölüm listelerinde kurum yöneticilerimizin olması bir tesadüf değildir. Özellikle devlet son dönemlerde hem Alevileri, Alevi kurumlarından soğutmak ve bağlarını koparmak, hem de Avrupa ve Türkiye Alevi hareketi arasında bir kopuşu sağlayabilmek amacıyla Alevi kurumlarını ve yöneticilerini yalnızlaştırmak suretiyle kriminalize eden politikalar geliştiriliyor. Üzerimizde oynanan ve uygulanmak istenen bu kriminalize politikalarına karşı çok dikkatli olmak zorundayız. Bu ve buna benzer saldırı politikaları artarak devam edecektir.

Çünkü, Avrupa Alevi hareketini kontrolleri altına alamıyorlar. Avrupa’da yürüttüğümüz özellikle diplomasi çalışmalarımız ve devam eden hukuksal davaların AİHM’de takibi, yaptığımız basın açıklamalarımız, kitlesel mitinglerimiz ve aralıksız yürüttüğümüz eylemlerimiz, Türk İslam devlet bakış açısını zor durumda bırakıyor. En önemlisi Avrupa’da elde ettiğimiz her kazanım, Türkiye’de gasp edilen haklarımızın teşhir olmasına ve ortaya çıkmasına neden oluyor. Tüm bu gelişmeler resmi ideolojinin ezberini bozuyor ve zor durumda kalmalarına neden oluyor. Bu nedenlerle bize karşı yoğun saldırı içerisindeler ve bu saldırılar devam edecektir. Ama saldırılar doğru yolda yürüdüğümüzü gösteriyor. Ve ne pahasına olursa olsun haklı olduğumuz davamızdan ve yolumuzdan bir dirhem taviz vermeden demokratik mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz.

Medya toplumların kendini dış dünyaya açılmaları ve kendilerini anlatmaları açısından vazgeçilmez bir araç. Alevi hareketinin ana yayın organları Yol TV ve Alevilerin Sesi Dergisi ile ilgili düşünceleriniz nedir? Toplumsal iletişim konusunda Yeni Medya başta olmak üzere başka iletişim araçlarını da devreye sokmayı düşünüyor musunuz?

Haklısınız. Medya günümüzün en etkili silahlarından biri. Yaşadığımız saldırıları püskürtmek ve bertaraf edebilmek için mutlaka güçlü medyaya ihtiyacımız var. Sonuçta propagandanın en güçlü aygıtı. Giremediğiniz evlere, ulaşamadığınız bireye hâkim olmak, doğru bilgileri aktaramamak, bireyi kaybetmemiz anlamına gelir.

Daha dün Kerbela’yı ağzına alamayanlar, Yezid’e lanet okuyamayanlar, Muaviye’ye Hazret diyenler, bugün Kerbela için gözyaşı döküyorlar, Yezid’e lanet okuyorlar. Türk-İslam sentezli televizyonlar ise Kerbela’da Şah Hüseyin’i anlatırken; “Hz.Hüseyin ölmeden önce abdestini aldı, namazını kıldı ve sonra şehit oldu.” hikâyesi üzerinden Alevilere abdest ve namaz size de farz’dır, demeye getiriyorlar. Maalesef Aleviler içerisinde bu gibi algı operasyonuna inanlar oluyor. Bu tehlikeli kuşatmayı ancak onların girdiği her eve, bireye ulaşarak önleyebiliriz.

Bu amaçla Yol TV’miz kuruldu. Ve bu kuşatmayı püskürtmemizde şuana kadar çok ciddi bir katkı sağladı ve katkı sağlamaya da devam ediyor. Örnek Sivas, Çorum ve Maraş katliamlarının anmalarında kitleselleşmenin en önemli ayaklarından biri olmuştur Yol TV’miz.

Alevilerin Sesi Dergi’mizin 250’ci sayısını kutluyorum ve selamlıyorum

Yazılı basının en önemli fonksiyonlarından biri arşiv görevi konumunda olmasıdır. 1994 yılından bu güne aralıksız aylık çıkardığımız Alevilerin Sesi Dergi’mizin geçmişimiz ile bu günümüzün ve yarınımızın arasında bilgi, bellek ve bir köprü görevini sağlayan çok değerli bir arşiv kaynağımız durumundadır. Alevilerin ve Alevi kurumlarının aralıksız 26 yıldır çıkardığı tek yazılı basın organı olan Alevilerin Sesi Dergi’mizin yayın hayatına başlamasından bu günlere gelmesinde emek veren ve katkı sunan, dergimizi her ay alan ve okuyan destek veren her Can’ımıza, dostumuza çok teşekkür ediyorum. 

Her iki yayın organımızın daha da güçlenmesi ve daha da fazla kitlelerle buluşması için çaba göstermek zorundayız. Bunun dışında sosyal iletişim ağları, internet haber siteleri gibi alanları daha da etkili kullanacak alternatifler yaratmalıyız.

as250

BU RÖPORTAJIN TAMAMI ALEVİLERİN SESİ DERGİSİ’NİN 250.SAYISINDA YER ALIYOR.

RÖPORTAJIN DEVAMINDA YER ALAN AŞAĞIDAKİ SORULARIN CEVAPLARINI MERAK EDİYORSANIZ, DERGİMİZE
ABONE OLUN!

  • Alevi kurumlarının siyasetle ilişkisi her dönem en çarpıcı tartışmaların ana konusu olmuştur. Demokratik Güç Birliği denemesi ve ardından 12 Kasım 2016 Demokrasi Mitingi’nde yaşanan hadiselerden dolayı dört yıl önce ilişkiler askıya alınmıştı. Yeni dönemde muhalefet güçleriyle yeniden birliktelik denemeleri gündeme alınacak mı? Şayet alınacaksa hangi düzlemde bir birliktelik planlanıyor?
  • Almanya’da yaşayan ve oturum izni almış Madımak katilleriyle ilgili hukuki süreç yeniden gündemde… AABF bu sürece müdahil olacak mı?
  • Uzun bir süredir Alevi kurumlarının gündemini meşgul eden konulardan biri de Aleviliğin tanımlanması ve Alevilik anlayışını İslam içi –İslam dışı odağında gündeme alan tartışmalar oluşturuyor. Lakin son dönemlerde ‘Alevilik kendine özgü bir inançtır’ söylemi ortak kabul gören bir anlayışa doğru evriliyor. Alevi kurumları olarak sizin konuya yaklaşımınız nedir?
  • COVID-19 pandemisini takip eden süreçte program ve tüzük çalışmaları ve de bunların ardından yapılması planlanan kurultay rafa kalktı. Önümüzdeki süreçte bu çalışmalar tekrar gündeme gelecek mi?
  • Aynı zamanda Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Eşit Genel Başkanısınız. Bu noktada Avrupa’daki Alevi hareketi açısından gelecek dönem ne tür hedefleri önünüze koyuyorsunuz?
  • Söz eşit başkanlıktan açılmışken önümüzdeki süreçte Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu da eşit başkanlık uygulamasına geçecek mi?
Önceki Haber

Kadın Cinayetlerine Karşı İsyandayız!

Sonraki Haber

Kaya: Sadece soydan gelmekle Pir olunmaz

Latest from Avrupa

%d blogcu bunu beğendi: