Cumartesi, Haziran 15, 2024

Koçgiri, Kadın ve Ağıt[1]

Date:

Dilek Kızıldağ

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 279. sayısında yayınlanmıştır.

Koçgiri toplumunda, ölüm ve ölümden sonraki süreçle ilgili yapılan pratiklerde, özellikle kadınların dahil oldukları ve yürüttükleri belirgin gelenekler ve ritüeller mevcuttur. Bölge kültüründe görülen; ölümden sonra kronik/yoğun ve uzun bir yas süreci, kadınların yasın sembolü olan siyah giyimleri, ölüm ve ölülerle ilgili çeşitli  ritüeller ve özellikle ağıt yakma geleneği, günümüz modern kent ortamlarında dahi varlığını kısmen de olsa sürdüren bazı uygulamalardır. Koçgiri toplumunda kadınların, ağıt yakma ve ağlama geleneğinin icracıları olmaları, onlara prestij getiren bir özellik olarak görünüyor. Peki, gerçekten böyle midir?

Ölüme dair ritüeller, özellikle ağıt yakma geleneği, elbette Anadolu’nun ve hatta dünyanın birçok bölgesinde görülen uygulamalardır.[2] Ağıtı; “ölüm veya benzeri bir felaket üzerine yakılan, söylenen halk türküsü, bir yas töreninin sözle ifade edilen parçası” olarak tanımlar ünlü halk bilimci İlhan Başgöz.[3] Antropolog James M. Wilce ise ağıtı; “ağlamanın bir türü” olarak tanımlar;  “melodi ve sözlerle ağlamak”.[4] Ağlamadan ağıt olmayacağını kaydeden Wilce,[5] ağıtların ahenkli, mesaj içeren metinler olduğunu ileri sürer.[6]  Tabii her ağlama ağıt değildir. Ağıtı; “ağlamanın ritüel şekli”, ya da “ritüel ağlama” olarak da tanımlayanlar ve bu doğrultuda yapılan çalışmalar vardır. Örneğin Müzikolog Elizabeth Tolbert, Karelyan ağıtları[7] üzerine yaptığı çalışmasında; Karelyalı ağıt yakan kadınların “kelimelerle ağladığını” dile getirerek “kelimelerle ağlamanın” ritüelleştirilmiş ağlamaya dönüşme sürecini inceler.[8] Tolbert’e göre bir Karelya ağıtı; akışkan olarak meydana gelen dil, müzik ve duygusal ifade arasındaki konuşma, şarkı, ve ağlama karışımı karşılıklı etkileşimin çarpıcı bir örneğidir.[9] Bu tanımlama, Koçgiri ağıtlarında da ifadesini bulur. İster bireysel acıları, ister toplumsal acıları dile getirsin, her ağıtın bir hikayesi vardır mutlaka.

Koçgiri’de ağıda, Türkçede “türkü” manasına gelen, genel ve kapsayıcı bir tabir olan “kılam” denir.[10] Zira yas ve ağıtlar gündelik hayatı o kadar kaplamıştır ki söylenen birçok ezgili türkü/kılam, ki özellikle beyit/deyişler dahi ağlamak içindir ve yası hatırlatır. Türkçedeki, “kelam” sözcüğü, Arapçada “klm” kökünden gelmektedir ve “söz, söylemek, konuşmak, söyleme biçimi” manalarına gelir. Dolayısıyla  Kürtçe ve Zazaca dilinde de bu kelimenin zamanla “kılam” şeklini almış olması kuvvetle muhtemeldir. Geleneksel Koçgiri kadınları için, sazın çalındığı, türkünün okunduğu ortamlar; onlara acılarını hatırlatan, ağlamaya çağrı yapan ortamlardır bir nevi.[11] Gençlik yıllarımda elime bağlamayı aldığımda daha akort yaparken anneannem pozisyonunu alır, hafiften sallanarak ağlamaya başlardı: “anane daha dur, akordu yapayım ondan sonra ağla!” diyerek uyarırdım kendisini. Koçgirili sanatçı Güler Gültekin’e kılam tabirini sorduğumuzda şöyle tanımladı:

“Çok acı yaşayan bir toplum olduğu için üzüntüyle alakalı. Biri ölünce kadınların onun üzerine anında o duygularla yazdıkları dizeleri, melodiye dönüştürmeleri. ‘Kılama şin’ yani ‘göz yaşı türküleri’. Bir de ‘kılame dılyaran’ var o da sevda türküleri üzerine söylenen ezgiler. Birbirine aşık olan iki gencin üzerine söylenmiş kılamlar. Tüm kılamlarda onu hikayeleştirerek, sadece düz bir okuma değil, ölüm acısı da olsa destansı hale getirilir kılamda. Çok detaylı bir ruh halini yansıtan işleme gibi söyleniyor.”[12]

Duygusal bir  tanımlamayla; “ağıt, ağlamanın söze evrilmesidir. Titreyen, dolup taşan, inleyen yüreğin, dile gelmesidir. Yüreğin titreyişi, ölenin ardından dökülen göz yaşlarının ve çekilen gönül ıstırabının dışa yansımasıdır. Ayrıca yüreğin dinginleşmesidir ağıt”.[13] Aslında insana dair gem vurulan ve bastırılan duyguların bu vesilesiyle dışavurumudur belki de. Böylesi bir tanım, ağıdın daha çok, ölümün insanda bırakmış olduğu psişik durumlara karşı oluşacak travmaya, bir önlem aracı olarak kullanılması işlevini dile getirir. Ağıtların iyileştirici, sağaltıcı, terapötik işlevleri olduğu birçok çalışmada dillendirilmektedir.[14] Zira ağıtlar, hem söyleyen hem dinleyenler için acıyı dindirir. Örneğin Müzikolog Athena Ktsanevaki’nin ağıtlar konusunda Kuzeybatı Yunanistan’da yaptığı saha çalışmasında, ağıtların bir salıverme aracı olarak işlev gördüğünü, bastırılmış duygulardan böylelikle arınmayla mümkün kılındığını, konuştuğu bir teyzenin; “acınız/ağrınız varsa ağıt söyleyin” dediği örneğiyle aktarır.[15] Koçgiri’de de ağıtlar, sadece acısı olup söyleyen kişi açısından değil, o acıyı onlarla paylaşırken kendi eski acılarını hatırına getirip katılım sağlayan dinleyenler için de bir nevi rahatlama aracıdır. Zira ağıtların, hem bireysel hem kolektif hafızayı destekleyerek bireysel ve toplumsal yaraları yeniden düzenleyen ve iyileşmesine katkıda bulunan bir işlevi vardır.

Koçgiri’de ağıtlar, belirli bir ezgi kalıbı üzerine yerleştirilmiş doğaçlama, çoğu zaman kafiyeli ve hece ölçüsüyle bazen de serbest vezinle söylenen sözlü şiirlerdir bir nevi. Ağıtların ezgileri çoğunlukla,  ağıt söyleyenin hafızasında yer edinmiş, eski zamanlardan kalan bir tür “melodi” kalıplarıdır genellikle. Bölgede bu ezgi kalıplarına “makam” denilmektedir.[16] “Ağıt yakma” deyimi, yas ritüeli sırasında ağıt yakanın belleğinde yer etmiş bulunan yerel melodi kalıplarının, söz döşemesi olarak da tanımlanmaktadır.[17] Bundan dolayıdır ki birçok ağıdın ezgisi/melodisi aynı ya da benzerdir. Aslında bu durum, ağıt yakanın söylerken seçtiği ya da tercih ettiği ezgi ile alakalıdır. Koçgiri’de ağıtlar, genellikle belirli bazı ezgi kalıpları üzerine yerleştirilerek söylenir. Bu ezgiler söyleyen kişinin, çocukluğundan itibaren duyduğu, kulağında ve hafızasında yer edinmiş belli başlı “makam” olarak adlandırdıkları ezgi kalıplarından bir seçimdir. Özellikle ölülerin üzerine söylenen doğaçlama ağıtlarda belirli/hazır bazı bilinen ezgiler vardır. Ağıt söyleyen kişi genellikle bilinen bu ezgiler üzerine uyarladığı sözlerle ağıdını/kılamını söylemeye başlar. Bazen ağıdın içeriği/hikayesi o kadar uzundur ki tekdüzelik yaratmamak, dinleyenin dikkatini dağıtmamak ve söyleme anındaki enerjiyi/tempoyu düşürmemek için, ağıdın devamını getiren kadın ağıtçı, farklı bir ezgi/makam seçerek ağıdı söylemeye devam eder.

Koçgiri bölgesinde, cenazeler, mezar kaldırma törenleri, ölenle ilgili çeşitli ritüeller; kadının kendisini bir birey olarak, edindiği rolle en iyi ifade ettiği alanlar olarak karşımıza çıkar. Bu tespit, çocukluk yıllarımdan hatırımda kalan, o zamanlar anlayamadığım, anlam veremediğim; annemin veya yakın akrabalarımın, cenaze, 40 çıkarma/Kur’an okuma ya da mezar kaldırma törenleri gibi yas ortamlarına gittiklerinde heyecanla, özenli, adeta bir düğüne gider gibi hazırlanmalarının nedenlerini sorgulamaya kapı aralıyor. Birçok toplumda/kültürde istisnalar olmakla birlikte genellikle kadınlar tarafından yakılır ağıtlar. Özellikle “ağıt yakma” kadının edindiği bir rol Koçgiri’de. Kadınlar ölen kişi üzerinden, duygu durumlarını rahatça aktarabiliyorlar; cenaze, kırk, mezar kaldırma töreni gibi yas ortamlarında. Kadın kendi rolünü benimsemiş ve toplumsal cinsiyet sınırları bu şekilde çizilmiş. Bu alan onlara terk edilmiş bir alan adeta. Erkekler de bunun bilincinde ve fazla müdahil olmadıkları bir alan. Eskiden erkek ağıtçılar da varmış; günümüzde az da olsa hala da var.[18] Erkekler ağıda katıldıklarında, kadın erkek birlikte, karşılıklı söylenmekte. Ağıtın icra anındaki söylemini/gidişatını daha çok kadınlar belirlemekte. Ancak yine de günümüzde erkeğin ağıt söylemesi, toplumda hoş karşılanmayan bir durum. Koçgiri’de cenaze ve yas yeri törenleri, kadınların kendilerini ağıtlar yoluyla ifade ettikleri güvenli ortamların başında yer almaktadır. Özellikle geleneksel köy ortamlarında kadının kısıtlı sosyal alanı, kadın erkek arasındaki toplumsal eşitsizlik, kadınların hareket alanlarını kısıtlamakta ve kadınların duygu dünyasında içe kapanmalarına neden olmaktadır. Özellikle eski dönemlerde kültürel olarak yas olgusunun sıklıkla ve çok uzun yaşanması sonucu sosyal hayatta bunun getirdiği kısıtlamalar, düğün gibi eğlence ortamlarının kadınların eğlenmesi açısından ayıp karşılanmasına neden olmuştur. Bu da kadınları bazı eğlence ve deşarj mekanizmalarından mahrum bırakmıştır. Dolayısıyla Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde olduğu gibi coşkulu, hareketli halaylar gelenekte pek yer almaz. Özellikle eski düğünlerde, genellikle belli bir yaşın üzerindeki kadınlar halayları çok ağır hareketlerle, dinsel ritüel olan semaha benzer şekilde çekerler.[19] Hatta acıyı ve yas kültürünü yoğun olarak içselleştirmiş Koçgirili kadınlarının siyah giyinme geleneği, gündelik hayatta ağır başlı, ciddi duruşları; onları yansıtan karakteristik özellikler olarak algılanmalarına neden olmuştur. Ancak cenaze ve yas ortamları, “kadınlık” hallerini meşrulaştıran alanlardır.

Koçgiri bölgesinde yas ve cenaze ortamları, Koçgiri kadınları için bir nevi yaratıcılıklarını ifade etme, sanatlarını icra etme ve gösterme alanlarıdır aynı zamanda. Başka herhangi bir sosyal ortamda söyleyemedikleri duygularını, ağıtlarla rahatça aktarıyorlar. Bölgede yaşanan katliamlar, bireysel acılar, ayrıca coğrafi koşulların getirdiği zorluk, açlık, sefalet, savaş gibi olayların özellikle kadınlarda yarattığı duygu durumunun, onları şairleştirdiğini düşünüyor bölge sanatçısı Güler Gültekin. “Zira kadının, avazıyla söyleyeceğinden başka alanı yoktu” diyerek, bölgede bu zorlu koşulları dile getiren şu dörtlüğü hatırlatıyor:[20] “Karlı dağlar kürek ister/ Dam çürümüş direk ister/ Ben böyle hayatı neyleyim/ Demirden yürek ister.”

Kadın yas ortamlarında, güçlü bir aktarıcı ve toplumun sözcüsüdür Koçgiri’de. Erkeğin duygularını ifade edemeyişinin, belki güçsüz tarafının, kadın tarafından dile getirilmesi bir bakıma. Bazen bizzat ölen kişinin ya da ötekinin ağzından o kişinin uğradığı haksızlıkları ya da ona karşı yapılan yanlışları, pişmanlıkları vs. “dolaylı anlatım” olarak dile getirirler. Ölüm nedenlerine dair malumat verilir. Geride kalanlar zikredilerek ağıtta yer verilir. Ağıt yakanın misyonu, ölen kişinin ardından onun dünya üzerindeki vaziyetini, meziyetini, geçmişini, acılarını anlatarak, kalanların hatırına getirmek ve ağlamayı en üst düzeye çıkarmaktır. Koçgiri bölgesinde ağıt yakanın ve ağıtların işlevini Güler Gültekin şöyle anlatıyor:

“Söyleyenler de zaten aynı yaşam içinde oldukları için birbirlerinin hayatlarını biliyor. Ölüm gerçekleştiğinde duygular ve ifadeler daha da derinleşiyor tabii. Ona göre de onun yaşamı, çevresi, hayatı ile ilgili ne varsa o kılamlarla mümkün mertebe o acının derecesine inecek, en ruhsuz insanı bile ağlatabilecek kategoride duygusal bir nirvanaya evriliyor bu ağıtlar.” [21]

Cenaze yakınları tarafından yakılan ağıtlar dışında; bölgede tanınan, deneyimli, sesi güzel, doğaçlama olarak her duruma, her acıya, belirli kalıp bir ezgiyle söz uyarlayan ünlü kadın ağıtçılar vardır ki bu kişilere Koçgiri bölgesinde “şair” denir. Anadolu’nun bir çok farklı bölgelerinde de görülen ağıtçı kadınların  genel olarak  görevi, “yas sürecini paylaşan bütün insanları ortak bir duyguda ve icra ortamında toplamaktır”.[22] Koçgiri’de bu tür şair kadınlar, katıldıkları cenaze ya da yas törenlerinin aranan isimleridir.[23] Onların katılımı ve ölen kişi üzerine ağıt yakmaları; “şin” olarak adlandırılan ağlamayı çoğaltır/coşturur ki bu, cenaze sahiplerinin, toplumda ne kadar sevilen birisi olduğunun ya da toplumsal prestijinin de göstergesidir. Bir cenazenin ya da yas yerinin görkemli geçmesi, ya da makbul sayılması; Kürtçe olarak  “şîna xwe pîr bû” yani “ağlayanı/yası/ağıtı çoktu” olarak ifade edilir.

Ağıtlarda söz, içerik, hikaye, olay örgüsü elbette önemlidir. Dikkati çeken, dinlemeyi ve katılımı yoğunlaştıran etmenlerdir. Fakat ona eşlik eden ritm, vezin, kafiye ve müzik gibi biçimsel özelliklerin de varlığı hafızada kalıcılığı sağlayan ve aktarımı kolaylaştıran unsurlardır. Ağıtların biçimsel özelliklerinin sözlü kültürdeki aktarımı, yerel icracıların ağıtları hafızalarına kaydetmeleri ve gerekli duygu yoğunluğunun olduğu ortamlarda onları aktarmaları sayesinde gerçekleşir.

Belleği güçlendiren, hatırlamayı kolaylaştıran unsurlardan bir tanesi ritimdir.[24] Özellikle Koçgiri kadınlarının söyledikleri ağıtlarda da ritim önemli bir tamamlayıcı  unsurdur. Bedenin söylenen ağıta eşlik eden ritmik salınımı veya ağıt söylerken kullanılan el kol hareketleri ve mimikler, eldeki mendilin salınarak kullanılması dahi söyleme sırasında ritim tutulmasının göstergesidir söyleyen açısından.[25] Bu aynı zamanda ağızdan çıkan sözlere eşlik ettiğinden söylemeyi ve hatırlamayı kolaylaştıran bir unsurdur. Ayrıca kulaktan kulağa, ağızdan ağıza dolaşan hazır kalıpların, söyleme ritim katmanın yanı sıra  belleğe de destek olduğu bilinir. Bunun örneklerine Koçgiri ağıtlarında sıklıkla rastlarız. Örneğin ara sözlerde, nakaratlarda tekrar edilen şu kalıp deyişler gibi: “Ax yare yare yare ki gîran.” (Ah yara yara ağır bir yara) Ya da tekrarlanan ikilemeler veya üçlemeler ki bazen bu ölen kişiyle ilgili bir durumu ya da ona dair bir sıfatı ya da hitabeti de içerebilir: “Ah bıra bıra bıra,” ya da “ ah yaralı yaralı gardaş” gibi.

Yaşanan deneyimler sonucu her defasında kullanılan kalıp deyişler, tekrarlar, belleği güçlendiren etmenlerdir. Bununla birlikte bellek ve hatırlama süreci sadece kişisel algılamaya değil, toplumsal ilgiye de bağlıdır. Dolayısıyla bellek, toplumsal bir ilgiye ve ihtiyaca karşılık verdiği sürece doğru hatırlama ya da akılda tutma da mümkün olmaktadır.[26] Hatırlama süreci aktif bir süreçtir ancak çevrenin sürekli değiştiği bir ortamda hatırlama bire bir, kelimesi kelimesine olmayabilir. Yeni ortama ve duruma göre hatırlama farklılaşabilir ve yeni eklemelerle yeni bir şekil alabilir ve aktarılarak varlığını devam ettirir. Nihayetinde zaman içerisinde toplumun hafızasında yer edinen ağıtlar, ortak bir sözlü kültürün oluşmasında rol oynarlar ve değişime ya da dönüşüme uğrasalar da kültürel süreklilikle varlıklarını devam ettirirler. Ancak göç ve kentleşme süreciyle birlikte modern yaşama uyarlanan insan, beraberinde getirdiği geleneklerinde ya da bazı kültürel özelliklerinde kısıtlamalara gider ya da onları çeşitli değişim ve dönüşümlere  uğratır. Yereldeki “ağıt yakma geleneği” de bu süreçten nasibini alan bir gelenektir.

Koçgiri’de ağıtların zamanla türkü formuna dönüşmesi ile dolaşıma girmesi, genelde erkekler tarafından yapılıyor ve ağıtı yakan kadınların isimleri geçmeden anonim hale geliyorlar. Bugün birçok ünlü sanatçı tarafından söylenen ve halk arasında da bilinen, “Arıx” ve “Miro” ağıtları  örneklerinde olduğu gibi. Her iki ağıdın da belirli kadınlar tarafından yakıldığı biliniyor.[27] Fakat yazılı olmayıp sözlü olarak aktarıldıklarından, ağıtlar üzerlerine eklemeler ya da yeni duruma göre sözler uyarlanarak tekrarlandığından dolayı zamanla ilk söyleyen kişi kayboluyor, anonimleşiyor. Ayrıca kadınların hareket alanlarının kısıtlı olması ve hatta sadece cenaze ve yas ortamlarıyla sınırlı kalması, erkek şaire ya da ozana göre ününün yerelde kalmasının nedenlerindendir. Bununla birlikte kadınların mahlas kullanmamasının da etkisi olmalıdır. Bölgede sadece birkaç istisna var ismi ağıtlarda zikredilen. Örneğin Kapıkaya Köyünden, Elif Bektaş adında bir şair, ağıtlarında Dertli Zade mahlasını kullanıyor.

Bölgede ağıtlar daha çok Kürtçe yakılmakla birlikte, Türkçe de yakılmakta. Bazen de her iki dil birlikte kullanılıyor ağıt içinde. Genellikle belirli bir yaş ortalamasının üzerinde olan kadınlar ağıt söylüyor. Bölgede ağıtlar daha çok gündelik yaşama dair, ölüm gibi bireysel acılar üzerine yakılmakta/söylenmekte. Toplumsal acılara dair olan politik ağıtlar ise daha ziyade erkekler tarafından söylenmekte ya da profesyonel olarak icra edilmekte ve dolaşıma girmektedir. Kadınlar ağıdı, karşılıklı atışma şeklinde söyler; birinin bitirdiği sözü bir diğeri başlatır. Bazen de koro şeklinde söylenir. Cenazelerde bireysel olandan kolektif olana dönüşen çoksesli (polyphony) söyleme durumlarını inceleyen bir çalışmasında  Charles L. Briggs ağıtlardaki bu çok sesliliğin, kadının toplumsal gücünün kültürel inşasında önemli bir oynadığını iddia eder.[28] Yas yerinde bulunan ve katılan yakın/uzak akrabalar, komşular, ağıt yakılma ortamının oluşmasında kolektif katkıda bulunurlar. Kimi sadece ağlayarak, kimileriyse seslerini ağıda katarak acıyı paylaştıklarını gösterirler. Wilce’in deyimiyle; “akrabalar ve komşular korosu”, bazen en şiddetli yas tutanların müzikal olmayan çığlık ve haykırışlarını, yakılacak hale getirerek müzikalleştirirler.[29]

Göç ve kentleşme ile birlikte geleneksel ağıt ve yas kültürü, her ne kadar azalarak devam etse de, 90’lı yılların başından itibaren köy dernekleri ve cem evlerinin yaygınlaşmasıyla tamamen yok olması engellemiş ve kültürün kentlerde yaşamasına olanak sağlamıştır. Dolayısıyla kadınların bu bir nevi “mahremiyet” alanları, gerek geleneksel ortamlarda gerekse modern kent ortamlarında değişime ve dönüşüme uğrasa da korunaklı bir alan olma özelliğini sürdürüyor.

Koçgiri bölgesinde yakılan/söylenen ağıtlar, her ne kadar yaşanan kayıplar ve bireysel acılar sonucu ortaya çıkmış ve cenaze yas ortamlarının vazgeçilmez birer unsurları ise de toplumsal olarak geleneksel Koçgiri kültüründe kadının karakteristik özelliklerine etki etmiş, kadının kendisini ifade etme araçlarından biri olarak var olma süreçlerine katkı sağlayan, ona bulunduğu toplumda prestij getiren müzikal bir ifade tarzıdır.


[1] Bu makale, Orient-İnstitut İstanbul bünyesinde yürütülen “Göç, Hafıza ve Müzikal İfadeler” adlı proje çalışmasının veri ve çıktılarından hazırlanmıştır. Ayrıca 13-15 Mayıs 2022, tarihlerinde İzmir’de gerçekleştirilen Aleviler Neşeden Kedere: Din, Beden, Cinsiyet konulu sempozyumda: sunulan  “Kadın, Ölüm, Yas, Ağıt: Koçgiri Örneği ”adlı tebliğin kısaltılmış versiyonudur.

[2] Arabistan Bedevilerinde, İran’da, Irak’ta, Suriye’de, Yunanistan’da, Orta Asya’da, Kafkaslarda, Çerkezlerde, Kürtlerde, İngilizlerde, İrlandalılarda, İskoçlarda, Finlilerde, Mezopotamya’da, Çin’de, Afrika’da, Kızılderililerde ağıtların varlığı bilinmektedir.

[3] İlhan Başgöz, Türkü,s. 76,  Pan Yayıncılık, İstanbul, 2008.

[4] James M. Wilce, Crying Shame. Metaculture, Modernity, and The Exaggerated Death of Lament, Malden, MA, Blackwell Publishers. 2008. s. 2. 

[5] Koçgiri bölgesindeki saha çalışmamızda kendisinden bir ağıt yakmasını istediğimiz yaşlı kadının; “acı, ağlama olmadan nasıl ağıt yakayım?” demesi, Wilce’i destekler bir tepkidir.

[6] Wilce, age,. aynı yerde.

      [7] İtkuvirsi olarak bilinenKarelya ağıtları, Doğu Finlandiya ve Sovyet Karelya halklarında görülmektedir.

[8] Elizabeth Tolbert,  “Women Cry with Words: Symbolization of Affect in the Karelian Lament”, Yearbook forTraditional Music 22, 1990. s. 81.

[9] Aynı yerde.

[10] “Kılam” dışında “sitran” tabiri de yaygın olmamakla birlikte kullanılmaktadır ancak fiil olarak “distran” yani söylemek fiili anlamında kullanılır. Kürtçede kılamların kendi içinde sınıflandırmasında; “kılame mirian”, “kılame şin” olarak adlandırılan, “ölülerin türküsü”, “yas türküsü” manasına gelen tabirler kullanılıyor. Ayrıca aşk/gönül türküleri manasında “kılama dılyaran” olarak adlandırılan türküler de vardır.

[11] Koçgirili bölge sanatçısı  Cihan Çelik, köyde ya da şehirde fark etmeksizin, saz çalıp söylediği bütün muhabbet ortamlarında özellikle yaşlı kadınların, mutlaka ağladığını ve muhabbetin ağıt söylemeden, ağlamadan bitmediğini kaydetmiştir (Cihan Çelik görüşme kaydı, 2 Temmuz 2022, Kondulan Köyü, İmranlı, Sivas).

[12] Güler Gültekin, 2 Temmuz 2022 Görüşme kaydından. Han Mezrası, İmranlı, Sivas.

[13] Ayfer Düzdaş, Koçgiri Ağıtları, CD kitapçığı, Kom Müzik, İstanbul.

[14] Örneğin bkz. Wilce, age,. s. 10-30. Ayrıca Athena Katsanevaki, “Modern Laments in Northwestern Greece, Their Importance in Social and Musical Life and the “Making” of Oral Tradition”, Musicologist, 2017. 1 (1), ss.95-140,  s. 130.

[15] Katsanevaki, age,  s. 120-122.

[16] Koçgiri bölgesinde okunan ağıtlarda 9-10 civarında farklı makam kullanıldığı belirtilmiştir (Güler Gültekin ve Cihan Çelik ile görüşme kaydı)

[17] Özlem Doğuş Varlı, Şehvar Beşiroğlu, İştar Gözaydın, “Kadın Çığlıklarının Müziğe Dönüşümünde “Ağlamalar”,  İTÜ Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt:4, Sayı:1, 23-33, 2007.

[18] Bkz. https://www.youtube.com/watch?v=gHnwCDlSx9I  Erişim tarihi: 27 Mayıs 2022

[19] https://www.youtube.com/watch?v=C_8A9Xdi4Yw  Erişim tarihi: 3 Mart 2022

[20]Güler Gültekin, 2 Temmuz 2022 Görüşme kaydından. Han Mezrası, İmranlı, Sivas.

[21] Güler Gültekin, aynı yerde.

[22] Nihan Tahtaişleyen, “Yürek Yangını Ağıtlar”, Z Kültür Sanat Şehir Tematik Dergi, 2020/4,  s. 361.

[23] Eski dönemlerde ağıtçı kadınlar bazen para ya da “xelat” olarak adlandırılan hediye karşılığı bu görevi yerine getirirlermiş (Güler Gültekin görüşme kaydı). Anadolu’nun farklı yörelerinde de benzer uygulamalar vardır. Örneğin Mardin’de belli bir ücret karşılığında ağıt söyleyen kişilere ‘imadede’ adı verilir. Bkz. Şükrü Elçin, Türkiye Türkçesinde Ağıtlar, s. 4, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara,  1990.

[24] Walter J. Ong, Sözlü ve Yazılı Kültür, Metis Yayınları, İstanbul, 2020. Ong, Arami ve Yunan “Targum”larındaki ve eski İbrani dilindeki ritmik sözlü anlatım biçimiyle, nefes alıp verme, el kol hareketleri ve insan bedeninin çift yönlü simetrisi arasındaki sıkı bağı kanıtladığını örnek olarak vermektedir (s. 49-50).

[25] Örneğin bkz. İmranlı Belediye Başkanı (2019-2021) Murat Açıl’ın  cenaze törenindeki youtube videosu: https://www.youtube.com/watch?v=mriRin8nOaI&t=111s  Erişim tarihi: 21 Mayıs 2022

[26] Paul Thompson, Geçmişin Sesi, Çev. Şehnaz Layıkel, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 1999. s. 100.

[27]Arıx ağıdını yakan kadınların akrabaları olan Elif Zülfiye Hanım’ın aktardığına göre ağıdı Meryem, Hanım ve Töre adındaki kadınlar, depremde kaybettikleri üç erkek kardeşleri üzerine yakmışlardır. Ağıt için bkz. https://www.youtube.com/watch?v=iLjVYperOVs&t=228s. Erişim tarihi: 13 Şubat 2022. Miro ağıdının ise Alişan Bey’in kız kardeşi Sürmeli Hanım tarafından yakıldığı bilinmektedir.

[28]Charles L. Briggs, “Personal Sentiments and Polyphonic Voices in Warao Women’s Ritual Wailing: Music and Poetics in a Critical and Collective Discourse”, American Anthropologist, 95(4), 1993, ss. 929-957.

[29]Wilce, age, s. 3.

Paylaş

spot_img

İlginizi çekebilir

Bunlara baktınız mı?
Benzer Başlıklar

Yönetmen Yücel Tunca ile “Alacakaranlıkta 30 Yıl: Madımak Katliamı” belgeselini konuştuk – Röportaj Nuray Pehlivan

Madımak Katliamı üzerine bir web belgesel: Alacakaranlıkta 30 Yıl Yönetmen...

Cemal Taş: MAZLUM EBE JÜANÊ ZALIMKARİ, SE DERDÊ XO BİYARO JÜAN

Hesenê İbrahimê Qıci, Hesenê Cıvrail Ağaê Arekiye, Aliê Mırzê...

Cafer Kaplan Dede: Gerçeğin Dilinden Madımak Katliamı

Dostun zülüfleri bölük bölüktür Benim ciğerciğim delik deliktir Muhabbetin sonu tez...

Ali Çağan: Sönmeyen Yangın, Dinmeyen Sizi

2 Temmuz 1993’te Pir Sultan Abdal etkinliklerine katılmak için...

Alevilerin Sesi dergisine abone olmak ister misiniz?