Kılıçkaya: Kaygılanmak için o kadar çok nedenimiz var ki !

/

Ülkenin Cumhurbaşkanı “Daha neler olacak neler” diyerek hazırlanan komplonun haberini veriyor. Bir organize suç örgütü lideri, içeriden ve çok şey bilen birisi olarak “Geçmişteki Gaziosmanpaşa saldırısından çok daha büyük bir eylem yapıp ülkede kaos çıkarma planları var. Bir Cemevi’ne saldırı planlıyorlar” diyerek, ihbarda bulunuyor.

Erdal Kılıçkaya – AABK Genel Sekreteri

Bu gelişmeler karşısında Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Cumhurbaşkanından, Bakanlarından; “Kaygılanmayın, sizin için buradayız, birlikteyiz” mesajı vermelerini bekleyen Aleviler, daha çok bekleyecek gibi görünüyor.

Böyle bir açıklamanın halkta, Alevi yurttaşlarda güven duygusu yaratacağı kesinken, niçin özellikle Aleviler konusunda “pusuya yatmış avcı” gibi davranılıyor? Böyle yaparak geçmişte yaşanan o karanlık ve utanç dolu vakalara yenileri mi eklenmek isteniyor?

Yoksa yaratılan bu korku iklimi, sadece Saray’a değil, bu kirli düzenin devamına da mı yarıyor?

İç ve dış siyasette, ekonomide, sağlık politikalarında köşeye sıkışan iktidarın, tıpkı Haziran 2015’teki seçim yenilgisinden sonra olduğu gibi, ülkeyi krize sürükleyip provokasyonlarla gücünü korumaya çalışacağı tezi sıkça dile getiriliyor.

Ülke ağır bir toplumsal bunalıma doğru sürükleniyor. Bu bunalım ikliminin bedeli Alevilere ödetilmek isteniyor.

Biliyoruz ki, yoksullaşmanın ve eşitsizliklerin baskıcı politikalar olmadan yönetilmesi mümkün değil. Ülkede gittikçe derinleşen yoksulluğun ve buna eşlik ederek artan eşitsizliğin doğuracağı bireysel ve toplumsal tepkileri, Alevilere yönelik bir katliamla örtbas etme fikri bile bir insanlık suçudur.

Bu düşünceden yola çıkarak Aleviler üzerinde oluşturulmak istenen baskı ile; “canımız istediğinde, çıkarlarımız doğrultusunda, size saldırır ve hatta katledebiliriz” deniyor. Aleviler üzerindeki baskıyı, korkuyu artırarak, Alevi toplumunun depresyona girmesi isteniyor.

Bugüne kadar ülkede toplumsal olarak koşullandırılmış ilişkilerde Alevi nefreti hep körüklendi. Öyle bir boyut aldı ki, Madımağın önünde “Yak ulan yak. Cehennem ateşi” diyerek katliam karşısında sevinç çığlığı atan, insanların diri diri yakılmasını isteyen bir cinnet hali yaratıldı.

Bu kin ve nefret, her dönem değişmeyen şeylerin ağırlığı olarak, Alevilerin tepesinde hazır kıta bekletildi.

Toplumsal bir çöküntünün yaşandığı günümüz Türkiye’sinde, güvensizlik ve huzursuzluk her şeye hâkim oldu. Bu karmaşık durum karşısında saldırganlıkların artacağı kesinken, ilk katli vacip topluluğun Alevilerin olduğu gerçeği hiç değişmedi.

Bir Cuma namazı çıkışı, Alevilerin yoğun yaşadığı mahallerden birisine veya bir Cemevine, ya da bir Alevi önde gelenine saldırma planı hiç kimseyi rahatsız etmedi.

Aslında “Alevinin katli vaciptir” diye saldıranın, şu veya bu nedenden dolayı toplumdan sürekli dışlanmış olanın da mağdur olduğunu, kendi acı gerçekliğiyle ilişkilerinin koptuğunu görürüz. Bütün bu suçlular, kendi mağdur olma durumlarından ve zayıflıklarından ancak başkalarına acı çektirerek kurtulmaya çalıştıklarını gör(e)mezler. Katliamın hedef kitlesinin hep Aleviler olduğunu, bu ülkenin aydını, solcusu hiç gör(e)mez.

Tabi bizler, Türkiye’de Alevilere dönük provokatif girişimler ve tasfiye operasyonlarının ilk olmadığını, Koçgiri’den başlayan ve Dersim’le, Sivas’la, Maraş’la, Çorum’la devam eden ve son aşamada da devletin, metropollerdeki Alevileri sindirmek, toplu yaşam alanlarını yok etmek, asimile etmek, inançlarını geriletmek yönünde adımlar attığını, tarihsel olarak da biliyoruz.

Şimdiye kadar Alevi toplumu sürekli katliamlarla hemhal olmuş bir toplum. Bu güne kadarki katliamların hiçbirinin faili bulunamadı. Doğrusunu söylemek gerekirse bulunmasını da beklemiyorduk. Devletten o zaman beklemediğimiz şeyi şimdi de beklemiyoruz ve ummuyoruz.

Kendilerini kurtarmak devletin derin odakları denilen ama bugün artık derinliği kalmayan ve tamamen gün yüzüne çıkmış odakları bütün bu kaosu ve aleyhlerine işleyen süreci yeniden lehlerine çevirmek için geçmişte olduğu gibi bugünde Aleviler üzerinden bir strateji geliştirebilirler.

Bundan dolayı, Alevi toplumunun acilen kendi öz savunmasını yani örgütlülüğünü sağlaması gerekiyor. Tüm Alevilerin, Alevi kurumlarının yan yana gelerek, demokrasi güçleriyle beraber bütün kirliliklere karşı ortak bir tutum alması gerekiyor.

Peker söylediği için değil, genel olarak bu konularda temkinli ve uyanık olmakta, Alevilerle kaderi ortak yazılmış olan bütün toplumlar, bir dayanışma ve mücadele arkadaşlığı içerisinde olmaya devam etmelidir. Zaten bu tarz şeyler Sedat Peker gibilerin ifşaatlarıyla engellenmez, tam tersi toplumların dayanışması, mücadele birliği ve birikimleriyle engellenir.

Önceki Haber

Muaviye ve Yezit olan bu zatlar şimdi Hüseyin rolüne soyunmuşlar

Sonraki Haber

AABK: Yanımızda olmaya davet ediyoruz

Latest from Erdal Kılıçkaya

Onlara borcumuz var!

Tarih kâğıda dökülürken, dünyada olanlar anlatılırken, “Sivas’ın Sönmeyen Ateşi, Madımak” nasıl resmedilecek? Madımağı ateşe verenler hangi

%d blogcu bunu beğendi: