Hızır hanemize mihman olsun…

Alevi inancının odağında sevgi vardır, sevgi Alevi insanının kişiliğini, Dünyaya bakışını ve Dünyayı yorumlayışında da yol gösterici en etken öğedir. Alevi insanı bu sevgi ve hoşgörüyü yanlız insana ve doğaya karşı değil, yarattığı değerlere, kutsal bildiği, inandığı, umut bağladığı, imdada çağırdığı, yer, mekân, zaman tanımayan,  Alevi inancında insani-Kamil olan, gizli hazinenin sırlarını insan beyninin kavrayabildiği ölçülerde kavramış gelmiş-geçmiş Nebi’lere, Veli’lere, Eren’lere ve inandığı Tanrı’ya bakışta ve algılayıştada düşüncesinin merkezine koymuş, bu anlamda da ulu Evliya’lara ve Tanrı’sına korkuyla değil, sevgi ile yaklaşmış, onları kendi gönlünde mihman etmiş, kendine Dost, yoldaş ve yaren bilmiştir. Bu ulu Evliyalardan biride Alevi insanının dilinden düşürmediği Boz atının sırtında kendisini çağıranın imdadına yetişen Hızır’dır.

Müslim Kaya – AABF İnanç Kurulu Başka

Hızır aleyhi-selam denilince hepimizin içini bir sevgi, bir hoşnutluk ve bir ferrahlık kaplar, Hızır’ı hemen yanı başımızda biliriz. Hızır’a o kadar alışmışızdır ki o bizim gündelik yaşamımızda hep bizimle olmuştur. Her dara, zora düştüğümüzde, iyi ve kötü günümüzde, kederimizde, sevincimizde, hasretimizde hep Hızır’ı çağırmışızdır. 0 hepimizin gönül yoldaşıdır.

Hızır’o khal (khal-Kerem sahibi, yaşlı, kamil, olgun) bilge, aksakallı, nur yüzlü ve bozatlı olarak tanınan ulu bir evliyadır. Alevi inancındaki yeri kutsanmıştır. Hızır yanlız Alevilerde değil, geniş bir coğrafyada değişik şekillerde anılmaktadır. O Ademin yaratılışından beri vardır Ademi kendi elleriyle defn etmiş, kimi nebi’lerle musahip olmuş, Musa’ya mürşitlik yapmıştır. Hz muhammedin definide bulunmuş, Ali ile haldaş olmuş Kerbela şehidi İmam Hüseyinin ardından mersiyeler okumuş, H.B. Veli ile muhabbette bulunmuş, Dersimde, Bağeyn kalesinde Kureyş fırına atılırken beyaz bir martı donunda Kureyş’i ateşten korumuştur. Tarihin her dönemimde ete-kemiğe bürünüp çeşitli donlarda zahiri alemde görünmüştür, bazen Melek, bazen tanrı misafiri, bazen boz atının üstünde imdat diyenlerin imdadına yetişmiştir.

      Hızır hakkında anlatılan efsane islami kaynaklarda özet olarak şöyledir.

İskender-i zulkarneyn insana ebedi hayat veren ve  insan üstü güçler kazandıran bir abu-hayat pınarından bahs edildiğini duyar ve bunu aramaya karar verir. Rivayete göre Allah bunu Sam’ın soyundan birine nasip edecektir. Bu yolculukta Hızır da Zulkarneyn’e eşlik etmektedir. Yolculukta başlarına gelen olaylar nedeniyle biribirlerinden ayrı düşerler, uzun yolculuklar ve birçok badirelerden sonra karanlıklar ülkesinde Hızır ilahi bir ses duyar, sesin geldiği yöne doğru  gider, yolda küçük bir pınarın başında biraz dinlenip, torbasında bulunan yiyeceklerinden kurutulmuş tuzlu balığı suda yıkayıp yemek ister, balık suya değince canlanır, Hızır sözü edilen pınarın bu olduğunu anlar, suyundan içer ve yıkanır böylece hem ilahi sırlara mazhar olur hemde ölümsüzleşir. Sonrasında Zülkarneyn ile karşılaştıklarında, Hızır gördüklerini Zülkarneyn’e anlatır birlikte geri dönüp pınarı aramaya koyulurlar ancak pınar kurumuştur. Zülkarneyn bu duruma çok üzülür, yaratan böyle istemiştir diyerek kendi kaderine razı olur ve dönerler.

    

Hızır hakkında yüzlerce rivayet vardır, Arapça da “El Hazır, Al Hızır” olarak geçmekte ve “Yeşillik” anlamına gelmektedir

Hz Muhammed bir hadisinde ‘’Hızır’a bu adın verilmesinin nedeni kuru bir yerde post üstünde otururken, hemen arkasında yeşilliklerin oluşmasındandır’’ der. Hızır ismi kuran’i-kerim’de geçmez, ancak kuran yorumcuları Kuran’da kehf suresinin 62-82 ayetlerinde Musa ile buluşan kamil kişinin Hızır olduğu konusunda hemfikirdirler.    

Nuh tufanı söylencesinde de, Nuh, gemisinin ambarında biten yiyeceklerin temini ve geminin kurtuluşu için Hızır’dan yardım ister, dileklerinin yerine gelmesi halinde üç gün oruç tutacağını vaad eder. Gemisi karaya oturup kurtulunca da vaadini yerine getirir.

Bütün bunların yanında Alevi toplumunun kabul ettiği ve tutukları üç günlük Hızır orucuna kaynak olarak gösterdikleri olay ise şöyledir.

Çocukluk yıllarında İmam Hasan ile İmam Hüseyin ateşli bir hastalığa tutulurlar. Hz Ali ile Hz. Fatıma çocukların bu haline çok üzülür ve endişelenirler. Hz Fatima Babası Hz. Muhammed’e gidip durumu anlatır. Hz. Muhammed bunun üzerine Fatimaya, niyet edip, 3 gün  oruc tutmalarını ve cocukların bu üç günün sonunda iyileşeceğini söyler. Hz. Fatıma eve gelir, söyleneni Hz. Ali’ye anlatır. Hz. Ali, Hz. Fatıma ile birlikte niyet edip 3 günlük oruca başlarlar. Her üç günde oruçlarını açarlarken kapı vurulur. Kapıyı açtıklarında. Karşılarına biri çıkar ve yiyecek ister böylece her üç günün sonunda olan yiyeceklerini kapıya gelen fakire verip sadece su ile yetinirler. Sonra evlerine Hz Muhammed gelir Hasan ve Hüseyin’i dizleri üstüne alır ve şöyle söyler “Ya Ali bu yavruların hastalığı beni de üzdü” der ve sorar. “Orucunuz nasıl geçti ya Ali” Ali“Sana ayandır Ya Allah’ın Resulü” Allah’ın rızası için 3 gün oruç tuttuk, tam orucumuzu açarken, kapıya bir yoksul geldi Yiyeceklerimizi her gün gelen o yoksula verdik der. Hz. Muhammed “o gelenleri Tanıdınızmı ya Ali” diye sorar.  Ali “ Sana ayandır Ya Allah’ın Resulü” der. Hz. Muhammed, Hızır’ın gelen yoksulların kılğına girip geldiğini  ve sizleri sınadığını söyler.

 Hızır kimilerine göre veli, kimi kaynaklara göre de nebi’dir. Hak katında batın ilmine sahiptir. Zahiri bilgiler Peygamberler aracılığı ile açıklanmıştır, batıni ilimlerde ( ilmi ledün ) Hızır aracılığıyla. Alevilik açısından bakıldığında Hz Muhammet zahiri (şeriati) İmam Ali’de batini (Mana alemi) niliği temsil etmektedir, bundan dolayıdırki   Aleviler Hızır ile Ali’yi özdeşleştirmişlerdir. Hızır, eğitici, öğreticidir, yol gösteren, yardım eden, yetiş diyenin carına yetişen, yer, zaman, yakınlık ve uzaklığı tanımayan Mürşitlik makamının sahibi, ilahi sırların sultanıdır. Alevi inancında mihman Ali’dir veya Hızır’dır, Hızır donunda gelir bu nedenle aleviler gelen Tanrı misafirine büyük önem verirler.

Dersim coğrafyasınada Hızır’ın bir ayağı ocak’ta bir ayağı Şubat’tadır… Geçmişte köylerde bu süre boyunca son günü perşembeye gelmek şartı ile (salı-çarşamba-perşembe) üç gün oruç tutulur Cuma akşamı (perşembeyi cuma’ya bağlayan gece )  ibadet edilir, cemler bağlanırdı. Ancak şehirleşmeyle beraber Hızır orucu genellikle şubat ayının ikinci Salı günü (Salı, Çarşamba, Perşembe) tutulmaktadır, belirli bir tarihinin olması birlikte hareket etmek, birlik ve beraberliğin sağlanması açısından olumludur. Ama yine de son gün perşembeye getirilise kanımca var olan gelenekte bozulmamış olur.

Şubat ayı zor bir aydır, kış aylarının ortancasıdır, şubatta kar, tipi, fırtına oldukça boldur, böylesi zorlu koşullarda darda ve zorda kalanlar için tek umut Hızır’dır.

Dersim yöresinde Hızır’ı karşılamak bu zor koşullara rağmen coşkuylandır, sevgiylendir, kar’a, tipi’ye aldırmadan Talip Pir’inin, Mürşid’inin yolunu gözler, Pir’in uğradığı hane’ye Hızır da uğramış sayılır, bundan dolayı Pir’in işi de oldukça yoğundur. Her Talibin hanesi mutlaka Pirin duasından nasibini alır.

Dersim de Hızır’ın uğramadığı yer yoktur, hemen hemen her köyde mutlaka Hızır mekanları vardır, bu mekanları ziyaret etmek için illaki şubat ayı beklenilmez, Alır adağını, lokmasını varır Hızır’ın kapısına dersimli, Hızır dersimde yarendir, yoldaştır, kirve’dir, mihmandır gündelik konuşmanın bir parçasıdır her Dersimli mutlaka Hızırı günde birkaç kez anar, Şubat (asma xızır-xeylaş-Hızır ayı) ayı Hızır ayıdır, Evlerin içi ve kapı önleri daha itinalı bir şekilde temizlenir, ulu mihman için ön hazırlık yapılır. köydekiler kavrulmuş Buğday veya Arpayı el değirmeninde (Dıstar) öğüterek un-irmik (kavut) haline getirirler Kahve renginde olan bu unu bir tepsinin içine koyup (son akşam) dışarıya indirirler, sabah kalktıklarında ilk iş olarak tepsideki kavuta bakarlar eğer üstünde herhangi bir iz varsa Hızır’ın eve uğradığını ve bundan böyle bolluk ve bereketin artacağını yoksulluğun geride kaldığına inanılır. Orucun son gününde dersim de evlenmemiş gençler su içmezler, inanışa göre o gece ruyalarında kimin elinden su içerlerse onunla veya hangi köyün çeşmesinden su içerlerse o köyden evlenirler.

Dersim yöresinde Hızır ile ilgili anlatılan yüzlerce hikaye vardır, bunlardan birini (bildiğim kadarıyla) sizlerle paylaşmak istiyorum

Bir köyde kendi halinde yaşayan ve etrafındakiler tarafından Budela’ye Kureyş diye çağrılan bir zat oturuyormuş, o sene çok kar yağmış tüm yollar kapanmış dışarıya çıkmak olağan üstü bir çaba gerektiriyormuş, böylesi zor günler Dersimde uzun sürer, Yaşlı Pir’in hayvanlarına verecek bir tutam otu dahi kalmamış, çaresizlik üzerine Budala (kendini Hakka adamış kişi) nın iki oğlu ve bir damadı Babalarının bütün ısrarlarına rağmen dağdan yem indirmek için sabah erkenden yola koyulurlar, çok gitmeden çığ kopar üç’ü beraber çığ’ın altında kalırlar, kimsenin yapacağı bir şey kalmaz, Budala’nın bütün ısrarlarına rağmen köylüler riski göze alıp yardım etmezler ve Kureyşin cocukları kurda, kuşa yem oldu diye konuşmaya başlarlar.Yaşlı Budalanın yapacağı bir şey kalmamıştır iki oğlunun ve  damadının acısına yüreği dayanmaz alır cura’sını çığın düştüğü yere gider, çığın üzeride semah döner, Hızır’dan yardım ister. Güneşin ilk ışıkları ile braber  boz atlı Hızır imdada yetişir, çeker kılıcını indirir çığa, büyük bir gürültü ile çığ yarılır içinden yaşlı Budalanın iki oğlu ile damadı sağ salim çıkarlar. Pir çocuklarını, damadını yanına alıp köye döner, Ailece Hakka niyaz ederler, hep beraber ağılın kapısını açıp şükür kurbanları keserler. Bu olay üzerine Yaşlı Budala yaşadıklarını aşağıdaki şekilde  dile getirir.

Sewt mala dangade qediya
Kinkore mal u gawan
Domunu tawigi guret
Bira derera bi hira
Hewera şaye ama mıre
Vake çığ ama ciğe hete ma
Sewo budela tora berdi
Di laj u zu zama

Mi tomur kerd ve ho dest
Ciğ sero kotu semaÇewres çeye Hormeçıka
Vejiye sere bona
Mı va lao mevındere
Biare zengen u huya
Mın u kokımiyo ke heni va
Tedine voz da kotive zerre
Çever ho sero da ve ca.
Va ke, meyite Kuresu
Biyo werde lü u lüza
Dılo dılo na sewda
Mine budelay hore wenda

Wenge mi siye Oli diwan
Tiji silam da gile kowa
Ezo dire gam bine hira

Mı niada kal u kokım
Nişto ostori dot ra vejiya

Vake ciko kokum budela

To çı berd gos kerika ma
Mi va mıra berdi
Di laj zu zama
Kal şimşirê ho ont we
Da çığ ro, çığ kerde vıla
Bıne çığ ra vejayi dı bıray, ju zama
Şune çevere na gomi
Malo ke zerre de mı kerd qırvan
Mı va, Hako to şukır vo
Pe se kon male dina.


Türkçesi
Ağılda bitti, kalmadi hayvanların yemi,
Cocuklar(Tawig) kızaklari alıp
Dereye doğru açıldılar
Kara haber çabuk geldi
Kopup gelmis, bizim dağların çığı
Alıp  senden götürmüş
Iki oğul bir damat
Curami aldim elime
Çığın üstünde semaya durdum
Sevdam gitti ulu Divana
Günes dağlarin üzerinden doğarken
Iki üç adim acildim

Boz atlı Hızır çıktı karşıma
Dedi Nedir yaşlı budala,

Avazın kulaklarımızı götürdü
Dedim, Benden alıp götürdü
Iki oğul bir damat

Çekti kılıcını vurdu çığa
Çığ yarıldı
Içinde çıktı iki oğul bir damat
Açtım ağılın kapısını
Kurban ettim içindekilerin hepsini
Dedim ya Allah sana şükürler olsun
Ne yapacağım Dünya malını.
Boz atlı Hızır hanenize mihman olsun
Kimseyi darda, zorda koymasın

                                                                                                                    

Önceki Haber

Eğitim, Dinselleştirme ve İktidar..

Sonraki Haber

Yolda benlik yoktur

Latest from Müslim Kaya

Şu adem dedikleri…

Hakkın huzurundan kovulanların yüz maskeleri cilalı, gönülleri ise karalık delhizlere benzer. Bu maskeli iblisler Hakkın aydınlık

Fatımatüz Zehra Ana

İki cihan serveri Hatemül Enbiya Hz Muhammed Mustafanın göz bebeği, ciğer paresi, yaşı ile değil aklı

%d blogcu bunu beğendi: