Cumartesi, Nisan 13, 2024

Can Dündar: Alman vatandaşı olmalı mıyım?

Date:

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 284. sayısında yayınlanmıştır.

Bu yıl, Almanya’da yedinci yılımı doldurdum. Federal Meclis’ten bu ay çıkan yasayla, çifte vatandaşlık hakkı kazanıyorum. Yeni yasa, Alman vatandaşlığına başvurabilmek için gerekli asgari yasal ikamet süresini sekiz yıldan beş yıla düşürdü. “Başarılı bir entegrasyon sağlayanlar”, için bu süre, üç sene… Ama başka koşullar da var: Yasa, dil bilgisi, geçimini sosyal destek almadan sağlama gibi koşulların yanısıra, “insan onuruna”, “özgürlükçü demokratik düzene” bağlılık şartı da getiriyor. Nefreti körükleyenler, antisemitizm ve ırkçılık yayanlar, kadın-erkek eşitliğine, cinsel yönelime yönelik eylemlerde bulunanlar, Alman vatandaşlığı alamayacak. Bu, sevindirici; çünkü benim gibi birçok insan, kendi ülkesinde, nefreti körükleyen demokrasi düşmanlarıyla mücadeleden kopup geldi Almanya’ya… Buna rağmen, -İçişleri Bakanı Nancy Faeser’in de belirttiği gibi-, geldiğimiz ülkeyle bağımızı kesmek istemiyoruz; siyasal ya da duygusal nedenlerle…

Bakanlık verilerine göre, Almanya’da 12 milyondan fazla yabancı ülke vatandaşı var. Bunların yaklaşık yarısı, 10 yıldan uzun süredir Almanya’da yaşamasına karşın vatandaşlığa geçmedi. Almanya Türk Toplumu Derneği Eş Başkanı Gökay Sofuoğlu, Alman vatandaşlığı bulunmayan 1,5 milyon Türk vatandaşının, yeni yasayla çifte vatandaş olacağını tahmin ediyor.

Federal Meclis’teki tartışmaları yakından izledim: Bu adımı Almanya için tehlike olarak görenler, yasadışı göçü teşvik edeceğini, ülkeyi böleceğini, Alman vatandaşlığını değersizleştireceğini söyleyenler oldu. AfD milletvekilleri, iktidar partilerinin kendilerine oy verecek seçmen bulmaya çalıştığına inanıyor. Oysa Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2017’de Almanya’da yaşayan Türkiye kökenlilere,  “Hıristiyan Demokratlara, SPD’ye, Yeşiller’e oy vermeyin. Onlar Türkiye düşmanı” demişti.

Bir CDU milletvekili, yasayla “Almanya’da özgürlük içinde yaşayıp Türkiye’de Erdoğan’a oy verenleri” kastederek, “Birkaç yıl içinde Erdoğan’ın AKP’sinin Almanya uzantısı, sizin şu anda oturduğunuz koltuklarda oturuyor olacak” dedi.

Bu, mümkün; ama doktorasını siyaset bilimi dalında yapmış biri olarak bu gelişmeyle başetmenin yolunun, onları -kazanılmış haklarını hiçe sayarak- Afrika’ya sürmekten değil, siyasi tercihlerinin nedenlerine gerçekçi teşhisler koymaktan ve doğru politikalar uygulamaktan geçtiğine inanıyorum. Almanya, güvensizlik hissiyle birbirine kenetlenen ve entegrasyon politikalarına sırt çevirenlerin sorumluluğunu biraz da kendi politikalarında aramalı… Ülkenin büyümesine ömrünü vermiş kuşaklara, eşit yurttaş oldukları hissini verememek, acaba bugün şikâyet edilen sonuca katkıda bulunmuş olabilir mi?

Mevlüde Genç örneğini anımsayalım: Meclis’te Yeşiller milletvekili Filiz Polat da sözetti; 49 yıl Almanya’da yaşayan Genç, 30 yıl önce, Solingen’deki ırkçı saldırıda iki kızını, iki torununu ve bir yeğenini kaybetti. Buna rağmen Almanya’ya sırt çevirmedi; ırkçılık tuzağına düşmedi, tersine ortak değerleri savundu, toplumsal barışa elçi oldu. Federal Almanya Cumhuriyeti liyakat nişanına layık görüldü. Lakin Alman vatandaşlığını, Almanya’ya geldikten 22, faciadan iki yıl sonra alabildi ancak…

Almanya yurttaşlığı için ırkçılık karşıtlığı koşul sayılıyorsa, sizce Mevlüde Genç mi “örnek yurttaş”tır, kimliğinden dolayı onun gibilerin yurttaşlık hakkına karşı çıkan, kovulması için planlar yapan Neo-Nazi’ler mi?

Correctiv’in ortaya çıkardığı, aşırı sağcıların Potsdam toplantısında bir AfD milletvekili, aslında çifte vatandaşlığa karşı çıkmadıklarını anlatırken kurdukları tuzağı ele verdi: “Çünkü o zaman, Alman vatandaşlığını yeniden ellerinden almamız mümkün olacak” dedi; “sonuçta vatansız kalmıyorlar ya…”

Oysa birçoğumuz, tam da bu zihniyetle mücadele ettiğimiz, “özgürlükçü demokratik, anayasal düzeni savunduğumuz”, “ırkçılığa karşı çıktığımız” için ağır bedeller ödedik, sonunda anavatanımızı terk etmek zorunda kaldık. Şimdi geldiğimiz yeni ülkede, demokratik, anayasal düzene karşı çıkan ırkçı zihniyet, bizleri Afrika’ya sürmek için “master plan”lar yapıyor. Potsdam toplantısındakilerin kaçı Alman yurttaşlık sınavından geçebilirdi bilemiyorum.

İşgücü açığı nedeniyle ülkenin göçmenler olmadan ayakta kalamayacağını bilmesine rağmen emeğiyle ülke kalkınmasına imza atanları eşit yurttaş olarak görmeyenler, “yabancı kökenliler”in sadakatini, kimliklerinin bir bölümünden vazgeçmesiyle ölçüyor.

Ne yazık ki son tartışmalar bana, 1930’larda Nazilerden kaçarak Türkiye’ye sığınan Almanları anımsatıyor. 1944 yazında Türkiye, Almanya ile diplomatik ilişkisini kestiğinde Türk hükümeti onlardan bir hafta içinde Türkiye’yi terk etmelerini istemişti. Yaklaşık 1300 Alman’ın yarısı Almanya’ya dönmüş, yarısı zorunlu ikamete başvurup Alman vatandaşlığını kaybetmişti. Artık “haymatlos” statüsündelerdi. Modern Türkiye’nin kuruluşuna büyük katkı yapan o göçmenler de istenmedikleri bir ülkede yaşadıkları hissine kapılmışlar mıydı acaba?

Almanya’ya geri dönemeyecekleri için, onlar da kendi aralarında “başka bir ülkeye mi göçmeli acaba” diye tartışmışlar mıydı?

80 yıl sonra bugün onları hatırlamak acı olsa da son haftalarda Almanya’nın neredeyse tüm meydanlarından yükselen demokratik tepki, yüreğime su serpiyor. Yeni bir demokrasi mücadelesi, bu kez Almanya’da bizi bekliyor.

 

Paylaş

spot_img

İlginizi çekebilir

Bunlara baktınız mı?
Benzer Başlıklar

Özge Göncü: İyi Olmamızın Mücadele İle Ne Alakası Var?

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 285. sayısında yayınlanmıştır. Çetin mücadele...

Zeliha Korkmaz: 2024 Perspektifi Kadınlar İçin Mümkün Mü?

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 285. sayısında yayınlanmıştır. Geride bıraktığımız...

Ufuk Çakır: 35 Yılın Emeği: AABF

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 285. sayısında yayınlanmıştır. Karanlık bilmeyiz,...

AABF’nin 35. Kuruluş Yıldönümü: Irkçılığa Karşı Mücadele Kararlılığı

AABF'nin 35. kuruluş yıldönümü etkinliği, Almanya'da yaşayan Alevi toplumunun...