Pazartesi, Haziran 17, 2024

Can Dündar: Ahmet Yılmaz röportaji

Date:

Uzun bir süreden beri kendisi ile röportaj yapmak istediğim gazeteci, yazar, senarist, sunucu, film yapımcısı ve yönetmeni, belgesel film yapımcısı…

Can Dündar’ı sonunda siz Alevilerin Sesi okurları ile buluşturduk.

O halde kendisini biraz tanıyalım.

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 282. sayısında yayınlanmıştır.

Can Dündar Kimdir?

16 Haziran 1961 yılında Ankara doğumluyum. Öznur ve Alirıza Dündar’ın tek çocuğuyum.

 İlk, orta ve lise öğrenimini Ankara’da tamamladıktan sonra, 1982 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın okulundan mezun oldum.

Bu süreden sonra gazetecilik çalışmalarına başlarken bir yandan yani 1986 yılında İngiltere’de London School of Journalism’i bitirdim.

1988 yılında ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümünde, siyaset bilimi dalında yüksek lisans yaptım. Ve aynı bölümde doktoramı yaptım. (1996)

1988 yılında eşim Dilek ile evlendim.

1995 yılında Ege oğlumuz dünyaya geldi.

29 Mayıs 2015 tarihinde neler oldu?

Aynı yıl yani 9 Şubat 2015 tarihinde Cumhuriyet gazetesi genel yayın yönetmenliğine getirilmiştim. Hükümet kamuoyundan habersiz silah ticareti yapıyordu. Cihatçı örgütlere silah taşıyordu. Uzun süreden beri takip ediyorduk konuyu. Yine de ben yazı işlerindeki arkadaşlarıma durumu aktardım ve bu konuda hukukçu arkadaşlara danışıp gelebilecek sonuçları ve olasılıkları göz önünde bulundurduktan sonra çekinmeden MİTtırlarını haber yaptım. Hükümet hemen reaksiyon vermedi. Çünkü seçim vardı. Seçimleri kazandıktan sonra Hükümet kan tazeledi, güç topladı. Güç topladıktan sonra üstelikte yasal olaraktan yasal dava açma süresi geçmesine rağmen dava açıldı ve savcılık tutuklama kararı verdi. Ve işte Ankara temsilcimiz Erdem Gül ile ben Silivri Cezaevi’ne gönderildik. 26 Kasım

aslında o gün evlilik yıldönümümüzdü, eşimle yemeğe gidecektik. Ama maalesef ben o yemeği Silivri Cezaevi’nde yedim. Maalesef Türkiye’de olup da yolu cezaevinden sürgünden geçmeyen gazeteci sayısı azdır.

Mahkeme süreci ve gelişmeler nasıl ilerledi? Neden Almanya?

Yukarıda belirttiğim gibi, savcılık Erdem ve beni Silivri Cezaevi’ne gönderdi. Bu süreçte sağ olsunlar dışarda kamuoyu bizi yalnız bırakmadı. Buda bizde terk edilmişlik duygusu yaratmadı ve o kamuoyu gücü ile dışarı çıktık çok şükür. Yargılama sonucu casusluk ve hükümeti ortadan kaldırma suçundan beraat ettim. Devletin gizli belgelerini elde edip yayınlamaktan toplam 27 yıl 6 ay ceza aldım ve davanın temyiz sürecinde tutuksuzluğum devam etti. Bu süreçten sonra İspanya’da tatildeydim ve tatilde iken 15 Temmuz askeri darbesi oldu. Hemen biletimi ayarlayıp tekrar gazetenin başına dönmem gerekiyordu ama anında bir tutuklanacak gazeteciler sayfası yayınlanmıştı ve benim adım liste başındaydı. Avukatlarım da uyardı bir daha gelirsen çıkamazsın hapisten diye. Bir süre daha kal dediler Avrupa’da. Ben de PEN’in bir daveti oldu, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü Almanya’ya davet ettiler. Burada bir Alman gazetesi düzenli iş teklifinde bulundu. Die Zeit gazetesi ve Arte televizyonu bir belgesel teklifi ile geldi, o zaman fark ettim ki Almanya’da mesleğimi sürdürebilirim. Bir şansımı deneyeyim dedim geldim ve geliş o geliş.

Alman Devleti’nin, bürokratların gelinen süreç içinde desteği oldu mu?

Yani bürokratların değilse sivil kuruluşların, meslek örgütleri başta olmak üzere, Sınır Tanımayan Gazetecilerden, Uluslararası Af Örgütü gibi kuruluşlarla ortak çalıştım ve çok desteklerini gördüm. Aynı zamanda Alman meslektaşlarımdan çok büyük destek gördüm. Aynı zamanda ARD, ZDF televizyonlarında Çıkıyorum, Arte TV’de belgesel yaptım. Gorki  Tiyatrosu’nda sahneye çıkıyorum ve düzenli yazıyorum. Dolayısı ile burada hem sanat camiasında hem de medya ortamında ve siyasiler arasında çevrem oluştu. Tabii buradan Türkiye’dekilere ses olmaya çalışıyorum. Burayı Türkiye’ye, Türkiye’yi buraya anlatmaya gayret ediyorum.

Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında Türkiye’nin gericiliğe, karanlığa doğru yol alması hakkında neler söylemek istersin? Türkiye’yi neler bekliyor? 

Yani şu anda çok umutlu konuşmak istesem de elimden gelmiyor. Özellikle seçimden sonra muhalefetindağılma havası, iktidarın baskıyı daha artırması, Anayasa değişikliği hazırlığı ve Avrupa’nın Türkiye’deki demokrasi değişikliğini görmezden gelmesi, ne yazık ki bize çok yakında bir değişim havası vermiyor. Amabize düşen her koşulda mücadeleyi bırakmamak, dik durmak, dayanışma içinde olmak ve Türkiye’yi bu baskı rejiminden kurtarıp yeniden bir demokratik bir Cumhuriyet için yola koymak. Bu mücadeleye devam edeceğiz. Her ne olursa olsun.

Alman toplumu içinde insanların sizi ilk gördüklerinde yaklaşımları,  bakışı  ve düşünceleri nasıl?

Yani genellemek zor. Her türlü Alman farklı şey soruyor. Yani nasıl Türkiye’de Türkler deyip genellemiyorsak.Banaz Türklere de var. Aydın Türkler de var. Burda da öyle yani bazısı hiç olmadık şekilde ırkçı yaklaşımlarla da karşılaşabiliyorsunuz. Ama toplumun büyük çoğunluğu bizim neyin mücadelesini verdiğimizin farkında. Türkiye’de nasıl bir rejim olduğunun farkında. Neden benim burada yaşamak zorunda kaldığımın farkında, o yüzden genellikle düşüncelerimi destekleyen, paylaşan insanlarla beraberim. Ondan büyük mutluluk duyuyorum yani. Geldiğim günden beri büyük bir ilgi ve destekle karşılandım. Kendimi şanslı hissediyorum.

Bugüne kadar Aldığınız ödüller nelerdir? Yaklaşık olarak kaç ödül aldınız?

Almanya sürecinden sonra yani 2016 yılından sonra farklı ülkelerden aldığım ödül sayısı tahminen 20 kadar.Bunların bazıları;

Almanya’dan Gustav Heinemann ödülü.

Danimarka’da PL Fonu İnsan hakları ve Özgürlük Ödülü.

Lev Kopelev ödülüne layık görüldüm.

Fransa Paris Onur Madalyası.

2017 yılında Oslo Barış Enstitüsü tarafından açıklanan Nobel Barış Ödülü adayları arasında 3. sırada yer aldım.

Cumhuriyet gazetesi ile birlikte Alternatif Nobel Ödülü’ne layık görüldüm.

Uluslararası Gazetecileri Koruma Örgütü Amerika’da oradan ödül aldım.

Bunun gibi…

Aslında Avrupa benim için bir yenilenme kapısı oldu.

Son olarak Aleviler ve Alevilerin Sesi okurları için neler söylemek istersiniz?

Almanya’daki en büyük şanslardan biri, buradaki Alevi toplumunun gösterdiği ilgi oldu. Açıkçası bana yalnızlığımı hiç his ettirmediler. Davet ettiler. Konuşma şansı verdiler. Toplantılarına, derneklerine, Cemevlerine girdim. Onlarla hasret giderdim. Sorunlarımızı paylaştık, dertleştik. Ortak çalışma yöntemleri aradık. Birlikte mücadeleye giriştik. Bu açıdan kendimi şanslı hissediyorum. Beni burada bir Alevi gibi can kardeşleri olarak bağırlarına basmaları yalnız kalmamamı sağladı. O açıdan minnet borçluyum.

İyi ki varlar.

Paylaş

spot_img

İlginizi çekebilir

Bunlara baktınız mı?
Benzer Başlıklar

Kazım Gündoğan: Dersim Tertelesi Cumhuriyetin Kara Kutusudur

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 286. sayısında yayınlanmıştır. KAZIM GÜNDOĞAN...

Yönetmen Yücel Tunca ile “Alacakaranlıkta 30 Yıl: Madımak Katliamı” belgeselini konuştuk – Röportaj Nuray Pehlivan

Madımak Katliamı üzerine bir web belgesel: Alacakaranlıkta 30 Yıl Yönetmen...

Cemal Taş: MAZLUM EBE JÜANÊ ZALIMKARİ, SE DERDÊ XO BİYARO JÜAN

Hesenê İbrahimê Qıci, Hesenê Cıvrail Ağaê Arekiye, Aliê Mırzê...

Cafer Kaplan Dede: Gerçeğin Dilinden Madımak Katliamı

Dostun zülüfleri bölük bölüktür Benim ciğerciğim delik deliktir Muhabbetin sonu tez...

Alevilerin Sesi dergisine abone olmak ister misiniz?