Alevi sessizliğini duymak

/

Ülkede toplumsal alanda genel olarak hâkim olan korku ve tehdit ikliminde Alevinin pozisyonunun ayrıksı bir konumda olduğunu elbette iddia etmiyorum. Fakat bu yazı ile karşımızdaki inancın, çağları aşan zulüm karşısında sadece zulmeden tarafından tehdit edildiğini değil, yanında gördükleri tarafından da yoğun bir yalnızlığa terk edildiğini hatırlatmayı amaçlıyorum

Fırat KonuşluSiyaset Bilimci

Alevilik, özel olarak ise cemevleri meselesi, Alevi açılımı ve Cami-Cemevi tartışmalarından bu yana ara ara, çoğu zaman da öznesinin değil, Alevi hareketi cenahından olmayanların gündeme taşımasıyla radarımıza giriyor. Son olarak da karşımıza, aslında Aleviliği mahallesinde gündelik bir pratik olarak çoğunlukla cemevi/derneklerde deneyimleyen kitlenin pek de yabancı olmadığı bir “iddia” ile yeniden çıktı. Ülkenin gündemini çekmiş olduğu videolar ile meşgul eden Sedat Peker kendisine sorulan ve Aleviliği neden sık sık vurguladığı yolundaki sorulara attığı bir tweet’le yanıt verdi, ve Gazi olayları hatırlatmasıyla birlikte Mehmet Ağar’ın benzeri bir cemevi saldırısı planlandığı iddia etti. Alevi hafızasındaki onlarca acı hatıra gibi, derin bir yara olan bu olaya dair hatırlatma ve somut tehdit iddiası, genelde Alevi meselesindeki pek çok konuda olduğu üzere şöyle bir gündeme teğet geçti gitti. Ki zaten tweet’e sebep olan sorunun altında da yatan motivasyon Alevi sorununa dair genel yaklaşımın bir yansımasıydı. Soru aslında şu şekilde okunabilir: “Alevi sorunu diye bir sorun yok ki, durup dururken niye sürekli Alevilik ile ilgili bir şeyler vurgulayıp duruyorsun?” Beni daha çok sorunun altındaki bu yaklaşım ilgilendiriyor. Söz konusu tehdit elbette ki tüm somutluğuyla ortada ve önemli, ama bu yeni bir şey değil. Özellikle ülke içinde cihatçı grupların etkinliğinin artması ile birlikte, cemevlerinin aldığı tehdit telefonları bir yana, devletin kurumları cihatçı eylemcilerin evlerinden cemevi saldırı planlarını ele geçirdi ve yapılan tek şey cemevleri yetkililerini çağırıp durumdan haberdar etmek, tehlike altındasınız başınızın çaresine bakın demek oldu.

Yukarıda da değindiğim üzere genelde kendisine bir saldırı yapıldığında ya da bir tehdit ortaya çıktığında hatırlanıyor artık Alevilik. Sadece bir reaksiyon olarak. Burada kapısını çok fazla kişi aşındırmasa da her sabah sıcak evinden çıkıp soğuk cemevinde (doğalgaz parasını ödemekte zorlandıkları için ritüel ya da etkinlik dışında mecburen kaloriferleri kapalı tutarlar çoğu cemevinde) sadece orada bulunmak için, boş kalmasın diye, kuru bir sandalye üzerinde oturan az sayıdaki Aleviyi dahil etmiyorum buna. Elbette bir reaksiyon olarak sahiplenmek, taş atana pışt hayırdır dememekten daha iyidir, ama gündelik hayattaki sorunları boyları aşan cemevlerinin normal işleyişte “nereden çıktı şimdi bu” noktasında algılanması yalnızca kendilerine saldırıldıklarında hatırlanması can sıkıcı ve düşündürücü. Burada elbette iğneyi önce, Aleviliğini yalnızca Alevilikle ilgili en ufak bir ifade kanalı açıldığında sosyal medyadan paylaştığı imaj ve ifadelerle hatırlayan, ama mahallesindeki hatta aynı apartmanının giriş katındaki cemevinden kafasını bir kere dahi uzatıp, ya sizin de bir sorununuz, eksiğiniz gediğiniz var mı ben ne yapabilirim diye sormayan Aleviye batırmak gerekiyor. O cemevinde her gün oturan bir kişiye niye kimse gelmiyor diye sorduğumuzda, “haksız sayılmazlar, korkuyorlar, baksana hep bir yerlerden duyuyoruz, saldırıyorlar, saldıracaklar” türevi bir cevap da duymanız mümkündür. Böyle bir tehdit olmasa gelir mi, ya da tam tersine çevirerek, aslında gelmediği için bu tehdit daha rahat yapılabiliyor mu sorusunu sorabiliriz bu noktada. Ama asıl soru, kendilerine çektirilen acılar herkesin malumuyken en vicdansızın bile yüreğinde bir vicdan kırıntısı yaratabilecek bir noktadayken bile Aleviyi bu korku ve yalnızlıkla baş başa bırakanlara da sorulmalı.

Hani siz hoşgörülüydünüz

Burada zaman zaman kendini koruma mecburiyeti ile yükselebilen Alevi sesinin “normal” işleyişteki sessizliğinin, sorunlara dair bir “haykırma, yalnızlık, yardım çağrısı” barındırdığı gerçeğiyle karşı karşıyayız. Bunu görebilmek için evvela bakmak gerekiyor. Bakılmış olsaydı “cemevlerine saldırı planlanıyormuş” cümlesinin görünür olabilmesi için Sedat Peker’in tweet atması gerekmezdi. Yine yakın sayılabilecek zamanlardan bir örnek vereyim. Zannediyorum ki geçen sene soysal medyaya düşmüş, bir stand-up gösterisinde Sivas Katliamı referanslı bir şekilde Alevi yakmak temalı yapılmış bir şakaya, “aman ne var bunda, ifade özgürlüğü, mizaha sınır koymayın” gibi bir yaklaşım sergilendiğini hatırlarsak, bu yaklaşım şaşırtıcı olmuyor. Alevilerin bu “liberal” algı dünyasının içine giremeyecek kadar “rahat” olamamasının kusuruna bakmayın, ama bu insanların böyle bir “şaka” karşısında bile travmaları, yaraları tetikleniyor olabilir ki travmalara neden olan suçun zaman aşımına uğradığı bir ortamda, daha beklenilen bir şey yoktur. Ama hepsini geçtim görüyorsunuz ki şakaya konu olan katliamın tehdidi hala mevcut. Burada yeri geliyor Aleviler “hani siz hoşgörülüydünüz” gibi bir noktaya da temas ederek, kamu vicdanında aklanmamış bir katliama referansla yapılmış bir espriye karşı “hoşgörü” göstermemekle itham ediliyor, gösterilen tepkiler abartılı bulunuyor. Alevilerin hiçbir şeyden kötü etkilenmeye bile hakkının olmadığı, canının yanmasına tepki göstermesinin düşünce özgürlüğüne zarar vermekle itham edildiği bir dünyada bu ultra-liberal düşüncenin “bir Aleviler vardı” gerçeğini ancak ve ancak birisi onların canını fiziki olarak yaktığı ya da bununla tehdit ettiğinde idrak etmesi beklenilir bir durum sanıyorum. Ki onun bile olduğundan emin değilim. Olayın üzerinden birkaç gün geçtikten sonra bu iddia, tozlu raflarda yerini aldı. Alevi sessizliğini Aleviliğin kendi içindeki siyasal-toplumsal kanallarda arayalım, bunu zaten hep yapıyoruz, ama buraya dair de bir şey söylemeyelim mi? Olası bir saldırının gerçekleşmesi bu tepkisizlik ile daha da kolaylaşmıyor mu?

Yalnızlık, terk edilmişlik…

Burada cemevlerine zaman zaman ufak tefek de olsa yardımlarda bulunan “muhalefet” belediyelerinin de olduğunu belirtip, muhalefetin genel yaklaşımının bilançosuna bakarsak, Sünni hassasiyetlere zarar vermeme motivasyonunun onda biri kadar Alevi hassasiyetlerine dikkat etmediği gerçeğiyle karşılaşırız. Siyasi emelini oy almaya, seçim kazanmaya indirgemiş bir muhalefetin, ölümü görüp sıtmaya razı olan Alevilere “bunlar nasıl olsa bize oy verir” gibi sığ bir motivasyonla yaklaştığını tahmin etmek zor değil. Evet belki gerçekten o Aleviler size oy verir, ama vicdani yargılamasını tarihsel somut biçimleri aşan bir cem meydanında yapan bir inanışın gözünde ak olmak o kadar da basit olmayacaktır. Ama onu geçtim, böyle bir zihniyetin bir cemevinin başına bir şey geldiğinde bile aman Sünni hassasiyetlere dikkat ederek tepkimizi “orantılı” koyalım diye yaklaşacağını düşünmek, bu olasılığın akla bile gelmesi, Alevinin sessizliğini biraz daha açıklamakla birlikte, muhtemel bir saldırıyı hazırlayanın cesareti nereden aldığını da bir ölçüde gösterir.

Ülkede toplumsal alanda genel olarak hâkim olan korku ve tehdit ikliminde Alevinin pozisyonunun ayrıksı bir konumda olduğunu elbette iddia etmiyorum. Fakat bu yazı ile karşımızdaki inancın, çağları aşan zulüm karşısında sadece zulmeden tarafından tehdit edildiğini değil, yanında gördükleri tarafından da yoğun bir yalnızlığa terk edildiğini hatırlatmayı amaçlıyorum. Başta yaygın olarak görülen bir semptom olarak, kendine Alevi diyenin Aleviliği yalnızca Alevi olarak görünmeye indirgediğini söylemek, zaten daha önce de dediğim gibi iğneyi kendine batırmak anlamına geliyor.  Ki kimliklerin sadece o kimliğin görüntüsü olarak yaşanması meselesi zaten Alevilik bağlamını aşan çağa dair bir sorunsal, fakat Alevilik içinde bunu dengeleyen, maddi varoluş pratiklerine dair bir eyleyiş olduğunu söylemenin zorluğunu vurgulamak gerekiyor, ki birinci ve en büyük yalnızlık orada başlıyor. Ama bununla sınırlı kalmıyor. Bu yalnızlık ve sessizliği tetikleyen, güçlendiren diğer faktörleri de küçümsememek ve genel korku tablosunun ötesinde bir terk edilmişlik hissinin yaygınlığını da vurgulamak gerekiyor ve bu ikili resim birbirini çoğaltıyor, körüklüyor. Tehditlere cesaret veriyor.

Kaynak: sendika.org

Önceki Haber

Gazi Cemevi’nden Cumhurbaşkanlığı’na dilekçe: Resmi statümüzü değiştirin!

Sonraki Haber

Madımak Katliamı’nda kaybettiğimiz canlarımızı Köln’de anıyoruz…

Latest from Forum

DENİZ’i Vurdular…

DENİZ’i Vurdular…Vurulan Sensin,Vurulan Senin Elin, Ellerindir…Vurulan Sensin,Senin zafer işareti yapan elindir Sol Kardeşim…

Bir “AYİN-İ CEM” Öyküsü…

1986 Strasburg Üniversitesi…(Alevilere yine KATLİAM yapılacağı söylendiği bu günlerden, ekteki mektubun yazıldığı o günlere gidiyorum…)

%d blogcu bunu beğendi: