Britanya

Dünya Üniversiteleri Alevilik Çalışıyor

/

Prof. Dr. Bedriye Poyraz

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 279. sayısında yayınlanmıştır.

Westminster Üniversitesi Londra’da, 4-7 Temmuz 2023 tarihinde, Birinci Uluslararası Alevilik Çalışmaları Bienali yapıldı. Konferans, Celia Jenkins, Ümit Çetin ve Berfin Emre’nin kararlı ve özverili çabalarıyla gerçekleşti. Aslında pandemiden önce yapılması planlanan konferans birçok akademik etkinlik gibi ertelendi. Diğer ertelenen ancak daha sonra gerçekleştirilemeyen çok sayıda akademik etkinlikten farklı olarak, organize edenlerin kararlılığı sayesinde bu konferans gerçekleştirildi. Bu kararlılığın bizzat kendisi övgüye değer.

Üç gün boyunca süren konferansta on oturumda yaklaşık 31 tane bildiri ve bir tane kitap tanıtımı yapıldı. Konferansın bütün katılımcıları bütün oturumları ve bildirileri ilgiyle dinlediler, sorular sordular, alana katkı niteliğinde düzeyli tartışmalar yaptılar.

Konferansta tarih, teoloji, kimlik, bellek ve deyişler gibi konular farklı boyutlarıyla tartışıldı.  En çok sunumun kimlik çalışmaları konusunda olduğunu söylemek mümkün. Tarih çalışmaları kimlik çalışmalarına göre daha az sayıda olmakla birlikte Alevilik çalışmalarının omurgası olmaya devam ediyor. Göreceli olarak bu azlığın nedeni, tarih çalışmalarının her anlamda daha çok emek gerektirmesi, Osmanlıca, Farsça ve Arapça bilmek gibi daha zor edinilen donanım gerektirmesi gibi birçok özellik sıralanabilir. Bununla birlikte alana öncülük eden sınırlı sayıdaki çalışmaların ardından, son yıllarda, sadece Alevi tarihini değil Osmanlı ve hatta Safevi tarihini değiştirecek çalışmalar birbiri ardına çoğalıyor. Üstelik bu çalışmalar dünyanın en prestijli üniversitelerinde ve çoğunlukla Alevi akademisyenler tarafından yapılıyor. Bunların başında hiç kuşkusuz Ayfer Karakaya Stump ve onun alana öncülük eden çalışmalarının altını çizmek gerekir. Karakaya Stump konferansta Alevi dedelerinin özel defterlerinden yola çıkarak Alevi inanç ve ritüellerinin tarihsel gelişimi hakkında bir sunum yaptı. Genç araştırmacılardan Yeliz Teber’in günışığına çıkardığı 1488 tarihli paha biçilemez belgeden Çelebi ailesinin Hacı Bektaş Veli’nin bel evladı olmadığını öğreniyoruz. Özkan Karabulut, Cönk defterlerini Alevi çalışmaları perspektifi ile analiz ediyor. Benjamin Weineck, Osmanlı Dönemi mahkeme kayıtlarını, dilekçelerini inceleyerek Alevilerin dönemin resmi otoritesiyle nasıl ilişki kurduğunu ortaya çıkarıyor. Hanni Bezem, Sunni-Hanefi devlet adamlarının kullandıkları “Alevilerden daha çok Alevi oldukları” söylemlerinin tarihsel kökenini araştırıyor.

Westminster’deki konferansta hiç kuşkusuz Alevilik çalışmalarını diğer önemli bir çalışma alanı olan Alevilikte kadın konusu da öne çıkan oturumlardan birisiydi. Bu oturumda inançtan hareketle, erkek için çok sayıda rol model olmasına karşın kadınlar için neden bu tür rol modellerin az olduğunu sorgulayan Mürvet Öztürk, Kürt Alevi kadınların Türkiye’de ve Büyük Britanya’da toplumsal cinsiyet rollerini biçimlenmesini ve kendilerini tanımlama biçimlerini Hayal Hanoğlu yaptığı çalışmayı sundu. Alevi kadını, daha çok diasporada varoluş mücadelesi üzerinden, kendini var etme çabaları farklı boyutlarıyla tartışıldı. Bu anlamda ilginç sunumlardan birisini Sinem Bozkurt, Alevi kadınların hapishane deneyimi üzerine yaptı.

Konferansta en çok kimlik konusunda sunumlar yapıldı. Bu anlamda Alevi kimliğinin, Kürt Alevi kimliğinin diasporada nasıl bir dönüşüme uğradığı, varoluş mücadelesi, bu süreçte ne tür değişimler yaşadığı kısacası Alevi kimliğinin ve inancının diasporaya nasıl taşıdığı farklı boyutlarıyla, farklı sunumlarda tartışıldı.

Alevi inancının en kıymetli hazinesi deyişler, hak ettiği ölçüde henüz çalışılmadı.  Bu anlamda Cem Kara ve Hasret Tıraz’ın çalışmaları umut verici bir başlangıç olarak değerlendirilebilir. Deyişlerin sonsuz bir kaynak olduğunu ve üstelik elimizin altında olduğunu biliyoruz. Gündelik hayat pratiği içinde deyişlerin sürekli dinlenmesi, hemen her konuşmada atıf yapılması, onların gerçek kıymetini sıradanlaştırmış gibi görünse de her defasında yeniden keşfedilecek, farklı konular hakkında sonsuz veriyi üzerine iliştirilmiş olarak taşıdıklarını vurgulamak gerekir. Bu hazineyi ancak akademik bir disiplin, yöntem ve uygun kuramla çalışarak, alevi kimliğinin ve inancının içine girdiği birçok çıkmazı aşmak mümkün olabilir. Ama bunu yapabilmek için devriye kavramını, döngüsel zaman kavramını kısacası batıniliği kavramak ve Alevilik inancını tarih-teoloji bağlamına yerleştirilebilecek akademik formasyona sahip olmak gerekir. Günümüzde deyişler ne yazık ki çizgisel zaman anlayışı ile gerçek anlam ve değerlerinden uzaklaştırılarak politik çıkarlar tarafından araçsallaştırılıyor, içi boşaltılıyor, neredeyse herhangi bir düz metin özelliğine indirgeniyor.

Konferansın önemli sunumlarından birinde de, aynı zamanda konferansın ciddi emek verenlerinden birisi olan, Kumru Berfin Emre Çetin tarafından yazılan ve Oxford University Press gibi önemli uluslararası yayınevi tarafından basılan Media, Religion, Citizenship: Transnational Alevi Media and Its Audience adlı kitabının sunumu ve tartışılması oldu. Emre Çetin tarafından yapılan bu çalışma Alevi medyasının, bu hacimde ve Alevi hareketinin tarihi içinde konumlandırarak yapılan ilk uluslararası çalışma olduğunu vurgulamak gerekir.

Sonuç olarak son bir yılda dünyanın önde gelen üniversitelerinde farklı boyutlarıyla Alevilik çalışmaları konferansları yapıldı ve bu konferanslarda çığır açıcı akademik çalışmalar tartışıldı.  Alanda yapılan çalışmalar haritalandırıldığında, Alevilik çalışmalarının üniversitelerde resmi bir alan olarak kurulmasının zamanın geldiğini söyleyebiliriz. İlk yapan üniversite aynı zamanda öncü olarak tarihe geçecektir.

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 279. sayısında yayınlanmıştır.