Mehmet Ağar’ın 1000 operasyonu ve Peker’in iddiaları…

/

Geçtiğimiz ay Cumhuriyet Başsavcılığının Sedat Peker ve 63 arkadaşı hakkında “organize suç örgütü yöneticisi ve üyesi olmak” gerekçesiyle başlattığı soruşturma sonrası yaşananlar, ülkeyi yönetenlerin mafyatik ve kirli siyasi ilişkilerini yeniden gözler önüne seriyor.

Mehmet Ali Demir – Avusturya

Sedat Peker ve diğer şüphelilerin yakalanması için yapılan çalışmalar sırasında Peker’in yaklaşık 1,5 yıl önce Karadağ’a, oradan da Makedonya’ya ve son olarak da Birleşik Arap Emirlikleri’ne gittiği iddia ediliyor.

Eşinin ve çocuklarının yaşadığı eve yapılan baskından sonra Sedat Peker, eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar ve şimdiki İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yu hedef alan video paylaşımları yayınlamaya başladı. Yayınlanan videolar, iddialar, suçlamalar, aralarındaki ilişkiler yumağı, ülkenin 1970’li yıllardan günümüze gelinceye dek yaşanan siyasi atmosferi, devletin kimlerle, hangi ilişkiler çerçevesinde yönetildiğini özetleyen bir süreci gözler önüne seriyor.

1980’li yılların sonlarından 1990’lı yıllara uzanan süreçte gazeteci ve yazarlara yönelik cinayetler, 1 Mayıslarda öldürülen gençler, öğrenci katliamları, binlerce faili belli (sözde faili meçhul) siyasal cinayetler en anlaşılır şekliyle “kontrgerilla” yapılanmasını işaret ediyordu. 1970’lerde Özel Harp Dairesi adıyla kurulan bu yapının temelleri, devlet erki içine çöreklenmiş çeşitli yapıların kendi aralarındaki kıyasıya güç savaşları 3 Kasım 1996 tarihinde Susurluk’taki ‘devlet, aşiret, mafya, siyaset’ kirli ilişkisini ortaya seren kamyon kazasıyla deşifre olmaya başladı. Kamyon altında kalan özel araçta Abdullah Çatlı (Mehmet Özbay sahte kimlikli) ve Gonca Us adlı kişilerin dışında İstanbul Polis Okulu Müdürü Kemalettin Eröge ve polis şefi Hüseyin Kocadağ ölürken, milletvekili Edip Bucak ise yaralanıyordu.

Araçtaki kadının da Çatlı’nın sevgilisi olduğu anlaşılıyordu. Aracın bagajında Özel Harekât Daire Başkanlığı envanterine kayıtlı küçük bir cephanelik denebilecek kadar çok sayıda silah ve bu silahlara ait mühimmat da çıkıyordu. Mehmet Özbay isminin yer aldığı silah taşıma belgesinin altında ise Mehmet Ağar’ın adı ve imzası vardı. Kamuoyunda oluşan tepkiler sonucu İçişleri Bakanı Mehmet Ağar görevinden istifa ediyor, ancak her şeye rağmen bu yapılar devlet eliyle korunup kollanıyor, adalet ve hukuk arayışında olanlar ise karşılarında Çin Seddi veya Berlin Duvarını andırır duvarlarla karşılaşıyordu.

Acının 40. yılı: 12 Eylül 1980 darbesi - Tele1

Sayısız devrimci, sosyalist katledildi

12 Mart 1970 darbesi sürecindeki işkenceleri, 70’li yıllardaki onlarca aydın, yazar, akademisyen ve siyasetçinin katledilmesi, gençlik önderlerinin ölümleri, 1977 Taksim İşçi Bayramı katliamı, 1978 Maraş, Sivas ve Çorum katliamları devlet adına iş yapan bu Özel Harp Dairesi ve Konrt-gerillanın işiydi. 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesi sonrasında da yurdun dört bir yanında süren işkenceler, bu yapıların eliyle devam etti ve sayısız devrimci, sosyalist katledildi. Onlarca devrimci yarı ölü bir halde sokaklara bırakılıyor, ya da “kaçarken vurduk” denilerek öldürüldü.

1990’lı yıllarda ‘Turan Dursun, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Musa Anter, Çetin Emeç, Uğur Mumcu, Onat Kutlar, Ahmet Taner Kışlalı gibi aydınlar ve 2 Temmuz 1993 Madımak Otelinde 33 canın katli bu yapılar tarafından gerçekleştirildi. Onca katliam ve cinayeti işleyen Özel Harp Dairesi ise yapısı değiştirilerek “Özel Kuvvetler Komutanlığına” dönüştürüldü.

Sedat Peker, yıllarca tetikçi bir çete artığı, bir piyon olarak kullanıldıktan sonra bir tarafa atılınca, kendisini etkisizleştirmek isteyenleri deşifre etmeye başladı. Bu isimlerden öne çıkan isim olan eski İçişleri Bakanı olan ve Susurluk davasında “çete yöneticisi” olmaktan mahkûm edilen Ağar, daha sonra kısa sürede serveti olağanüstü büyüyen bir iş insanına dönüştü.

Kendisi de organize suç örgütü lideri olduğu için aranan Sedat Peker, açıklamalarında kendisine operasyon düzenleyen “Pelikancılar” adlı grup ile Azeri iş insanı Mubariz Gurbanoğlu’na ait Yalıkavak’taki marinayı yasadışı yollarla ele geçiren ve şu an marinanın yönetim Kurulu Başkanı olan Mehmet Ağar’a suçlamalarını yöneltti. Bu suçlamalardan önemli ölçüde şimdiki İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da nasiplendi.

Tansu Çiller’in Başbakanlığında 10 Temmuz 1993 ve 30 Kasım 1995 yıllarında Emniyet Genel Müdürlüğü göreve getirilen Mehmet Ağar, görev yaptığı zaman faili meçhul cinayetlerin yoğun olarak yaşandığı biliniyor. Ağar, göreve gelir gelmez İbrahim Şahin’i Özel Harekât Daire Başkan vekilliğine, eski Özle Kuvvetler subayı ve MİT mensubu Korkut Eken’i de müşavir görevlerine getirdi. Özel harekâtçı polislerden oluşan ekipte, Abdullah Çatlı, Ali Fevzi Bir ve Sami Hoştan gibi eski sivil faşist tetikçiler de yer aldı. Bu ekip, başta M. Ağar olmak üzere görev sürelerinde “cürüm işlemek amacıyla silahlı teşekkül oluşturmak” iddiasıyla yargılanıp 5 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Zelal Buldan babası Savaş Buldan'ın doğum gününü kutladı: Hep 30

Savaş Buldan Suikastı

Şimdilerde Sedat Peker, Mehmet Ağar, Süleyman Soylu, hatta Alaattin Çakıcı arasındaki çatışma ortamı o günlerde de benzer şekillerde devam ediyor, örneğin 90’lı yılların en tartışmalı cinayetlerinden biri olan ve “Kumarhaneler Kralı” lakaplı Ömer Lütfü Topal’ın öldürülmesi bugün bile gizemini sürdürüyor. Cinayet suçlusu olarak gözaltına alınanlar ise Mehmet Ağar’ın özel talimatıyla serbest bırakılıyordu.

Aynı yıllarda çok dikkat çeken cinayetlerden birisi de Kürt iş insanı Savaş Buldan’ın öldürülmesidir. Savaş Buldan’ın, Doğu ve Güneydoğu illerinde binlerce insanın katledildiği yıllarla ilgili iddialar gündeme geldiğinde Mehmet Ağar, “Bin operasyon yaptık” demiş, ancak bu operasyonların kimlere karşı yapıldığı, bu bin operasyonda kaç kişinin nerede, nasıl öldürüldüğü veya infaz edildiği aradan geçen bunca zamana karşın gizemini korumaya devam ediyor.

Yanıt bekleyen soruları bir kez daha soralım…

– 1.000 Operasyon kime ya da kimlere karşı yapıldı?

– Ölüm infaz kararı verilen listelerindeki kişilerden kaç kişi öldürüldü?

– Türk Silahlı Kuvvetler, MİT ve Emniyet mensubu olup isimleri geçenler hakkında bu kurumlar neden sessizliklerini korumaya devam ediyorlar?

– Susurluk Araştırma Komisyonuna, MİT, Jandarma Genel Komutanlığı, Genelkurmay Başkanları neden bilgi vermemişti?

– Bunca katil, bunca eli kanlı tetikçi piyon kimler, hangi kurumlarca korunmuştu?

– Özel Harekâta ait silahların hangi cinayetlerde kullanıldığı sır olarak kalacak mı?

Yaşananlar bir kez daha Ağar ve iş birliği içinde olan kişilerin devletin gizli dehlizlerinde korunup kollanmaya devam ettiğini gösteriyor. Ancak devletin mafyatik örgütlenme modelindeki pasta paylaşımı sebebiyle oluşan bu yeni durumda perde arkasında milyarlarca liralık bir rant kavgasının olduğunu göstermesi açısından ilginç günlere gebedir. Bu kavga 2015 yılında yıllarca beraber yürüyen şimdiki yöneticiler ve Fetö’cüler arasında başlamış olup, görünen o ki, pastadaki pay azaldıkça bu kavga tam tersine artarak devam edecek.

Önceki Haber

AABF’den Konservatuar Müjdesi…

Sonraki Haber

Beşar Esad yeniden Devlet Başkanı seçildi

Latest from Manşet

Onlara borcumuz var!

Tarih kâğıda dökülürken, dünyada olanlar anlatılırken, “Sivas’ın Sönmeyen Ateşi, Madımak” nasıl resmedilecek? Madımağı ateşe verenler hangi

Adalet Yanıyor!

Evet, adalet yanıyor, yanmaya da devam edecek… Bizler ya sadece adaletin yandığına seyirci kalacağız, ya kahraman

%d blogcu bunu beğendi: