Cuma, Temmuz 12, 2024

Katlederek başaramadılar, Hınzır paşalarla hiç başaramazlar!

Date:

Binlerce yıldır üzerlerinde oynanan her türlü asimilasyon çalışmalarına, katliamlara, baskılara, yok saymalara rağmen hamurunu bozmadan bugünlere kadar gelebilmiş hoşgörünün sancaktarı, sevginin savunucucusu, muhabbetin tatlı dili Aleviliği yok etmek için oynanan oyunların sonu gelmiyor.

Metin KAÇMAZ

Binlerce yıldır yaşadığı Anadolu topraklarında yok sayılarak sürekli katledilen aleviler, kendilerine yok etmeye çalışanlara inat dimdik ayakta kalmasını bilmişlerdir. O Osmanlının katliamları karşısında durmuştur. Yavuzun 40 bin Alevi’yi kılıçtan geçirmesi, Kuyucu Murat’ın, Türkmen köylülerini öldürüp kuyulara doldurması, Ebü Suud ve benzerleri gibi şeyhülislamların vermiş olduğu katli vacip fetvalarıyla katledilen Aleviler canlarını kurtarmak için dağ başlarına kaçmış, takıyye yaparak kendilerini gizleyerek ibadetlerini gizli yapmış, öğretisini içinde yaşamış ama bugünlere taşımasını bilmiştir. Anadolu Aleviliği yaşadığı evrelerde özgür, eşitlikçi, insanca yaşamın olduğu bir düzen yaratmak istedikleri için egemen güçler, iktidarlar tarafından sürekli baskı ve kontrol altında tutulmuşlardır.

Aleviliğin esas olarak şekillendiği coğrafya Anadoludur. İslam öncesi yapısında değişik inançların etkilerini üzerlerinde taşıyan aleviler, İslam’ın işgal ettiği Anadolu topraklarında baskı ve sömürgeci anlayışları karşısında hayatta kalmak için takiyye politikalarını yapmalarına neden olmuştur.  Korunma amaçlı bu takıyye süreci Alevilerin üzerlerini İslami tül ile örtme nedeniyle Alevilik üzerindeki bu İslam motifleri günümüze kadar taşınmasına neden olmuştur. Hz Ali yandaşlığı nedeniyle bir taraf olan Aleviler iktidar olmayı başaramamış ancak mücadele etmeyi sürdüren kesim olarak kalmışlardır Bu süreç Alevilerin ilk kez resmi olarak yenildikleri tarihi süreçtir.

Anadolu’nun Müslümanlaştırılması

Selçuklu devletinin kuruluşu ile anadoluya gelen Türklerin, islamın hamiliğine soyunmaları ile başlayan süreç aynı zamanda Anadolu’nun Müslümanlaştırılmasıdır. Osmanlı devletinin kuruluşuna giden bu süreçte gerçekleştirilen toprak düzeni ve askeri yapılanma ile oluşturulan merkezi ve feodal bir devlet anlayışı iyice yoksullaştırılan Anadolu halklarını kuşatmıştır. Tabii bu dönemde halkların ayaklanmaları, başkaldırıları başlamış hakim iktidar Selçuklular ayaklanmaları kanla bastırarak Sünni anlayışı tüm egemen oldukları coğrafyada hakim kılarak Sünni ideolojiyi yayma ve ulemanın yetkileri ile kurumsallaşan bir devlet yaratmıştır.

Bu yeni devlet anlayışı; Sünni ulemadan kurulu bir yönetim, feodal İslam hukukunu uygulayan kadılar ve ordudan oluşan organizeli bir yönetimden oluşmakta olup, oluşturulan düzenli ordu halkların üzerindeki baskının sistemli hale gelmesini sağlamıştır.

Osmanlı saltanatının silahlı (düzenli) güce dayanması ile birlikte egemen sınıflar şehir merkezlerinde toplanmış ve Osmanlının Sünni kurumları asimilasyon ve İslamlaştırma çalışmalarına hız vermiş ve şeriat devleti dışındaki hiç bir örgütlenmeye izin vermemişlerdir. Osmanlının bu baskıcı yok sayıcı anlayışına  boyun eğmeyen Aleviler ve yoksul halk başkaldırarak isyan etmişlerdir.. Osmanlı direniş gösteren Türkmen aşiretlerini zorunlu iskâna tabi tutmaya, topraklarını ellerinden almasıyla isyanlar durmamıştır. Bu dönemde Alevilerin karşı baskısını arttırmak ve bunu sistematik hale getirmek için Osmanlı, Alevi nüfusunun tespitine bile çalışmış ve bu konuda fetvalar bile çıkartılmıştır. Özellikle bir Alevi düşmanı olan Yavuz Sultan Selim’in padişahlık döneminde Anadoluda başlayan tüm ayaklanmalar kanla bastırılmış özellikle Şah İsmail ile yapılan savaşta kırkbin Alevi kılıçtan geçirilmiş,  Anadolu Alevisinin yaşadıgı yaşam alanları talan edilerek bu bölgeler Alevilerden arındırılmıştır.

Tüm bu baskılar asimile etme çabaları o da yetmedi katletmeler elbette sadece Osmanlı ile sınırlı değildir. Cumhuriyetin kurulmasına çok büyük destek verilmesine sahip çıkılmasına rağmen cumhuriyet kurulduktan sonraki aşamalar da da Alevilerin üzerindeki baskılar artarak sürmüştür. Özellikle 1925 yılında çıkartılan Tekke ve Zaviyeler yasası ile Alevi dergâhları kapatılmış ve bunların yerlerine ise Sünni İslamı yayan Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur. Özellikle 1950 yıllarından sonra kurulan İmam Hatipler, İlahiyat Fakülteleri Osmanlının Medresesinin yerini almış,  Diyanette yaptığı çalışmalarla Osmanlının şeyhülislamların işlevini görmeye başlamış, anadoluda yaşayan Alevilerin üzerinde asimile çalışmaları hızla artarak devam etmiş yasalarla bu durum perçinleşmiştir. Özellikle 12 Eylül faşist cuntasının yasayla çıkarttığı Alevi çocuklarına okutulan ‘Zorunlu Din Dersleri’, Alevi köylerine zorla cami yaptırma girişimleri, Alevilerin ibadet yerleri cemevlerinin tanınmaması, bu çalışmaların ürünleridir..

Katletmeyle bitiremediler asimile etmeye devam etmekteler

Yaşadığı süreçte hep katledilerek yok edilmeye çalışılan ölümüne fetvalar verdirilerek kırdırılan Alevilerin yok olmadıkları aksine örgütlü bir güç olarak bugün eskisinden daha güçlü ve bilinçli çalışmalar yürüttüklerini gören Sünni egemen devlet anlayışı asimile çalışmalarına hız vermişlerdir. Bu sistemli asimile çalışmaları ile Alevilere dikilen Sünni İslam gömleği giydirilmek Alevilerin değerlerinin, öğretilerinin içi boşaltılarak Sünni anlayışla doldurmak ve Alevileri camilerden içeri sokmak için uğraş vermektedirler. Sayıları resmi olmamakla beraber yaşadıkları bölgeler yoğunluk itibarıyla 20–25 milyon olarak hesaplanan Aleviler yıllardır yapılan asimile çalışmaları sonucunda sayısında bir düşüş yaşamışlardır. Sünni İslam’ın egemen devlet anlayışı asimile çalışmalarını bilinçli olarak ve yetiştirilmiş kadrolarıyla Alevilerin yaşadığı tüm alanlara yayılarak devam etmektedirler.

Özellikle Alevi gençlerine el atan anlayış 1980’den beri yürüttüğü ‘Zorunlu din dersleri ve imam hatiplerde, ilahiyat fakültelerinde yetiştirdiği uzmanlarla, Alevi kökenli insanlarla da bu çalışmaları daha dikkatli daha inandırıcı şekilde yapmaya çalışmaktadır. Özellikle ilahiyat fakültelerinden yetiştirdikleri kadroları ile Alevi köylerine cami yapmaya caminin de Müslümanların ibadet yeri olduğunu söyleyerek Alevileri camiye yönlendirme çalışmaları aralıksız sürmektedir. Orta Anadolu’da alevi köylerine son 30–40 yıldır cami yapılmaya yoluna gidilmiş buralardaki ilahiyat fakültelerinden yetişen elemanlar bu konuda etkin görev almışlardır.. Alevilerin yaşadığı köylerimize bilinçli olarak cami yapılmakta, atanan imamlar köyün yaşlı kesimi ile ilişkiye geçerek ramazanda sizin, camide sizin, sizde islamsınız diyerek yavaş yavaş camiden içeri sokmaya sünnileştirmeye çalışmaktadırlar. Asimile konusunda özel yetiştirilen ilahiyatçı kadrolar gidip çalışma yaptıkları Alevi köylerinde başarılı olduklarında bu çalışmaları diğerlerine referans olması açısından kılavuz çıkaracak kadar işlerine sadık olmaktadırlar. Bu kılavuzlardaki önerilerden birkaçına değinirsek nasıl sinsi çalışıldığını görürüz. Bunlar; Alevi köylerine cami yapımı teşvik edilmeli, devletten yardım sağlanmalıdır.

Alevilerin yoğun yaşadığı Çorum, Amasya, Sivas, Tokat, Tunceli, Malatya, Maraş, Erzincan gibi illerdeki müftülükler asimile çalışmalarını merkezlerine alıp aktif çalışma yürütmelidirler.

Bu illerdeki ilahiyat fakülteleri, il ve ilçe müftülükleri işbirliği içinde Alevilerin önde gelen dede ve babaları kuşatarak, onların kafalarını karıştırarak, etki altında bırakarak, manevi cebir uygulayarak bu kişilerin toplum üzerindeki etkisinden faydalanılabilinir ve amaçlarına alet edebilirler.

Müftülükler Alevi köylerine yönelik olarak asimilasyon ekipleri kurabilirler.

Yol, su, kanalizasyon gibi köylere yönelik hizmetler imamlar aracılığıyla onların bir eseri olarak sağlanmaya çalışılmalıdır.

AKP’nin Alevi girişimi asimilasyon çalışmasının devamıdır

Bugün Türkiye’de iktidarda olan, sırtına şeriat gömleği geçirmiş Tayip Erdoğan’ın ve partisinin birden bire depreşen Alevi sevgileri boşuna değil.  Dün Elmalarla armutları karıştırmayın cemevleri ibadet yeri değil, Müslümanların ibadet yeri camidir diyen, Karacaahmet cemevini yıkmaya çalışan, Milli görüş kimliğine sahip olduğunu açıkça haykıran ve tarikat liderlerinin dizinin dibinde oturarak resimler çektiren zihniyetten Alevilere karşı sevgi beklemek aslımızı inkâr etmekle eşdeğerdir. Bu iktidar döneminde devletin tüm kadroları şeriatlaştırılır, güvenlik birimleri Fettullahçı, Nakşibendî tarikat mensupları ile doldururken, devletin, belediyelerin tüm olanakları, ihaleleri İslami kadrolara aktarılıp, devletin bakanlıkları camilere dönüştürülür, İslami kurallar devlet içerisine yavaş yavaş yerleştirirken bunların bu yaptıklarını görmemezlikten gelmek saflık olur.

Bugün Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Meclis Başkanlığı, Anayasa Mahkemesi Başkanlığı, Yüksek Öğrenim Kurumu (YÖK) gibi devletin önemli mevkileri şeriatçılarla çevrilmiş, Türban bir simge olarak devletin her kademesine girmiş, şeriatın militan kadroları devletin önemli yerlerine getirilirken bunlardan Alevilere yönelik hoşgörü beklemek aslımızı inkâr etmek olur

İşte böyle bir zihniyetin hakim olduğu iktidar döneminde özellikle hiç bir alevinin devlet kadrolarında görev alamadığı, emniyet, yasama, yürütme, kaymakam, vali gibi önemli yönetim görevlerinde olmadığı, anayasada Alevilerle ilgili yasal hiç bir hakkın verilmediği, cemevlerimizi inanç merkezleri olarak görülmediği aşamada bunların alevi sevgisinin nasıl bir sevgi olduğunu herkesin görmesi gerekir.

Şu ana kadar yasal olarak tanımadığı inanca, katlettiği insanlara karşı birden bire oluşan sevginin altında yatan gerçek neden ise Diyanetten sorumlu devlet bakanı Yazıoglunun yaptığı konuşmada yatmaktadır. Yazıcoglu Alevilerin üzerlerine diktiğimiz elbise uymadı yeni bir elbise dikmek zorundayız açıklaması tüm planı açıklamaktadır.

İşte onların Alevilere diktiği uymayan elbiseyi düzeltmenin yolu onların anlayışına göre üç kuruşluk devlet maaşına kendi özünü satarak atalarından öğrendiği Alevilik yerine, ulemanın, şeriatın bakış açısını yansıtan yani Aleviliği inkâr eden bir anlayış içerisinde kendileriyle beraber çalışabilecek içimizdeki hainleri yani kınalı keklikleri yaratmaktan geçmektedir.

Şu ana kadar üç kuruşluk para uğruna özlerini inkâr eden kişiler yaratıp ortaya sürdüler ama gördüler ki Aleviler bunları dikkate almayarak özlerine sahip çıktılar. Bu aşamada ise taktik daha da değişerek özellikle son yapılan seçimlerde sözde alevi özde Alevilikle ilişkileri olmayan Sünnilileşmiş insanları aday göstererek meclise sokmaları bu planın ilk parçasıydı. Alevi toplumunda dışlanmış Reha Çamuroglu, Alevi ana babadan doğmaktan başkan hiç bir bağı olmayan tam Sünnileşmiş, şeriatın bayraktarlığını yapan İmam hatip okulu ve İlahiyat Fakültesinden yetiştirilmiş Kütahya Milletvekili Hüseyin Tuğcu gibi kişiliklerini satmış kişileri bu işin ikinci planında uygulamaya koymaları boşuna değil. Bu insanları televizyon kanallarına çıkartarak konuşturmaları Alevilerin kafalarını karıştırarak camiden içeri sokmanın bir parçasıdır. Özellikle Hüseyin Tuğcunun yaptığı şu açıklamaları hangi alevi kabul eder.

Kenan Evrene teşekkür ediyorum çünkü 1980 yılında Alevi çocuklarına zorunlu din dersleri uygulamasını başlattığı için. Bugün İslam’ın tek ibadet yeri camidir cemevleri camiye alternatif olamaz, Müslümanları orucu ramazandır, Muharrem oruç bile değildir. AKP’nin ilk kurucu üyelerinden birisiyim. Madımak Otelinin müze olması Sivas’ı karıştırır onun için Sivas’la ilgili konuşmalar yapmak, her sene Sivas’a gitmek doğru değildir. Alevilerin içerisinde de satanistler olabilir diyecek kadar sahibine sadık. Dedeler cahil, bilgisiz diyecek kadar hakaret edebiliyor. Senin cenazeni kaldıracak imam bulamazsın diyecek kadar dedeleri inkar eden, Misyonerler alevi derneklerinde bildiriler dağıtarak çalışmalar yapıyor, diyecek kadar hedef gösteren,, Almanya’da 3 bölgede Alevilik din olarak kabul edildi yarın bu tüm Almanya’da kabul edilirse vay geldi Müslümanların başına diyecek kadar aslını inkar eden. Alevi Müslüman olduğuna göre namaz kılması doğal, Mozaikte buluşmak değil diyecek kadar Türkiye topraklarında yaşayan halkları inkâr edecek düşünceyi rahatlıkla söyleyebilecek bir kişilik sergilemekte.  Bizim amacımız Alevi Sünni nasıl kaynaşır diyerek diyalogun Sünni İslam içerisinde olacağını açıkça söyleyebilmekte.

 İşte AKP’nin yaratmak istediği Alevi tipi Hüseyin Tuğcu tipidir.

Alevi dedesi üç kuruşluk devlet maaşına satılmaz

AKP’nin planının bir diğer ve de tehlikeli yanı ise Alevi dedelerine yönelik devlet dedeliği yaratma düşüncesidir. Alevi dedesi kendisine rehber edindiği ve cemde en büyük posta ismini verdiği Hz Hüseyin’in takipçileri olarak şimdiye kadar bilgileri ile bu topluma ışık olmuşlar yol göstermişlerdir. O dağ başlarında yaşayan Alevi köylerine her türlü zorluklara rağmen giderek cemler yaptırarak bu inancın yaşamasını sağlamıştır. O bu inancı yayarken bugün kendilerine maaş teklif eden zihniyetin yani zamanımızın Yezit anlayışının devamlıları olanlar tarafından hakarete uğramış, yeri gelmiş öldürülmüş, katliama uğratılmış, her türlü eziyete layık görülmüştür. Onun atalarının genlerinde Hüseyin’in duruşu, baş eğmeyen, onurluca direnişi yatmaktadır.  Böyle bir anlayıştan gelen dedelerimiz dünya nimetlerini de önüne serseler aslını yok etmeye yönelik çalışmaya alet olmazlar. Fakat Türkiye’deki ekonomik sıkıntıları işsizliği çok iyi bilen ve son iki seçimde yaptığı ekonomik yardımlar sayesinde seçimleri kazanan AKP zihniyeti aynı taktiği Alevi dedelerini satın alarak yapmaya çalışmaktadır.

Ama AKP zihniyetinin unuttuğu bir gerçek var ki o da;

Alevi dedesi; Anadolu’da ayağında çarığı ile köy köy dolaşanlar, Horasan erenleri olanlar bu gönül dervişleri dediğimiz dedelerdir. Alevilikte hem toplumsal hem de dinsel önder ve bilgeliğiyle de çok yönlü yol gösterici bir kişiliği olan yine dededir. Anadolu’da halka bilgi veren, halkı aydınlatan: ‘Benim Kabem İnsandır’ ‘Çok keramet var insanda’ ‘Hak Adem’dedir’ diyen yeri gelince de Selçuklunun, Osmanlı’nın zalim sultanlarına karşın halkı örgütleyip karşı koyan bu yol önderleri, ulular, pirler, dedeler ve ocaklarıdır.

Alevi dedeleri aynı zamanda bin bir baskıya karşı Anadolu Aleviliğini gizli saklı yollarla yaşatan, eğiten, yeraltı üniversiteleridir.

Alevi toplumunda dinsel önderliği bağlı oldukları ocaklardaki dedeler yerine getirirler.  Alevinin dünyaya gelmesinden son yolculuğuna dek dinsel hizmetini dedeler ya da babalar yapıyor.

İşte böyle bir gelenekten gelen, büyük misyonu olan dedelerimize AKP’nin giydirmek istediği elbise çok dar gelir. Dedelerin giydiği hırka belki eskidir ama Hz Hüseyi’nin direnişini simgeleyen, Şeyh Bedrettin, Şah Kulu, Kalender Çelebi, Pir Sultan önderliğindeki haksızlığa başkaldıran, hoşgörü sevgi, insanlıkla yoğrulmuş bir öğretinin hırkasıdır. O hırkada ihanet olmaz. O hırkada kendi toplumunu yok eden Emevi zihniyetine hizmet olmaz. O hırkada Alevilerin gönlünden kopan hakkullahların yerine örtülü ödeneklerinden verilecek ihanetin karşılığı maaş olmaz. Hiç bir Alevi ulusu ol kapıda hizmet etmemiştir çünkü ol kapının kendini tanımadığını yok saydığını çok iyi bilmiştir. Alevilik yolu o kadar ince terazide tartmıştır ki bırakın Hızır Paşaların sofrasından yemek yemeyi Pirimiz Pir Sultanın köpekleri dahi ol kapının sofrasından önlerine konulan yemekten yememişlerdir.

Ol kapının zulümlerini ulularımız, pirlerimiz, Aleviler o kadar etlerinde hissederek yaşamışlar ki ol kapıya hiç bir zaman tenezzül etmemiş ol kapı ile çalışmamıştır. Böyle bir anlayıştan gelen dedelerimizin yol önderlerimizin kendi aslını yok eden bir zihniyete hizmet edeceklerini beklemek yanlış olur.

Alevi dedesi aç kalır, dağ başlarında yaşar, ama özünü hiç bir zaman satmaz. Satan dedeler olursa da onları teşhir etmeyi kendisine bir görev bilir. Çünkü onun önderlik misyonunda yatan gerçek budur.

Son olarak

 Selçuklu, Osmanlı, ister cumhuriyet döneminde olsun kendisine yapılan tüm zulümlere karşı durmasını bilmiş bir anlayış sahipleri kendilerinin aslını yok etmeye yönelik asimilasyon çalışmalarına dur demeyi bir görev bilmektedir. Bugün geldiği noktada egemen olan Sünni anlayış var olan toplumsal yapıyı bozarak sadece Sünni anlayışı var eden onun gelişmesini sağlayan bir anlayışa hizmet etmektedir. Siyasal İslamın merkezileşmesine neden olan camii inşaatlarını destekleyen, buna yönelik çalışmalar için devletin tüm olanaklarını ayıran Alevilerin inanç merkezlerini hala yok sayarak hala bir tehlike olarak gören anlayıştır. Dün Şeyhülislam Ebu Suud Efendinin vermiş olduğu fetvalarla Alevileri katleden anlayışların devamı olarak bugünde Alevilerle ilgili konularda diyanete sorarak oradan aldıkları fetvalarla mahkemelerde kararlar vermesi aynı anlayışın devamıdır.

Aleviler devletten maaş alarak bireysel kurtuluşlarını değil aksine devletin bizzat asli vatandaşlar olarak kabul edip anayasada olması gereken haklarını vererek kabul görmesini istemektedirler.

Eğer AKP Alevileri tanıyacaksa bunun yolu Alevilikle hiç bir ilişkisi olmayan Reha Çamuroglu ya da Alevi doğmuş ama Sünnileşmiş, Sünniliğin bayraktarlığını yapan ve Alevileri temsil etme yetkisi olmayan insanlar aracılığıyla olmaz. Alevilerin örgütleri ve örgüt yöneticileri vardır. Bu kadar hayati konular bu kurumlarla  bir araya gelip bizzat bu kurum yöneticilerinin dile getirdiği sorunları ciddiye alıp ortak çözüm yollarını beraber bulmaktan geçer. Tanınmanın yolu ibadet merkezlerimiz olan cemevlerimizi yasal olarak tanımak, dedelerimizin eğitimini bizzat alevi kurumlarına bırakmak, geçmişte yapılan katliamların hesaplarını vermekten geçer. Alevileri tanımanın yolu Alevilerin yassı matem günü olan Muharrem orucunda otellerde televizyonlar ve basın önünde Alevi dostu pozlarında şovlar yaparak o güne saygısızlık etmekten geçmez. Bunu yapmaya kalkmayın Alevilerin çok büyük tepkisini alırsınız. Kim ki Alevilerin değerlerine saygısızlık etmiş o zamanı gelince gereken tepkiyi almıştır. Alevilik o kadar uludur ki Alevilik olmak için sadece Hz Âliyi sevmek yetmez. Hz. Hüseyin şehit edilmesini bizde kınıyoruz demekle olmaz. Alevi olmak için sadece Alevi anne babadan gelmek de yetmez. Eğer siz bu inancı öğretiyi etinizde kemiğinizde hissetmiyorsanız, bunu bir yaşam biçimi olarak görmüyorsanız bunun uğruna mücadele etmiyor şartlarını yerine getirmiyorsanız kendinize alevi demenize gerek yok siz Alevi olamazsınız.

Unutmayın ki Alevi uluları takıyye yapmayla beraber özlerini bozmadan bugünlere getirmişlerdir.  Sizin caminizin karşısına cemevini, imamınızın karşısına dedemizi, zekâtınızın karşısına hakkullahı, koymuşlardır. Sizin Allaha bakışınızla, sizin Hz. Muhammed, Sizin Hz. Aliye bakışınızla, Anadolu Alevi’sinin kendi bakışını aynı kefeye koymayarak onlara bir misyon yüklemiş ve kendi yüklediği değerlerle sevmiş saygı göstermiştir.

 Bizler bugün sizlerle ayrılıklarımızı ortaya koymanın gereğini bilerek o yönde mücadele etmek istiyoruz. Sizin Osmanlıdan devam ederek günümüze kadar getirdiğiniz asimilasyon çalışmasının önüne geçmenin yolu ayrılıklarımızı kesin hatları ile belirlememizden geçer. Eğer bizler o kalın çizgilerimizi belirlememiş olsaydık bugün sizin Aleviler üzerinde oynadığınız satın alma olayı yıllarca önceden gerçekleşirdi.

Bütün bunlardan dolayı kendi gerçeğini bilen hiç bir alevi sizin bu tuzağınıza düşmez. Üç kuruşluk devlet maaşına kendisini satmaz. Hele bu yolun önderleri dedeler kendi ulularını inkâr ederek böyle bir oyunun maşası olmaz. Bizlere zaman kaybettirmeyin. Çünkü sizlerin bu oyunları geri tepecek  atalarınız gereken cevabı nasıl aldıysa sizlerde bu yaptıklarınızın boş olduğunu görerek alacaksınız.

Paylaş

spot_img

İlginizi çekebilir

Bunlara baktınız mı?
Benzer Başlıklar

Erdal Kılıçkaya: Sönmeyen kor 2 Temmuz

2 Temmuz, bundan 31 yıl önce insanlık tarihine kara...

Ümit Kıvanç: Toplumun haysiyetini de korumayı bilmesi lazım

İrfan Aktan Sivas Katliamı hakkında bugüne kadar yapılmış en kapsamlı...

Kazım Gündoğan: Dersim Tertelesi Cumhuriyetin Kara Kutusudur

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 286. sayısında yayınlanmıştır. KAZIM GÜNDOĞAN...

Alevilerin Sesi dergisine abone olmak ister misiniz?