Alevilerde inanç sevgiye dayanır

/

Alevi yolu Ehli-Beyt yoludur, Hak-Muhammed-Ali’nin yoludur, Hakka giden bu yol evveliyle beraber, İslam ile yoğrulan, kavimler kapısı Anadolu’da yaşam ile harmanlanıp Dem’de kıvamını bulan, Ali’nin ismi ile isimlendirilen Anadolu insanına özgü İslam’ın içsel çağdaş bir yorumudur.

Müslim Kaya – AABF İnanç Kurulu Başkanı

Alevi inancında İbadet kişi ile tanrısı arasındadır, kişinin tanrısına, olan niyazıdır, sırlarını, isteklerini, dileklerini açmasıdır. Hatalarının affını, eksikliklerinin tamama yazılmasını dilemesidir. Bütün dinlerde ve inanç kurumlarında olduğu gibi Alevi’lerde de ibadetin kendine has özellikleri ve kuralları vardır. Bu özelliklerin temelinde ibadetin biçimsellikten öteye özünün esas alınmasıdır. Alevilerde inanç sevgiye dayanır, bu sevginin asal’ı Hak-Muhammed-Ali, Ehli-Beyt ve 12 imamların sevgisidir. Alevi inancında insan merkezdedir her şey insanın huzuru ve mutluluğu içindir, ibadet bir araçtır amaç İnsani kamil olmaktır, kamil insan olmanın yolu ise 4 kapı ve bu kapılardan geçebilmek için de 40 makamdan edep-erkan, ilim-irfan ile yoğrulup Hak’kın sırlarına agah olmaktan geçer. Bunlarla beraber sayılan üç sünnet, yedi farz, on iki şart, on iki işlek vb ilkelerin hemen hepsini yolda 40 makam ile beraber sayabiliriz. Bütün bunlarla varılmak istenen sırrı-hakikattir. Bir başka deyiş ile şeriat, Tarikat, Marifet fani dünya için, sırrı-hakikat ise baki dünyası içindir.

Alevi ibadetinde ana ilke Eline-Diline-Beline sahip olmaktır. Bu kural Alevi toplumunun sahip olduğu ahlak sisteminin özüdür. Bunun yanında Alevi inancının kendine özgü Anma, tapınma ve kutsal saydıkları günler de vardır. Cem Alevilerin senede en az bir kere olmak üzere düzenli olarak ve topluca yaptıkları, toplumsal yapıyı koruyan temel ibadettir. Ayrıca Matem orucu, Hızır orucu, Nevruz, Hızır-İlyas ve Kurban’ı sayabiliriz. Yapılan erkanlarda Anadolu’nun değişik yörelerinde uygulamalarda bazı küçük farklılıklar olsa da asıl niyet aynıdır.

Alevilerde çok aşırı bir ibadet, bir inziva yoktur. Okumak, çalışmak, irfan sahibi olmak, insanlığın yararına hizmet etmek, doğrudan yana olup haklının hakkını gözetmek, kul hakkı yememek, görünen, bilinen cümle varlığa şefkatli olmak ve her an gönlümüzde mekân tutanı unutmamak büyük ibadettir. İnanca göre Hak insandadır, gaye kendinde o’nu bulmaktır. Bundan ötürü biçimsellikten, şekilcilikten ziyade özü esas alınır. Kişisel ibadetlerde, yer, zaman ve mekân aranmaz, bütün yeryüzü ibadethanedir, bütün yönler kıbledir. Yapılan toplu ibadetlerde de halka şeklinde cemal cemale oturulur.

CEM

Hakikat bir gizli sırdır
Açabilirsen gel beri
Küfr içinde iman vardır
Seçebilirsen gel beri. 
                 

Şah Hatayi

Cem, Alevilerin topluca yaptıkları, halk önünde, halk içinde birlik ve dirliğin korunup sergilendiği, büyüğün, küçüğün, güzelin, çirkinin, zenginin, yoksulun olmadığı, eşikten içeriye giren herkesin nefsini dışarıda bırakıp can olduğu, Hak ile Hak olmak için kendini ibadete verdiği edep ve erkan ile yürütülen 12 hizmetli bir sorgulama, aklanma, meydanıdır. Cem evinin kapısı zahir ile batın’ın ayrıştığı yer, eşik tarikat makamının ilk basamağıdır. Bu meydan  ‘Ulu Divan’ ‘Kırklar meydanı’ olarak bilinir. Erenlerden rızalık alarak, Hak makamında oturan Pir, Muhammed-Ali postundadır,  Hak için söyler ve Hakkı gözetir. Ulu Divanda zahiri âlemden sıyrılıp manevi aleme yolculuk vardır bu yolculukta yoldaş Hakka olan aşktır. Bir can kötülüklerden arınmak için cem’e katılır, varsa yapmış olduğu bir hatası bir eksiği cem’de Pir divanında özünü dara çeker. Cem’de can tenden ayrılır, Hakkın kelamıyla gönüller aşkla dolup kesretten geçip vahdete ulaşılır. Kişi baktığı aynada bir’i görür, eğer can baktığı aynada kendini (bir’i-Vahdet’i ) göremiyorsa Hakkın sırlarına vakıf olmamıştır, yani kendi benliğinden sıyrılıp mevcuda erememiştir. Bu sırlara eremeyen bir tenin sidertül- münteha’ya varıp dost’la dost olması elbette ki düşünülemez. Benlik yurdunu terk eyleyip birlik potasında eriyen can ancak ki dostun ikram ettiği Bal, Süt ve elma’dan nasiplenip söylenen doksan bin Kelamın ilmini zahiri ve batini anlamda kavrayabilir. Hakikatın hak olan sırlarına sahip olan canların şefaate ihtiyaçları olmaz, çünkü ‘O’ kişiye şah damarından daha yakındır, mekânı yola gönül vermiş olanların gönlündedir, onların gönülleri Hakkın evveli nuruyla aydınlatılmıştır. Söyledikleri Hakkın kelamı, gördükleri Hakkın kendisidir, kendisine şah damarından daha yakın olanı görmeyen, bilmeyen, ham-ervahtır.

Cem’de canların kıblesi Divandaki Pir, Pir’in kıblesi ise canların nur cemalidir. Zahiri alanda İbrahim’ in inşaa ettiği Kabe bir mabed’dir, dört yönden buraya  bakanlar aslında cemal cemale bakarlar.

Hakkı-Muhammedi-Ali’yi ve Ehli-Beyti’ni tanımayanlar ve onların birliğini, aşkını gönüllerinde taşımayanlar kesret içinde kalırlar, Cem’de can Miraç yolundadır bu yolda Ali hem Rehberdir hem de Mürşittir, Ali’nin olduğu Cem’e katılmak ve Ali’nin sırrına erebilmek için alemlere rahmet olan Muhammed Mustafa dahi, sırtındaki Nübüvvet payesini dışarıda bırakmak zorunda kalmıştır.

Erlik dişilik sorulmaz muhabbetin dilinde
Hakk’ın yarattığı her şey bakın yerli yerinde
Bizim nazarımızda kadın-erkek farkı yoktur
Noksanlık ve çirkinlik senin görüşlerinde…

Hacı Bektaşi Veli

Vahdet deryasında makam, rütbe, mevki, cinsiyet yoktur, birlik alemi bir noktadır. Bu noktada birleşmek için maddi alem ve benlikten sıyrılıp, marifet çeşmesinde yıkanıp, hakikat kapısından geçmek gerek.Nihayette Miraç yolundaki Aslan da, sırra ermek isteyen Muhammed de! Dost’un Nur’un (yani Bir’in) kendisini iki ayrı bedende zahiri aleme  yansıtmasıdır.

CEM’DE DEM

Kırkımızda bir katara dizildik
Hakk’a Muhammet’e ümmet yazıdık
Hakikate şerbet olduk  ezildik
Biz içeriz saki peyman Ali’dir

Pir Sultan Abdal

Muhabbetten Muhammet hâsıl oldu
Muhammetsiz Muhabbetten ne hâsıl?

Alevi felsefesinde muhabbettin yeri büyüktür. Erenler muhabbete başladılar mı Muhammet’in dolusu içilir, Muhammet anılır, onunla birlikte miraca çıkılır, kırklar ceminde birlik olunur, semah dönülür, Alevi Cemlerinde olan da budur, ulu meydan birlik meydanıdır, canlar mansurlaşır, Muhammet ile can olup miraca çıkılır, dönüşleri yine birlik meydanıdır, ondandır ki Cem’in bitiminde canlar birbirlerine Miracın kutlu olsun derler.

Dolumuz içeliden evveli
Münkir ne bilir evliya sırrından

Bizim Dolumuz Pir’in sohbetidir, muhabbetidir, İlahi aşkla mest olup birlik potasında erimektir. Pervane olup ilahi nur’un etrafında dönmektir.

Şeytan benlik edip dergâhtan azdı
Aşık maşukunu aradı gezdi
İki cihan fahrı bir engür ezdi
Fakrı fahrı olmayan meyi n(e)eylersin

Pir Sultanım eydur okuryazarım
Turap olup ayaklardan tozarım
Ezelden içmişim sermest gezerim
Pirden içilmeyen doluyu neylersin

Bizim demimiz evvelden ahire olan zamandır, bu zaman diliminde Ali olarak gelip Ali olarak gitmektir, Bizim Demimiz kıvama gelmektir, İnsani Kamil olmaktır, dönmek, don değiştirmek, Hakkın tözü olarak Hak ile birleşmek, bütün olmaktır, Bizim demimiz Devriyedir, olgunlaşmak, eriyip bir olmak ve yeniden doğmaktır. Var olanla birleşip birlik denizini oluşturup ummanlara yelken açmaktır. Bizim dolumuz bu birliğe olan aşkımızdır Bizim dolumuz öyle bir dolu’dur ki bu doluyu içenler beden örtüsünden azad olup yer ve mekan tanımaz, bizim Demimiz öyle bir Dem’dir ki, yeryüzündeki bütün içkileri toplasan da böyle bir kıvama gelmezler, bizim kadehlerimiz aşk ile doludur, o ne yüce bir aşk’tır ki bütün evren bu aşka semah döner.

Önceki Haber

Kerbela’yı anarken…

Sonraki Haber

Fatımatüz Zehra Ana

Latest from Gündem

%d blogcu bunu beğendi: