Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 303. sayısında yayınlanmıştır.
Eksilen
“Öyle yıpranmış ki
Bir forması eksik içinden,
Sahafa düşmüş bir kitap
Gibi sararmış üzüntüsünden.
Bir ay doğuyor usul usul
Karanlığın göğsüne,
Dünden bugüne kendini
Biraz daha eksilterek getiren
Küsmüş göğüne besbelli
Geleceği göremediğinden
Taşıyor oysa hüzünlü bitişinde
Doğuşunu yeniden”
Metin Altıok
“Unutursak kalbimiz kurusun.” “Biz bitti demeden bitmez.” “Bu dava burada kapanmaz.”
Bu cümleleri yıllardır duyuyoruz. Yıldönümlerinde, anmalarda, adliye önlerinde, sosyal medya paylaşımlarında… Genellikle iyi niyetli, içten gelen dile getirişler, sloganlar. Ama belki de çoğu zaman aslında öğretilmiş ve kabullenilmiş çaresizliği dile getiren yerleşmiş bir klişe olarak istenmeyene hizmet ediyorlar. Söyleyen o an için bunu dile getirmekle ve böyle olmasını istemekle ilgili samimi ancak bu samimiyet artık yeterli değil. Çünkü bu ülkede insanlığa karşı işlenmiş suçlar karşısında hatırlamak, adalet talep etmek giderek adaletin yerine ikame edilen zayıf bir ritüele dönüşmüş durumda. Hatırlıyoruz; ama hesap soramıyoruz. Anıyoruz; ama engelleyemiyoruz. Konuşuyoruz; ama değiştiremiyoruz.

Bu klişe cümlelerin sığlığı, duyguların yetersizliğinden değil; siyasal ve kurumsal karşılığının olmamasından kaynaklanıyor. İnsanlık suçlarında mesele yalnızca hafıza değildir. Mesele, sorumluluktur. Sorumluluk alınmadığında hafıza, suçun tekrarını engelleyen bir güç olmaktan çıkar; yalnızca acının dolaşıma sokulduğu bir alana sıkışır.
Yüzleşmenin eksik kaldığı bir adalet yolculuğu baştan imkânsızdır. Unutturmamak için talebi eksik kalan süreçte unutmanın hukuki adı da unutturmak olur. Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu öncülüğünde Sivas Katliamı’nı hafızalarda diri tutmak üzere bir Hafıza Merkezi için yürütülen çalışmalar bu anlamda çok önemli bir eksiği etkili ve güçlü şekilde dolduruyor. Sadece hatırlatmayı değil adaletsizliğin üzerinden geçen 33 yılda yeni bir kuşağın bir sonrakine el verdiği uzun zaman diliminde arkadan gelen nesillere yaşanan vahşeti ve adaletsizlik düğümünü hatırlatmıyor anlatıyor, öğretiyor. Bu çok mühim.
Hafıza merkezi bu alanda çalışmalar yapılabilmesi için belgeleri, yayınları bir kütüphanede toplayarak büyük bir arşiv tutuyor. Sözlü tarih çalışmasıyla belgelenememiş olana ayna tutuyor.

Sanal Müze çalışmasıyla unutturmama misyonunu sararmış sayfalardan, tozlu raflardan, yürek acısının olağan korumacı kalkanından ayrı bir dünyaya bugünün dijital ve yaratıcı zeminine taşıyarak yeni bir neslin dolaşım ağına dahil ediyor. Bir anlamda çerağ uyandırıyor. Madımak Oteli odalarında her can uyanarak kendini hatırlatıyor, anlatıyor, yaşama karışıyor ve yeni bir pencere açılıyor.
Şimdi katliamın 33. yılında insanlık suçuna reva görülen “zaman aşımı” uygulamasına, cezasızlığa; katili koruyan, nefreti besleyen ve yeni katliamlardan medet uman yobaz siyasal ideolojiyle mücadele için tarihi, hukuki ve vicdani boyutuyla geniş bir hafıza arşivi ve bilgi merkezimiz var. Daha kuvvetli seslenmek mümkün. “Biz bitti demeden bitmeyecek” süreç için daha da donanımlı ve kararlıyız.

