Cumartesi, Temmuz 18, 2026

Şükrü Aslan: Avrupa’nın Alevi Gençleri

Date:

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 302. sayısında yayınlanmıştır.

Nisan ayı başında Almanya’da Frankfurt Alevi Kültür Merkezinde düzenlenen AABK Alevi Gençler buluşmasına davet edildiğimde, daha önce çok kez katıldığım Aleviler ve gençlerin alışılmış yeni bir toplantısına gittiğimi düşünmüştüm. Fakat daha ilk gün tanıklık ettiğim etkinliğin bambaşka sosyolojik boyutları olduğunu gördüm. Doğrusu yıllardır Alevi kurumların çeşitli toplantılarına katılmış bir akademisyen olarak, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun bu yeni etkinliği özellikle Alevilerin Avrupa’daki geleceğini düşünmek açısından çok ilgi çekici, değerli bir fırsat sağladı.

Alevi kurumların kendi içinde “Gençlik” gibi bir kategoriyi özel bir ilgi veya örgütsel çabaya konu yapmalarının tarihi görece eskidir. Bu çaba özellikle sosyalist gelenekten gelen Alevi kurum yöneticilerinin deneyimlerinde daha net gözlenebilir. Ama kurumların “gençlik” birimleri genellikle edilgen olmuşlardır ve arzu edilen seviyeye de çıkamamışlardır. Bu yüzden en baştan itibaren “Gençlik Seksiyonu” bulunan pek çok Alevi kurumunda, gençler çoğunlukla görünür bile değildir. Ancak az sayıda Alevi kurumda bunun aksine bir duruma tanıklık etmek mümkündür. İstanbul’da Garip Dede Cemevi gençleri bu az sayıdaki örneklerden biri olarak düşünebiliriz.

Türkiye dışındaki ülkelerde Alevi gençlerin örgütlenmesinde ise durum daha özgün bazı nitelikler gösterir. Her şeyden önce Türkiye’nin dışında yaşayan Alevi gençler, çoğunlukla bulundukları ülkelerde dünyaya gelmiş ve o ülkelerin vatandaşıdırlar. Ayrıca büyük bir kısmının Türkiye vatandaşlığı ya hiç olmamıştır ya da oradan çıkmışlardır. Bu anlamda artık “Almanya’lı Aleviler”, “Hollanda’lı Aleviler” gibi yeni sosyolojik kategorilerden sözetmek gerekmektedir ve bu, sosyolojik olarak yeni bir durumdur. Belki bir kaç kuşak sonra bu sosyolojik olgu çok daha yerli yerine oturacak, o zaman bahse konu ülkelerin Alevileri, yeni ülkelerinde giderek daha fazla görünür olacak, haklarını talep edecek, bambaşka örgüt biçimleri inşa edecek ve yeni temsil araçları kuracaklardır. Avrupa’da Alevilerin geleceğinde en önemli olgulardan birisi budur. Dolayısıyla artık sadece Türkiye’nin değil, Belçika’nın, Avusturya’nın, İsveç’in ve diğer Avrupa ülkelerinin de bir “Alevi sorunu” olacaktır ve hatta daha şimdiden bunun yansımalarını görmek mümkündür.

Frankfurt Alevi Kültür Merkezinde değişik ülkelerden gelen gençlerin varlığı bana, Avrupa’nın bu yeni sosyolojik geleceğindeki bu manzarayı düşündürttü. Bu gençler ve muhtemelen onlara yeni katılacak olanlar, önümüzdeki yıllarda vatandaşı oldukları ülkelerde birer birey olarak kamu görevlisi olacaklar, yönetim sisteminde yer alacak, eğitim ve kültür politikalarının uygulayıcısı ve hatta üreticisi olabileceklerdir. Demek oluyor ki bu gençler, temsil ettikleri veya edecekleri Alevi geleneğinin, o ülkelerdeki sesleri olacaklardır. Avrupa’da veya dünyanın sosyolojik geleceğinde Alevilerin bu yeni görünürlüklerini düşünmek gerçekten heyecan vericidir.

Hiç kuşku yok ki Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu “Alevi Gençler” adıyla bir özel örgütlenme yaratmakla çok kıymetli bir adım atmıştır. Bu kararı verenler ve uygulamada yer alanlar gerçekten de çok değerli bir girişim başlatmışlar, varolsunlar. Bu kararı verenler de belki gelecekteki yeni muhtemel sosyolojinin çok farkında değillerdi ama toplumsal-siyasal sürecin Alevileri Avrupa’da böyle bir noktaya doğru götürdüğü artık bir vak’a, bir olgu.

Frankfurt’ta doğrudan tanıklık ettiğim ve kısa sohbetler edebildiğim gençlerin her biri, bana Avrupa’nın giderek değişen yeni sosyolojik-siyasal manzarasını düşündürttü. Kendi aralarında geldikleri ülkelerin dilini konuşan, kamusal ortamda da genellikle kırık Türkçeleriyle anlaşmaya çalışan bu genç grupların her biri, Avrupa’nın yeni sosyolojisinde daha şimdiden bir umut oluşturmuş görünüyorlar.

Avrupa’nın yeni sosyolojik dokusunda Alevilerin daha şimdiden inşa edilmekte olan varlığı ile Türkiye’deki Alevi geleneğin ilişkisi ise bambaşka bir sosyolojik geleceğin konusu olabilir. Dünyanın her yerinde kimliklerin, ‘anavatan’ ile ilişkisinde kuvvetli temas alanları vardır. Hiç gidilmemiş, görülmemiş olsa bile, bir “ata toprağı” fikri, daima özlem duyulan, sahiplenilen, anlatılara konu edilen bir imge olarak varlığını korumaya devam eder. Bu çok ilgi çekici bir eğilimdir. Bu anlamda Avrupa’nın sosyolojik geleceğinde, geleneği daha şimdiden oluşturan “Avrupa’lı Alevi gençlerin” etkisi ve gücü, kimbilir belki Türkiye’nin de kendisini sorgulamasında ve geçmişiyle yüzleşmesinde güçlü bir etkileyici güç olabilir.

Bu bağlamda değerlendirildiğinde Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) bünyesinde kurulu bulunan Alevi Gençlerin, Frankfurt’taki buluşmalarının değerli, anlamlı, özgün bir deneyim olduğunu belirtmek isterim. Konfederasyonu bugün yöneten arkadaşların, bu alanı daha fazla gündem yapmaları ve “Gençler birliği”ne daha fazla alan açmaları gerektiğini öneririm. Bütün Alevi kurumlara değerli dersler verecek bu girişimi geliştirmek ve desteklemek Avrupa’da Alevilerin geleceği açısından son derece önemlidir. Şu sıralar yaygın biçimde eleştiri ve yakınmalara yol açan Alevi kurumların durumuna dair umut da, bana kalırsa büyük ölçüde “Alevi Gençler”in örgütlenmesinde. Bunu unutmamak lazım.

 

 

 

 

 

 

Paylaş

spot_img

İlginizi çekebilir

Bunlara baktınız mı?
Benzer Başlıklar

Kelime Ata: Hafızayı kaybetmek/hafızayı kaydetmek…

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 303. sayısında yayınlanmıştır. “Aslanlar kendi...

Metin Öztürk: Bir “Karşı-Hafıza” Mekanı Olarak Madımak Katliamı Hafıza Merkezi

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 303. sayısında yayınlanmıştır. Sosyolojik metaforlar...

Fatma Özdoğan: Hatırlamak, Hatırlatmak, Mekan ve Politika: Madımak Katliamı Hafıza Merkezi

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 303. sayısında yayınlanmıştır. 6 Şubat...

Dilek Özhan Koçak: Hafıza, Arşiv ve Adalet: Dijital Bellek Mekânları ve Madımak

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 303. sayısında yayınlanmıştır. 2 Temmuz...

Alevilerin Sesi dergisine abone olmak ister misiniz?