Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 299. sayısında yayınlanmıştır.
Türkiye’de formel anlamda Alevilikle ilgili araştırmaların yapıldığı akademik kurumları iki grupta ele almak mümkün. Bunlardan ilki “Alevilik Araştırma ve Uygulama Merkezleri”dir. Bu merkezlerin sayısı son yıllarda artmış olsa da bütçeleri ve lisansüstü program kurabilme potansiyelleri yoktur. Rektörlüğe bağlı, sınırlı işlevleri olan birimler olarak ‘Alevi’ alana dair çeşitli etkinlikler gerçekleştirmektedirler. Ancak bu faaliyetlerin etkileri zayıftır. İkinci grup ise “Alevilik Araştırma Enstitüleri”dir. Türkiye’de şu anda üç üniversitede örneği olan enstitülerin kuruluşu görece yenidir. Birer enstitü olarak kuruldukları için lisansüstü programları bulunmakla birlikte, fazlasıyla siyasi iktidarın etkisinde çalıştıkları için bilimsel üretimleri zayıftır. Ayrıca bu enstitülerin Alevi örgütlülüğü ile ilişkileri ya yoktur ya da çok zayıftır. Bu yüzden geleneğin kendini yeniden kurma sürecinin genellikle dışındadırlar.
Bununla birlikte formel olmayan alanda, Alevi geleneğinin kendi “akademik” birimleri vardır. Esasen hemen bütün Alevi kurumlar, bir tür ‘akademik mekan’ işlevi görmeye oldukça açıktırlar. Mesela Alevilikle ilgili her mekanda bir “konferans salonu” gibi kültürel, sanatsal, politik ve akademik etkinliklerin yapıldığı bölümler vardır ve bunlar adeta “Cemevi” gibi zorunlu mekanlardır. Bundan dolayı her Alevi mekan bir tür akademik mekandır.
Diğer yandan Alevi geleneği, doğası gereği söylemekten çok dinlemeye yatkındır. Geleneğin her ritüelinde ötekini dinleme kaygısının izlerini görebilirsiniz. Cemlerde de böyledir. Bu özellik insan doğasına da uygundur. İnsanın iki kulağı bir ağzı vardır ve bu hal, iki kez dinleyip, bir kez konuşmak gerektiğini anlatır. Akademisyenler uzun uzun dinler, araştırır ve ancak ondan sonra söyleyeceğini oluşturur. Sabırla dinlemek bir akademik pratiktir. Bu anlamda Alevilik, akademiye oldukça yatkındır.
Alevilerin örgütlenme ve kamusal alanda görünmeleri henüz çok yeni olmakla birlikte kendi akademik geleneği şimdiden güçlü izler bırakmıştır. Avrupa’da ve Türkiye’de pek çok Alevi kurum bünyelerinde “akademik birimler” oluşturmuşlardır. Google’da bir tarama yaptığınızda bile bu durumu görmeniz mümkün. Kendi aralarında bir ilişki, dayanışma ve üst birlikler kurma gibi özellikleri olmasa da her biri bulundukları alanda, kapasitesi ölçüsünde akademik üretim yapmaktadırlar. Bu kurumların eğitiminden geçen bireylere sertifikalar verilmektedir. Ancak bu kurumsallaşmalardan alınan sertifika türü belgeler bir diplomaya karşılık gelmemektedir. Bu da elde edilen belgelerin etki alanını daraltmakta ve dolayısıyla Alevi akademik geleneğin gelişmesini bir ölçüde engellemektedir.
Dolayısıyla buradan çıkan sonuç şudur: Alevi geleneği, sözcüğün gerçek anlamında bilimsel akademik üretim yapmanın mümkün olduğu ve elde edilen diplomaların değişik akademik kurumlarda eğitmen olarak çalışmasına imkan sağladığı, kendi bütçesi olan enstitülere ihtiyacı vardır. Bu tür kurumların işlevsel olabilmesi ancak bir üniversite bünyesinde kurulmalarına bağlıdır. Sadece bir üniversite bünyesinde kurulmuş olmaları da yeterli değildir. Alevi inanç geleneği ile doğrudan bağı olan ve bilimsel-akademik üretimde özgürlüğün kurumsallaştığı birimler olmalıdırlar. Türkiye’de veya dünyada herhangi bir üniversitede Alevilerin ihtiyaç duyduğu temel ihtiyaçlardan birisi budur. Alevi kurumlar bunu gündemlerine almalıdırlar.
GADEV Deneyimi
2021 yılı başında başladığımız Garip Dede Dergahı Alevi Akademisi (GADEV) deneyimi, formel olmayan akademi geleneğinin bir örneğiydi. Aleviliğin ve Alevilerin sosyal bilimler penceresinden nasıl anlaşılması gerektiğini ve nasıl anlaşıldığını kapsayan seminerler/derslere dayanıyordu. Tıpkı bir formel kurum gibi derslerin ve katılımcıların kayıt edildiği ve dönem sonunda her bir katılımcıya birer sertifika verildiği yıllık programlar öngörülmüştü.
Akademi programı 2022 yılı başlarında “Sosyal Bilimler Perspektifinden Aleviler-Alevilik” başlığıyla başladığında yoğun bir ilgiye muhatap olmuştu. Bu girişim aynı zamanda Türkiye siyasetinin Alevilere ve Aleviliğe dair Cumhuriyetin ilk yıllarından başlamak üzere inşa ettiği siyasal tutuma bir karşı çıkış anlamı taşıyordu. Çünkü Türkiye’de devletin Alevilik algısı, bilimsel yaklaşımla ilgisi olmadığı gibi, Aleviliği objektif biçimde anlamanın önünde engeldi. Türkiye’nin hakim siyaseti Alevileri ve Aleviliği en iyimser ifadeyle görünmez bir alanda tutmuş, tutamadığı yerde de arzu ettiği biçim içinde yeniden kurmaya çalışmıştı. Öte yandan Türkiye’de hakim siyasetin Alevileri-Aleviliği kendi öngördüğü yaklaşım dışında tartışmayı adeta “suç” olarak yansıtan tutumu vardı ve neredeyse bütün siyasal aktörler “kimlik siyaseti yapmayalım” söyleminde buluşmuş görünüyorlardı. Görünüşe göre sistem kimsenin “kimlik siyaseti” yapmasını istemiyordu ama tüm kimliklere karşı bir set inşa etmekten ve dolayısıyla kimlik siyaseti yapmaktan geri durmamıştı.
Buradan hareketle ilk programımızın temel kavramlarından birisi “kimlik”ti. Zira her insan bir dil ve kültürün parçasıydı. Onun içinde doğar, büyür ve gelişirdi ve dolayısıyla kişinin inanma biçimi, konuştuğu dil, tutum ve davranışları genellikle içinden geldiği çevreye benzerdi. Kısaca bireyler, içinde doğdukları kültürün bir parçasıydı. Bütün bunlardan bahsetmek de tüm bireylerin hakkıydı. Ne var ki kimlikle ilgili haklar alanı modern süreçte çok büyük yara almış ve sosyal mühendisliğe konu edilmişti.
Bir başka açıdan Alevilik, bir inanç biçimi ve kimliği olarak oldukça eskiye giden tarihsel bir geçmişe sahipti ve modern müdahalelerden nasibini fazlasıyla almıştı. Bir kısım araştırmacıya göre İslamiyet’le ilişkili, bir kısmına göre çok daha eski gelenekleri olan bir inanç kimliğiydi. Hem kendine özgü inanç pratikleri ve sistematiği var hem de İslamiyet başta olmak üzere başka inançlarla paralellikleri olan boyutları vardı. Dolayısıyla biraz diğer inançların izlerini taşırken, esasta kendisiydi.
İşte bu karmaşık analiz ve anlaşılma ortamında bu meseleye nasıl bakmak gerektiğine ve bu bağlamda yapılan araştırmaların sonuçlarına, bulgularına odaklanan bir eğitim programı inşa edildi. 2022 yılı Ocak-Nisan ayları arasında “Sosyal Bilimler Perspektifinden Aleviler-Alevilik” başlıklı ilk eğitim programı bir sistematik içinde sunulmuş ve aynı sistematik içinde kayıtlı bir grup katılımcının yüz yüze veya online takip ettiği bir akademik süreç olarak tamamlanmıştı. Bu ilk programda 24 akademisyen alanlarında 120 saat ders yapmışlardı. Sözkonusu programın çıktısı olarak Sosyal Bilimler Perspektifinden Aleviler-Alevilik (1) başlıklı kitabımız, Ocak, 2023’te Ütopya Yayınları tarafından yayınlanmıştı.
Programın ikinci kısmı, 2023 yılı içinde yine aynı başlıkla; Sosyal Bilimler Perspektifinden Aleviler-Alevilik (II)” olarak başlamış ve Ocak-Nisan ayları arasında gerçekleştirilmişti. Bu ikinci programda toplam 20 akademisyen, 60 saat ders yapmıştı. Program koordinatörü dışındaki tüm akademisyenler, ilk programda yer almamış olan akademisyenlerdi. Bu programın çıktısı ise Sosyal Bilimler Perspektifinden Aleviler-Alevilik (II) başlığıyla, Şubat 2024’de yayınlandı.
Akademi 2024 yılı için bir adım daha ileri giderek, yine kendi mekanında ve aynı yaklaşımla bir konferanslar serisini başlattı. “Aleviler–Alevilik Saha Araştırmaları Konferansları” adıyla yapılan bu seride dört konferans gerçekleştirilmişti. Bu konferanslar, önceki iki programın devamı ve saha araştırmaları bağlamında daha ileri bir aşamasını oluşturuyordu. Sözkonusu araştırma sahalarının tespit edilmesinde, Alevi geleneğinin hem akademik düzlemde hem de kendi içinde tartışmalara konu olma öncelikleri dikkate alınmıştı. Diğer yandan bu konferanslar geleneksel akademik ortamlardaki kısıtlayıcı süre etkisinden mümkün olduğu kadar kurtulmuş olarak ve çok yönlü bir tartışmayı mümkün kılacak şekilde iki bölüm halinde tasarlanmıştı. İlk bölümde saha araştırma verileri ve ikinci bölümde tartışma ve soru-cevap bölümleri gerçekleştirilmişti. Bu konferanslarda sunum yapan akademisyenler de önceki programlara katılmamış, dolayısıyla GADEV etkinliklerine ilk kez katılanlardan seçilmişti. Böylece GADEV’in akademik kadrosu daha da gelişmişti.
Daha önceki programlarda olduğu gibi 2024 yılı programı kapsamındaki her bir konferansın kitapları da yayınlandı. Bu arada GADEV kendi yayınevini kurdu ve sözkonusu kitaplar GADEV yayınevinden yayınlandı. Bu da GADEV’in çalışmalarında yeni bir aşamayı temsil ediyordu. “Alevi Topluluklar”, “Birinci TBMM’de Alevi Milletvekilleri” ve “Alevi Katliamları” başlıklı kitaplar bu konferansların çıktılarıydı.
GADEV’in 2025 yılı programı da yine konferanslar serisi olarak, Alevi toplulukların ülkede, bölgede ve değişik ülkelerde temsil edil(me)me durumu ve bu bağlamda ihtiyaçları dikkate alarak, akademik-politik bilginin üretildiği ve paylaşıldığı konferanslar dizisi şeklinde planlandı.
İlk konferans, 29 Mart 2025 tarihinde “Suriye’nin Bugünü ve Geleceğinde Aleviler” başlığı ile gerçekleştirildi. Suriye’de iktidarın değişmesi ile birlikte, Arap Alevilerin maruz kaldıkları tehdit ve saldırıların boyutları, gelecekte alabilecekleri biçimler ve Alevilerin ülkede kabul-temsil edilme imkan ve dinamikleri, bölgesel dinamiklerin bu sürece olumlu ve olumsuz etkilerini ele alındı.
İkinci konferans bu süreçlere daha aktif bir güç olarak katılmak ve gelişen küresel ve kentsel koşullarda Alevilerin örgütlenme biçimleri-araçları üzerine kapsamlı tartışmayı amaçlıyordu. Ayrıca bu tartışma Alevi örgütlenmeleri üzerine geleneğin kendi içindeki gerilimli ortama müdahale açısından da önemli bir ihtiyaçtı. Konferans çalışmaları sürerken, Alevi kurumların büyük bir bölümünün ittifakıyla inşa edilen “Alevilerin Örgütlenme Manzarası: Sorunlar, İmkanlar, Çözümler” başlıklı bir çalıştay girişimi sözkonusu oldu. GADEV olarak o büyük çalışmaya dahil olmaya karar verdik ve 4-5 Ekim 2025 tarihinde yine GADEV’de gerçekleşen bu çalıştay Alevi inanç geleneğinin tarihinde çok özel bir yeri şimdiden aldı.
Üçüncü ve son konferans ise 14 Aralık 2025 tarihinde, 1925 yılında çıkarılan 677 sayılı Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunun 100. yılı vesilesiyle Cumhuriyetin Alevi geleneğiyle kurduğu ya da kuramadığı ilişkiyi tartışmak planlandı ve gerçekleştirildi. Bu çalışmanın kitabı da şu sıralar yayına hazırlanıyor.
Garip Dede Vakfı Alevi Akademisi (GADEV) inanç geleneğinin deneyimlendiği/yeniden üretildiği mekanında akademik dünya ile ilişkilenmeyi esas alan çalışmalarına devam ediyor. Bu bağlamda 2026 yılı akademik programı kısa bir süre içinde duyurulacak.
GADEV deneyimi diğer Alevi kurumlardaki akademik deneyimlerin tümü gibi değerlidir. Ancak yine de Türkiye’de ve dünyada Alevilerin ihtiyaç duyduğu en önemli akademik kurum, üniversite bünyesinde oluşturulmuş, kendi bütçesi olan, akademik-bilimsel çalışmalara alan açan ve Alevi kurumlarıyla ilişkili olan birkaç enstitünün kurulmasıdır. Böylece formel akademik kurumlarda da görev alabilecek akademik kadroların yetişmesi mümkün olabilir.

