Perşembe, Mayıs 14, 2026

Servet Demir: Bize gerekli olan ortak akıl, ortak duruş, ortak hareket etmektir.

Date:

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 301. sayısında yayınlanmıştır.
Dava insanlık davasıdır.

Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu uzun süren bir çalışma neticesinde kurulmuştur.
Emeği geçen tüm canlara minnet ve teşekkürlerimi saygıyla arz ederim.

Kuruluş sürecinde çok farklı zorluklarla karşılaştık. Devletler, istihbarat kurumları, birbirinden farklı siyasi akım ve görüşler, aynı zamanda içimizdeki olumsuz unsurlar farklı biçimlerde sürece etkide bulunmuşlardır.

Alevi yol öğretisi ve düsturlarına bağlı kalarak bu süreci elimizden geldiğince olumluya çevirmeye gayret ettik ve bunu da başardık.

Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu’nun iki temel ilkesi Alevi hareketinde belirleyici olmuştur.
İlki, Alevi kurumlarının ve toplumsal dinamiklerinin birleştirilmesine yönelik çalışmalar; ikincisi ise popülizmden uzak, bilgiye ve entelektüel birikimlere önem vererek eylemlilik göstermesidir.

Alevi öğretisinin tarihe bakışı

Yaşamın temelini oluşturan hava, su, toprak ve ateş Alevi öğretisinde kutsaldır. Alevi inancı yaşamı kutsar. Evrendeki tüm varlıkların birlikteliğine inanır. Doğaya saygılıdır. Kâmil insanı, kâmil toplumu savunur. “Rızalık Şehri” kuramıyla insanların barış içinde, eşit koşullarda birlikte yaşamasını savunur. Şiddete ve savaşlara karşıdır. Bütün inançlara saygılıdır.

İnsanlar arasında renk ve ırk ayrımı yapmaz, ötekileştirmez. Yetmiş iki millete bir nazarla bakar. Halklar ve kültürler arasında dostluğu, kardeşliği, eşitliği ve dayanışmayı bir düstur olarak kabul eder ve yaşar. Her türlü haksızlığa karşıdır. Biat kültürünü reddeder. Kadının toplumda eşitliğini savunur. Alevilere yönelik katliamlara rağmen kin ve düşmanlık gütmez.

Kısacası barış, Alevi öğretisinin mihenk taşıdır. Alevi tarihi ve Alevi yol önderlerinin yaşamı buna tanıktır.

Alevi öğretisinin kuramcıları olan pirlerin, uluların, velilerin ve ozanların yaşamları ve duruşları buna örnektir. Kerbela’da Yezid’e ve taraftarlarına biat etmeyen, haksızlığa karşı direnen Hazreti Hüseyin; derisi yüzülen Hallac-ı Mansur ve Nesimi; barışı sembolize eden, güvercin donuna giren, aslanla ceylanı birlikte kucaklayan Hacı Bektaş-ı Veli; Hınzır Paşa’ya boyun eğmeyen, “Ben de bu yayladan Şah’a giderim.” diyen Pir Sultan Abdal; ulu ozanların deyişleri, Alevi cemlerindeki ritüeller…

Cumhuriyet tarihinde haksızca idam edilirken, “Sizin oyunlarınızla başa çıkamadım. Bu bana dert oldu. Ben de sizin önünüzde eğilmiyorum. Bu da size dert olsun.” diyen Seyit Rıza; insanı Hakk’ın varlık deryası olarak gören Âşık Daimi; “Benim sadık yârim kara topraktır.” diyen Âşık Veysel; Mahsuni Şerif’in dillendirdiği deyişler ve türküler, barışın, eşitliğin, kardeşliğin ve dayanışmanın dile getirilişidir. Aynı zamanda haksızlığa karşı bir duruştur.

Böylesine insani, eşitlikçi ve doğacı bir inanca sahip bir toplumun barışa karşı durması düşünülemez. İnsanların ölmesini, doğanın tahrip olmasını ve sosyal felaketleri önleyen barışa Aleviler taraftır ve taraf olmaya devam edecektir. Aleviler toplumsal barışın bir dinamiği ve savunucusudur.

Alevi öğretisi ve savunucuları tarih boyunca katliamlara, asimilasyonlara, sürgünlere ve baskılara maruz kalmışlardır. Bu duruma karşın Alevi öğretisi ve Aleviler tarihsel duruşlarını bozmamışlardır. Mağdurların ve toplumsal vicdanın sesi olmuşlardır.

Bu anlamıyla Alevilik öğretisi ve Alevi toplumu, toplumsal ilerlemenin bir dinamiği ve gücü olmuştur. Kendini değiştiren ve geliştiren Alevilik öğretisi dinamik bir öğretidir. Bu özelliği ile toplumsal belleğin sesi olmuştur. Sevginin, hoşgörünün, eşitliğin, toplumsal adaletin ve barışın taşıyıcısı olmuştur. Toplumlardaki ilerici güçlerin musahibi olmuştur. Halk edebiyatının farklı dallarının yaratıcısı ve geliştiricisi olmuştur.

Neticede Aleviler tarih boyunca “öteki” olarak konumlandırılmış, inançları heterodoks ilan edilmiş ve çoğu zaman güvenlik sorunu olarak görülmüştür. Osmanlı dönemindeki katliamlar, Cumhuriyet döneminde yaşanan dışlanma, katliamlar ve görünmezlik politikaları Alevi toplumunun kolektif hafızasında derin izler bırakmıştır. Bu tarihsel travmalar, günümüzdeki tehditlerin yalnızca yeni biçimler aldığını; özünde ise süreklilik taşıdığını göstermektedir.

Alevi toplumu ve kurumlarına yönelik tehlikeler

Alevilere yönelik saldırılar, ötekileştirme, bölme ve marjinalleştirme çabaları giderek artmaktadır. Alevi öğretisi kirletilmeye çalışılmaktadır. Bu saldırılar, özellikle AKP hükümetlerinin yürüttüğü ayrımcı politikalarla doruk noktasına ulaşmıştır. Bu yaklaşım son yıllarda Suriye’de Alevilerin katledilmesinde de görülmektedir.

Alevi toplumlarının yoğun yaşadığı coğrafyalardaki iktidar sahipleri ve bağlı güçler; Alevilere yönelik yalnızlaştırma politikaları, demokratik hak arayışlarını bastırma, Alevi örgütlerini bölme ve etkisizleştirme, Alevi hareketinin bağımsız duruşunu silikleştirme ve ilerici demokrasi güçleriyle bağlarını koparma yönünde çabalarını sürdürmektedir.

Alevi hareketine yönelik bu olumsuz politikalar devletler ve hükümetler tarafından uygulanırken, aynı zamanda hareket içindeki “taşeronlar” aracılığıyla da derinleştirilmektedir.

Amaç; Alevi dinamiklerini dağıtmak, etkisizleştirmek ve Aleviliği asimile etmektir. Alevi toplumunu yalnızlaştırmak, kimlik ve demokrasi mücadelesini engellemek, kurumları karşı karşıya getirerek hareketi zayıflatmak ve kurumsallaşmayı önlemektir.

Gün; bu politikaları boşa çıkarma günüdür.

Alevi dinamiklerinin amacı; taleplerimizi güncelleyerek hayata geçirmek, demokrasi ve barış için harekete geçmek, birliğimizi güçlendirmek ve kurumsallaşmayı sağlamaktır. Öğretimizi korumak, geliştirmek ve yaygınlaştırmak; eğitim, sanat ve inanç alanlarında çalışmalar yürütmektir.

Bölgemizde ve dünyada Alevi kurumları arasındaki ilişkileri güçlendirerek birlikteliğimizi kalıcı kılmak temel hedefimizdir.

Alevi kurumlarımızda rızalık, dayanışma, şeffaflık ve katılımcılık temel ilke olmalıdır.

Alevi hareketinde yeniden yapılanma bir zorunluluktur

Son otuz–otuz beş yılda önemli kazanımlar elde edilmiştir. Ancak bu örgütlenme henüz tüm dinamikleri kapsayan güçlü bir yapıya dönüşememiştir.

Gerçek birlik; farklı dinamiklerin aynı hedef doğrultusunda hareket etmesiyle mümkündür.

Bunun için:

  1. Alevi kurumları tek çatı altında buluşturulmalıdır.
  2. Alevi aydınları ve kanaat önderleri sürece aktif katılmalıdır.
  3. Kurumlar arası politik dağınıklık giderilmelidir.

Sonuç olarak; kurumlarımız toplumun rızalığını alan ve güven kazanan yapılara dönüşmelidir. Temsilciler bu yolun hizmetkârı olmalıdır.

Dava insanlık davasıdır.

 

Paylaş

spot_img

İlginizi çekebilir

Bunlara baktınız mı?
Benzer Başlıklar

Erdal Kılıçkaya: Fransa Alevi Hareketi: Görünmezlikten Güçlü Temsiliyete

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 301. sayısında yayınlanmıştır. Bazen bir...

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI, Sayın Numan Kurtulmuş,

Konu: 4 Mayıs Dersim 1937-38 Faciası Kurbanlarını Anma Yıl...

Ragıp İncesağır: “Bizim Yunus” ve Sağcıların Yunus’u

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 301. sayısında yayınlanmıştır. Uzun zamandır...

İrfan  Karaoğlan: İttihat Terakki Cemiyeti – Alevilerle ilişkiler

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 301. sayısında yayınlanmıştır. Günümüzde geleceği...

Alevilerin Sesi dergisine abone olmak ister misiniz?