Cumartesi, Temmuz 18, 2026

Şehriban Metin: Gidenlerin Ardından, Hafızam Sis Bulutu

Date:

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 303. sayısında yayınlanmıştır.

Günlerdir, dostlarım yazı bekleniyor benden; ben de kendimden… Yine geliyor Temmuz…

Yine zihnim bulanık, yine yüreğim acılar içinde… Kapanmamış bir yaranın içinde kıvranıp duruyorum. Midem ağrıyor günlerdir, uykum kaçıyor, mutsuzum. Canım hiçbir şey istemiyor. Herkese çatmak, herkesten uzak durmak ama herkesle Sivas’ta buluşmak istiyorum.

Temmuz yaklaştıkça, Anıtmezar’ı rüyalarımda daha sık görüyorum. Bakımlı mı, çiçeklendirilmiş mi, sulanmış mı… Dost ziyaretlerine hazır mı? Suyu akıyor mu, yabani otlar ayıklandı mı? Yıllardır istediğimiz, Anıtmezar’ın ilk peyzajındaki yediverenler yeniden dikilecek mi?

Temmuz yaklaşıyor. Gözyaşlarım… Birdenbire dökülüyor gözyaşlarım. Konuşmadan, peş peşe sessizce dökülüyor. Boğazım birdenbire düğümleniyor, sesim kısılıyor gizlice… Gerginim, çok gerginiz.

33 yıldır Mayıs sonunda yoğunlaşır gerginlik ve mutsuzluğumuz. Kalbimiz hızlı atar, tansiyonumuz yüksektir, vertigomuz tutar. Temmuz’un 6’sıyla yavaş yavaş azalır sancılarımız… Hayatın akışına ayak uydurmaya başlarız.

Zihnim oyun oynuyor bana.

On binlerin, Dikmen yokuşundan kilometrelerce yürüyerek Karşıyaka’ya yürüyüşü geliyor aklıma… Pir Sultan deyişlerini söyleye söyleye, “Ben de bu yayladan şaha giderim” diye diye, ağlaya ağlaya yürüyüşümüz geliyor aklıma. Saatlerce yürüdük, Temmuz sıcağıydı. Yorulmadık, acıkmadık.

Sahi, 2 Temmuz ’93’te Sivas Madımak’ta bize yaşatılan neydi? Biz niçin kurbandık? Sosyal demokrat bir iktidar ortağı varken, nasıl oldu da 8 saat ulaşılamadı çocuklarımıza, yarınlarımıza?

Yürüyüşü hatırlıyorum, o uzun yürüyüşü. Meclisin önüne geldiğimizde oturma eylemi yaptık. Deyişlerimizde, gözyaşlarımızla sorduk, haykırdık evrene… Biz neden yakıldık?

Zihnim yine oyun oynuyor bana, geçmişi eşeleyip duruyor. ’93’ten sonra Madımak dost-düşman terazisi oluyor. Madımak, insanlık terazim. Sivas’tan sonra farklı bakıyorum yaşadıklarıma. Mihenk taşım Madımak. İnsanlığımızı onunla toplayıp, onunla çarpıyorum, onunla çıkarıyorum.

Madımak’la birlikte yeni bir misyonum var. Hayal gücümün bile tasavvur edemeyeceği; derin acı, derin özlem, derin onur yüklü bir misyon…

Sivas’ın ışığı sönmeyecek!

Sivas’ı unutma, unutturma! diyecek bir misyonum var.

Hayat ne garip…

Yaşamak, 2 Temmuz ’93 ile birlikte yaşamak ne zor.

Ölmek ne, öldürmek ne?

“Nasıl kıydın şu sabaha / Ürkmedi mi ellerin / Ellerin bre Yezit / Ekmekten korkmadın mı?”

Handanım, 33 Pir Sultanlarım, 33 Turnalarım…

33 yıl acıyı azaltmadı, unutturmadı sizi… Sadece Pirimiz Pir Sultan’ın yoldaşlarına uygun yol yürümek için; yürekteki yangını değil, yürekteki öfkeyi de örgütlemeyi öğrendik. Devlet ve insanlık bilincimizi açığa çıkarmaya çalışıyoruz. Acı ile hesaplaşamadık henüz. Acımız, dibe çökmüş bir tortu gibi, yıllandıkça yoğunlaştı. Yüzleşme ve hesaplaşma istencimiz azalmadı, arttı.

Sahi kardeşim Handan, sesin nasıldı? Daha ne zamana kadar hatırlarım seni her hâlinle…? Hatırlayabilir miyim hep? Yokluyorum kendimi. Çok gülerdin, gülüşün nasıldı? Güzeldi. Gözlerin ışık ışık, saçların güneşti. Neşeliydin. Zihnimde seni yeniden yeniden canlandırmak istiyorum. Keşke sesin hiç gitmese kulağımdan. Yıllar geçiyor, resimler soluklaşıyor, sesler zayıflıyor, jest ve mimiklerin uzakta…

2 Temmuz ’93 dün gibi…

Çevremdekilerin ’93’ü tam hatırlayamamaları, hukuksal süreci bilmemeleri zoruma gidiyor. Sizin zaman aşımından haberiniz yok mu? Çıktılar hapisten, aramızdalar. Hukukun verdiği ceza sona erdi, aramızdalar.

Oysa Sivas, zamansız bir suçtur!

Oysa Sivas, bir insanlık suçudur!

Sivas, Alevilere karşı işlenmiş bir suçtur!

Sivas, kadına karşı işlenmiş bir suçtur!

Sivas, çocuğa karşı işlenmiş bir suçtur!

Sivas, sanata karşı işlenmiş bir suçtur!

Dağ taşa, kurda kuşa söylemeliyiz. Sivas aydınlatılmadı, Sivas’ın hesabı sorulmadı, örgütsel bağ ortaya çıkarılmadı, yakanlar hesap vermedi. Alevilik ve Aleviler neden hedef alındı? 8 saat daracık bir sokakta bulunan otelde, kurtarılacakları söylenerek bekletilenler, elektrikler kesildikten sonra ateşe verildi.

Sivas’tan utanç dumanları yükseldi saatlerce…

33 yıldır Sivas’tan utanç dumanları yükseliyor ve biz 33 yıldır, “Madımak Oteli Utanç Müzesi olsun” diyoruz; olmadı. İnsanlığımızla yüzleşemedik; insanlığımızla yüzleşmeliydik ki bir daha asla yaşanmasın.

“Cehennem ateşi bu! Yak, yak, yak!”

2 Temmuz ’93 sis perdesinin içinde… Belgeler, tanıklıklar kayboluyor. Dava, divana kalıyor endişesi hep benimle birlikte…

Anıtmezar kararı için yeni tanışacağımız “Aileler”le, gözü yaşlı ikna konuşmaları yapmıştı Babam. “Toplu öldürüm, toplu mezar gerektirir bellek için” demişti. Yine Genel Merkez, yurt dışındaki dostlarımızın “Aileler”e yaptığı destekle satın alınmıştı. Babam örgütlemişti. Babam Hakk’a yürüdü. Kızın Handan’lasın Baba!

Yıldızlar yoldaşınız mı? Acın bitti mi Baba?

2 Temmuz sis perdesi içinde… İnsanlık bu vahşeti bilmeli; insanlık adına, canlarımız anısına… “Sivas Madımak Oteli Utanç Müzesi olmalı” mücadelemizi sürdürüyoruz.

Geleceğe dair bir umut yeşeriyor içimde. Yurt dışından dostlarımız, yitirdiklerimize derin saygı ve büyük emekle, kararlılıkla bir sanal hafıza merkezi yükselttiler. Tanıklıklarımız var içinde, 33 Pir Sultan geleceğe taşındı böylelikle…

Bitmedi, sürüyor o kavga; sürecek…

Paylaş

spot_img

İlginizi çekebilir

Bunlara baktınız mı?
Benzer Başlıklar

Kelime Ata: Hafızayı kaybetmek/hafızayı kaydetmek…

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 303. sayısında yayınlanmıştır. “Aslanlar kendi...

Metin Öztürk: Bir “Karşı-Hafıza” Mekanı Olarak Madımak Katliamı Hafıza Merkezi

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 303. sayısında yayınlanmıştır. Sosyolojik metaforlar...

Fatma Özdoğan: Hatırlamak, Hatırlatmak, Mekan ve Politika: Madımak Katliamı Hafıza Merkezi

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 303. sayısında yayınlanmıştır. 6 Şubat...

Dilek Özhan Koçak: Hafıza, Arşiv ve Adalet: Dijital Bellek Mekânları ve Madımak

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 303. sayısında yayınlanmıştır. 2 Temmuz...

Alevilerin Sesi dergisine abone olmak ister misiniz?