Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 300. sayısında yayınlanmıştır.
Alevi örgütlenmesi ve Alevi medyası hem Türkiye’de hem de diasporada yaklaşık otuz yıl önce destansı fedakarlıklar, örneğine az rastlanır dayanışmalarla ve büyük umutlarla kuruldu. Hiçbir devletin desteği olmadan hatta tam tersine Türkiye’de büyük engellemelere rağmen, kısa sürede paha biçilemez kazanımlar elde edildi. Aleviler temizlik yaparak kazandıklarıyla, çocuklarının boğazından keserek inşa ettikleri cemevelerinde ibadet edebildi. Hemen devamında da aynı şekilde Alevilerin lokmalarıyla kurulan radyo ve televizyonlarda inançları hakkında konuşuyorlar, tartışıyorlar, öğreniyorlar, öğretiyorlardı. Belki de en önemlisi doya doya deyişler dinliyorlar, ağlıyorlar gözyaşları içinde hiçliğe erişiyorlardı. İstisnasız bütün Alevi evlerde sadece Alevi medyası izleniyor hatta izlenmese dahi açık tutuluyordu. Alevi örgütlerinin ve Alevi medyasının kuruluşlarındaki fedakarlıkları, tanıklıkları ve coşkuyu anlatan akademik çalışmalar, belgeseller, kısa filmler ve elbette çağımızın en güçlü aracı olan kısa videolar ve tiktoklar laikiyle henüz yapılmadı.
Bu destansı başlangıç ne yazık ki trajik biçimde yerini sert ayrışmalara, bölünmelere, kavgalara bıraktı. Artık düşman Sünnilik değildi. Aleviler otuz yıllık süreçte birbirlerini düşmanlaştırmayı başardı. Hem de bir zamanlar Sünnilerin Alevilere yaptıklarını neredeyse birebir, aynı sertlikte ve aynı yöntemlerle birbirlerine yapmaya başladılar.
El yordamıyla kurulan Alevi medyasında emeği geçen ve içerik üreten herkesin hizmeti kabul olsun, hepsine minnet borçluyuz. Ancak geldiğimiz noktada bırakın Aleviler dışındaki kamuouyunu Aleviler bile Alevi medyasını izlemiyor. Belki biraz sert olacak ama belirtmek gerekiyor Alevi medyası neredeyse sadece konuşan “erkek kafalardan” oluşuyor. Üstelik bunların büyük çoğunluğu medya alanında herhangi bir uzmanlığa sahip değil. Sadece konuk davet edip klişeleşmiş sorular soruluyor.
Kaçınılmaz olarak hem Alevi örgütlerinin hem de Alevi medyasının çağın gereklerine göre yeniden yapılanması bir zorunluluk olarak kendini dayatıyor. Bunun için öncelikle Türkiye ve diasporadaki bütün Alevi kurumlarını çatısı altında özerk, yetkili, elbette makul ölçüde bir bütçeye sahip ve şeffaf bir biçimde uzmanlardan oluşturulan “medya ve iletişim kurulu” gibi bir yapının oluşturulması gerekir. Sözkonusu kurul şu alt birimlerden oluşmalı:
– Radyo ve televizyon yayıncılığı
– Sosyal medya kullanımı
– Alternatif yayıncılık, Youtube, tik tok, reel video, potcast
– Yazılı basın, gazete dergi
– Belgesel ve kısa film üretimi: ödüllü yarışmalar düzenlebebilir
Aslında “Alevi medyası ve iletişim kurulu” için model olabilecek bir örneği Alevilerin Sesi dergisi çok başarılı biçimde uyguluyor. Alana emek veren akademisyenler ve örgütlerde deneyimli kişilerden oluşan bir yayın kurulu, derginin editörü tarafından oluşturuldu. Yayın kurulu hem yıllık planlar yapıyor hem de her bir sayının konusunu belirliyor. Oluşturulan konu hakkında kimlerin yazabileceğini de öneriyor. Böylece her bir sayı alanında uzmanlar tarafından yazılan yazılardan oluşuyor. Üstelik bu yazarlar sürekli değiştiği için hem çeşitlilik hem de kapsayıcılık anlamında ideal bir model oluşturmuş. Daha da önemlisi Alevilik içindeki farklı yaklaşım ve yorumlara eşit biçimde yer vermesi.
Alevi medyası nasıl etkili içerik üretebilir?
Alevi medyasının etkili içerik üretebilmesi için doğru politika, amaç ve hedef kitleyi isabetli biçimde tespit etmek zorunda. Birinci hedef kitle elbette Alevi toplumu, ikincisi de Türkiye kamuoyu. Aleviler ulusal medyada sadece katliamlarla ayrımcılıkla ve zaman zaman hak talepçisi olarak çok sınırlı biçimde görünür olabiliyorlar. Dolayısıyla aslında Aleviler henüz kamusal alana çıkmayı beceremedi. Oysa asıl hedef ulusal kanallarda Alevilerin doğru biçimde temsilini sağlamak olmalı. Çünkü modern dünyada baş döndürücü teknolojik gelişmelerle en büyük kamusal alanı medya oluşturuyor. Bunu şöyle bir örnek ile anlatmak daha kolay olacağını düşünüyorum.
Türkiye koşullarında hayali bir köy düşünelim, köyün meydanı, kahvesi, çeşmesi o köyün kamusal alanını oluşturur. Köyün yarısının Alevilerden oluştuğunu düşünelim. Köyün meydanından yani kamusal alanından hemen hemen her gün bütün köylüler en az bir kere geçmesi beklenir, suya gider kahveye gider vs. Fakat köyün yarısını oluşturan Aleviler hiç dışarı çıkmıyor, suya kahveye gitmiyor. Ne zaman çıkıyorlar sadece cenazeleri olduğunda çıkıyorlar. Ya da köyün imamı onları zorla camiye götürmeye çalıştığında karşı çıkıyorlar ve gitmiyorlar. Tam da bu nedenle Aleviler köyün içinde anormal sapkın insan muamelesi görüyorlar. Aleviler kendi evleri içinde Aleviliğin ne kadar muhteşem bir inanç olduğunu kendi kendilerine tekrarlayıp duruyorlar ama kimse onları duymuyor.
Türkiye’deki toplum Aleviliğin ne olduğunu bilmiyor. Gerçi Aleviler de bilmiyor ve bilmek de istemiyor. Kentleşen Aleviler Aleviliği arkaik modası geçmiş bir inanç muamelesi yapıyor. Sonra da çocuklarını uyuşturucu batağından çıkarmaya çalışıyorlar. Alevi örgütlerinin isabetli bir medya politikası belirlemesi gerekiyor. Mesela Türkiye’de en çok izlenen format olan dizilerde Aleviliğini uygun biçimde pratik eden bir karakter olmasını sağlamak hatta dayatmak. Sokak eylemlerinin bir kısmını bu amaçla dizi setlerinin önünde yapmak çok daha etkili olur. Üstelik bu eylemler anaakım medyaya da konu olur. Çünkü milyonlarca Alevi de bu dizileri izliyor. Benzer biçimde TRT’nin önünde düzenli kalabalık oturma eylemleri yapılmalı bizim paramızı alıp bizi temsil etmiyorsunuz diye hesap sorulmalı. RTÜK düzenli olarak, ulusal yayınlarda Alevilere yapılan ayrımcılıklar ve doğru temsil edilmedikleri için, dilekçe yağmuruna tutulmalı. Öncelikli hedef kamusal alanda doğru temsil olmalı.

