Bu röportaj Alevilerin Sesi dergisinin 296. sayısında yayınlanmıştır.
Bir dostu anmak, aslında mümkün değildir. Çünkü onlar, aslen bizi artık terk edebilme olanağına sahip değildir.
Anlayışları, düşünme biçimleri, üslupları; neye gülecekleri, neye kızacakları, kimi sevip kimi sevmeyecekleri… Kısacası hayata karşı duruşları, bizim bildiğimiz ve içselleştirdiğimiz şeylere dönüşmüştür. Bu yönüyle bakıldığında, onlar artık sonsuzluğa ulaşmış, ölümsüz olmuşlardır.

Elbette herkesin harcı değildir ölümsüzlüğe ulaşmak. Konuştuğuyla yaptığı arasında fark olmayan; ele aldığı her konuyu bilimsel bir şüphecilik ve eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirebilen; kendi dünya görüşünden süzüp damıttığı bu “yeni”yi büyük bir ustalıkla dile getirebilen… Üstelik bunu yaparken, “kovan zihni” diye tabir edilen kolektif konformizme teslim olmadan, cesaretle yeniyi savunabilen insanların sayısı çok azdır.
Aklın özgürlüğü, fikrin sağlığa ulaşmasını sağlar. Bu sağlıklı fikirler ise Batı’da “bilinç”, Doğu’da ise “vicdan” olarak karşılık bulur.
Bu açıdan değerlendirildiğinde, birini “anmak” gerçekten mümkün değildir. Geriye sadece özlemek kalır.
Kimi özler, kimi de özlüyormuş gibi davranır. Yani, onun yokluğunu iyi ya da kötü değerlendirenler olacaktır.

Misal, yokluğundan faydalanarak, kızacağı şeyleri ve doğru tavrını bile bile, uçarı bir kolaycılıkla işine geleni yapmaya devam edenler çıkacaktır. Sorarsanız, eminim çok özlediklerini söylerler. Fakat yaptıkları, onu içi boşaltılmış bir sembole dönüştürmekten başka bir şey değildir. Adı her yerde anılır, resimleri her köşeye asılır, “Ne kadar da iyiydi” sözü gür bir hacimle ağızdan ağıza dolaşır. Fakat anlayışı, orada vaki değildir.
Oysa diğer şık çok daha yalındır. Gerçekten özleyenler, o yanlarındaymış gibi davranmaya devam eder; doğru olanı yapmaya gayret eder. Onun anlayışı, kendilerinde olabildiği kadarıyla vücut bulur.
Dolayısıyla ölümsüzlük de işte budur.
Turan Eser’i kaybedeli bir yıl oldu. Göz açıp kapayıncaya kadar geçti. Ama yarattığı hüzün baki kaldı.
Yine de bu benim için bir “anma” değil; çünkü o yanımda. Ne zaman ihtiyaç duysam, ona danışabiliyorum.
Tekrar buluşacağımız güne kadar, onu çok özlüyorum.
Onur Erbaş


