Bu röportaj Alevilerin Sesi dergisinin 296. sayısında yayınlanmıştır.
Senin aramızdan ayrılışının üzerinden yakında bir yıl geçmiş olacak. İnan, zamanın nasıl akıp geçtiğini hâlâ anlayabilmiş değiliz. Evladın olarak, bu kaçınılmaz sonun bir gün başıma geleceğinden hep korkmuştum. Ama artık o korkuyu yendim, baba. Çünkü senin bıraktığın büyük mirasın sorumluluğunu taşıyorum. Şimdi tek korkum, sana layık bir evlat olup olamayacağım.
Ailenin senin için ne kadar kıymetli olduğunu biliyorum. Bununla birlikte ben seni, her şeyden çok, kendini bir davaya adamış bir insan olarak görüyorum. Geride bıraktığın eserler artık bize emanet. Bu eserlerin insanlara, özellikle de gençlere ilham vermesi ve hayatlara ışık tutması için elimizden geleni yapacağız. Gözün arkada kalmasın. En değerlilerin arasında yer alan anneme gözüm gibi bakacağımdan emin olabilirsin.
Sen bizden çok erken ayrıldın. Bu serüveni sensiz tamamlamak zorundayız. Ama bunun bizi yıkmayacağını da senden öğrendim. Seni kaybettikten sonra duygularımı da yitirdim. Belki inanmayacaksın ama bu, beni özgürleştirdi. Belki de bana yapabileceğin en büyük, son iyiliği yaptın. Hayatın güllük gülistanlık olmadığını, aramızdan ayrılarak gösterdin. Ben de herkes gibi gerçeklerle yüzleştim ve bunu kabullendim.
Yattığın yer incinmesin, baba. Geride anılarını yaşatacak bir evlat, yaralarını saracak bir eş ve birçok kıymetli eser bıraktın. Erken gidişin dışında, bir babanın bu hayatta yapması gereken her şeyi yaptın. Bizim hikâyemizde yapılacak daha çok şey vardı; ama olmadı. Sonuçta hepimizin bir sonu var. Geride kalan ise bıraktıkların, adın ve itibarın oldu. Sen her şeyin iyi olması için sonuna kadar mücadele ettin; asla pes etmedin, hiçbir zaman kaçmadın.
Öteki dünyaya inanmasam da, bir dilek hakkım olsaydı, Gülali Amcamla doya doya hasret giderebilmeni dilerdim.
Sevgi ve saygıyla,
Oğlun Oğulcan


