Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 300. sayısında yayınlanmıştır.
Alevilerin Sesi dergisi 300. sayısına ulaşıyorsa, bu yalnızca uzun soluklu bir yayıncılık başarısı değildir. Bu, aynı zamanda inkâr ve asimilasyon politikalarına rağmen ayakta kalan bir inancın, kolektif hafızasını koruma ısrarının ve bitmeyen bir mücadelenin kaydıdır.
Otuz iki yıl boyunca yayımlanan her sayı, Alevi Hareketi’nin hangi koşullarda, hangi sorularla ve hangi bedellerle yürüdüğünü hatırlatmaktadır.
Alevi Hareketi’nin ilk yıllarında temel mesele görünür olmaktı.
“Biz buradayız ve varız.” demek; adımızla anılmak ve Aleviliğin folklorik bir unsur ya da kültürel bir renk olarak tanımlanmasına itiraz etmekti.
O dönem cemevleri ve örgütlenme alanları yalnızca mücadele mekânları değil, aynı zamanda kendimizi yeniden kurduğumuz, yolumuzu hatırladığımız alanlardı. Alevilerin Sesi dergisi de bu hafızanın taşıyıcılarından biri oldu.
Zamanla Avrupa Alevi hareketi büyüdü, kurumsallaştı. Federasyonlar, konfederasyonlar ve temsil mekanizmaları oluştu. Bu gelişme önemli kazanımlar sağladı. Ancak aynı zamanda yeni sınavları da beraberinde getirdi. Kurumsallaşma, yalnızca devlete karşı verilen mücadelenin değil, hareketin kendi iç işleyişinin de sorgulanmasını zorunlu kıldı. Söz ve karar süreçlerinde ortak hareket etmeye ve çoğulculuğa dikkat edildi.
İkinci bir nokta ise Alevilerin talepleri ve devletle kurulan ilişkinin başlı başına bir mücadele alanı olmasıdır.
Aleviliğin inanç olarak kabul edilmemesi meselesi, çoğu zaman devletin Aleviliği ısrarla tanımlaması nedeniyle Alevi kurumları ile devlet arasındaki gerilimin hâlâ güncelliğini korumasına neden oluyor.
Çünkü Alevilik, tek tip tanımlara, bürokratik kalıplara ve “makbul inanç” kategorilerine sığmayacak kadar çoğul ve yol merkezli bir inançtır.
Diğer yandan kurumlardaki her dönem ve süreçte en fazla ihmal edilen alanlardan biri ise Alevi inancında sıkça dile getirilen eşitliğin pratikte ne kadar hayata geçirildiği sorusu oldu.
“Kadın erkek sorulmaz muhabbetin dilinde.” sözü, ne yazık ki örgütlü yapılarda her zaman karşılığını bulmadı.
Kadınlar yıllarca emeğin en ağır kısmını üstlenirken karar mekanizmalarının dışında bırakıldı. Gençler ise çoğu zaman geleceğin öznesi değil, bugünün sessiz tanıkları olarak kurumlardan uzaklaştı.
Oysa kurumlarda yıllardır mücadelesi verilen eşit temsiliyet ve eşit başkanlık anlayışının hayata geçirilmesi ve bu görevin bir kadın cana devredilmesi, basit bir görev değişimi değil; Alevi Hareketi açısından tarihsel bir yüzleşme ve dönüşüm adımıdır. Yolun özü rızalık ve eşitlikse, örgütlü yapılar da bu ilkeyi sadece sözde değil, fiilen yaşatmak zorundadır.
Bugün geriye dönüp bakıldığında Alevi Hareketi’nin en büyük kazanımı yalnızca elde edilen haklar değil; kendi eksikleriyle yüzleşebilme cesareti göstermesidir. Hatalar oldu, gecikmeler yaşandı, kimi fırsatlar heba edildi. Ancak yol durağan değildir. Yol, sorgulayarak, değişerek ve birbirini dönüştürerek yürümeye devam ediyor.
Bu sayı vesilesiyle bir kez daha görülüyor ki Alevilerin Sesi dergisi yalnızca geçmişi kayıt altına alan bir yayın değil; geleceğe tutulmuş bir aynadır.
Bu aynaya bakarken hem mücadeleyi hem de eksikleri dürüstçe görmek zorundayız. Çünkü Alevi Hareketi’nin yarını, bugünden kurulan eşitliğe, adalete ve rızalığa bağlıdır.
Bu yol tek kişinin değil; kadınların, erkeklerin, gençlerin ve emek veren herkesin ortak yoludur.
Aşk ile,

