Pazartesi, Mart 16, 2026

Neval Oğun Balkız: Tarihsel Mezhepçi Zihniyetin “Patolojik Alevlenmesi” AK’lamalar ve Sorular!…

Date:

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 299. sayısında yayınlanmıştır.

 Leyla Şahin Usta, bir milletvekili ve aynı zamanda AKP Grup Başkanvekili.

TBMM çatısı altında miletvekili olarak yemin etmiş “… vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü… koruyacağına; hukukun üstünlüğüne, demokratik ve laik Cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı kalacağına; toplumun huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasaya sadakattan ayrılmayacağına… namusu ve şerefi üzerine” andiçmiş bir siyasetçi!

Aynı TBMM çatısı altında, bağlı olduğu siyasal islamcı, ideolojik “davanın” tarihsel mezhepçi zihinsel mirasını, önyargı ve ötekileştirme pratiğini ortaya koyuyor ve ettiği yemini bütünüyle ihlal eder şekilde; “On üç yıl boyunca Suriye’de Müslümanlar katledilirken gıkını çıkarmayanlar, bugün ‘Aleviler öldürülüyor’ diye ortalığı ayağa kaldırıyor” diyor! Bir nefret söylemini, bütün toplumun yüzüne bağırıyor!

Halkın algıları, insansal ortak onur, etik bilinç ve vicdanı, bir kez daha dağıtılıyor, parçalanıyor!

Daha öncesinde de, aynı zihniyetin farklı ağızlardan benzer söylemlerine tanık olan, her inançtan, mezhepsel ve etnik aidiyet, siyasi ve felsefi görüşten yurttaşlar olarak; bu anlayış ve söylemin, önyargı ve ayrımcılığın tesadüf, tekil ve bağımsız olmadığını biliyoruz! Tarihsel süreçte ve son dönemde özellikle yaratılan koşullarda, nasıl kitlesel zihinsel bir yapıya dönüştüğünü ve yayıldığını da, kaygıyla izliyoruz!

Anayasa İhlali ve Toplumsal Bütünlüğe Tehdit

Bu anlayış ve söylemin; Anayasanın Başlangıç kısmında düzenlenen “Türkiye Cumhuriyetinin maddi ve manevi mutluluğunu” koruma; “egemenliği millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamama”; “…lâiklik ilkesinin gereği olarak (kutsa) din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı” hükümlerine ve amaçladıkları ‘kamu düzeni’, ‘toplum huzuru’ ve ‘toplumsal bütünlüğün sürdürülebilirliği’ temel ilkelerine; temel ilkelerin yapısal unsurunu oluşturduğu genel Anayasal düzene, eşit hak öznesi yurttaş temelinde düzenlenmiş temel hak ve özgürlükler sistemine, “millet” ve “vatandaşlık” tanımları ve unsurlarına aykırı olduğunu; Anayasayı bütünsel bir ihlal fiili oluşturduğunu, toplumsal ve kamusal alanda fay hatları açtığını, bunların duygusal ve aidiyet bağlamında toplumsal bütünlük ve “milli dayanışmayı” tehdit eder boyuta geldiğini sosyal, siyasal, hukuksal bir gerçeklik olarak, sürekli deneyimliyoruz.

Bir inanç toplumunun (somut durumda Alevilerin); ideolojik olarak hegemonik bir üstünlük sanrısı içinde olan, siyasallaşmış bir din anlayışına dayalı “iktidarın” ve sistematik sergilediği ayrımcı, baskıcı, ötekileştirici uygulamaları karşısında, sürekli olarak kendini anlatmak ve savunmak zorunda bırakılması, başlı başına bir insan hakları ihlalidir, bir tehdittir.

Bu tür söylem ve anlayışların TBMM çatısı altınada yer buluyor olmasını, toplum olarak en büyük “bahtsızlığımız” olarak niteliyor ve kınıyoruz!

Bu söylem SUÇ’TUR!

Leyla Şahin Usta bu söylemi ile ‘Alevilerin, ‘ötekiler’ olarak “öldürülmelerinin suskunlukla karşılanabilir” olduğu yönünde bir kabulü dile getirmiş, kitle olarak Alevileri hedef göstermiş, hatta “düşmanlaştırmıştır!” Bir “nefret söylemi” suçu işlemiştir! (BM Nefret Söylemi Stratejisi ve Eylem Planı, nefret söylemini şu şekilde tanımlar: “ Kişiye veya bir gruba, kim oldukları temelinde , yani dinleri, etnik kökenleri, milliyetleri, ırkları, renkleri, soyları, cinsiyetleri veya diğer kimlik faktörleri temelinde saldıran veya aşağılayıcı veya ayrımcı dil kullanan, sözlü , yazılı veya davranışsal her türlü iletişim.)

Leyla Şahin Usta; selefi, cihatçı, tekfirci ( terör örgütü) HTŞ’nin Suriye’de işlemiş olduğu ‘insanlığa karşı suçları’ ve suçluları, zımnen övmüştür. (TCK 215. maddede düzenlenen) “suçu ve suçluyu övme” fiilini işlemiştir.

Leyla Şahin Usta (TCK 216.Made 1. fıkrada düzenlendiği üzere) “halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmiş” ve aynı zamanda; “halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılamıştır.”

Ayrıca, zımni olarak alenen tehdit niteliğinde anlaşılabilecek bu söylem ile “halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit suçunu” işlemiştir.

Ve elbette; TBMM’nin kurumsal ve manevi yapısına, işlevsel ilkelerine, hukuksal öznelliği ve varlığına uymayan bir hareket ve söylemde bulunmuştır!

Bütün bu yaşananlar karşısında, bu söylem ve anlayışa karşı, genel suskunluğu aşacak şekilde, başta AKP olmak üzere, tüm siyasal anlayışların, partilerin, demokratik kitle örgütlerinin, toplumun her kesiminin karşı çıkmasını beklemek; insan haklarını temel alan bir hukuka göre örgütlenmiş, bireysel ve grupsal özgürlüğü, sosyal, hukuksal, ekonomik , cinsiyet vb. her tür eşitliği, adaleti ve toplumsal barışı, katılımcılığı sağlamış, sağlamayı hedeflemiş demokratik bir siyasal, toplumsal yapıyı oluşturmak, bu yapı içinde birlikte yaşam inancını sürdürmek için, temel önemdedir!

Ancak, böyle davranmak yerine örneğin, AKP Merkez Kadın Kolları “Grup Başkanvekillerimiz Sayın Leyla Şahin Usta ve Sayın Özlem Zengin milletimizin sandıktaki emanetine, Meclis kürsüsünde hakikatle sahip çıkıyor” yönündeki açıklaması, bu zihniyetin kurumsal olduğunun göstergesidir!

Leyla Şahin Usta’nın, kamuoyundaki eleştiriler üzerine “ayrım yapmadığını” belli bir din anlayışına dayalı referanslarla, ümmet kardeşliği ve sadakat vurgusu üzerineden savunan ve bu haliyle de dışlayıcı olan, kendisini eleştirenleri “nifak” ile suçlayan açıklaması da, bu gerçeği ortaya koyuyor!

Toplum olarak bilmek hakkımız:

-Bu söylem ve zihniyetlerin sahipleri (Milletvekili), TBMM’de oturmaya devam edecek midir? Yasama dokunulmazlığı zırhının ardında bu suçların işlenmeye devam edilmesi karşısında, iç tüzük hükümleri ve Parti Disiplin Yönetmeliği gereğince işlem yapılacak mıdır? İlgili Milletvekili hakkında, gerekli yasal işlemler yapılacak mıdır? AKP, ilgili milletvekilinin “affını” isteyecek midir? Bu söylem karşısında, toplumdan özür dilenecek midir?

-Bu söylem ve anlayış karşısında , ‘laik ulus ve millet ilkesi’ yerine, dayatılmaya çalışılan “Türk, Kürt, Arap ümmet kardeşliği” çagrısı hangi anlama gelmektedir?

-Siyaset alanında ve toplumsal yaşamda, her tür unsuru ile “biz/ onlar ayrımının” yapılması, anlayış ve uygulama olarak, yaygınlaşması ve davranış kalıpları haline gelmesinin önlenmesi için , ne yapılması planlanmaktadır?

-Bu söylem ve anlayışın uygulayıcıları, oluşan toplumsal tepkiler karşısında tepkileri dindirmek ve aklanmak için, her seferinde, siyasal ve yapısal bağları bulunan Alevi kurumlara koşarak, orada Hz Ali’nin huzuruna çıktıklarını göstererek, “meşruiyet kazanacaklarına” mı inanıyorlar? Böylesi kurumları kullanan davranışlarla, hepimizin bildiği “hakikatin” gizlenmeyeceğini bilmiyorlar mı?

Paylaş

spot_img

İlginizi çekebilir

Bunlara baktınız mı?
Benzer Başlıklar

Doç. Dr. Kumru Berfin Emre: Alevi Medyası Olarak Alevilerin Sesi Dergisi

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 300. sayısında yayınlanmıştır. Medya kavramı...

İsmail Kaplan: Alevilerin Sesi bu günlere nasıl geldi?

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 300. sayısında yayınlanmıştır. Alevilerin Sesi...

Recai Aksu: Tarihe Belgeler Bırakan Bir Dergi

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 300. sayısında yayınlanmıştır. Sevgili Alevilerin Sesi Okuyucuları, Alevilerin...

Necdet Saraç: Müthiş Yıllardı

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 300. sayısında yayınlanmıştır. 1963-70 döneminde...

Alevilerin Sesi dergisine abone olmak ister misiniz?