Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 300. sayısında yayınlanmıştır.
AS’nin 300. sayısını çıkarmak Genel Yayın Yönetmeni Erdal Kılıçkaya’ya nasip oldu.
Hatırlıyorum, 100. sayı için de dönemin Yayın Yönetmeni Necdet Saraç arkdaşımız bir yazı istemişti.
“Üç beş kişi kalmıştı türkü söyleyenler.
Üç beş kişi kalmıştı kalem tutanlar.” diye bir yazı yazdığımı hatırlıyorum.
Birinci sayısını da hatırlıyorum.
Demem o ki, AS’nin 300. sayıya gelmesinin birçok durağında vardım.
Birçok durağına da tanığım.
Genel Yayın Yönetmenleri dostlarım:
Necdet Saraç, Recai Aksu, İsmail Kaplan, Fuat Ateş ve şimdi de Erdal Kılıçkaya çekiyor çileyi.
Çile diyorum, çünkü dergi çıkarmada tecrübem oldu.
1981-1986 yılları arası Köln Türkiyeli Öğretmenler Derneği Başkanı olarak Türkçe-Almanca Eğitim-Kültür Dergisi “Arkadaş”ı çıkarmıştım.
Başkan olarak kendime, yayın sorumlusu olarak yine kendime karıştığıma göre diğerlerini siz düşünün.
Demem o ki,
Bir yayın yönetmeninin bir kurum adına dergi çıkarması kolay lokma değil.
Çok patronunuz olur.
Genel başkanlar, başkanlar, sekreterler, yönetim kurulu üyeleri…
Herkes müdahale eder.
Herkes yazısı, fotoğrafı çıksın ister.
Herkes beğendiği yanını değil de beğenmediği yanını söyler durur.
Bunların tümünü Öğretmenler Derneği’nde ben yaşadığıma göre;
Avrupa Alevi kurumları adına çıkan AS Yayın Yönetmeni canlar hayli hayli yaşadılar.
Neler çektiklerini tahmin ediyorum.
Bizler dışarıya karşı “sansür düşmanı”yız.
Kendimiz söz konusu olunca “sansür dostu” oluruz da.
Her yayın yönetmeni döneminde yayınlara zaman zaman müdahale edildiğini, mevcut yönetimlerin kendilerinden yana saz çalmayan yazarların yazılarının dergiye girmesini önlediklerini, önlemeye çalıştıklarını biliyorum.
Tüm bu meşakkatli durumlara rağmen AS’yi 300. sayıya getirmek hem Alevi kurumların hem de yayın yönetmenlerin kıymetli başarısıdır.
Eyvallah.
İlk yılların zorluğu ile tadı, son yılların zorluğu ile tadı arasında oldukça farklı olduğunu gözlemledim.
İlk yıllarda daha çok örgüt haberleri, örgüt başkanların haberleri ve fotoğrafları bolca yer alıyordu.
Yani dergi çoğu kez Alevilerin Sesi’nden ziyade başkanların sesi oluyor zaman zaman.
Zaman zaman da örgüt ve Alevilerin de ötesinde muhalif toplumların sesi de oluyur.
Bu iyi. Çok iyi.
Son dönemlerde gerek içerik gerekse dizayn olarak bilim, sanat, kültür ve sosyal konularda ciddi yazılara da mihman etti AS.
Erdal Kılıçkaya’nın gazeteciliği, yanı sıra grafiker olması ve örgütün her kademesinde hizmet ederek gelmesi önemli bir şans olarak görüyorum.
Günümüzde şöyle bir sorun da bekliyor dergiyi:
“Tek boyutlu yazım.”
Yapay zeka ile yazılan yazılar, içeriği ne olursa olsun derginin tadını tuzunu kaçırıyor.
Derginin ruhunu yansıtmıyor bu tür yapay zekâ ürünü yazılar.
Olmamasını diliyorum.
Biliyorsunuz, el işi değerlidir. Bir ürünün el işi olduğunu hatalarından anlıyoruz. Fabrika ürünü aynıdır. Hatasızdır. Bazen değersizdir.
Günümüzde yazılar da öyle. Yapay zeka ürünü, aynı tornadan çıkan yazılar; edebiyat, kültür, sanat için büyük tehlikedir.
Canlara önerim:
Kendiniz olun.
Hatanız da olsun.
O hatalı yazılarda güzel bir ruh vardır.
Sizin ruhunuz.
Başımız üstüne.
Bir dileğim daha vardır yöneticilerden:
Günümüzde günlük haberler bile kalmadı. Sosyal medya saniye saniye tüketiyor zaten.
Bir haberinizin, bir günlük hizmetinizin bu dergide yer alması anlamsız.
Bırakın dergi; ciddi, vizyoner yazılar, öğretinin işlendiği makaleler, bilim, kültür ve sanat yazıları ile dolsun taşsın…
Geleceğe yön veren bir yayın olsun.
Böyle olmasının yükü hem yöneticilerde hem de genel yayın sorumlusunda…
Birbirini muhabbet ile kucaklayan bir sistemde herkese yer olur.
Umut…
Unutmayalım ki bu tür yayınların sahibi eninde sonunda toplumdur.
Hiçbirimizin özel mülkiyeti değildir.
Yöneticiler derginin yayın politikasını belirler, gerisi yayın yönetmeninin işidir.
Böyle olmalı ki iş kolay kılına.
Böyle olmalı ki AS her daim toplumun sesi ola.
Böyle olmalı ki umut ola.
Karanlıkta ses ola.
Ses, karanlıkta ışıktır zira.

