Cumartesi, Temmuz 18, 2026

Metin Öztürk: Bir “Karşı-Hafıza” Mekanı Olarak Madımak Katliamı Hafıza Merkezi

Date:

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 303. sayısında yayınlanmıştır.

Sosyolojik metaforlar düşünce dünyamızın anahtarlarıdır. “Katı olan her şey buharlaşıyor” (Karl Marx) ya da “demir kafes” (Max Weber) gibi kısa ifadeler, modern dünyanın sosyolojisini tek başına bir imge olarak taşıyabilmektedir. Bu bağlamda, Madımak Katliamı Hafıza Merkezi üzerine konuşacak olursak, öncelikle hafıza çalışmalarıyla bilinen Fransız yazar Pierre Nora’nın şu sosyolojik metaforunu anmak gerekir: “Hafıza mekânları vardır, çünkü artık hafıza yoktur.” (Nora, 1989)

Pierre Nora, Hafıza Mekanları (2001) adlı dört ciltlik eserinde Fransız ulusal kimliğini yeniden üreten hafıza mekanlarını incelemiştir. Ona göre modern dünya, gündelik yaşam içinde kendiliğinden işleyen doğal “hafıza ortamlarının” yitirildiği bir dünyadır. Bu yitirilişe meydan okurcasına “modern insan”, hafızayı fiziksel ve simgesel mekanlara sabitleyerek korumaya yönelmektedir. Anıtlar, müzeler, arşivler, tarih kitapları ya da ulusal bayramlar, günümüzün en göze çarpan hafıza mekanları arasında yer alır. Bu mekanlar aracılığıyla geçmişimizi unutmamaya, onu sürekli olarak hatırlamaya yöneliriz; kimi zaman da ona zorlanırız.

Eğer hatırlama-unutma ikiliğinden söz ediyorsak aslında siyasal olana da giriş yapmış oluruz. Bu noktada, İngiliz düşünür John Locke’un şu veciz ifadesini anımsayalım: “Hatırladığım neyse oyumdur”. Zira siyasal beden hatırlama ve(ya) unutma süreçleri üzerinden varlık kazanır. Bu durum sadece modern toplumlara özgü değildir. Antropoloji literatürü, ilkel toplumlarda da siyasal bedenin inşasının topluluğun kurucu kökeninin hatırlanması ve(ya) unutulmasına dayandığını göstermektedir. Günümüzde ise bu işlev, “kendiliğinden” olmayan bir biçimde hafıza mekanları aracılığıyla yerine getirilmektedir. Böylece bu mekanlar hafıza siyasetinin bir parçası olarak siyasal bedenin üretiminde rol oynar.

Bilindiği üzere geçmişte olduğu gibi günümüzde de hafıza siyasetinin başat aktörü modern devlettir. Savaş kahramanları adına diktiği anıtlar, şanlı zaferlerin yer aldığı tarih kitapları, fetih ganimetlerinin sergilendiği müzeler ya da “ulus” bilincinin ritüelleştirildiği resmi bayram ve törenler aracılığıyla modern devlet hatırlatır. Ancak aynı zamanda, bu anıtlar uğruna hayatlarını kaybeden “çokları”, şanlı zaferlerin çıplak şiddetini, fetih ganimeti olarak taşınan kadınları, köleleri, çocukları ya da “ulus” anlatısına dahil ol(a)mayan “ötekilerin” hikayeleri modern devlet tarafından unutturularak görünmez kılınır. Bu bakımdan modern devlet “makbul” bir siyasal beden inşa ederken; başka bir bedeni parçalayarak dışarıda bırakır.

Günümüz dijital arşiv çalışmalarını, dolayısıyla Madımak Katliamı Hafıza Merkezi’ni, bu arka planla birlikte okumak gerekiyor. Nora’ya atıfla, dijital arşivler bugünün en tipik hafıza mekanlarıdır. Kütüphane, sanal müze, çevrimiçi anıtlar ya da sözlü tarih anlatılarının sergilendiği mecralar olarak bu dijital ortamlar, bilginin depolandığı, sunulduğu ve yeniden üretildiği alanlar sunar. Üstelik sanal olmayan muaddileriyle kıyaslandığında, daha geniş ve çeşitli içerik barındırma kapasitesine sahiptirler. Zaman ve mekan sınırını büyük ölçüde kaldırarak herkese açık erişim olanağı sunarlar. Dahası, etkileşime açık yapısıyla kullanıcıyı sadece izleyici veya tüketici konumunda bırakmaz, aynı zamanda onu bilgi üretim sürecinin bir parçası haline getirirler.

Bu özellikleriyle dijital arşivler Michel Foucault’dan mülhem bir kavramla, “karşı-hafıza” mekanları olarak işlev görebilmektedir (Foucault, 2003). Resmi ve hegemonik anlatılar dışında kalan madunlar ve ötekiler, bu mecralar aracılığıyla kendi hikayelerini anlatarak parçalanmış siyasal bedenlerini yeniden inşa etmeye çalışır. Bu süreç, Foucault’nun işaret ettiği biçimde, resmi anlatının basit bir inkarı ya da reddine değil; alternatif arşivlere, sözlü tarih çalışmalarına ve tanıklıklara dayalı bilgi üretim rejimine dayanır.  Özellikle şiddet deneyimlerinin söz konusu olduğu bağlamlarda, bu tür mecralar yalnızca hafıza inşa etmez; aynı zamanda cezasızlıkla mücadele, onarıcı adalet ve yüzleşme süreçlerine de katkı sunar. Bu yönüyle hafıza siyasetinin etkili bir bileşeni olarak işlev görür.

Örneğin The Shoah Foundation’un Görsel Tarih Arşivi (https://vha.usc.edu/home), 65 ülkede ve 43 dilde toplanmış yaklaşık 55.000 Holokost tanıklığını bir araya getirir. Benzer şekilde Ruanda Soykırımı’yla yüzleşmeyi amaçlayan The Voices from the Rwanda Tribunal (https://tribunalvoices.org/about) dijital koleksiyonu, soykırım sonrası adalet ve uzlaşma çabasının bir ürünü olarak öne çıkmaktadır. Türkiye’den de örnekler sunulabilir. 12 Eylül Askeri Darbesi döneminde yaşanan insan hakkı ihlallerini konu alan Tarihsel Adalet için Bellek Müzesi (https://bellekmuzesi.org/) ile, kadına yönelik cinayetlere dikkat çekmek amacıyla oluşturulmuş olan Anıt Sayaç (https://anitsayac.com), madunların hikayelerinin kamusal alana taşınmasına hizmet eder.

Madımak Katliamı Hafıza Merkezi hakkındaki değerlendirmelerimi aktarmadan önce bu denli uzun bir girizgaha girişmem yadırganabilir. Ancak bu tarihsel arkaplanı ve teorik çerçeveyi aktarmam gerekiyordu. Bu çerçevenin göz ardı edilmesi halinde, Madımak Katliamı Hafıza Merkezi’nin anlam ve öneminin eksik kalacağı kanısındayım.

Madımak Katliamı Hafıza Merkezi henüz proje aşamasındayken Aralık 2020’de araştırmacı olarak ekibe dahil oldum. Projenin neredeyse tüm bileşenlerinde kısmen görev aldım. Aynı zamanda bir doktora öğrencisi olarak Madımak Katliamı üzerine çalışmaya devam ediyorum. Dolayısıyla değerlendirmelerim dışardan bir gözleme değil, içeriden edinilmiş bir deneyime de dayanmaktadır.

Son kez başka bir sosyolojik metafore başvuralım: “Hiçbir arşiv tarafsız değildir.” Elbette,  Madımak Katliamı Hafıza Merkezi de tarafsız bir dijital mecra değildir. Sözde bilimsel “tarafsızlık” mottosuyla inşa edilmemiştir. Ama projenin hiçbir aşamasında nesnellikten, yani hakikata olan bağlılıktan ödün verilmemiştir. Bu nedenle, Madımak Katliamı Hafıza Merkezi’nin web portalına girdiğinizde çoklu hakikatlere tanıklık edersiniz. Resmi ve hegemonik anlatılarla sınırlı kalmayan, bu anlatıları da ters yüz eden bilgi üretim alanlarına ulaşırsınız.

Proje aşamasında bu bilgi üretim alanlarının oluşturulmasında yer aldım. Araştırmacı olarak içeriklerin toplanması, derlenmesi ve sunulması süreçlerinde görev üstlendim. Bu deneyim, doktora tez konumu da belirledi. Doktora tezimin başlığı “Kamu Görevlilerinin Anlatılarında Madımak Katliamı’nın Analizi”dir. 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta katliam yaşandığında yerel ve ulusal ölçekte görev yapan yirmiden fazla kamu görevlisiyle mülakatlar gerçekleştirdim. Çalışmamın saha sürecinde ve veri analizinde, yüzün üzerinde sözlü tarih ve röportaj kaydı, fotoğraf ve efemeralerden oluşan görsel arşiv, binlerce sayfalık basılı materyal ve çok sayıda video kaydı içeren Madımak Katliamı Hafıza Merkezi önemli bir başvuru kaynağım oldu.

Doktora tezimi 2027 baharında tamamlamayı planlıyorum. Madımak Katliamı üzerine uzun süredir çalışıyorum. Hafıza Merkezi projesi hayata geçirilmemiş olsaydı, araştırmacı olarak bu denli geniş ve çeşitli bir bilgi ağına ulaşmam mümkün olmayacaktı. Bu merkezin sadece bir kullanıcısı değil, aynı zamanda bilgi üretimine katkı sunan bir parçası olmak ise doktora çalışmamın niteliğiyle belirlenecektir.

Madımak Katliamı Hafıza Merkezi; dijital kütüphane, sanal müze, sözlü tarih ve röportaj kayıtları ile web belgesel ve sinema belgesel içeriğiyle bir “karşı-hafıza” mekanıdır. Madımak Katliamı’nı anlamak, yorumlamak, onunla yüzleşmek ve adalet talebini gündemde tutmak için vardır. Bu amaçla inşa edilmiştir. Bunun gerçekleşebilmesi için etik-politik sorumlulukla hepimizi paydaşları olarak davet etmektedir.

Paylaş

spot_img

İlginizi çekebilir

Bunlara baktınız mı?
Benzer Başlıklar

Kelime Ata: Hafızayı kaybetmek/hafızayı kaydetmek…

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 303. sayısında yayınlanmıştır. “Aslanlar kendi...

Fatma Özdoğan: Hatırlamak, Hatırlatmak, Mekan ve Politika: Madımak Katliamı Hafıza Merkezi

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 303. sayısında yayınlanmıştır. 6 Şubat...

Dilek Özhan Koçak: Hafıza, Arşiv ve Adalet: Dijital Bellek Mekânları ve Madımak

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 303. sayısında yayınlanmıştır. 2 Temmuz...

Prof. Dr. Zerrin Kurtoğlu: Kamusal Bir Hafıza Mekânı Olarak Madımak Sanal Müzesi

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 303. sayısında yayınlanmıştır. Politik mücadele,...

Alevilerin Sesi dergisine abone olmak ister misiniz?