Cumartesi, Temmuz 18, 2026

Meral Danış Beştaş: Madımak Katliamı, Madımak Yarası, Madımak Etkisi ve Hafızanın Rolü

Date:

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 303. sayısında yayınlanmıştır.

Binlerce yıldır büyük medeniyetlere ev sahipliği yapmış olan ve bu binlerce yılın yaşanmışlıkları ile harman olan Anadolu ve Mezopotamya; bunca birikimin yanı sıra en büyük kırılmaların ve acıların da yaşandığı yer oldu.

Zaman; çeşitli kereler ve ne yazık ki sıklıkla burada yaşayan toplumlar için dondu. Hâlâ donduğu yerde duran ve yanından hiç ayrılmadığımız acılarımız var. Madımak da onlardan biri ne yazık ki!

Binlerce yıldır koca Anadolu’yu renkten renge boğmuş olan “madımak” adı, artık bizler için alevlerin, dumanların ağızlarda bıraktığı derin bir acının adı oldu; o dumanlar hâlâ hepimizi nefessiz bırakıyor.

Pir Sultan Abdal Şenlikleri için bir araya gelen, Pir Sultan Abdal’ın öğretisini yeni kuşaklara anlatmak için orada bulunan ozanlar, yazarlar, şairler, aktivistler, düşünürler ve sanatçılar; sözün, barışın ve kardeşliğin gücünü anımsatmak ve yaşatmak için oradaydılar. Fakat kardeşliğin ve hoşgörünün sesini boğmayı hedefleyen karanlık ve kalabalık bir grup, içlerinde birikmiş öfkeyi, dillerine doladıkları nefret ile çoğaltıp kara bir bulut gibi çöktüler kardeşliğin üstüne!

O gün bugündür; kimse eskisi gibi hissedemiyor! 6-7 Eylül’ün umutsuz sokaklarında, Maraş’ın, Çorum’un, 12 Eylül’ün yıktığı yaşamlarda kalmış olanların, yani ülke halklarının geçmişte bırakmaya çalıştığı acılar 2 Temmuz’da Madımak’ta yeniden dirildi! Ne zaman geçmişin yaralarını sarmaya çalışsa bu halk; yeni bir yaranın yıkımı ile geleceğini örmeyi unuttu. Kalkıp toparlanmak isterken, sürekli bir el, yok etti bir arada yaşam gücümüzü!

Yaşam gücümüzün yeniden sınandığı Madımak artık sıradan bir bina değil; acının duvarlarına sindiği, vicdanın dumanla göğe savrulduğu bir hafıza mekânı! O gün, 33 aydın ve iki emekçi, yaşamlarının en verimli çağında, nefretin en karanlık suretiyle yüz yüze bırakıldı. Aydınlık düşünceleri ve insan sevgisiyle anılan bu insanların yok edilmesi, yalnızca canları değil; yüzyıllardır örülen birliktelik hâlini de ağır biçimde yaraladı. Küller arasında kaybolan sadece bedenler değil, toplumun ortak vicdanında açılan derin bir yara ve adalet özlemi oldu.

Tam da bu nedenle; Madımak Katliamı Hafıza Merkezi ve Sanal Müze’nin açılması son derece anlamlı bir adımdır. Daha onlarca yıl aramızda olup, sanatsal ve düşünsel üretimleri ile bizlere yol gösterecek olan, bizleri çıkaracakları düşsel yolculuklarla besleyecek olan, ama o katliamda yitirdiğimiz değerlerimiz ile yeniden buluşma imkânı da şüphesiz bu müze sayesinde gerçekleşecek.

Behçet Aysan’ın alevler içinde susturulan dizeleri, Metin Altıok’un bizlere yeni yeni anlamlar katan kelimeleri, Hasret Gültekin’in parmaklarının tellerde bıraktığı tını, Nesimi Çimen’in sazı, bu müzede yaşayacak ve bizlere eşlik edecek. Müze girişiminin; geçmişteki acıları unutturmamaya dönük yüzü, aynı zamanda yitirdiğimiz değerlerle de yeniden buluşmaya, onları anlamaya, Pir Sultan’ın öğretisini yaşatmaya da katkı sunacağı muhakkaktır.

Unutmamak yalnızca bir erdem değil, geçmişe ve geleceğe karşı taşınması gereken bir sorumluluktur. Hafızayı diri tutmak, benzer acıların yeniden yaşanmaması için atılabilecek en güçlü adımdır. Çünkü unutulan her acı, tekrarlanma tehlikesini de içinde taşır. Nitekim Türkiye’nin kısacık tarihinde sıklıkla tekrarlanan acılar bize bunu göstermiş, yaşatmış ve bizleri defalarca kanatmıştır. Kanayan yaralardan ancak birbirimize tutunarak, birbirimizin yarasını silip acımıza derman olarak çıkabiliriz. Şüphesiz hafıza mekânlarının böyle de bir işlevi vardır; olmalıdır. Tanıklıkları ileriye taşıyarak hafızayı diri tutabilir, hafızayı diri tutarak da birbirimizi anlayabiliriz. Bugün Madımak’ı anmak, yalnızca yitirdiğimiz canları saygıyla hatırlamak değil; onların savunduğu eşitlik, özgürlük, kardeşlik ve insanlık değerlerine sahip çıkmaktır.

Bu nedenle Madımak Hafıza Merkezi ve Sanal Müze, geçmişe açılan bir pencere olmanın ötesinde, geleceğe bırakılmış güçlü bir emanettir. Çünkü hafıza, yalnızca geçmişin yükünü taşımak için değil; daha adil, daha demokratik ve daha barışçıl bir geleceği kurabilmek için de gereklidir. Madımak’ı unutmayacağız; çünkü unutmak, acıyı ve haksızlığı yok saymaktır. Hatırlayacağız, anlatacağız ve aktaracağız. Ta ki hiçbir insan düşüncesi, inancı ya da kimliği nedeniyle nefretin hedefi olmayıncaya kadar; ta ki bu topraklarda kardeşlik yeşerinceye kadar.

 

Paylaş

spot_img

İlginizi çekebilir

Bunlara baktınız mı?
Benzer Başlıklar

Kelime Ata: Hafızayı kaybetmek/hafızayı kaydetmek…

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 303. sayısında yayınlanmıştır. “Aslanlar kendi...

Metin Öztürk: Bir “Karşı-Hafıza” Mekanı Olarak Madımak Katliamı Hafıza Merkezi

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 303. sayısında yayınlanmıştır. Sosyolojik metaforlar...

Fatma Özdoğan: Hatırlamak, Hatırlatmak, Mekan ve Politika: Madımak Katliamı Hafıza Merkezi

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 303. sayısında yayınlanmıştır. 6 Şubat...

Dilek Özhan Koçak: Hafıza, Arşiv ve Adalet: Dijital Bellek Mekânları ve Madımak

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 303. sayısında yayınlanmıştır. 2 Temmuz...

Alevilerin Sesi dergisine abone olmak ister misiniz?