Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 297. sayısında yayınlanmıştır.
Dara Düşen Bir Cemevinin Toplumsal Hikayesi
Yıl 1989…
Avusturya’nın St. Pölten kentinde bir grup Alevi bir araya geldi.
Anadolu’dan göç eden işçiler, emekleriyle kurdukları yaşamın içinde inançlarını, kültürlerini ve kimliklerini yaşatabilecekleri bir halk meydanına ihtiyaç duyuyorlardı.
Bu ihtiyaç yalnızca ibadet alanı değil; dayanışmanın, paylaşımın ve kimlik bilincinin yeniden inşası anlamına geliyordu.
O yıl atılan o küçük adım, Avrupa Aleviliği’nin kurumsal tarihinin yapıtaşlarından biri oldu.
Aradan geçen yıllar, bu emeğin büyüyüp bir Cemevi’ne dönüşmesini sağladı.
2000 yılında yasal statü kazanan St. Pölten Cemevi, Aleviliğin Avusturya’da görünür bir inanç olarak kabul edilmesinin simgelerinden biri haline geldi.
Ancak yıllar sonra, bu inanç ve halk meydanı ekonomik zorluklar nedeniyle açık artırmayla satılma noktasına geldi.
Bu durum yalnızca bir mülkiyet meselesi değil; bir toplumsal vicdan sınavıydı.
İşte tam bu noktada, Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu, halkın inancına, emeğine ve dayanışma gücüne öncülük ederek harekete geçmiştir.
Cemevi, halkın el birliğiyle, hak lokmalarıyla, kadınların, gençlerin ve esnafların dayanışmasıyla yeniden kazanıldı.
Bu kurtuluş, yalnızca bir yapının değil, bir kimliğin, bir inancın ve bir toplumsal hafızanın yeniden doğuşudur.
Bu mücadele, Avrupa’daki Alevi örgütlenmesinin kurumsal bilincinin, laik inanç özgürlüğü anlayışının ve dayanışma kültürünün ne kadar sağlam temellere dayandığını bir kez daha göstermiştir.
Bu yeniden doğuş, Aleviliğin yalnızca inançsal değil, toplumsal ve siyasal bir varlık alanı olarak kurumsallaşmasının önemini hatırlatmaktadır.
Çünkü her kurtarılan Cemevi, yalnızca bir mekan değil; adalet, vicdan ve özgürlük değerlerinin yeniden hayat bulduğu bir bilinç ve halk meydanıdır.
Bu toplumsal direnişin kalbinde yer alan Kadıncık Ana Heykeli, St. Pölten Cemevi’nin merkezine konumlanarak Alevi öğretisinin kadına verdiği değeri, üretkenliği ve eşitliği simgelemiştir.
Heykel, Aleviliğin ana erkanında yer alan “ana” kavramının bilgelik, sevgi ve rehberlik yönünü temsil eder.
Kadıncık Ana, Hacı Bektaş-ı Veli öğretisinin sürekliliğini sağlayan, “eline, beline, diline sahip ol” ilkesini toplumsal bir rehberliğe dönüştüren bir yol anasıdır.
Onun varlığı, Alevi yolunda kadının yalnızca toplumsal yaşamda değil, inanç ve irfan alanında da eşit bir özne olduğunu hatırlatır.
Cemevi’nin kalbinde yükselen bu heykel, Alevi kadınının tarih boyunca yürüttüğü sessiz ama güçlü direnişin, üretimin ve adalet arayışının simgesidir.
Kadıncık Ana, anaerkil bilgeliğiyle yolun sürekliliğini, paylaşımı, emeği ve adalet bilincini temsil eder; tıpkı geçmişte dergahlarda lokmayı paylaşan, sözü büyüten, toplumu bir arada tutan analar gibi…
Bu nedenle St. Pölten Cemevi’nde onun heykelinin yer alması, Aleviliğin kadını “yolun özü” olarak kabul eden tarihsel bilincinin modern bir yansımasıdır.
Kadıncık Ana, bugün Avrupa’daki her Alevi kadının emeğinde, her genç canın arayışında, her lokmada ve her dayanışmada yeniden can bulmaktadır.
Kıbrıslı Aleviler olarak bizler de dünyanın her yerinde barışı ve emeği önceleyen bir duruştayız.
Avusturya’nın St. Pölten kentinde Cemevi’nin yeniden Alevi toplumunun hak meydanı olarak hizmet vermesi için bu sürecin içinde yer alacak ve dayanışmamızın birliğini göstererek 7, 8, 9 Kasım’da birlikte Alevi toplumlarının kazanımlarını selamlayacağız.
Bu direniş, Aleviliğin tarihsel köklerinde var olan Hüseyini duruşun, Pir Sultan Abdal’ın duruşu yalnızca bir inançsal direniş değil; siyasi, sınıfsal ve kimlik temelli bir başkaldırıdır, Hacı Bektaş-ı Veli’nin bilgelik geleneğinin bugünkü yansımasıdır.
Alevilik, asırlardır baskı, dışlanma ve asimilasyon politikalarına rağmen, insanı merkeze alan öğretisiyle direnmeyi ve var olmayı başarmıştır.
Bugün Avrupa’daki Alevi örgütlenmeleri yalnızca yasal tanınma mücadelesi değil; inanç özgürlüğü, kimlik görünürlüğü ve toplumsal eşitlik adına yürütülen bir kültürel ve siyasal dönüşüm sürecidir.
Almanya’da, Fransa’da, İsviçre’de, Avusturya’da kazanılan her statü, tarih boyunca ötekileştirilen bu inancın onurlu bir duruşla kendini yeniden var etmesidir.
Aşk ile, Birlik ile…
Mahmut Kanber
Siyaset Bilimci / Yazar
Kıbrıs Alevi Kültür Vakfı Başkan Vkl siyasi işler ve Dış İlişkiler Sorumlusu mahmutkanber@hotmail.com

