Perşembe, Mayıs 14, 2026

İrfan  Karaoğlan: İttihat Terakki Cemiyeti – Alevilerle ilişkiler

Date:

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 301. sayısında yayınlanmıştır.

Günümüzde geleceği şekillendirmeye yönelenler, dönüşüm teorileri oluşturmaya dururlarken, geçmişi yorumlayıp ona yeniden şekil vermek için tarih ile tarihçilere istediklerini söyletiyorlar.

Bu çalışma, XX. yüzyılın başında Anadolu, İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından toplumsal mühendislik hesaplarıyla yeniden düzenlenirken de yaşanmıştı; hatta Osmanlının ilk zamanlarında da tarihe istediklerini söylettirmek çabasını görmekteyiz. Süreçlere yapılan müdahaleler bir şekilde gün ışığına çıkıyor. Gerçek hayatın akışına uygun olmayanı deniz misali kıyıya vuruyor.

Bir biçimde üstü örtülen, saklanmaya çalışılanlar açığa çıkıyor. Açığa çıkarılmaların amacı ne olursa olsun, bunlar bir tür dışavurumdur.

Son yüzyılda üstü örtülen, görülmek istenmeyen birçok sorun, günümüz koşullarında kendisini dayatıyor, toplumsal kurumları, politik üst yapıyı zorluyor. Üstü örtülen önemli sorunlardan biri Alevi sorunudur. Oransal olarak hiç değinilmeyen; aynı zamanda tarihsel süreçte Anadolu coğrafyasında yer alışları ile bugüne gelişlerinden hiç bahsedilmeyen bu cemaatler, toplam nüfusun üçte birinden aşağı değildir.

Osmanlının XVI. yüzyılda devleti yeniden düzenlemesiyle, Sufi (Sûfî)  toplulukları sistem düşmanı görülmüş, Hıristiyanlara uygulandığı gibi yüksek vergi ödemeye zorlanmışlardır.  O günkü yasal haklarından mahrum edilmekle cezalandırıldıkları gibi, yer yer katliamlara maruz  bırakılmışlardır. Aleviler, bugün bile ayrımcılığa tabi tutulduklarını düşünmekte, devletle ilişkilerinde, duruşlarını bunu gözeterek belirlemektedirler.

Günümüzde, politika, ekonomi, kültürel alanda önemli bir konumlara gelen Aleviler, yaşamın akışı gereği, akademik çalışmalara da konu  olmaktadır. Birçok akademisyen tarafından ele alınan bu „sorun“, batı dünyasında çok önceleri akademik çalışmaların konusu haline gelmiştir. Hatta İhsan Sabri Çağlayangil’in ”Dersim Ayaklanması” diye anılan  olaylarda mağaralara sığınan insanların kimyasallarla  zehirlenerek (kimyasalların  Alman Devletinden alındığına dair belgeler de yayınlanmıştır.) öldürülmesiyle ilgili açıklaması, Almanya’da Yahudilerin gaz odalarında zehirlenmelerine ilham kaynağı olduğu iddialarının oluşmasına kadar varmıştır. 1916 yılında isyan ettiği ileri sürülen Dersim aşiretlerine yönelik, Siirt merkezli askeri harekete Mustafa Kemal‘in komuta ettiği 16. Kolordu tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu nedenle 1937-38  Dersim ayaklanmasının bastırılmasında Mustafa Kemal’in rolünün  özel bir anlam taşıdığı vakayı anlatan birçok kişi tarafından ileri sürülmektedir. Ki, bu durumu teyit edecek yazılı kaynak olarak, İhsan Sabri Çağlayangil’in anılarında anlattıkları ileri sürülmektedir.

Bu ”isyan” öncesi, Dersim’in batısında Koçgiri İsyanı olarak anılan olaylarda hedef alınan cemaatler, Kürt Alevi cemaatlerdir. Ayaklanmanın liderleri olarak bilinen isimler, 1917 yılında Rusya’da gerçekleşen devrim sonrası Ezincan’ı işgal eden Ruslar tarafından kurulan sovyetik model olan Erzincan Şura’sının yöneticileridir. Bunlardan biri, Seyit Rıza’nın yeğeni tarafından öldürülüp, kesilen kafası ordu yetkililerine teslim edilen Alişer‘dir.

O dönemde, Rum, Ermeni, Süryaniler ile diğer Müslüman azınlıklar, Türk‘ün mevalisi olarak görülen Kürtler, Araplar, Beyaz köle Çerkezler ile inanç grubu olarak Müslüman sayılmayan Alevi, Nusayri, Ezidi gibi cemaatler, I. Dünya Savaşı yıllarında kimileri düşman ilan edilmiş kimileri aleniyete eriştirilmeden ”dost” kabul edilmişlerdir.

Bu tasniflemeye dâhil olan bir cemaati söz konusu ederek, günümüzde de aynı cemaate ilişkin yapılmaya çalışılanlara işaret etmeye çalışalım.

1. Dünya Savaşına giren Osmanlı, hem asker; hem de maddi imkânlar ile beraber, ulus olma ya da kültürel farklılıklarını koruma, devamlılık sağlamayı elde etme uğraşısı doğrultusunda hareket edecekleri durdurma çabası gütmüşlerdir.

Hürü Sağlam Tekir, “Kafkas Cephesinin hemen gerisindeki Dersim Bölgesinde yaşayan Kızılbaş Alevi nüfusun savaş sırasındaki hareketlerini kontrol altına alma isteği, bu seçimin asıl görünmeyen nedenini oluşturmaktaydı” diyor. Enver ile Talat Paşa, bu gerekçelerle 1915 yılında Hacı Bektaş’ta bulunan Hacı Bektaşi Veli Dergahı Postnişini Ahmet Cemaleddin Çelebi ile görüşmüşlerdir.  İttihat ve Terakki Cemiyetinin Birinci Dünya Savaşı sırasında Kafkas Cephesi’ndeki askeri stratejisinde, Teşkilat-ı Mahsusa önemli bir rol oynamıştır. Cemiyetin bu bölgedeki hedeflerine ulaşma çabası, klasik askeri yapılanmanın ötesinde, gayrinizami harp taktiklerini de içeren çok boyutlu bir strateji gerektirecekti. İttihat ve Terakki Cemiyetinin katib-i mesulleri, Birinci Dünya Savaşı’nın başlangıç evresinde, İstanbul’dan Doğu Anadolu ile Karadeniz bölgelerinde teşkilatlanma yapmak için yola çıkmışlardı. (DH.ŞFR. 438/32)

Erzincan’a geldiklerinde bölgenin Alevi Aşireti olan Balabanlıların lideri Gül Ağa ile önemli temaslarda bulundular. Teşkilat-ı Mahsusa çeteleri için, Gül Ağa’dan kuvvet sözü almışlardı, Dr. Bahaeddin Şakir ile Hilmi Bey, bu görüşmeden sonra Erzurum’a geçmişler, 5 Eylül 1914’te Gül Ağa’ya Hilmi Bey imzası ile bir telgraf göndererek kendisinden istenilen gönüllülerin kriterlerinden bahsetmişlerdi. …” (Doç. Dr. Hürü Sağlam Tekir. Dergahtan Cepheye … Sinop Üni.)

Bu görüşme sonrası, Cemaleddin Efendinin, padişah Sultan Reşat ile görüştüğü de söz konusudurPaşaların taleplerine olumlu  cevap veren Cemaleddin Çelebi, Alevilerden  oluşturulmuş askeri birlikler kurmak üzere çalışmalarına başlamıştır. Nevşehir, Amasya, Sivas  civarlarından topladığı gönüllülerle, 1916 yılı Ocak ayında Erzurum’a geçmiştir.

Oluşturulmuş Bektaşi Mücahid Alayının  komutanı Cemaleddin Çelebi, Binbaşı Galip Bey de müşavir olarak atanmıştır. Erzurum’a vardıklarında Galip  Bey görevden alınır ve yerine Yüzbaşı Sabri Bey atanır ki, o da Bektaşi’dir,. Bu Bektaşi Mücahid Alayının ikinci bir Bektaşi yetkilisi de “Sıtkı Baba” adı ile bilinen Zeynel Abidin‘dir. Erzurum’a ocak ayı ortalarında kavuşan alay, gönüllülerden oluştuğu için eğitime alınırlar. Kısa bir süre sonra cepheye sürülürler. Ruslar karşısında tutunamayan Osmanlı ordusu Erzurum’u boşaltır, çekilir. 16. Şubat 1916’da Ruslar Erzurum’a girerler. Ruslar şehre girmeden önce Cemalettin Çelebi Erzincan’a gitmiştir.

İkinci olarak, 22. Ağustos. 1919’da Mustafa Kemal, aynı gerekçelerle A. Cemaleddin Çelebi‘yi ziyaret eder. Ziyarette Mustafa Kemal’le beraber olan Hüsrev Gerede, anılarında Çelebi’nin Enver ve Talat Paşalarla görüştüğünü, Erzurum’da savaşa katıldığını beyan ettiğini söylediğini yazıyor, Çelebi’yi cahil olarak nitelendiriyor. Görüşme hakkında, anılarında olumlu – olumsuz değerlendirme yapmıyor.* Yardım talebi nedeniyle yapılan bu ziyaret, 1925 yılında tekke ve zaviyelerin kapatılması kanunuyla tamamlanmıştır.

Devlet – Alevi Cemaat ilişkileri.

1. yüzyılın ilk çeyreğinde yapılmış bu görüşmeler ile Cumhuriyetin kurulması sonrası bazı olaylar ile kişileri de ele alarak, devlet Alevi cemaat ilişkilerine kısa bir değinmede bulunalım.

III. Ordu’da görev yapan Aziz  Samih (İlter) anılarında Enver Paşa ile oluşturulan Mevlevi – Alevi askeri birlikleri üzerine şöyle söylüyor:

”Enver Paşa’nın böyle serseri hareketlere pek itimadı vardı. Teşkilat-ı Mahsusa’lar, Afganistan’a gönderilen Şeyh Reşit, Kafkas İhtilali düşüncesi, Mevlevi, Bektaşi, Yakup Cemil alayları gibi küçük şeyler bizim duyduklarımızdır. …”

”Enver Paşa’nın, teşkilatı mahsusa belalarından sonra Yakup Cemil alayının teşkil ve orduya gönderilmesini Karargâhı Umumiden temenni etmiştik. Ondan sonra, bir de Bektaş’i alayı zuhur etti. Hiç bir kitapta yeri olmıyan bu ruhan’i teşkilat, çetecilik ruhunun mahsusatındandır zannederim. …”**

Yukarıdaki iki alıntı 3. ordu personeli olan bir subayın şahit olduğu gelişmelere ilişkin görüşleridir. Asker olarak gayri nizami olarak (Paramiliter) oluşturulmuş birlikler için olumsuz düşüncelere sahiptir. Oluşturulan birliklerin ile Alevilere verilmek istenen mesajı da net olarak ifade etmemekle birlikte, niyetin ne oduğu satır aralarında görmek mümkündür. Aynı kaynakta; ” Enver Paşa‘nın Teşkilat-ı Mahsusa belâlarından sonra Yakup Cemil alayının teşkil ve orduya gönderilmemesini Karargâhı Umumiden temenni etmiştik. Ondan sonra bir de Bektaşi alayı zuhur etti.Hiç bir kitapta yeri olmıyan bu ruhani teşkilat çetecilik ruhunun mahsusatındandır zannederim. Bu Mevlevi alayı Suriyeye gidince Bektaşi Tarikatı‘nı da siyaseten böyle bir alay çıkarmakta görmüştü. Hacı Bektaş Çelebisi efendinin kumandasındaki bu alaya Galip Bey adlı bir binbaşı müşaviri askeri olarak tayin edilmişti. Bu alayın yürüyüşünü Galip Beyin şikayet telgrafları öğretiyordu. Galip Bey, Çelebi efendinin yolda bütün köylülerin mallarını aldığını yazıp duruyordu. Alay Erzurum’a geldi. Çelebi Efendiye bir hane tahsis edildi, erzak gönderilerek istirahati temin edildi. Galip Bey‘i dinledik. Çelebi Efendi geçerken, bütün köylüler yollara çıkarak koyunlarını, sığırlarını, mallarını, Çelebi Efendi‘nin hakipayına takdim ediyorlarmış. O zat da alıp diğer yerlere satarak nakte tahvil ediyormuş. Meselede bir cebir ve tazyik olmıyarak, hediye olduğuna hükmolunarak mesele kapandı. Fakat Çelebi Efendi artık Galip Bey‘i istemiyordu. Bunu Bektaşi Sabri Beyle değiştirdik. Efrada en ziyade muhtaç olduğumuz zamanda gelen bu alayı hemen talimgaha göndererek talimlere başlattık. Zaten hepsi bakaya, firari ve esnan erbabından olduğundan ordunun malı demekti. Bunları Çelebi Efendi‘ye anlattık. O:K: bir muharebe madalyası verdi.Çelebi Efendi de muharebenin fazileti, amirlere itaatin farzı hakkında bir nasihatname yazdı. Tekrar böyle asker toplayıp getirmek vadile geri döndü. Bu nasihatname bastırılarak askere dağıtıldı. Zaten evvelce de Enver Paşa, matbu, kurşun geçmez muskalar göndermişti. Onlar da dağıtılmıştır. Zannederim ki efrat bizim bu safiyeti itikadımıza hayli güldüler.”

Oluşturulan alay hakkında, Bektaşi Postnişini Ahmet Cemaleddin Efendi ile İTC görüşmelerini anlatan diğer bir kişi de Sıtkı Baba*** namı ile bilinen, alayın ikinci adamı durumundaki kişinin torunu olan Muhsin Gül’dür. A. Cemaleddin Efendinin talebi doğrultusunda Fırat boyu Alevi cemaatleri de organize edilmeye çalışılmıştır. Bu amaçla Malatya Argavun Mineyik Köyünde yaşayan, çevrede ”Hüseyin Efendi” olarak bilinen Sakallı Hüseyin Dede‘nin çağrısıyla, bölgede yerleşik olan kırk civarında cemaati temsil eden dedeler toplantısı gerçekleştirilir.

Mineyik Köyü Dede kabilesinin, Zeynel Abidin soyundan geldiği rivayet edilmekyedir. Hüseyin Efendi’nin üçüncü kuşak torunu olan İsmail Dede**, kendisi ile yaptığımız söyleşide, 1915 yılında babalar -dedeler ile yapılan toplantıyı sohbetlerinde konuştuklarını; hatta 1919 yılında da bir toplantının yapıldığına dair sohbetlere şahit olduklarını söylemiştir.

Toplantı, Soyadı Kanunu sonrası Orhan soyadını alan Hüseyin Efendi‘nin evinde yapılmıştır. İsmail Dede’nin anlatımları, sözlü aktarımların günümüze gelen izleridir. Yazılı kayıtların bulunmadığını ifade eden Dede net olarak ifade edememekle beraber, iki toplantıdan sözetmektedir. 1919 toplantısında Mustafa Kemal’e destek olunmasının konuşulduğunu ifade etmiştir. Toplantılarda konuşulanlar ile alınan kararlara dair net bilgiler vermemekle birlikte, Hüseyin Orhan Dedenin Dersim – Elaziz havalisi dedeleri tarafından muteber bir kişi olarak kabul edildiğini söylemiştir. Kısaca: toplantının yapıldığına dair kesin veriler mevcut. Ama yaşayan kuşakta İttihat Terakki Cemiyeti ile Hacı Bektaş Dergahı Postnişini hakkında fazla bir bilgi yok.

Toplantıya katılanlar hakkında sözlü gelenek, çeşitli araştırmalarda,  makalelerde ileri sürülenleri şöyle özetleyebiliriz: İttihat Terakki Cemiyet’nin iki önemli lideri Enver ile Talat Paşa, Ahmet Celaleddin Çelebi ile görüşüp, Alevilerden yarı askeri (Paramiliter) birlikler kurmak, maddi destek sağlamak istemişlerdir. Bunun sağlanması için, Alevi dergahları ile cemaat önderlerinin yönetiminde, askeri birlikler yani Mevlevilerden oluşturulmuş birlikler gibi bir düzenlenmesinin yapılmasına bizzat çalışmışlardır.

1915 Nisanında Ermeni tehciri gerçekleştirilirken, Mayıs ayında da Mevleviler ile Alevilere, gayri resmi, daha sonra meşrulaşması gözetilerek, mümkün olduğunca yedeğe alınma çalışmaları sürdürülmüştür. Bu durumu, Mustafa Kemal’in Çelebi Efendiyi ziyareti hakkında Hüsrev Gerede beyin olumsuz yorumları ile cahil nitelemesinden anlayabiliriz.

Daha sonraki yıllarda, Alevi kanaat önderlerine kimi görevler verilmiş olup, sonrası da cezalandırılarak meşruiyetlerinin kaldırılmaya çalışıldığı bilinmektedir. Devlet yetkilileri bu tarz olumsuzlama, meşruiyet kazandırmama çabasının yanı sıra, Alevi cenahta da devlet – cemaat ilişkisi abartılar içermektedir. Sözlü gelenekteki anlatıları, şimdilerde Malatya Argavun ilçesi, Kuyudere Köyü, eski adıyla Mineyik Köyü toplantısı için ”… kuş uçmaz, kervan geçmez… dağ köyünde değil Hacıbektaş gibi merkezi bir yerde yapılırdı; bu toplantının saklı gizli yapılan bir toplantı olduğu yapıldığı yerinden de belli!”* Enver ile Talat Paşa‘nın, Ahmet Cemaleddin Çelebi Efendi ile görüşüp birlikte karar alıp gerçekleştireceklerini gizleme çabası hiç inandırıcı değil. Devleti en üst düzeyde temsil eden padişahla görüşen, onun da onayını alan Çelebi, neden toplantının gizli yapılmasını sağlayacak? Kimden gizlenecek? Toplantının kayıtlarının tutulmaması gizlilik değil, resmiyeti sağlayacak her adım, Alevilerin, bir  inanç grubunun meşru sayılmasına yol açabilir. Daha sonraki zamanlarda İTC ile Cumhuriyet bürokrasisinin uygulamaları meşruiyeti engelleme doğrultusundadır. Yeterli olmayan bu durum Tekke ve zaviyelerin kapatılması kanunuyla günümüze taşınmıştır.

1. Dünya Savaşı’na girmenin getirdiği sorunlara çözüm bulma noktasında ”Mücahidin alayı” kurulması teklifi doğrultusunda Çelebi, Batı Fırat Alevilerine yönelik bu çağrısını Mineyik’te yapılan ”Dedeler toplantısı” ile gerçekleştirmiştir. Bu toplantı ile ilgili akademisyen Doç. Dr. Mehmet Dönmez şöyle yazıyor; “1915 yılının güzünde 40‟ın üzerinde Seyit Ocağının katıldığı bir „Dedeler Kurultayı‟ Mineyik köyünde toplanarak, Birinci Dünya Savaşına katılma kararı almıştır. Sakallı Hüseyin Dede, Hacı Bektaş Veli Postnişini Ahmet Cemalettin Çelebi’den aldığı emir üzerine, 1915 yılı güzünde Mineyik köyünde 40ʼın üzerinde Seyit Ocağının katıldığı bir „Dedeler Kurultayı‟ düzenler. Mineyikʼte Seyit Ocaklarının toplanmasının iki temel nedeni vardır. Birincisi: 1 Ağustos 19l4ʼte seferberlik ilan edilerek, fiilen Birinci Dünya Savaşına katılma kararı alınır. Bu nedenle Osmanlı Padişahı Sultan Reşat ile İttihat ve Terakki önderleri Talat ile Enver Paşa, Ahmet Cemalettin Çelebi‟ye, Alevi Bektaşilerden oluşacak gönüllü bir Mücahidin Alayı kurmasını ve başına geçmesini önerirler. Bu öneri Çelebi tarafından kabul görür. Bütün Seyit Ocaklarına, Alevi aşiretlere durum bildirilir. Mineyik Toplantısının birinci sebebi bu olup, Mücahidin Alayına asker ve yardım toplanır.

İkinci nedene gelince: 1826 Yeniçeri katliamından sonra, Bektaşi Tekkeleri ile Alevi Dergâhları kapatılmış, Dedeler, Babalar sürülmüş, Yolak Zinciri kopmuştur. Mineyik Seyit Ocaklarının toplantısının bir amacı da Dedelik Kurumunun yol zincirinin, Mürşit – Pir – Rehberlerinin yeniden oluşturulmasıdır.

Toplantıya davet edilen, temsilcileriyle kurultaya katıldıkklarını saptayabildiğimiz Seyit Ocakları şunlardır:

Ağuçan, Kureyşan, Şeyh Hasan, Kara Pir Bad,

Baba Mansur, Üryan Hızır, Hıdır Abdal, Battal Gazi, Sinemil, Hubyar, Güvenç Abdal,

Piri Baba, Derviş Cemal, Garip Musa, Gözü Kızıl, Hüseyin Abdal, Dede Kargın, Şıh

Bahşiş, Şeyh Ahmet, Şah İbrahim, Pir Sultan, Şah Şaddı, Hızır Samut, Saru Saltuk,

Çoban Abdal, Şeyh Delil Berhican, Haydar Baba, Seyit Sabur, Celal Abbas, Zeynel

Abidin, İmam Rıza, Koyun Baba, Şıh Çoban, Veli Baba, Koca Leşker, Abdal Musa, Ali

Baba, Hüseyin Gazi, Hasan Dede, Koç Baba, Dedemoğlu” (Kaynak:

http://www.arguvankuyudereliler.org.tr.)

Bir başka kaynak kişi olarak görülen Rıza Aydın, toplantı hakkında şöyle yazıyor. ”… hem padişahın hem de İttihat ve Terakki hükümetinin Alevilerin savaşa katılmalarını istemeleri üzerine yapılan bir toplantı. Amaç bu önemli durumu değerlendirmek. Bundan sonra Alevilerden toplanan kişilerle “Mücahidin alayı” oluşturulup, Rus işgalcilerine karşı savaşa gidiliyor. Rusya’da 1917 yılının Şubat ayında devrim olup Rus askeri geri çekilince Mücahidin alayı da cepheden dönüp Sivas’a geliyor.”

Dedeler toplantısını değerlendiren bu tarz yaklaşımlar, objektif olmadıkları gibi tarihsel olayları, kronolojik olarak bilmeyenleri yanıltma çabası içindeler.1916 yılı Şubat ayında çekilen Osmanlı III. Ordusu ile mücahid Alayını 1917’ye kadar savaştırma, Çelebi’yi kahramanlaştırma niyeti taşıyor. Bunun için, Aşık Sıtkı Baba diye bilinen kişiliği de kullanıyor. Sıtkı Baba’nın ”Azm-ı rah eyledi gurbet elleri,” diye başlayan dizelerini aktarırken, aşağıdaki dizeleri de görse idi, Aziz Samir’in Çelebi ile alayı üzerine anlatılarına dair neler diyeceklerdi?

Sözüm Çelebi’yedir,
Dinlemez oldu nasihat,
Dünya malına meyledip,
Yolunu eyledi harap.

Kapında Hak isterken,
Eline verdin altın,
Fakiri kovdun kapıdan,
Doyurdun her haramı.

Dergahın dergah iken,
Saray oldu be Çelebi,
Erenlerin makamını,
Sattın pula be Çelebi,

şiirini görmezden gelmektedir.

Sıtkı Baba.

Dedeler toplantısı Mineyik’te yapılır yapılmasına ama bölgenin Alevi nüfusu büyük ölçüde Kürt Alevilerden oluşmaktadır. Toplantının Türk Alevi dede köyü olan bir yerde yapılması manidardır. Bunu ifade etmekle etnik köken meselesini kast edilmediğini belirtelim. Etnik köken devletin üst düzey yöneticiler ile bürokratlarının gözettiği bir ayrım olduğunu  vurgulamak gerekir. Bu toplantıda hedeflenenler ve alınan kararlara dair söylenenleri, icra edilenleri genel hatları ile değerlendirirsek:

Alınan kararlara ilişkin olarak,

  1. Alay için asker devşirilmesi.
  2. Yardım ya da vergilerin toplanılması.
  3. Hüseyin Doğan’ın eğitiminin ile geçimliğinin sağlanması,
  4. Hacı Bektaş Veli Ocağının ‘Velayet Makamı’ olduğunun kabulü ile ”Doğanzade Seyit Hüseyin (Doğan) Mürşid-i Kamil olarak Anadolu’daki seyitlerin başı olarak kabulü ile ocakların cemaatleri belirlenirken, ocakların, seyitlerin hiyerarşik olarak sıralanması da karara bağlanır. Bunların yapıldığını Mehmet Dönmez, Hüseyin Doğan Dede’nin oğullarının anlatımlarına dayanarak şöyle yazmaktadır.

“Toplantıda Cemalettin Çelebi‟yi ve Hacı Bektaş Veli Ocağını temsilen bir Çelebi de bulunur. Bu ikinci oturumda alınan kararlardan birincisi: Hacı Bektaş Veli Ocağının „Velâyet Makamı‟ olduğu kabul edilerek, temsilcisi Ahmet Cemalettin Çelebi tekrardan tanınır ve Mürşid-i Kâmil olarak da Doğanzâde Seyit Hüseyin (Doğan) „Anadolu‟daki tüm seyitlerin başı olarak‟ tescil edilir. Seyitler kurulunca bu karar onaylanır.

İkincisi: Seyit Ocaklarının talipleri köy-köy, kasaba-kasaba belirlenir.

Üçüncüsü: toplantıya katılan Seyit Ocaklarının „Mürşit-Pir-Rehber‟ bağlantıları düzenlenir.

Dördüncüsü: Ocakzâde Dedelerin öğretim ve eğitimlerinin iyi yapılarak gençleştirilmesi yönünde fedakârlık yapılması kabul edilir. Bu bağlamda Şeyh Hasan ile Ağuçan temsilcilerinin önerisiyle, Seyitler Kurulunun kararıyla, toplantıda bulunan bütün Seyit Ocaklarının „Mürşid-i Kâmil‟ olarak küçük yaşta (henüz 13 yaşında) olmasına karşın Doğanzâde Seyit Hüseyin benimsenir. Eğitimi için özel öğretmenler tutulması ve gerekli olan tahsilatlarının verilmesi de karara bağlanır” (K.K. 3 İzzettin Doğan).

Eşref Doğan Dede; “1915 Mineyik Dedeler Kurultayında” Hüseyin Doğan Dede‟nin ortak bir kararla, ‟Mürşidi Kâmil” olarak, bu manevi göreve devam ettirilmesi sürecini şöyle ifade etmektedir: ‟Doğan Dede ailesi, tarihsel süreçten beri zaten Mürşit Kapısıdır. Dedeler Kurultayındaki tartışmanın özü şudur: ʻDoğanzâde Hüseyin henüz 13 yaşındadır. Mürşitlik makamının gereklerini yapabilir, bu ağır sorumluluğu taşıyabilir mi?ʼ O gün, kurultaya katılan tüm Seyit Ocaklarının ortak kararıyla Doğanzâde Hüseyin‟in Mürşid-i Kâmil‟lik yapabileceğine dair karar verilir. Böylece, Doğan Dede‟nin eğitimi için Erzincanlı Kemal (Aydın) Dede görevlendirilir” (K.K. 2 Eşref Doğan).

İlk iki karara dair açıklamalar yukarıda kimi detaylarıyla verilmiştir. 3. ve 4. kararlara dair; neden bu kişi özel eğitime tabi tutulmak istenmiştir. Alevilik ”Yol geleneğinde” mürşidi kamillik derecesi şeriat, tarikat, marifet  aşamasından sonra hakikat aşamasında elde edinilebilinen bir statüdür. 12-13 yaşındaki bir insanın bilgisi, birikimi, öngörüsü ile ”Hakikati” kavraması, bilmesi, birçok cemaatten oluşan inanç mensuplarını yönetmesi için yeterli değildir. Sekiz yaşında ebeveynlerini kaybetmiş, akrabalarının yanında barınan bir insanın, o günkü koşullarda eğitim düzeyi ne olabilir?

İttihat Terakki Cemiyeti ile Ahmet Cemaleddin Çelebi‘nin, çocuk yaştabir kişi ile bölgenin Alevi cemaatlerini yönetmek istedikleri düşünülemez. Bu durumda şöyle bir fikir yürütmek mümkün. Bu kişi çocuk değil, genç bir insandır. Alevi cemaatlerin kanaat önderi kabul edilen çevrelerle ilişkilidir. Çelebi de, bölgenin devlet yöneticileri de bu kişiyi bilmektedir. Bu kişiden yaralanmak gibi bir niyet olabilir mi? ‘Geçimini’ sağlaması için, geçmişte Malatya Ovasının Arga, Veranşehir’den (Akçadağ’dan Doğanşehir’e doğru uzanan alan.) Erkenek’e doğru devam eden düzlükte, binlerce dönüm arazi verilmesi devlet bürokrasisinin işi mi?. Verilen arazinin bir kısmını Akçadağ Köy Enstitüsüne veren Hüseyi Doğan’ın arazisi hakkında bölge tarihindeki kimi bilgileri gözden geçirilirse, ovanın bu bölümü, Kürecik Kürne aşiretleri ile Balyan aşireti arasında paylaşılamayan nizalı bir arazidir. XIX. yüzyıl boyunca çatışmaların sık sık yaşandığı hala günümüzde yörede anlatılır.

1865 yılında, Ahmet Cevdet Paşa yönetimindeki Osmanlı ordusu, güneyde Antakya, Kilis’ten kuzeyde Divriği ile Erzincana kadar yeniden feht eder. Ahmet Cevdet Paşa, Akçadağ havalisinin eşkiya yatağı olduğunu söylerken şöyle bir ifade kullanır ‘Tezakir’lerinde; ”Hini fetihten bu yana buralara giremedik.” Buraları zaptu rapt altına alan Osmanlı Akçadağ düzünde süvari alayları için at yetiştirmek üzere at harası kurup daimi bir askeri birlik bulundurular. Böylece, bölgedeki çatışmaları önlerler.

Bölgeyi kullanamayan aşiretlerden boş kalan geniş arazinin bir kısmı Hüseyin Doğan’a geçimlik için verilir. Yetiştirilen Doğanzade ile inanç üzerinden cemaatlerin kontrol altına alınması da hesaplanmaktadır. 1924’te başlayan Şeyh Sait isyan hareketinde Milis Kuvvetleri Kumandanı Yüzbaşı Hüseyin, Alevi cemaatlerinden topladığı kişilerle Şeyh Said’e karşı savaşırken, bölge cemaatlerinin kanaat önderleri de sürgüne gönderilmişlerdir. O tarihlerden günümüze, bölgede Alevi cemaatlerinin devletle temasını sağlayan, günümüzde de bu işi sürdüren Doğanzadeler, devlet ideolojisinin, siyasi partilerinin yüzü olarak bölge insanını oyalamaktadırlar.

Mineyik toplantısının sözlü gelenekte anlatılan bir başka boyutu da Alevi Cemaatlerinin birlikte hareket ettikleri, bunun için  Hüseyin Doğan Dede’nin ”mürşidi kamil” ilan edildiği ileri sürülmektedir. 1915 sonrası bölgedeki Alevi cemaatlerinin devletle ilişkisinin düzenlenmesi, kontrolü gibi bir durum sözkonusudur.

* Vatan Özgül. Bektaşi Mücahid Alayı makalesi

** Aziz Samih. Büyük Harpte Kafkas Cephesi Hatıraları. 1934 Büyük Erkanıharbiye Matbaası

* Sıtkı Baba, Erzincan’da bulunan Alevi alayının başında yüzbaşı rütbesiyle görev yapan kişidir.

** İsmail Sarıaltun. 1944 doğumlu Hüseyin Efendinin (Hüseyin Orhan) yeğeni Düzgün Dede’nin oğlu..

 

Paylaş

spot_img

İlginizi çekebilir

Bunlara baktınız mı?
Benzer Başlıklar

Erdal Kılıçkaya: Fransa Alevi Hareketi: Görünmezlikten Güçlü Temsiliyete

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 301. sayısında yayınlanmıştır. Bazen bir...

Servet Demir: Bize gerekli olan ortak akıl, ortak duruş, ortak hareket etmektir.

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 301. sayısında yayınlanmıştır. Dava insanlık...

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI, Sayın Numan Kurtulmuş,

Konu: 4 Mayıs Dersim 1937-38 Faciası Kurbanlarını Anma Yıl...

Ragıp İncesağır: “Bizim Yunus” ve Sağcıların Yunus’u

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 301. sayısında yayınlanmıştır. Uzun zamandır...

Alevilerin Sesi dergisine abone olmak ister misiniz?