Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 299. sayısında yayınlanmıştır.
Ve bu coğrafyada yüzyıllardır süren inkârın, dışlamanın ve katliamların tanığıyız.
Soruyoruz:
Ortadoğu’da yüzyıllardır Müslümanları kim öldürüyor?
İran–Irak Savaşı’nda ölenler Müslüman değil miydi?
Afganistan’da, Suriye’de, Mısır’da, Libya’da, Fas’ta, Cezayir’de, Ürdün’de, Yemen’de, Lübnan’da, Tunus’ta, Sudan’da süren iç savaşlarda yaşamını yitirenler Müslüman değil miydi?
Ortadoğu’da devletlerin birbirleriyle ya da kendi halklarına karşı yürüttüğü savaşlarda, öldüren de ölen de “Allahu Ekber” diyerek birbirini vurmadı mı?
O halde sormak zorundayız:
Hangi Müslümanlık?
Boko Haram mı?
IŞİD mı?
El Kaide mi?
Hizbullah mı?
Tarikatlar, cemaatler, mezhepler…
Diyanet, Milli Görüş, Süleymancılar, Menzilciler, Kaplancılar…
Hepsi kendi “hakikatini” mutlaklaştırıp, Allah adına konuşma yetkisini kendinde görerek, aynı tekbirle birbirini öldürmedi mi?
Hangisinin Müslümanlığı doğru?
Hangisi Allah adına hüküm verme yetkisini nereden alıyor?
Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Katar gibi ülkelerin bu tabloda rolünü nereye koyacağız?
Demokrasi, özgürlükler ve insan haklarının gerçekten uygulandığı tek bir Müslüman ülke göstermek mümkün mü?
Bugün çıkıp da “Müslümanlar katledilirken sustunuz” diyenler, önce Müslümanların neden yüzyıllardır birbirini öldürdüğünün hesabını vermelidir.
Bu kanlı tabloyu görmezden gelip suçu başkalarına atmak, gerçeği değiştirmez.
Evet; emperyalist güçlerin bu coğrafyada yürüttüğü kirli politikaların payı açıktır.
Ancak bu gerçeğin arkasına saklanarak kendi iç hesaplaşmasından kaçmak, şiddeti ve mezhepçi zihniyeti aklamaktır.
Eğer samimiyseniz, önce aynaya bakın.
Önce kendi içinize dönün.
Bu şiddet kültürünü, bu iktidar hırsını, bu mezhep savaşlarını sorgulayın.
Önce kapınızın önünü temizleyin.
Gerçekler ortadayken, Aleviler söz konusu olduğunda suçlayıcı bir dil kullananlar açıkça ikiyüzlülük yapmaktadır.
“Aleviler öldürünce ortalık ayağa kalkıyor” söylemiyle Leyla Şahin Uslu, yalnızca bireysel bir görüş değil, AKP’nin Alevilere bakış açısını ifşa etmiş; bu zihniyeti alenen ilan etmiştir.
Dün Ezidilere, bugün Alevilere yönelik soykırım uygulayan IŞİD çetelerini besleyen ve büyüten anlayış, bugün de Kürtlere karşı savaşı körüklemektedir.
Aynı karanlık zihniyet; halkları birbirine düşürerek, korku, kan ve nefret üzerinden siyaset üretmektedir.
Görünen o ki, barış süreci bir kez daha bilinçli biçimde rafa kaldırılmak istenmektedir.
Bunun anlamı açıktır:
Yine savaş,
yine ölüm,
yine göç…
Ve bu bedeli her zaman olduğu gibi yine mazlum halklar ödemektedir.
Buradan açık ve net bir çağrı yapıyoruz:
Savaş politikalarından vazgeçin.
Barışın önünü açın. Aksi takdirde bu yol, geri dönülmez sonuçlara ve çok daha ağır bedellere yol açacaktır.
Bunun sorumluluğu yöre halkına değil; bu politikaları ısrarla sürdürenlere ait olacaktır.
Biz, tüm baskılara rağmen, inatla barışı savunmaya devam edeceğiz.
Çünkü biliyoruz:
Barış, en çok da acıyı yaşayanların, tanıyanların sözüdür.
Aşk ile.

