Cuma, Ekim 9, 2026

Hüseyin Mat: 88 Yıllık Bitmeyen Acı: Zini Gediği

Date:

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 305. sayısında yayınlanmıştır.

Zini Gediği Katliamı’nın üzerinden 88 yıl geçti. Aradan geçen bunca zamana rağmen, Erzincan’ın Kılıçkaya Köyü ve çevre köylerinden askerler tarafından evlerinden ve köylerinden alınarak Zini Gediği’ne götürülen ve burada katledilen canlarımızın acısı hâlâ tazeliğini koruyor.

Kılıçkaya Köyü’nde düzenlenen anma etkinliğinde, katledilen canlarımızı bir kez daha saygıyla, özlemle ve derin bir acıyla andık.

Bazı yaralar zamanla kapanmıyor. Özellikle hakikat ortaya çıkarılmadığında ve adalet sağlanmadığında, yaşanan acılar kuşaktan kuşağa aktarılıyor. Zini Gediği de yalnızca 88 yıl önce yaşanmış bir olay değil; hâlâ cevap bekleyen soruların, tamamlanmamış bir yüzleşmenin ve ertelenmiş adaletin adı.

Cevap Bekleyen Sorular

Asıl sorulması gereken soru şudur: Hiçbir çatışmanın, kavganın ya da silahlı bir karşılaşmanın olmadığı bir ortamda, masum ve savunmasız insanlar neden köylerinden alınarak dağlara götürüldü ve öldürüldü?

Devletin güvenlik güçleri köylere hangi gerekçeyle gitti? İnsanlar hangi suçlamayla toplandı? Kim emir verdi? Operasyonun siyasi ve idari sorumluları kimlerdi? Ve en önemlisi, aradan 88 yıl geçmesine rağmen bu sorular neden bütün yönleriyle cevaplandırılmadı?

Bu sorulara bugün hâlâ açık ve ikna edici cevaplar verilemiyorsa, Zini Gediği’ni yalnızca geçmişte yaşanmış bir katliam olarak değerlendirmek mümkün değildir.

Zini Gediği’ni, Dersim’de yaşanan soykırım, devlet politikaları ve dönemin inkâr, zorla iskân, asimilasyon ve güvenlik uygulamalarıyla birlikte ele almak gerekir. Yaşananların tarihsel ve siyasal bağlamı ortaya konulmadan gerçek bir yüzleşmenin mümkün olmadığı açıktır.

Tarihsel Dersim coğrafyası

Dersim dediğimizde yalnızca bugünkü Tunceli il sınırlarını anlamamak gerekir. Tarihsel Dersim coğrafyası, günümüzde farklı illerin sınırları içerisinde kalan birçok yerleşim alanını da kapsayan daha geniş bir bölgeyi ifade eder. Kılıçkaya ve çevre köylerinin bugün Erzincan il sınırları içerisinde bulunması, bu tarihsel gerçekliği değiştirmez.

Zini Gediği’ni anlamak için dönemin hâkim devlet anlayışını da sorgulamak gerekir. Tek tip kimlik, tek dil, tek kültür ve tek inanç anlayışını esas alan politikalar; farklı kimlikleri ve inançları tehdit olarak gören bir yönetim anlayışını besledi. Bu politikaların bedelini ise bu coğrafyanın insanları ağır biçimde ödedi.

Başta Aleviler ve Kürtler olmak üzere, devletin hâkim resmi kimliği dışında kalan toplulukların inkâr, asimilasyon, baskı ve şiddet politikalarıyla karşı karşıya bırakılması yalnızca geçmişe ait bir mesele değildir. Bu tarih, bugün demokratik toplum, eşit yurttaşlık, inanç özgürlüğü ve hukuk devleti taleplerinin neden hâlâ büyük önem taşıdığını da anlatmaktadır.

Kemikler Hâlâ Bekliyor

Zini Gediği’ndeki adalet talebinin en somut boyutlarından biri, katledilen canlarımızın kemiklerinin yıllardır açık alanda ve insan onuruna yakışmayacak koşullarda bulunmasıdır.

Aradan 88 yıl geçmesine rağmen bu insanların kimliklerinin tespit edilmemesi, naaşlarının bilimsel yöntemlerle çıkarılmaması ve ailelerine teslim edilmemesi kabul edilemez.

Her insanın yaşam hakkı kadar, öldükten sonra onuruna uygun biçimde toprağa verilme hakkı da vardır. Yıllardır yakınlarının izini ve naaşlarını bekleyen ailelerin acısının sona erdirilmesi yalnızca hukuki değil, aynı zamanda insani ve vicdani bir sorumluluktur.

Bu nedenle katledilen canlarımızın kemikleri, bilimsel yöntemler ve DNA çalışmalarıyla kimliklendirilerek ailelerine teslim edilmelidir. Bununla birlikte olayın bütün boyutları araştırılmalı, sorumlular ve dönemin siyasi ve idari karar mekanizmaları ortaya çıkarılmalı, gerekli hukuki süreçlerin işletilmesi sağlanmalıdır.

Devlet arşivleri araştırmacılara açılmalı; tanıklıklar, belgeler ve diğer tarihsel kaynaklar bilimsel yöntemlerle incelenmelidir. Gerçeğin bütün yönleriyle ortaya çıkarılması, toplumsal hafızanın güçlendirilmesi ve mağdurların adalet talebinin karşılanması için bu adımlar artık daha fazla ertelenmemelidir.

Anmak, Unutmamak ve Adalet İstemektir

Zini Gediği’ni anmak yalnızca geçmişe ağıt yakmak değildir. Anmak aynı zamanda itiraz etmektir. Unutmamak, hesap sormak ve hakikati savunmaktır.

Yüzleşme olmadan toplumsal barış kurulamaz. Hakikatle yüzleşmeden adalet sağlanamaz. Adalet olmadan da geçmişin acıları gerçekten iyileştirilemez.

Bizim talebimiz intikam değil; hakikat, adalet ve eşit yurttaşlıktır.

Devletin görevi geçmişte yaşanan acıları inkâr etmek ya da unutturmak değil, kendi tarihiyle cesaretle yüzleşmek ve yurttaşlarının acısını tanımaktır. Gerçek bir demokratikleşme ancak böyle bir yüzleşme ve hesaplaşma kültürüyle mümkün olabilir.

Bugün bize düşen görev, yaşananları gelecek kuşaklara aktarmakla sınırlı değildir. Aynı zamanda hakikatin açığa çıkarılması, arşivlerin araştırmaya açılması, sorumlulukların ortaya konulması, kayıpların kimliklendirilmesi ve mağdurların hafızasının hukuk ve adalet temelinde tanınması için mücadeleyi sürdürmektir.

Kılıçkaya Köyü’nde gerçekleştirdiğimiz anmada, Zini Gediği’nde katledilen canlarımızı bir kez daha andık. Bu hafıza mücadelesini yıllardır sürdüren Zini Gediği Komitesi başta olmak üzere, emeği geçen tüm kurumlara, kişilere ve canlara teşekkür ediyoruz.

Katledilen canlarımızın anısı önünde saygıyla eğiliyor; ailelerine ve yakınlarına bir kez daha sabır ve dayanışma dileklerimizi iletiyoruz.

Zini Gediği’nin 88. yılında bir kez daha söylüyoruz:

Unutmadık.

Unutturmayacağız.

Hakikatin peşinden gitmekten vazgeçmeyeceğiz.

Adalet talebimizi büyüteceğiz.

Çünkü 88 yıldır beklenen adalet artık daha fazla ertelenmemelidir.

Hakikat için, adalet için, hafıza için…

Unutmadık, unutturmayacağız.

Aşk ile.

Hüseyin Mat
AABK Eşit Başkanı

Paylaş

spot_img

İlginizi çekebilir

Bunlara baktınız mı?
Benzer Başlıklar

Cafer Yüceer (Seyit Rıza’nın Torunu): AĞDAT…

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 305. sayısında yayınlanmıştır. Ey göklerin...

Yılmaz Kahraman: Hatırlamak, yüzleşmek, sorumluluk almak: Zini Gediği ve Tertelê 1937/38

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 305. sayısında yayınlanmıştır. 8 Ağustos...

Cafer Yüceer (Seyit Rıza’nın Torunu): Kara Harflerle Yazılan Geçmişten, Umutla Açılan Yarına

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 305. sayısında yayınlanmıştır. YAŞANAN HER...

Duygu Kıt: Zini Gediği’nde 88 yıl sonra kemikler bulundu

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 305. sayısında yayınlanmıştır. Zini Gediği’nde...

Alevilerin Sesi dergisine abone olmak ister misiniz?