Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 305. sayısında yayınlanmıştır.
Hacebektaş’ta Alevi duyarlılığı için önemli günler, ağustos ortasında, kasıp kavuran gün sıcağında gerçekleştiriliyor. Yaz, herkes gibi Aleviler için iş-güç zamanını içeriyor. Hacebektaş çevre köylerde de iş-güç devam eder. Aleviler yorulmak bilmeyen bir toplum, emeğinden başka çıkışı olmayan bir topluluk. Hani bazı toplulukların dışa yansıyan mizacı vardır: Bencil, tembel, coşkulu vs. diye. Alevi toplumu ise adaletli, çalışkan ve dürüst olarak tanımlanır. Her şeyinizi kolayca emanet edebilirsiniz.
Hacebektaş etkinlikleri, Alevi toplumunun kendini tanımlama ve kimliklendirme özelliği taşır. Tam anlamıyla uluslararası bir etkinliktir. Tam 63 yıldır yapılıyor.
Bu tören, tören olmaktan çıktı, toplumsal tavrın, arayışın, taraftarlığın ve kimlik sıçrayışlarının öne çıktığı günlere döndü. Hacebektaş anması, dünyadaki az sayıdaki inançsal-kültürel ve politik buluşma törenlerinden biridir.
Hace Bektaş Veli’ye atfen yürütülen etkinlik, Hacı Bektaş Veli’yi anmayı aşan, Alevi spiritüel dünyası ile politik dünyasının ince bir yansımasıdır.
Bu yıl iki kadın gündem oldu. Önce iyiyi söyleyelim. Araştırmacı kimliklerin hiç desteklenmediği, ödüllendirilmediği bir dönemde, hem de bir kadının Alevilik çalışmasına değer verip ödül verilmesi, Alevilerin Hacı Bektaş Veli’ye atfedilen “Kadınlarımızı okutunuz.” şiarına teslim olmaktır. Üstelik ödül, gerçek anlamda emek harcayan bir “can”a verilmesi hakkıyla övgüye değer.
Ödülü Bedriye Poyraz can aldı. Ancak o, Aleviliği sadece araştırarak, okuyarak bilen, öğrenen biri değil. Ailesinin de kültürel ve inançsal taşıyıcısı. Böyle insanlara ödül vermek, onları sadece mutlu etmez, sorumluluklarını kat kat artırır. Ezilmeden taşımasını ve başka kadınların önünü açmasını diliyorum.
Bir ikinci kadın daha dile geldi 63. anmada. Poyraz’ın aldığı Hacı Bektaş Veli Dostluk ve Barış Ödülü’nü Sabahat Akkiraz 2008’de aldı. Ancak o ödül onun için ne anlama geliyor, pek belli değil sanırım. Ödülün amacı, insanlık için dostluk ve barış çalışmaları yapmak. Ancak Akkiraz, bu yıl bu ödülünü sanki dostluk ve barış için değil de insanların, toplumların arasını açmak ve barışa engel olmak için kullandığını gösterdi.
Bazı ödülleri hak etmeyenin elinden almayı da bilmek gerek. Çünkü o ödül için bir kriter var ve Akkiraz bu kriteri sabote ediyor.
Hacı Bektaş Veli’yi anlamak, bu ödüllerin öncelikli kriteridir. Onun birleştirici, hoşgörülü felsefesi hakkında bilgisi ve görgüsü olmayanın ödülünün de düşmesi gerekmiyor mu?
Üçüncü kadın Tülay Hatimoğulları. Arap asıllı bir politikacı. Türkiye’nin en zor yıllarında barış için mücadele ediyor.
Etnik kimliklere atıfta bulunmak her ne kadar sağlıklı bir yaklaşım olmasa da Hacebektaş’taki temsiliyette sosyolojik ve antropolojik bir durum fazlasıyla sırıtıyor. Kürt bir Alevi sahnede kültürü ve inancı için çalışma yaptığı için ödül alıyor. Türk olduğunu iddia eden bir sanatçı olan Sabahat Akkiraz, sahneye, Kürt olmadığı hâlde Kürtlerin eşitliğini savunan başka bir Arap Alevi kadını protesto etmek için sahne programını değiştirdiğini dile getiriyor.
Anlaşılan, “yetmiş iki milleti bir nazardan” görmek için daha çok yolumuz var. Özünü bilmeyene, Hacı Bektaş Veli’ye atfedilen sözü kulaklarımıza küpe, gönlümüze delil olsun: “Dili, dini, rengi ne olursa olsun, iyiler iyidir.”

