Salı, Aralık 16, 2025

Hasan Erdoğan: Kalubela’dan Kerbela’ya: İkrar, Adalet ve Direnişin Mirası, Ezelden Verilen Söz

Date:

Alevi inancının özünde, zaman çizgisi doğrusal değil; daireseldir. Her şeyin başlangıcı olarak kabul edilen Kalubela’da, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” sorusuna “Belâ” diyerek verilen ikrar, sadece bireysel değil, toplumsal bir sorumluluğun da temelidir. Bu söz, adaleti savunma, zalime karşı durma, Hakk yolundan ayrılmama sözüydü. O ikrar, yüzyıllar sonra Kerbela’da, Hz. Hüseyin’in susuz ama başı dik duruşunda tezahür etti. Kalubela’da verilen söz, Kerbela’da sınandı.

İkrarın Bedeli: Kerbela

Miladi 680 yılında, Kerbela çölünde yaşananlar yalnızca tarihsel bir trajedi değil, Hak ile batılın, adalet ile zulmün açıkça karşı karşıya geldiği bir dönüm noktasıdır. Hz. Hüseyin, zalim Yezid’in biat dayatmasına karşı, Kalubela’da verdiği ikrarı hatırladı. O ikrarın gereği olarak, canını feda etti ama adalet ilkesinden sapmadı.

Sanıldı ki Hüseyin susuz kaldı. Oysa o, dünya nimetlerine susamadı. Fırat’a uzanan ellerini çekti çünkü suyu içmek, zalime boyun eğmekti, kendine sunulan dünya nimetlerini red etti ve bu yüzden Hüseyin, Fırat’ın kenarında susuz kaldı ama vicdanların en derin suyunu bize bıraktı. Bugün her damla gözyaşı, aslında o hakikatin tanıklığıdır.

Yine Muharrem geldi… Kalplerimize Kerbela’nın hüznü düştü, yüreğimizde bir yanık, dilimizde bir ağıt, gönlümüzde bin yıllık bir ikrar var. Her Muharrem’de olduğu gibi yine başımız eğik, gönlümüz açık, gözlerimiz dolu. Çünkü biliriz ki, bu ay yas ayı değil sadece; aynı zamanda hak için baş kaldıranların ayıdır. Hüseyin aşkına susan, Zeynep diliyle haykıran, Zeynel Abidin sabrıyla yol alan canların zamanıdır.

Alem sanır ki, suya hasret can verdi Hüseyin. Hayır canlar… O’nun davası su değildi. Hüseyin susuzluktan değil, Hakk’tan vazgeçmemekten yana baş koydu. Fırat akıyordu yanı başında ama O, Fırat’tan değil, halktan, Hakk’tan yana aktı.

Kerbela, sadece suyun engellenmesi değildi; adaletin, merhametin, insanlığın önünün kesilmesiydi. Hüseyin, Fırat’ın suyunu değil, insanlığın onurunu savundu. O susuzluk, bugün dahi bizim vicdanımızı sızlatan bir susuzluktur.

Bizler Muharrem orucunu tutarken, nefsimize içirdiğimiz susuzluk, o onurlu duruşa olan sadakatimizdir. Her yudumdan sakınış, Hüseyin’in davasına duyulan saygıdır. Onun açlığı, sadece bedenin değil; ruhun doyması içindi. Hz. Hüseyin’in haykırışı bir çağrıdır: “Zulme rıza zulümdür.” Bu çağrı bugün hâlâ kulaklarımızda çınlar. Bu yüzden Muharrem oruçlarıyla nefsimize yöneliriz. Lokmalarımızı paylaşırız, niyazlarımızı sunarız. Her bir adım, Kalubela’dan gelen o ezelî ikrara sadakatimizin nişanesidir.

Kerbela sadece bir yas değil, aynı zamanda bir duruştur. Zeynep Ana’nın dilinde direnişe, İmam Zeynel Abidin’in sabrında irfana dönüşür. Onlar olmasaydı, Kerbela sadece bir kayıp olurdu; ama onların şahadeti anlatmasıyla Kerbela bir mirasa, bir öğretiye dönüştü.

Ehlibeyt sevgisi, sadece bir aidiyet değil; bir adalet, bir merhamet, bir hakikat yoludur.

Ey Virani dört kitapda
Ali’nin metnini oku
Ehlibeyt-i hanedanı
Ṣimr Mervan anlamaz

Evlad-ı Resul’e sadakat, Hakk’a sadakattir.

Kerbela şehitlerini anarken, sadece mazlumlara ağlamıyoruz. Aynı zamanda bizlere bu hakikatleri ulaştıran şahitleri, taşıyıcıları da yad ediyoruz. Çünkü Kerbela’yı anlamak, zalime boyun eğmemekle mümkündür.

İnancımız bize bunu öğretti: İkrar verdik bir kere, dönmeyiz yoldan.

Matem Ayı: Sadece Yas Değil, İkrarın Tazelenmesi

Aleviler için Muharrem ayı, sadece gözyaşı değil, ikrar tazelenmesidir. Oruçlar, lokmalar, mersiyeler bir gelenek değil; bir bilincin yeniden inşasıdır. Her yıl Muharrem geldiğinde, canlar o ezelî sözü yeniden hatırlar: “Belâ.” Lokmalar paylaşılırken sadece karınlar değil, yürekler de doyurulur. Niyazlar, mazlumun yanında olmanın dua biçimidir.

Bu ayda tutulan oruçlar, sadece aç kalmak değil; nefsin sınanması, zalime meyletmeme kararlılığıdır. Bu yüzden Alevi toplumu için Muharrem; bir takvimde işaretli dönem değil, ruhsal bir diriliş sürecidir.

İkrar verdik Kalubela’da, ve bu ikrarı Hüseyin’le tazeledik Kerbela’da. O yüzden ne Yezid’in saltanatı ebedî oldu, ne de Hüseyin’in sesi sustu. Her can, o sesi kendi yüreğinde duyar ve her lokmada, her niyazda o sesi yeniden yaşatır:
“Zulme rıza zulümdür.”

Bugün Kerbela’yı anmak, sadece mazlumları yad etmek değildir. Aynı zamanda o mazlumların davasını taşıyan Zeynep Ana’yı, İmam Zeynel Abidin’i, Ehlibeyt yolunun tüm sadıklarını da anmaktır.

Zeynep Ana: Onurun ve Direnişin Sesi

Kerbela bir meydandı; ama sadece erkeklerin savaştığı bir yer değildi. Zeynep Ana, Kerbela’nın en onurlu tanıklarından biri olarak tarihe geçti. Kardeşi Hüseyin’in şehadeti karşısında diz çökmedi. Yezid’in sarayında onun karşısında korkmadan konuştu, zalime hakikati haykırdı.

Bir kadın olarak, sadece yas tutmadı; direndi, anlattı, aktardı. Kerbela’da verilen mesaj, Zeynep Ana’nın diliyle yayıldı. O konuşmasaydı, Hüseyin’in şehadeti sadece bir kan dökülmesi olarak kalırdı. Oysa onun sayesinde Kerbela, bir direniş manifestosuna dönüştü. Zeynep, Alevi inancında kadının sadece anne ya da eş değil, aynı zamanda bir mücadele önderi olduğunu gösterdi.

İmam Zeynel Abidin: Sessizliğin Direnişi

Kerbela’da hastalığı sebebiyle savaşamayan ama tanıklık eden İmam Zeynel Abidin, bu davanın suskun ama derin temsilcisi oldu. Yaşadıkları, ona susmayı öğretmedi; sabrı, hikmeti, irfanı öğretti. Dualarıyla, sözleriyle Kerbela’nın ruhunu sonraki kuşaklara taşıdı. O, ilim ve sabırla direnişi sürdürdü. Onunla birlikte Ehlibeyt’in hikmeti, toplumların vicdanında yaşamaya devam etti.

Kerbela’dan Çıkarmamız Gereken Dersler

Kerbela bir geçmiş değil, bir bilinçtir. Sadece tarih kitaplarında değil, vicdanlarımızda her gün yeniden yaşanması gereken bir çağrıdır. Orada yaşananlar, sadece bir iktidar mücadelesi değil; hakikatin, adaletin ve onurun nasıl korunması gerektiğini gösteren bir hayat dersidir.

İşte Kerbela’dan bugün hâlâ çıkarılacak bazı temel dersler:

  • İkrarın Bedeli Vardır: Hakk’a, adalete, erdeme dair verilen her söz; sabır, cesaret ve fedakârlık ister. Muhammed Mustafa’nın göz nuru Fatma ananın, ciğer paresi imam Hüseyin, Kalubela’da verdiği ikrarı Kerbela’da canıyla mühürledi. Biz de sözümüzü tutmakla yükümlüyüz.

  • Zulme Boyun Eğme: Hz. Hüseyin’in Fırat kenarında susuz kalmayı seçmesi, zalime el uzatmamak için bir direniştir. Bugün zalimin sofrasına oturmak, o susuzluğa ihanet etmektir.

  • Kadınların Direnişi Görmezden Gelinemez: Zeynep Ana, Kerbela’nın sesi, direnişin vicdanı, hakikatin dili oldu. Kadının suskun değil, sözü olan bir özne olduğunu Kerbela bize öğretti.

  • Adalet Yalnız Kalabilir, Ama Asla Kaybetmez: Kerbela’da sayıca az olanlar, vicdanda çoğunluğu temsil etti. Bugün de haklı olanlar her zaman kalabalık olmayabilir; ama zaman sonunda onları doğrular.

  • Yas Yetmez, Yaşamaya Dönüştürmek Gerekir: Matem, sadece ağlamak değil; Kerbela’nın çağrısını hayata geçirmektir. Oruç, lokma, niyaz; adaletle, eşitlikle ve sevgiyle yoğrulmalıdır.

  • Ehlibeyt’in Mirası Sadece Kanla Değil, Bilinçle Taşınır: İmam Zeynel Abidin’in duası, Zeynep Ana’nın kelâmıdır Hüseyin’in duruşu… Bunlar ancak anlayarak, özümseyerek yaşatılır.

Bu dersi, her Muharrem’de yeniden öğrenmek ve her gün yeniden hatırlamak, bir canın Hakk’a verdiği sözün sürekliliğini sağlar. Kerbela bize sadece ne olduğunu değil, ne olmamız gerektiğini de gösterir. Ve her yıl, her oruçta, her lokmada bu soruyu yeniden sorar:
“Biz Hüseyin’in yanında mıydık, yoksa Fırat’ın öte yanında mı?”

Hz. Hüseyin’in haykırışı bir çağrıdır: “Zulme rıza zulümdür.” O çağrı bugün hâlâ kulaklarımızda çınlar. Bu yüzden Muharrem oruçlarıyla nefsimize yöneliriz. Lokmalarımızı paylaşırız, niyazlarımızı sunarız. Her bir adım, Kalubela’dan gelen o ezelî ikrara sadakatimizin nişanesidir.

Muharrem ayı, Kalubela’da verilen ikrarın, Kerbela’da ete kemiğe bürünmüş halidir. Hz. Hüseyin’in duruşu, yalnızca bir başkaldırı değil, zalime boyun eğmeyen vicdanın, onurun ve adaletin susmayan çığlığıdır.

Ṣah Hüseyin, Yezid’in zulmüne karşı yalnızca bir siyasi figür olarak değil, bir pir, bir önder, bir rehber olarak durdu. O, mazlumların gür sesi, hakikatin ayakta kalan mihenk taşı oldu. “Ben zalimlerle asla uzlaşmam” diyerek, yaşamını değil, hakikati seçti. Onun bu kararlı duruşu, Alevi yolunun özüdür:
Kerbela Zeynep Ana’nın dilinde direnişe, İmam Zeynel Abidin’in sabrında irfana dönüşür. Onlar olmasaydı, Kerbela sadece bir kayıp olurdu; ama onların şahadeti anlatmasıyla Kerbela bir mirasa, bir öğretiye dönüştü.

Ey can, sen bu yolda yürürken Hüseyin gibi adil, Zeynep gibi cesur, Zeynel Abidin gibi derin ol. Kalubela’da verdiğin sözü unutma: Hakkın yanında, mazlumun safında dur.

Aşk ile…
Hasan Erdoğan
AABF Bavyera İnanç Kurulu Başkanı

Paylaş

spot_img

İlginizi çekebilir

Bunlara baktınız mı?
Benzer Başlıklar

Şükrü Aslan: Alevilerin Örgütlenme Manzarası Çalıştayı’nın Ardından

Bu röportaj Alevilerin Sesi dergisinin 297. sayısında yayınlanmıştır. İstanbul’da 4-5...

Bedriye Poyraz: Alevi Örgütlerinin Darı: Meğer Aleviler de Ayrımcılık Yapıyormuş

Bu röportaj Alevilerin Sesi dergisinin 297. sayısında yayınlanmıştır. Yaklaşık olarak...

Elif Çalışkan: Birbirimize Hiç Olmadığı Kadar Kenetlenmeliyiz

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 297. sayısında yayınlanmıştır. Röportaj :...

Kadıncık Ana Heykelini Yaratan Heykeltraş Gülşah Akbulut: O Kadim Bilgeliği, Sevgiyi, Işığı Görünür Kılmak İstedim

Bu röportaj Alevilerin Sesi dergisinin 294. sayısında yayınlanmıştır. Röportaj: Erdal...

Alevilerin Sesi dergisine abone olmak ister misiniz?