Pazartesi, Aralık 15, 2025

Hasan Aygün: Çorum Katliamı, Hafızamızda Silinmeyen, Kanayan Bir Yaramızdır…

Date:

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 295. sayısında yayınlanmıştır.

ÇORUM KATLİAMINI ANLAMAK VE KAVRAMAK

Çorum Katliamı’nı ve bu süreçte gelişen anti-faşist halk direnişini doğru anlayabilmemiz için, 1980 öncesi Çorum’daki genel duruma kısaca değinmek istiyorum. Diğer bazı illerde olduğu gibi yoğun bir çatışma ortamı yoktu. Ufak tefek gerilimler dışında büyük çaplı bir olay yaşanmamıştı. Ta ki 19 Mayıs 1980 törenlerine kadar…

O gün, stadyumda gerçekleştirilen resmi törenlere topluca katılan devrimci gençler, görevli polislerin hakaret ve tehditlerine maruz kaldı. Aynı gün, Çorum Lisesi çıkışında faşist bir güruh solcu gençlere saldırdı. Halkın ve devrimcilerin ani refleksiyle saldırganlar geri püskürtüldü. Bu olayda ilk kez silah kullanıldı ve faşist saldırılar diğer okullara da sıçradı. Ardından, özellikle Nadık, Şenyurt, Esnafevleri, Kale ve Terlemezevleri gibi Alevi ve yurtsever halkın yoğun yaşadığı mahallelerde saldırılar arttı.

Alevi-Sünni İlişkilerinde O Dönemin Genel Durumu

O dönem Çorum’un merkez nüfusu yaklaşık 75 bin idi. Nüfusun biraz fazlasını Sünniler, biraz azını ise Aleviler oluşturuyordu. Alevi kesimin büyük kısmı vasıfsız işçi, özellikle inşaat işçiliği yapanlar ve işsizlerden oluşmaktaydı. Esnaflık ve ticaret büyük oranda Sünnilerin elindeydi. Katliama kadar şehirde, Alevi ve Sünni halkın iç içe yaşadığı, komşuluk yaptığı, birbirinden kız alıp verdiği bir ortam vardı. Ciddi bir mezhepsel gerilim söz konusu değildi.

Ancak saldırılarla birlikte şehir ikiye bölündü. Faşist çeteler, özellikle devlet kurumlarının yoğun olduğu bölgelerde etkili olmaya başladı. Bu bölgelerde sıklıkla silahlı çatışmalar yaşanıyordu. Yaklaşan büyük saldırının işaretleri netleşmişti.

Köylerdeki Durum

Çorum’un yaklaşık 600 köyünden 200 kadarı Alevi, geri kalan çoğunluğu ise Sünni idi. Alevi ve Sünni köyler dağınık haldeydi ve çoğunlukla yolları, arazileri iç içeydi. Küçük arazi kavgaları dışında büyük mezhepsel gerginlikler yaşanmamıştı. Ancak katliam sürecinde köyler de hedef alındı.

Katliamın Planlı Hazırlıkları

1980 yılında AP-MSP-MHP koalisyonuyla kurulan “2. Milliyetçi Cephe Hükûmeti”, faşist güçleri açıkça koruyordu. Çorum Emniyet Müdürü Hasan Uyar görevden alınıp yerine adı birçok karanlık olaya karışmış Nail Bozkurt getirildi. Milli Eğitim Müdürlüğü’ne MHP’li Feti Katar, Valilik görevine ise Rafet Üçel atandı. Demokrat 40’a yakın polis başka illere sürüldü. Solcu öğretmenler ve okul yöneticileri görevden uzaklaştırıldı. MHP’li militanlara ruhsatlı silahlar dağıtıldı. Faşist kadrolaşma devletin her kurumuna sirayet etti.

28 Mayıs 1980’de Gün Sazak’ın cenazesi Ankara’da kaldırıldı. Bu bahane edilerek, çevre illerden yüzlerce MHP’li militan otobüslerle, kamyonlarla Çorum’a taşındı. Ertesi gün başlatılacak saldırının planları yapıldı.

29 Mayıs: Katliamın Başlangıcı

Sabahın erken saatlerinde, Çorum’a açılan yollar tutuldu. Kimlik kontrolleri yapıldı, Alevi ve solcu yurttaşlar işkenceye maruz kaldı. Aynı anda, Sazak Mahallesi’ndeki Alevi esnafların dükkânlarına saldırılar başladı. Saldırganlar sloganlar atarak, Çan Saatine doğru ilerledi. Çorum Gazetesi, Bahar Kitapevi, Terzi Hamdi Gardaş’ın dükkânları yakıldı, yıkıldı. 50’den fazla Alevi esnafın iş yeri talan edildi. Polis minibüsü öncülüğünde, kalabalık faşist güruh Milönü Mahallesi’ne yöneldi.

Burada halk, kendiliğinden silahlarını alarak direnişe geçti. İlk yarım saatte 2.000 kişi toplanmıştı, sayı kısa sürede 5.000’i aştı. Milönü meydanı barikatlarla doldu. Silahlı çatışmalar başladı; faşistler halka ateş açtı, biri çocuk iki kişi orada yaşamını yitirdi. Diğer mahallelerde de eş zamanlı saldırılar başladı.

Kararlı Direniş ve Barikatlar

Polis ve faşist saldırganlar Milönü’ndeki barikatlara yüklenince, halkın direnişiyle geri püskürtüldü. Jandarma müdahale etti, barikatların kaldırılması istendi. Halk, polise güvenmediklerini ifade etti. Jandarma Komutanı Celasun, tanklarla müdahale tehdidinde bulundu. Halk, sadece polis girmemesi koşuluyla barikatları kaldırdı.

Barikatların kaldırılmasının ardından saldırılar köylere yöneldi. Özellikle şehirdeki gariban Aleviler hedef alındı. Cesetler tarlalara atıldı, hastanede işkenceler yaşandı. Alevilere “komünist” ve “kızılbaş” denerek kan tahlilleri reddedildi, kan şişeleri kırıldı.

  1. Dalga Saldırı

30 Haziran’da Milönü tekrar tarandı. Araçtaki faşist polislerden biri mahalle arasında yakalandı, biri silahla vurularak öldürüldü. Bu olay bahanesiyle, ertesi gün yeni saldırılar başladı. 1 Temmuz’da kalan Alevi evleri yakıldı, çok sayıda kişi gözaltına alındı. 2 Temmuz’da pazara gelen Alevi köylüler işkenceyle katledildi, araçları yakıldı. 3 Temmuz’da köy yolları kapatıldı, şehirde büyük bir operasyonla yüzlerce kişi tutuklandı.

Sonuç olarak:

Çorum’da yaşananlar bir tesadüf değildi. Planlı, organize bir devlet-eliyle gerçekleşmiş, faşist şiddetin halkın üzerine çullanmasıydı. Ancak bu karanlığa karşı halkın gösterdiği direniş, Türkiye demokrasi tarihinin onurlu sayfalarında yerini aldı. Bugün de hâlâ, yaşananları unutturmamak ve yeniden yaşanmasına izin vermemek için bu tanıklığı, bu mücadeleyi sürdürmek boynumuzun borcudur.

Aşk ile,

Hasan Aygün

 

Paylaş

spot_img

İlginizi çekebilir

Bunlara baktınız mı?
Benzer Başlıklar

Şükrü Aslan: Alevilerin Örgütlenme Manzarası Çalıştayı’nın Ardından

Bu röportaj Alevilerin Sesi dergisinin 297. sayısında yayınlanmıştır. İstanbul’da 4-5...

Bedriye Poyraz: Alevi Örgütlerinin Darı: Meğer Aleviler de Ayrımcılık Yapıyormuş

Bu röportaj Alevilerin Sesi dergisinin 297. sayısında yayınlanmıştır. Yaklaşık olarak...

Elif Çalışkan: Birbirimize Hiç Olmadığı Kadar Kenetlenmeliyiz

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 297. sayısında yayınlanmıştır. Röportaj :...

Kadıncık Ana Heykelini Yaratan Heykeltraş Gülşah Akbulut: O Kadim Bilgeliği, Sevgiyi, Işığı Görünür Kılmak İstedim

Bu röportaj Alevilerin Sesi dergisinin 294. sayısında yayınlanmıştır. Röportaj: Erdal...

Alevilerin Sesi dergisine abone olmak ister misiniz?