Pazartesi, Aralık 15, 2025

Firaz Yalvaç Ana: “Yolu Bilmeyenler Nereden Bilecek, İkrarın, Erkânın Sahibi Ana Değil mi?”

Date:

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 297. sayısında yayınlanmıştır.

Röportaj : Tuğçe Özgül

25 Kasım Kadına Yönelik Her Türlü Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü kapsamında; kurumlarımızdaki toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, can kavramından uzaklaşmaya, yola zarar veren erkeklerin liste savaşlarıyla, koltuk kavgalarının yarattığı dağılmalara karşı farkındalık yaratmak amacıyla, “Erkânın sahibi Anadır – Bir olalım, eşit olalım, hür olalım”

felsefesiyle; Alevi kadınların kamusal ve özel alanlardaki eşit muamele görmesinin garantisi olan kadın pirlerimize, analarımıza, kadın zakirlerimize, kadın ozanlarımıza, kadın âşıklarımıza, kadın sanatçılarımıza ve kadın kurum temsilcilerimize ses olmayı, onların seslerini Alevilerin Sesi Dergisi aracılığıyla duyurmayı görev biliyoruz.

Bu sebeple, başta kadın ziyaretgâhlarımızı ve Analarımızın post nişanesini tartıştırmamak için, ikrar sahibi Analarımızla röportajlar yapmaya başladık.

Sevgili Firaz Ana, Dayêke Firaz mâbe xêr… Sizi tanıyabilir miyiz?

Xêr be, selamet…
Ben Firaz Yalvaç.

Raa Heqî inancının talibiyim. Dersim’de doğdum. Henüz sekiz yaşındayken ailece Fransa’ya göç ettik. Eğitim hayatımı Fransa’da tamamladım. Ancak ne ana dilim Kırmancki’den, ne inancımızdan, ne de ikrarımızdan hiçbir zaman uzak yaşamadım. Aksine, kendi köklerimizle, değerlerimizle ve toplumumuzla iç içe büyüdüm.

Ovacık pirlerinden İmam Yalvaç ile evliyim, eşitiyim. İki genç evladımız var. Aile olarak inancımıza, yolumuza ve kültürel mirasımıza uygun bir yaşam sürmeye özen gösteriyoruz.

Uzun yıllardır yaşadığımız bölgede Nantes Alevi Kültür Merkezi’nde (Nantes AKM) hizmet yürütüyorum. Ayrıca FUAF – Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu bünyesinde, rızalıkla yol erkân hizmetlerinde yer alıyor; Cem erkânları, Hakk’a uğurlama, muhabbet ve gönül birleme, 40 lokmaları, anma gibi erkânlarda Yola olan bağlılığımı; anadilim, inancım, ilim ve bilimin ışığında gönülden yürütmeye çalışıyorum.

Sevgili Firaz Ana, Yola nasıl ikrar verdiniz? Anadilde Cem tutmak, Raa Heqî inancının özüne dönmek nasıl bir ihtiyaçtan doğdu?

Bu yola neden girdim?
Aslında yol beni çağırmadan önce ben çoktan gönlümü ona bağlamıştım. İçimde hep bir yol aşkı, bir ikrar sevdası, derin bir çağrı vardı.

Bağlama çalıyor, Cem erkânlarında Cem aşığı hizmeti ediyordum. Ama gönlüm hep eksik olanın tamamlayıcısı olmak istiyordu. “Kadınsız bir yol eksiktir.” Bu düşünceyle, eksik olanı tamamlamak niyetiyle hizmete başladım.

El verdim, dil verdim, nefes verdim, gönül verdim. Çünkü biliyordum ki; yol sadece izlenerek değil, içinde olunarak yaşanır.

Yola ikrar verdim. Eğitim sürecinde yolun derinliğini bilen Pirler, yol ehl-i canlar, kadının bu inancın asli bir parçası olduğunu hisseden, yaşatanlar sadece destek değil, bana yoldaş oldular.

Cemlerde yüzlerce can bir aradaydı ama hepsinin dili aynı değildi.
Ve biliyordum ki her can, ibadetini kendi dilinde duyduğunda yüreği daha derinden titrer.

Şeyh Qaji’nin sözüyle: “Her thyrê zone xo waneno, her vas koka xo ser reweno.” (Her kuş kendi dilinde öter, her ot kendi kökünde biter.)

Ben de gerektiğinde anadilim Kırmancki ile hizmet etmeye karar verdim. Çünkü her can, inancını kendi diliyle duyma hakkına sahiptir.

Ana dilden dökülen her nefes, canların gönlüne dokunur. Kimi gözyaşıyla, kimi sessizce, kimi hâl diliyle bu hissiyatı paylaşır. O an anladım ki ben sadece bir hizmet yürütmüyorum; bir kalbe, bir hafızaya, bir hakikate dokunuyorum.

İşte bu yüzden bu güzel yolun hizmetlerine talibim. Çünkü bu yol sadece bir inanç değil; bir yaşam biçimi, bir duruş, bir gönül ikrarıdır.

Alevilik’te kadın nerede durur?

Alevilik, diğer semavi dinlerde olduğu gibi kadının yerinin olmadığı bir inanç sistemi değildir.

Alevilikte kadın-erkek eşitliği, inancın en temel özelliklerinden biridir. Alevi öğretisinde kadın ve erkek “insan” kimliğiyle eşittir; cinsiyet insanın değerini belirleyemez.

Yolumuzun öğretisinde cinsiyet ayrımı yoktur. Bu kadim inanç hiçbir zaman kadın-erkek, genç-yaşlı, zengin-fakir, küçük-büyük ayrımı yapmamıştır. Alevilikte can kavramı vardır.

Cem erkânlarımızda kadın ve erkek yan yana, eşit biçimde yer alır. Birlikte cem olur, semah döner, birbirine niyaz olur.

Yolun öğretisinde zaten Analar vardı ve hep de var olacaklar!

Pirimiz Başköylü Hasan Efendi’nin dediği gibi: “Yolun asıl sahibi Anadır, yol Anadan başlar.”

Ana kutsaldır; doğurganlığıyla, varından var edendir, besleyen, büyüten, dili öğreten, inancını, kültürünü, sevgiyi aktarandır. Yaşam alanlarında kadın analarımız hep ön planda hizmet yapmıştır.
Ocağı canlı tutan Anadır. Ateşi tutuşturan, lokmayı pişiren, pay eden, çerağı uyandıran, aileyi bir arada tutan, misafir ağırlayan, komşu hakkını gözeten hep Anadır.

Anaların dili, yol dilidir; sevgi, itikat ve barış dilidir.

“Yolda sorun yok, yolcularda sorun var.”

Bu kadim yol, Raa Heqî, doğa temelli bir inanca dayanır. Ancak zamanla büyük ölçüde zarar görmüş, asimilasyona uğramıştır. Bize ait olmayan kavramlar bu öğretiye girmiş, benimsetilmiştir.
Bu da bizi özümüzden uzaklaştırmıştır.

Kadının yoldaki yeri de bu süreçte değişime uğramıştır.
Tekçi ve egemen anlayış, inancımızı kadınsızlaştırmış, tek tipleştirmeye çalışmıştır.

Böylesi bir dönemde özümüze, kadim değerlerimize yeniden dönme ihtiyacı her zamankinden büyüktür.

Analarımız kurumlarda hangi zorlukları yaşıyor?

Ne yazık ki kadınlarımızın önü daha evdeyken kapanıyor. Kadın bilgi ve emeğiyle hak ettiği yere ulaşamıyor. Kurumlarda da benzer durum sürüyor; çoğu zaman kadın sadece mutfak ve temizlikle sınırlandırılıyor.

Bazı ocaklarda kimi pirler ne yazık ki analara hizmet alanı açmıyor. Kadının hizmeti rahatsızlık verici bulunuyor. Ama bu yolun yarısı kadındır, Anadır.

Zaman zaman hizmette geri plana atıldım, emeğimin görülmediğini hissettim. Ama “gönül kalsın, yol kalmasın” şiarıyla hizmetten geri durmadım.

Çünkü bu yol Hakk’a varan bir yoldur. Hizmet, aşk ile, gönül ile yapılır. Asimilasyona karşı özümüzü korumak, inancımıza ve dilimize sahip çıkmak benim için sadece görev değil, bir ikrardır.

Kadın ziyaretgâhlarımız hakkında neler söylersiniz?

Coğrafyamızda yalnızca bir köyde bir değil, birçok ziyaret bulunur. Her biri bir hikâyeye, bir hakikate dayanır.

Dersim’de 366 ziyaret olduğuna inanılır ve bu ziyaretlerin yarısı kadın adlarıyla anılır.
Anaların, evliyaların, ermişlerin izidir onlar.

Ne yazık ki zaman içinde bu kutsal mekânlara da dokunulmuştur.
Kadınların adları silinmiş, yerine erkek isimleri yazılmıştır.
İnancımızın kadim mitolojisi bize ait olmayan anlayışlarla değiştirilmiştir.

Ama hâlâ o ziyaretlere varıp da
“Yaa Bağıra Sıpiye, Ana Buyere, Ana Xaskare, Jela Zalale, Ana Karsniye, Ana Barê, Ana Fatma, Qumriya Zerde, Ana Ovege, Jara Merxe…”
diye niyaz edenler, bu hakikati kalpten bilirler.

Ziyaret, sadece bir mekân değil; bir ana nefesi, bir halkın direnişidir.

İnancımızda kadına yönelik şiddet var mı?

Yol “Eline, diline, beline sahip ol” der. Bu söz, inancımızın ahlâk temelidir.

Yolun öğretisinde şiddet değil, rızalık esastır.
“Eline sahip ol”: Kimseye zarar verme, şiddet uygulama, haksız kazanç elde etme.
“Diline sahip ol”: Kimseyi sözlerinle incitme, yalan söyleme, kalp kırma.
“Beline sahip ol”: Rızaya, edebe, saygıya önem ver.

Bu kavramlar hem fiziksel hem duygusal şiddeti reddeder. Yolumuzun inancı, âlemdeki tüm canlılara şiddeti reddeder.

Şiddet, kadının ana yüreğine sığmaz. Kadın, anadır, canı yaşatandır.

Alevi kadınlar her zaman barıştan, sevgiden, güzellikten yana olmuştur.
Eskiden bir husumet çıktığında araya kadınlar girer, sözleriyle barışı sağlardı.

Alevilik özü itibarıyla bir barış yoludur. Bu yolda şiddetin, zorun, baskının yeri yoktur.

Bir kadın ve yol hizmetkârı olarak biliyorum ki: Barışın dili Anadır. Merhametin eli kadındır. Toplumun vicdanı da çoğu zaman kadınların yüreğinden geçer.

Şiddet yolu karartır, barış ise hakikatin ışığıdır.

Alevi kadınlar devletin hangi şiddet türlerine maruz kaldı?

Tarih boyunca, özellikle Dersim 1937–1938 Tertelesi ve diğer Alevi soykırımlarında kadınlar hem hedef hem araç haline getirilmiştir.

Kadınlar fiziksel, cinsel, ekonomik ve kültürel şiddete uğramış; kimlikleri, dilleri, inançları bastırılmıştır. Birçok kadın sürgün edilmiş, çocukları elinden alınmış, kutsallarından koparılmıştır.

Ama tüm bu yıkıma rağmen kadınlar, Alevi toplumsal belleğinin en güçlü taşıyıcıları olmuştur.
Evlerinde çerağını uyandırmış, lokmasını pişirmiş, ikrarını tutmuş, doğaya şükran sunmayı sürdürmüştür.

Kadınlar bizim hafızamızdır. Her Alevi Anasının yüreğinde bir direniş saklıdır.

Alevi toplumunda kadınların özel alanda şiddete maruz kalmasının inancımızda yeri var mı?

Bugün Alevi toplumunda kadınlar özel alanda şiddete maruz kalıyorsa bu, inancımızın değil, ataerkil kültürün yansımasıdır.

Alevi toplumunun Cem’lerinde rızalık denetimi, kadın kurullarının güçlendirilmesi ve eğitimin öne çıkarılmasıyla bu şiddetin önüne geçilmelidir.
Barışı, sevgiyi ve adaleti hatırlatmak; her cana yolun özündeki eşitliği yeniden anlatmak gerekir.

Son olarak…

Yola hizmet etmek; rızalık temelinde, ilim ve bilimi rehber edinerek,
Yol dilini kullanarak gönüllere dokunabilmektir.

Adaletli, barışçıl, sevgi dolu bir yaşamı benimsemek;
Yol’un özünü, dilini, öğretisini, hakikatini, inancını, ritüellerini, değerlerini, üslubunu ve edep erkânını canların gönüllerine taşımaktır.

Cem’lerde ve toplumda barışı, eşitliği ve adaleti yaşatmaktır.
Kadın-erkek ayrımı yapmadan her cana rızalılığı gözetmek, mazlumu korumak, küskünlerin gönlünü birlemek ve toplumu bir arada tutmaktır.

Aşk ile,
Firaz Yalvaç

 

Paylaş

spot_img

İlginizi çekebilir

Bunlara baktınız mı?
Benzer Başlıklar

Şükrü Aslan: Alevilerin Örgütlenme Manzarası Çalıştayı’nın Ardından

Bu röportaj Alevilerin Sesi dergisinin 297. sayısında yayınlanmıştır. İstanbul’da 4-5...

Bedriye Poyraz: Alevi Örgütlerinin Darı: Meğer Aleviler de Ayrımcılık Yapıyormuş

Bu röportaj Alevilerin Sesi dergisinin 297. sayısında yayınlanmıştır. Yaklaşık olarak...

Elif Çalışkan: Birbirimize Hiç Olmadığı Kadar Kenetlenmeliyiz

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 297. sayısında yayınlanmıştır. Röportaj :...

Kadıncık Ana Heykelini Yaratan Heykeltraş Gülşah Akbulut: O Kadim Bilgeliği, Sevgiyi, Işığı Görünür Kılmak İstedim

Bu röportaj Alevilerin Sesi dergisinin 294. sayısında yayınlanmıştır. Röportaj: Erdal...

Alevilerin Sesi dergisine abone olmak ister misiniz?