Pazartesi, Aralık 15, 2025

Elif Çalışkan: Birbirimize Hiç Olmadığı Kadar Kenetlenmeliyiz

Date:

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 297. sayısında yayınlanmıştır.

Röportaj : Avrupa Alevi Gençler Birliği (AAGB)

Bu ayki konuğumuz genç bir kadın canımız, Elif Çalışkan.

Soyadı gibi kendisi de çalışkan, üretken ve enerji dolu olan Elif canımız, Fribourg AKM’mizin başkanlığını yürüterek gençliğe de güzel bir rol model olmakta. Sevgili başkanımızı gençlik köşemize konuk ettiğimiz için hem mutluyuz hem de gururluyuz. Hadi hep beraber onun üretken yolculuğuna biraz ışık tutalım.

Merhaba Elif Başkan, bize biraz kendinden bahseder misin?

Merhaba, ben Elif Çalışkan. Söylediğin gibi Fribourg AKM ve Cemevi başkanıyım. 31 yaşındayım. Eğitim Bakanlığı’nda pedagojik danışman olarak çalışmanın yanı sıra sınıf öğretmenliği de yapmaktayım. Aynı zamanda Fribourg Üniversitesi’nde oluşturulan pedagojik araştırma ekibinin koordinatörlüğünü yürütüyorum. Yabancı öğrencilerin Fransızcayı öğrenirken yaşadıkları fonolojik zorlukları aşmalarını sağlayacak bir metot geliştiriyoruz. İsviçre’ye 12 yaşında geldim ve tüm eğitim hayatımı Fribourg’ta tamamladım.

Peki, Aleviliği keşif sürecin nasıl oldu? Seni buna iten nedenler nelerdi?

Aslında enteresan bir tesadüf beni bir şekilde hep Alevilik ekseninde tuttu. Şöyle ki, ben 2 Temmuz 1993 Sivas Katliamı’nın olduğu gün doğmuşum. Her çocuk kendi doğum hikayesini merak eder; ben de hep sorup tekrar tekrar anlattırırdım anne babama. Yani Sivas Katliamı’nda katledilen 33 canın ne uğruna yok edildiklerini bilerek büyüdüm.

Alevi kökenli fakat ateistliği benimsemiş bir ailede büyüdüm. Anne ve babam bana hiçbir dini empoze etmediler; “Büyüdüğünde kendin karar verirsin.” dediler. Elbette anneannem, dedem, dayılarım ve teyzelerim Aleviliği sahiplenen ve gündelik hayatlarına yansıtan insanlardı. Onların evlerinde Alevi sembollerini görerek, Hızır orucunun tutuluşunu, aşurenin pişirilişini ve pay edilişini izleyerek yetiştim. Çocukluğumdan beri annem beni her zaman cemevine götürürdü; bir nevi orada büyüdüm. Folklor ve saz kurslarına gittim.

Ergenlik döneminde dernekten uzaklaştım fakat 20’li yaşlarımın başında Aleviliği anlamak istedim. Büyürken içinde yüzdüğüm tüm o sembol ve ritüellerin anlamını merak ettim ve her şeyden önce bir varoluş arayışında özümü anlamlandırmak istedim. Çevremdeki insanlara sorular sordum fakat aldığım yanıtlar beni tatmin etmedi, hatta çelişki bile uyandırdı. Akademik bir gelenekten gelmiş olmanın verdiği alışkanlıkla, ihtiyacım olan bilgiye ulaşmak için kolları sıvadım ve yazılı kaynakları araştırmaya başladım.

Öncelikle Fransızca kaynakları taradım, Erwan Kerivel’in kitaplarına ulaştım; oradan Irène Mélikoff’u ve birçok başka yazarı keşfettim. Taşlar benim için yerine oturdu. Ailemin bana tanımış olduğu özgürlük içinde Aleviliği seçtim ve kendi inancımı tanımlarken gönül rahatlığıyla “Ben Aleviyim.” diyorum.

Dernek başkanlığına geldiğimde ise İsviçre Alevi Birlikleri Federasyonu ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nda görev alan yöneticilerle tanıştım. İnancımıza sahip çıkan güçlü bir örgütlenmenin var olduğunu fark etmek, ne kadar haklı bir dava yürüttüğümüzü bana bir kez daha kanıtladı.

Bize AKM’nizde ne gibi etkinlikler yaptığınızı anlatabilir misin?

10 Mart 2024’te yönetime geldiğimiz günden bu yana 45 farklı etkinlik gerçekleştirdik. Etkinliklerimiz; çocuklar, gençler, kadınlar ve “genel” olmak üzere dört kategoriye ayrılıyor.

Önceliğimiz şu an çocuklar ve gençlerde. Çocuklarımız için öncelikle bir çocuk köşesi hazırladık; cemevimizde kendilerine ait bir alanları var. Sonrasında hızla faaliyetlere başladık: resim atölyesi, Anneler Günü kart atölyesi, kek ve mutfak atölyesi, kutu ve masa oyunları, masal atölyesi, film akşamı, semah kursu ve “Alevilik ve Cem nedir?” dersleri düzenledik.

Gençler için satranç, yemek ve sohbet zamanları, bowling ve spor etkinlikleri yaptık. Gençliğimiz inanılmaz derecede sorumluluk sahibi; İsviçre ve Türkiye’de yaşanan olaylara duyarlılar. Sosyal tepki gerektiren olaylar için Fransızca, Kürtçe, Türkçe ve Almanca dillerinde farkındalık videoları çektiler. Derneğimizde geleneksel olarak her pazar yapılan kahvaltıda nöbeti devralıp bizlere çok güzel kahvaltılar sundular. Son dönemde Suriye’de yaşanan Alevi katliamını protesto etmek için pankart ve afişler hazırlayıp alanlarda yer aldılar.

Kültürel değerlerimize sahip çıkmak ve bir sonraki nesillere aktarmak için türkü ve deyiş atölyemiz var. Bu atölyede hem geçmişten miras kalan yedi ulu ozanın eserlerini hem de daha güncel türküleri analiz ediyor, geçmişte Aleviliğin nasıl yaşandığını ve türkülerimizin ne denli zamansız olduklarını öğreniyoruz. Aynı zamanda semah kursu ve saz dersleri veriyoruz. Bu etkinliklerimiz sayesinde derneğimize gelen çocuk ve genç sayısını artırdık.

Yönetim olarak en önemli görevlerimizden biri, Aleviliğin ne olduğunu anlayıp üyelerimizi güncel bilgilerden haberdar etmekti. Bu sene içerisinde çeşitli paneller düzenledik: Araştırmacı-yazar Kazım Gündoğan ile Dersim Tertelesi’ni konuştuk, tarihçi-yazar Erdoğan Aydın ile Alevi tarihi ve günümüzü tartıştık, Ali Arslan ile modernizm ve Alevilik, kimlik ve Avrupa’da Alevi olmak üzerine bir atölye gerçekleştirdik. Dedeler eşliğinde Alevilik üzerine muhabbetler düzenledik.

Geçtiğimiz şubat ayında çok güzel bir organizasyonla Hızır Cemi’mizi bağladık. Fribourg Kantonu bazında cemevimizi inançlararası diyalog masasında temsil ettik.

Genç bir kadın başkan olarak özelde yaşadığın sorunlar neler?

Evet, sorumluluğu ağır iki sıfat: genç ve kadın olmak. Alevi Kültür Merkezleri ağırlıkla 40 yaş üstü erkekler tarafından yönetiliyor ve kendi içlerinde feodal bir yapıya sahipler. Genç olmak bazı büyüklerimiz tarafından hiçbir şey bilmemek ya da herkesten bağımsız hareket etmek olarak algılanıyor. Genç bir birey olarak benim de bilgi ve birikim sahibi olduğumu anlamakta zorlanan bir kesim var.

Diğer yandan, kadın oluşum bazı kişiler üzerinde farklı bir alınganlık yaratıyor. Bir kadından talimat veya öneri almak egosal anlamda zor gelebiliyor. Daha absürt olanı ise, kolumdaki dövmeler ya da kıyafetimin bir başkası tarafından kolaylıkla yargılanabiliyor olması. Sırf bu yüzden kimi zaman bana önyargıyla yaklaşıldığını hissettim. Biz ki Hacı Bektaş Veli’nin “Hararet nardadır, sacda değildir; keramet hırkada taçta değildir. Her ne arar isen kendinde ara, Kudüs’te, Mekke’de, hacda değildir.” sözünü benimsemiş bir toplumuz. Kendimizle çeliştiğimiz zamanların olması üzücü.

Her ne kadar “Bizde kadın-erkek ayrımı yoktur, can vardır.” denilse de kadınları överek yok sayma tutumunu kurumlarımızdan arındırmamız gerek. Unutmayalım ki kadınlarımız ev yükünü ve çocuk büyütmenin sorumluluğunu eşlerinin omuzlarından aldıkları için erkek canlarımız rahatça dernek yönetimine talip olabiliyor. Toplumsal cinsiyet eşitliği henüz Avrupa Alevi toplumunun tamamında yer etmiş değil. Yönetici kadrolar yavaş yavaş bilinçlense bile taban henüz o aydınlanışı içselleştirmiş değil.

Ciddi bir kuşak çatışması yaşanıyor cemevimizde; yenilikçi fikirler ve eski alışkanlıklar aynı çatı altında barınmak için çırpınıyor. Süregelen düzende en ufak değişikliğe bile karşı çıkan üyelerimiz olabiliyor. Orta yolu bulmak için sürekli alttan almak yorucu olabiliyor ama günün sonunda ortak bir paydada buluşabiliyoruz ve önemli olan da bu.

Bir diğer sorun ise yönetim kuruluna giren herkesin üzerine düşen görevin bilincinde olmaması. Sırf bir listede adı görünsün, “Falanca kişi şuranın başkanıymış.” densin diye yönetime girmek o kuruma ciddi zararlar verebiliyor. “Kervan yolda dizilir.” mantığıyla ilerleyen zamanlarda ciddi sıkıntılar doğabiliyor. AKM yönetmek sabır ve emek isteyen tam zamanlı bir iş; tek kişinin omuzlarında duramaz, bu görevi paylaşmak zorundayız.

Sanırız Fribourg ile ilgili bize güzel bir müjden var.

Evet, Fribourg AKM kendi Gençlik ve Kadınlar Grubu’nu kurdu. Bir süredir sessizliğe bürünmüş cemevimizin bu iki atar damarı yeniden uyanışta. Sayımız yüzleri bulmasa da “önemli olan nitelik” diyerek gençlerimiz AKM’de ciddi bir hak talebinde. Panellere katılıp kendi fikirlerini üretip yetişkinlerle tartışabiliyorlar; gündemi yakından takip edip tepkilerini ortaya koyabiliyorlar. Kendi aralarında çok güzel bir dayanışma kültürü inşa ettiler. Birbirlerinin hem okulda hem özel hayatlarında destekçisi olmayı başardılar. Kadınlarımız da aynı şekilde dernek çalışmalarımızda daha görünür hale geldiler. Kendi ihtiyaçlarımız doğrultusunda bir araya gelip etkinliklerimizi organize ediyoruz.

Ayrıca bir ilke imza atarak Fribourg Kantonu’nda Aleviliğin kendisine özgü bir inanç olarak tanınma sürecini başlattık. Yaptığımız görüşmeler ve çalışmalar sonucunda başvurumuz değerlendirilmeye alındıktan sonra kabul edildi. Artık Fribourg Kantonu’nda da Alevi toplumu resmî olarak tanınıyor.

Alevi örgütlenmesinde gördüğün eksiklikler ve çözüm önerilerin neler?

Öncelikle federasyonlara bağlı AKM’lerimizde inançsal aktarımı yapacak ana ve dede sayımız çok az. Aleviliği anlamak isteyen canlarımız çoğu zaman nereden bilgi alacağını bilmiyor. Cenaze erkânlarımız için bile hizmet verecek ana ve dedelere ulaşmamız zor oluyor. Yeni nesil her bilgiye internetten ulaşabileceğini düşünse dahi, arama motorları sonsuz bir bilgi kirliliğiyle dolu. Gençlerimizin doğru bilgiye ulaşmaları için kendini geliştirmiş, yola hizmet için çıkmış, inancını bilen, yaşayan ve yaşatan kişilere ihtiyacımız var.

Aynı zamanda asırlar boyu bir sır gibi yaşanmış inancımızı bilimsel alanda yeteri kadar temsil edemediğimizi düşünüyorum. Akademik düzeyde Aleviliği araştıran ve üniversitelerde ders olarak işleyebilen canlarımız azınlıkta. Bilginin güç sayıldığı bir dünyada, nitelikli bireyler yetiştirmek zorundayız.

Toplumumuzun da daha duyarlı olması gerektiğini düşünüyorum. AKM’ler ve cemevlerinde çok ciddi bir emek ve mücadele var. Canlarımızın desteği olmadan kurumlarımız ayakta kalamaz. Hepimizin bulunduğu ülke ve şehirde kültür merkezlerine ulaşması ve o alanları yaşatması gerekir.

Alevi gençliğinin güncel durumunu nasıl görüyorsun?

Hadi o meşhur soruyu sana da soralım: “Bu gençler kurumlarımıza neden gelmiyor?”

1993’ten itibaren Avrupa’da örgütlenen Alevilerin çocukları bugün Alevi Kültür Merkezleri ve cemevlerinden uzak duruyorsa, oturup bunu ciddi anlamda düşünmemiz gerekir.

Alevi gençliği de birçok toplumun gençleri gibi bir arayış içerisinde. Genel anlamda başka kantonlara, şehirlere veya ülkelere baktığımda hemen hemen her AKM’nin aynı sorunla karşılaştığını gözlemliyorum. İçinde yaşadığımız tüketim toplumu hepimizi Aleviliğin özünden uzaklaştırıyor. Bizim inancımız dayanışmacı, eşitlikçi ve sözel geleneğe dayalı bir inançtır; kaynağını birebir doğa ve insandan alır.

Gençlerimiz cemevlerinde kendilerine ait bir alan bulamıyor. Sadece kendi başlarına bir araya gelebilecekleri, yetişkinlerin kontrolcü bakışlarından uzak bir yer bulurlarsa gençlik de kendi hareketli dünyasını AKM’lere yansıtabilir. Gençleri getirebilmek için öncelikle bu gençliğin kimlerden oluştuğunu iyi tahlil etmek gerekir. Avrupa’da doğmuş büyümüş bir genç ile 10–13 yaşlarında Avrupa’ya gelmiş bir genç aynı istek ve ihtiyaçlara sahip değildir. Reşit yaşta iltica etmiş bir genç ile burada uzun yıllar geçirmiş bir genç de aynı değildir.

Farklı kesimlere, farklı dillerde hitap eden etkinlikler çok önemlidir. Dil bariyeri çoğu zaman gençler için bir frendir; eğer bir AKM sadece Türkçe etkinlikler yaparsa, bir süre sonra Türkçeye hâkim olmayan gençleri kaybeder. Bir kurum gençlerin her fikrine tepki gösterip önünü kaparsa, gençler o yerde durmazlar.

Avrupa’ya 80’li yıllarda göç etmiş genç kuşakla 2000’li yıllarda Avrupa’da doğmuş büyümüş gençler çok farklı. Her ikisi de kendi döneminin koşullarına bağlı olarak farklı zorluklarla mücadele etti ve ediyor. Geçmişte göçmen hayatı yaşayan Aleviler bir arada olma ihtiyacı duyuyorlardı; ülkelerinin özlemini paylaşacak, içinde örgütlendikleri siyasal yapıların dayanışma, sorgulama ve tartışma geleneğini sürdürme arzusunu taşıyorlardı. Günümüz gençliği ise hayatı daha bireysel algılıyor. Eğitim hayatlarındaki zorluklar, iş bulma ve kendini profesyonel hayatta geliştirme kaygısı ön planda. Birçoğu iki kültür arasında sıkışıp kalmış durumda.

Oysa en küçük yaştan itibaren kendi kültürüne yakın büyüyen çocuklar, doğdukları ülkenin kültürünü de daha iyi içselleştirebilirler. Bu noktada cemevlerinin ne kadar önemli bir konumda bulunduklarını anlayabiliriz. Kültür aktarımında ailelerden sonra anahtar noktadayız.

AAGB’ye tavsiyelerin nelerdir?

Büyük bir aile olan Avrupa Alevi Gençler Birliği çok güzel işler başarıyor. Tüm bu çalışmalar birbirimize ilham vermeli. Kalabalık olmanın her zaman iletişim konusunda bir dezavantajı vardır ve ne yazık ki bizler de bunu yaşıyoruz. Diğer ülkelerde bulunan gençlikle sıkı ilişkiler kurmamız ve irtibatta kalmamız gerekir. Bu anlamda bizleri bir araya getirebilecek, sadece gençliğe ait bir buluşma etkinliği ihtiyaç duyduğumuz iletişim kanalını bize sunabilir.

Toplumumuza bir mesajın var mı?

Avrupa’da sağcıların yükselişe geçtiği şu dönemde, Alevilik inancını yaşatmak için birbirimize hiç olmadığı kadar kenetlenmeliyiz.

 

Paylaş

spot_img

İlginizi çekebilir

Bunlara baktınız mı?
Benzer Başlıklar

Şükrü Aslan: Alevilerin Örgütlenme Manzarası Çalıştayı’nın Ardından

Bu röportaj Alevilerin Sesi dergisinin 297. sayısında yayınlanmıştır. İstanbul’da 4-5...

Bedriye Poyraz: Alevi Örgütlerinin Darı: Meğer Aleviler de Ayrımcılık Yapıyormuş

Bu röportaj Alevilerin Sesi dergisinin 297. sayısında yayınlanmıştır. Yaklaşık olarak...

Kadıncık Ana Heykelini Yaratan Heykeltraş Gülşah Akbulut: O Kadim Bilgeliği, Sevgiyi, Işığı Görünür Kılmak İstedim

Bu röportaj Alevilerin Sesi dergisinin 294. sayısında yayınlanmıştır. Röportaj: Erdal...

Mahmut Kanber: Alevi Kurumsallığının Gücü ve İnançta Dayanışmanın Evrensel Yükselişi

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 297. sayısında yayınlanmıştır. Dara Düşen...

Alevilerin Sesi dergisine abone olmak ister misiniz?