Cuma, Ekim 9, 2026

Elif Çalışkan: Alevi Gençler Ne Arıyor?

Date:

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 305. sayısında yayınlanmıştır.

Dersim’e yolculuk :

Dr. Yılmaz Kahraman, Almanca ve Türkçe gerçekleştirdiği Alevilik seminerleri ve gençlik çalışmalarıyla Alevi kurumlarının yanı sıra gençlerin de yakından tanıdığı, alanında önemli bir isim. Kendisi, geçtiğimiz ağustos ayında Almanya’daki alevi gençleri bir araya getirerek Türkiye’de kapsamlı bir inanç ve kültür gezisine öncülük etti.

Aleviliği gençlere yalnızca teorik bilgiler ve anlatılar üzerinden aktarmak yerine, onu yaşandığı mekânlarda tanıtmak ve gençlerin bu mirasa doğrudan temas etmelerini sağlamak, kuşkusuz çok daha derin ve kalıcı bir öğrenme deneyimi sunuyor. Çünkü Alevilik; yalnızca kitaplardan okunarak değil, mekânları, ritüelleri, anlatıları ve insanlarıyla kurulan doğrudan temas yoluyla da anlam kazanan bir inanç ve kültür dünyası.

Bu açıdan bakıldığında, gençlerin Aleviliği kendi gözlemleri ve deneyimleri üzerinden keşfetmelerine imkân sağlayan bu tür gezilerin, onların Alevi kimliğiyle daha güçlü ve bilinçli bir bağ kurmalarına önemli ölçüde katkı sunduğunu söylemek mümkün. Yaşanan deneyimlerin, yalnızca gezi süresince değil, gençlerin sonraki yaşamlarında da taşıyacakları kalıcı izler bırakacağına inanıyoruz.

Gerçekleştirilen bu çalışma, yalnızca bir gezi olmanın ötesinde; gençlerle Alevilik arasındaki bağı güçlendiren, kuşaklar arası aktarımı destekleyen ve farklı ülkelerdeki Alevi gençlik çalışmalarına da ilham verebilecek nitelikte bir örnek oluşturuyor. Başarılı ve verimli her çalışmanın yeni fikirlerin filizlenmesine vesile olduğuna inanarak, bu anlamlı etkinliğe biraz daha yakından bakmak istiyoruz.

Dr. Yılmaz Kahraman’ın çalışmaları, özellikle Alevi kurumlarında sorumluluk üstlenen yöneticiler açısından da dikkate değer ipuçları barındırıyor. Gençleri Alevilikle buluşturmanın, onların kimlik ve aidiyet duygularını güçlendirmenin ve gençlerin Alevi kurumlarıyla daha canlı bir bağ kurmasını sağlamanın yollarına dair önemli deneyimler sunuyor.

Sevgili okurlarımız röportaj boyunca şu soruyu aklınızda tutunuz: gençlere Aleviliği anlatmanın en etkili yolu nedir sizce: anlatmak mı, öğretmek mi, yoksa yaşatmak mı? Şimdi gelin, bu anlamlı yolculuğun hikâyesine ve gençler üzerinde bıraktığı izlere birlikte yakından bakalım.

Bu gezi projesi nasıl ortaya çıktı?

Almanya Alevi Gençler Birliği, Kuzey Ren-Vestfalya Eyalet Merkezi (BDAJ NRW) olarak 2009 yılından bu yana, yani yaklaşık 17 yıldır, Türkiye başta olmak üzere farklı ülkelere gençlik gezileri ve uluslararası değişim programları düzenliyoruz. Bu projeler kapsamında her yıl yaklaşık 20 gencin yurt dışına çıkarak farklı coğrafyaları, kültürleri ve özellikle Alevi inancının tarihsel ve kültürel izlerini yerinde tanımasını sağlamaya çalışıyoruz. Bu yıl gerçekleştirdiğimiz gezi de uzun yıllardır devam eden bu çalışmalarımızın bir parçası olarak ortaya çıktı.

Projenin temel amacı neydi?

Projenin temel amacı, Almanya’da doğup büyüyen ve burada sosyalleşen Alevi gençlerinin kendi inançlarını ve kimliklerini daha yakından tanımalarını sağlamaktı. Bu kapsamda Alevilerin tarihsel olarak yaşadığı coğrafyalara giderek, inanç merkezlerini ve önemli ziyaret yerlerini yerinde görmelerini amaçlıyoruz. Gençlerin bu mekanlarda farklı temsilcilerle, inanç önderleriyle ve yerel aktörlerle bir araya gelerek Aleviliğin inancını, felsefesini ve ritüellerini doğrudan kaynağından öğrenmelerini istiyoruz. Dolayısıyla bu proje bizim için yalnızca bir gezi değil, aynı zamanda bir öğrenme, deneyim ve kimlik çalışmasıdır.

Kaç kişi olarak ve hangi ülkeden yola çıktınız?

Bu tür gezilerimizi genel olarak yaklaşık 20 kişilik gruplarla gerçekleştiriyoruz. Bu yıl ise 21 genç katılımcımız vardı. Katılımcılarımız ağırlıklı olarak Kuzey Ren-Vestfalya eyaletindeki Alevi kültür merkezlerinde aktif olan gençlerden oluşuyor. Projemizin başvurusu ve destek mekanizması NRW eyaleti üzerinden olduğu için öncelikli hedef kitlemiz Kuzey Ren-Vestfalya’da yaşayan gençler. Bununla birlikte, istisnai durumlarda Almanya’nın diğer eyaletlerinden de gençleri projelerimize dahil ediyoruz. Yani bu yıl Almanya’dan, ağırlıklı olarak NRW’den gelen 21 gençle birlikte bu değişim programını gerçekleştirdik.

Neden özellikle Alevi gençleriyle böyle bir gezi düzenleme ihtiyacı hissettiniz?

Avrupa’da doğup büyüyen Alevi gençlerinin kendi kimliklerini, inançlarını, değerlerini ve Alevi inanç felsefesini daha yakından tanımalarına ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. Bu gezileri, gençlerin kendi kimlikleriyle daha güçlü bir bağ kurmalarına ve Aleviliği sadece ailelerinden duydukları bilgilerle değil, doğrudan yaşayarak ve yerinde görerek öğrenmelerine katkı sağlamak amacıyla düzenliyoruz.

Çünkü birçok Alevi genç, inancıyla ilgili sorularının tamamına ailesinden cevap bulamayabiliyor. Bunun arkasında Alevilerin yaşadığı tarihsel süreçlerin, baskıların ve inancın uzun dönemler boyunca daha çok sözlü olarak aktarılmasının da önemli bir etkisi var. Bu nedenle gençlerin sorularına farklı kaynaklardan, uzmanlardan ve doğrudan Alevi toplumunun yaşadığı coğrafyalardan cevap bulabilmelerini çok değerli görüyoruz.

Gençlerin Alevilik konusunda hangi konularda bilgiye ihtiyaç duyduğunu gözlemlediniz?

Gençlerin özellikle inanç ve Alevi felsefesi konusunda çok sayıda sorusu olduğunu gözlemledik. Örneğin Alevilik nasıl bir dünya görüşüne sahiptir, diğer inançlara nasıl yaklaşır, Aleviliğin temel değerleri nelerdir gibi sorular öne çıkıyor.

Bunun yanında ritüellerimiz, kutsal günlerimiz ve oruçlarımız hakkında da gençlerin merak ettiği birçok konu var. Alevilikte kadının yeri, kadın-erkek ilişkisine bakış, cem ve diğer ritüellerin anlamı, ziyaret kültürü ve ölümden sonraki yaşama ilişkin inançlarımız da gençlerin özellikle üzerinde durduğu konular arasında. Biz de geziler sırasında bu soruları sadece teorik olarak cevaplamak yerine, mümkün olduğunca ziyaret ettiğimiz mekanlar, temsilciler ve yerel anlatılar üzerinden ele almaya çalışıyoruz.

Bu gezi klasik bir kültür gezisinden hangi yönleriyle farklıydı?

Klasik bir kültür gezisinden oldukça farklı olduğunu söyleyebiliriz. Geleneksel kültür gezilerinde ziyaret edilen mekanlarda çoğu zaman kısa süreli ziyaretler gerçekleştirilir ve mekan hakkında daha yüzeysel bilgiler verilir. Bizim projemizde ise böyle bir yaklaşım benimsemedik.

Gittiğimiz yerlerde daha uzun süre kalmaya ve mekanları çok daha derinlikli tanımaya çalıştık. Ziyaret ettiğimiz yerin tarihini, coğrafyasını ve toplumsal yapısını anlattık. Eğer bir ziyaretgah veya inanç mekanıysa, o mekanın Alevi inancındaki yerini, burada gerçekleştirilen ritüelleri ve bu ritüellerin anlamlarını da gençlerle paylaştık. Dolayısıyla gençler sadece bir mekanı görüp fotoğraf çekmek yerine, o mekanın arkasındaki tarihi, kültürü, inancı ve toplumsal hafızayı anlamaya çalıştılar.

Gezi programınızı hazırlarken hangi kriterlere dikkat ettiniz?

Programımızı hazırlarken öncelikle katılımcıların yaşlarını ve ihtiyaçlarını dikkate aldık. Gençlerin 18 ile 27 yaş arasında olması, programın içeriğini ve kullanılan dili belirlerken bizim için önemli bir kriterdi. Katılımcıların 18 yaşını doldurmuş olması da önemliydi; çünkü sonuçta başka bir ülkeye gidiyoruz ve gençlerin hukuki ve kişisel açıdan kendi kararlarını verebilecek yaşta olmalarını istiyoruz.

Bunun yanında yalnızca Türkçe veya Almancayı iyi konuşup konuşmadıklarını değil, anlatılan konuları gerçekten anlayabilecekleri bir dil kullanmayı önemsedik. Özellikle Dersim coğrafyasına gittiğimizde, bazı kavramları yerel dil olan Zazaca/Kırmancki üzerinden anlatmaya çalıştık. Daha sonra bu kavramların açıklamalarını Kürtçe/Kurmanci, Türkçe ve Almanca olarak aktardık. Böylece gençlerin sadece kelimeleri değil, kavramların taşıdığı kültürel ve inançsal anlamları da anlayabilmelerini hedefledik.

Yaş sınırımızın 18-27 olmasının bir diğer nedeni de Almanya’daki çocuk ve gençlik çalışmaları, yani Kinder- und Jugendarbeit, kapsamında gençlik çalışmalarının 27 yaşına kadar desteklenmesidir. Bu nedenle projemizin katılımcı profili ve programımızı oluştururken hem gençlerin ihtiyaçlarını hem de gençlik çalışmalarına ilişkin yasal ve kurumsal çerçeveyi dikkate aldık.

Alevilik açısından “ziyaret” kavramı neyi ifade ediyor?

Cevap: Alevilik açısından “ziyaret”, kutsal kabul edilen mekanlara gitmeyi ve bu mekanlarla manevi bir bağ kurmayı ifade ediyor. Dersim coğrafyasında Zazaca/Kırmancki dilinde bu tür kutsal mekanlara “Jare” deniliyor. Jareler, Alevi inancında önemli bir yere sahip olan kutsal mekanlardır.

Bu kutsal mekanlar yalnızca belirli bir türbe veya yapıdan ibaret değildir. Bir dağ, bir akarsu, bir göl, bir ağaç, bir taş, bir türbe, bir ocak merkezi ya da bir uluya ve dervişe ait olduğuna inanılan bir mekan olabilir. Örneğin Düzgün Baba Dağı (Bawa Duzgın) ve Buyer Ana (Ana Buyere) gibi kutsal dağlar bunlardan bazılarıdır. Yine Hızır’la ilişkilendirilen Hızır Gölü (Gola Xızırî) gibi kutsal mekanlar bulunmaktadır. Bazı yerlerde ise Hızır’ın ayak izinin veya atının nal izinin bulunduğuna inanılır. Bunlar da “Linga Xızırî” olarak ifade edilir.

Dolayısıyla ziyaret, sadece bir mekanı görmeye gitmek değildir. İnsanların burada lokmalarını paylaşması, birbirleriyle dayanışma içerisinde olması ve Alevi inancının rızalık, paylaşım, dostluk, kardeşlik, doğaya ve diğer canlılara karşı saygı ve hassasiyet gibi değerlerini yeniden yaşaması ve yaşatması anlamına gelir.

Bu anlamda Dersim coğrafyası da Alevi kültüründe “Jar u Diyar”, yani ziyaretlerin diyarı olarak kabul edilir. Bizim için ziyaretler, geçmişle bugün arasında manevi ve kültürel bir bağ kuran önemli mekanlardır.

Ziyaret edilen yerleri seçerken Alevilik açısından hangi özelliklere dikkat ettiniz?

Dersim coğrafyası ziyaretlerin oldukça yoğun olduğu bir bölge. Neredeyse her yerleşim yerinin, her köyün çevresinde yerel olarak bilinen ziyaretler bulunuyor. Bu ziyaretlerin birçoğunu özellikle o ziyaretin çevresindeki köylerde yaşayan insanlar ve bölge halkı biliyor.

Bunun yanında, yalnızca belli bir köy veya yöreyle sınırlı kalmayıp bütün Dersim coğrafyasında, hatta Dersim’in dışına taşarak Türkiye genelinde tanınan ziyaretler de var. Örneğin Düzgün Baba bunların en bilinenlerinden biri. Yine Baba Munzur ve Munzur Gözeleri de Alevi inancı açısından önemli ziyaret yerleri arasında bulunuyor. Gezi programımızı hazırlarken bu tür daha geniş bir coğrafyada tanınan kutsal mekanları da programımıza dahil ettik.

Bunun dışında, bölgede irtibat halinde olduğumuz cemevlerini de ziyaret ettik. Çünkü bizim için önemli olan sadece kutsal mekanları görmek değil; o mekanların çevresinde yaşayan Alevi toplumuyla, cemevleriyle, dedelerle, analarla ve yerel aktörlerle de iletişim kurmaktı. Böylece gençlerin Aleviliği hem mekanlar üzerinden hem de o mekanların bugün yaşayan toplumsal yapısı üzerinden tanımalarını amaçladık.

Gençler ziyaretlerinde Aleviliğin hangi değerleriyle karşılaştılar?

Gençler ziyaretlerde Aleviliğin temel değerlerini doğrudan yaşayarak deneyimleme fırsatı buldular. Daha önce de ifade ettiğim gibi bu mekanlar; kardeşlik, paylaşım, dayanışma, başka insanlara karşı saygı ve hassasiyet gibi değerlerin sadece anlatıldığı değil, pratikte yaşandığı yerler.

Örneğin Düzgün Baba Dağı’na çıktığımızda gençlerle özellikle “yol” kavramı üzerinde durduk. Çünkü Alevilikte “yol” kavramının çok özel bir yeri var. Biz inancımızı da zaten bir “yol” olarak tarif ediyoruz. Bu, insan-ı kamil olma yolu olduğu kadar, Hızır’ın yolu olarak da ele alınabilir.

Dolayısıyla Düzgün Baba’ya çıkarken yürüdüğümüz fiziksel yolun yanında manevi ve spiritüel bir yolculuk da gerçekleştirmiş oluyoruz. Dağın zirvesine dileklerimiz, dualarımız ve niyetlerimizle çıkıyoruz. Yol boyunca lokmamızı ve sahip olduklarımızı paylaşıyoruz. Karşılaştığımız insanlara, doğaya ve diğer canlılara karşı nasıl davranmamız gerektiğini yeniden düşünüyoruz. Özellikle doğanın, bitkilerin ve tüm canlıların korunması konusunda Alevi inancının verdiği mesajları gençlerle tekrar ele aldık.

Bunun yanında bu yolculuğu bir içsel sorgulama ve refleksiyon süreci olarak da değerlendirdik. İnsan yol boyunca kendi özüyle karşı karşıya geliyor. “Arkadaşlarıma, kardeşlerime, aileme karşı nasıl davranıyorum? Geçmişte yaptığım veya söylediğim şeyler doğru muydu? Kendimle ve çevremle olan ilişkilerimde rızalık içerisinde miyim?” gibi soruları kendisine soruyor.

Alevilikte cemde kişinin özünü dara çekmesi gibi, burada da yolculuğun ruhani boyutuyla bir vicdan muhasebesi ve kendini sorgulama süreci yaşanıyor. Bu nedenle gençler için ziyaretler yalnızca dışarıda bir mekanı ziyaret etmek değil, aynı zamanda insanın kendi içine dönerek kendisini sorguladığı ve arındırmaya çalıştığı bir yolculuk oldu.

Dede, rehber, araştırmacı veya yerel kişilerle görüşmeler yapıldı mı? Bu görüşmeler gençlere nasıl katkı sağladı?

Evet. Gezi boyunca ziyaret ettiğimiz mekanlarda yerel analarımız ve dedelerimizle bir araya geldik ve onlarla sohbetler gerçekleştirdik. Bu görüşmeler gençler açısından çok değerliydi. Çünkü gençler Aleviliğe ilişkin bilgileri yalnızca kitaplardan veya teorik anlatımlardan değil, o coğrafyada yaşayan ve bu geleneği sürdüren insanlardan doğrudan dinleme fırsatı buldular.

Örneğin Ovacık’ın Kedek köyünde (Koyungölü), Kedekli Zeynel Dede ile bir muhabbet gerçekleştirdik. Zeynel Dede ile birlikte Sorpiyan Cemevi’nde gençlerle bir araya gelerek Alevilik, inanç ve kültür üzerine sohbet ettik.

Gezi programımızın bir akşamında da Pülümür’ün Yarbaşı köyüne bağlı Xanu mezrasında, Dersim’in değerli sanatçıları Metin ve Kemal Kahraman’ın evine konuk olduk. Burada çok güzel ve samimi bir muhabbet gerçekleşti. Metin ve Kemal Kahraman bizlere deyişler ve demmeler okudular; aynı zamanda Alevilik ve Dersim kültürü üzerine anlatımlarda bulundular. Bu buluşma, gençlerin müzik, sözlü kültür ve inanç arasındaki ilişkiyi doğrudan deneyimlemeleri açısından da çok anlamlıydı.

Bunun yanı sıra gezimizin üç günü boyunca Dersim’in değerli araştırmacı ve yazarlarından Sayın Cemal Taş bizimle birlikte oldu. Özellikle Dersim tarihi üzerine gençlere kapsamlı sunumlar gerçekleştirdi. Bu sunumlarda 1937-38 Dersim Tertelesi ve yaşanan soykırım konusuna özel olarak odaklandı. Böylece gençler, ziyaret ettikleri coğrafyanın sadece inançsal ve kültürel boyutunu değil, aynı zamanda tarihsel hafızasını ve yaşadığı travmaları da öğrenme fırsatı buldular.

Bu görüşmelerin en önemli katkılarından biri, gençlerin sordukları sorulara doğrudan o coğrafyanın insanlarından cevap alabilmeleri oldu. Böylece gezi, sadece bir “ziyaret programı” olmaktan çıkarak canlı bir öğrenme ve deneyim sürecine dönüştü.

Gezi kapsamında hangi önemli Alevi mekanları ve ziyaret yerleri ziyaret edildi?

Gezi kapsamında Dersim ve çevresinde Alevi inancı açısından önemli olan birçok kutsal mekanı ve ziyaret yerini ziyaret ettik. Bunların başında Düzgün Baba Dağı, Munzur Baba/ Munzur Gözeleri geliyor. Bunun yanında Derviş Cemal Ocağı’nı da ziyaret ettik. Büyük Çeşme (Heniyo Pil) ziyaretine gittik.

Bunların yanı sıra cemevlerini de programımıza dahil ettik. Örneğin Dersim’de Sorpiyan Cemevi’ni, Erzincan’da ise Yalınca Köyü (Mığısı) cemevini ziyaret ettik.

Bu ziyaretlerin her birinde gençlere mekanın tarihini, Alevi inancındaki yerini, o mekanla ilgili anlatıları ve ritüelleri kapsamlı bir şekilde aktarmaya çalıştık. Böylece gençlerin sadece mekanı görmelerini değil, o mekanın Alevi toplumu açısından neden önemli olduğunu anlamalarını hedefledik.

Bu ziyaret yerlerinin Alevi tarihi ve kültüründeki önemi nedir?

Bu soruyu bir röportaj kapsamında bütün boyutlarıyla anlatmak oldukça geniş bir konu. Ancak öncelikle Alevilikteki ziyaret kavramını tekrar hatırlamak gerekiyor. Alevilikte ziyaretler arasında bir hiyerarşi yoktur. Yani bir ziyaret diğerinden daha kutsal veya daha değerli değildir. Her ziyaretin kendine özgü bir anlatısı, tarihi ve kutsallığı vardır.

Bu mekanların tamamı Alevi öğretisinin ve Hakk anlayışının farklı biçimlerde yansıdığı kutsal mekanlardır. Bunları aynı zamanda Hızır’ın mekanları veya Hızır’la ilişkilendirilen kutsal mekanlar olarak da değerlendirebiliriz.

İster Dersim coğrafyasına, ister İç Anadolu’ya, ister Balkanlar’a gidelim; farklı Alevi coğrafyalarında ziyaretlerin anlatıları ve yerel özellikleri değişebilse de verdikleri temel mesajların büyük ölçüde ortak olduğunu görüyoruz. Kardeşlik, eşitlik, paylaşım, dayanışma, doğayı ve bütün canlıları koruma gibi değerler bu mekanların ortak mesajları arasında.

Bu anlayışı Yunus Emre’nin çok güzel ifade ettiği “Yaradılanı severiz Yaradan’dan ötürü” sözüyle de anlatabiliriz. Dolayısıyla hangi ziyarete gidersek gidelim, mekanın kendine özgü anlatısının yanında Aleviliğin insanı, doğayı ve bütün canlıları merkeze alan temel değerleriyle karşılaşıyoruz.

Gençlerin en çok etkilendiği ziyaret hangisi oldu? Neden?

Gençlerin en çok etkilendiği ziyaretlerden birinin Düzgün Baba Dağı olduğunu söyleyebilirim. Çünkü Düzgün Baba, gençlerin daha önceden duyduğu ve merak ettiği önemli ziyaretlerden biriydi.

Sabah çok erken saatlerde yola çıktık. Havanın daha serin olduğu saatlerde grupla birlikte yaklaşık altı saatlik bir yürüyüş gerçekleştirdik. Bu uzun yürüyüş ve hep birlikte bir hedefe doğru ilerlemek, gençlerin hafızasında çok güçlü bir yer bıraktı.

Aynı zamanda yüksekten Dersim coğrafyasını ve doğasını görme fırsatı buldular. Fakat onları etkileyen yalnızca doğanın güzelliği değildi. Yol boyunca tanımadıkları insanların onlara yaklaşması, ikramlarda bulunması, lokmasını paylaşması ve çok doğal bir şekilde dostane ilişkiler kurması da gençleri oldukça etkiledi.

Yani gençler Düzgün Baba’da hem doğayı ve coğrafyayı hem de Alevi toplumundaki paylaşma, dayanışma ve misafirperverlik kültürünü doğrudan deneyimlediler.

Gençlerde sizi şaşırtan, beklemediğiniz bir tepki oldu mu?

Beni en çok şaşırtan ve aynı zamanda mutlu eden şey, gençlerin gezi boyunca gösterdiği dikkat ve konsantrasyon oldu. Sonuçta alışık olmadıkları bir iklim ve coğrafyadaydılar. Almanya’ya kıyasla Türkiye’deki sıcak hava, uzun yürüyüşler ve sürekli hareket halinde olmak zaman zaman gençlerin dikkatinin dağılmasına neden olabilirdi.

Fakat tam tersine, gençlerin bütün gezi boyunca anlatılanları büyük bir dikkatle ve pür dikkat dinlediklerini gördük. Bunun yanında birbirlerine karşı gösterdikleri dayanışma da bizim için çok olumlu ve güzel bir sürpriz oldu.

Özellikle bazı ziyaretlerde gençlerin çok duygulandıklarını gördük. Bazı mekanlarda ve anlatılan tarihsel olaylarda yaşadıkları duygusal yoğunluk bizim açımızdan da oldukça anlamlıydı. Bu duygusal tepkiler, gençlerin geziyi sadece fiziksel olarak değil, manevi ve duygusal açıdan da deneyimlediklerini gösteriyordu.

Gençler ziyaretler sırasında size ne gibi sorular yöneltti? Bu sorular size Alevi gençliğinin bugünkü durumunu nasıl gösterdi?

Gençlerin bize yönelttiği soruların önemli bir bölümü doğrudan inançla ilgiliydi. Burada aslında bizi düşündüren bir durumla karşılaştık. Diğer inanç topluluklarıyla, örneğin Yahudiler, Hristiyanlar veya Müslümanlarla kıyasladığımızda, birçok gencin ailelerinden, inanç merkezlerinden veya dini/ruhani önderlerinden inançlarıyla ilgili temel bilgileri öğrenebildiklerini görüyoruz. Ancak bizim gençlerimiz arasında, Alevilikle ilgili çok temel ve aslında oldukça basit bazı sorulara dahi cevap veremeyenlerin olduğunu fark ettik. Bu da bize Alevi gençliğine yönelik inanç eğitimlerinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi.

Bu nedenle bu tür eğitim ve değişim programlarını daha da çoğaltmamız gerektiğini düşünüyorum. Aynı zamanda Almanya’da verilen Alevilik derslerinin önemini de özellikle vurgulamak istiyorum. Bu derslere düzenli olarak katılan çocuk ve gençlerin çoğu zaman Alevilik konusunda çok daha sağlam bir bilgi ve bilinç zeminine sahip olduklarını görüyoruz.

Bu gezi bana bir kez daha şunu gösterdi: Yapacak çok işimiz var. Gençlerin sorularını ciddiye almalı, onların inançlarını öğrenebilecekleri güvenilir ve bilimsel kaynakları artırmalı ve Alevi kimliğini kendi deneyimleri üzerinden tanımalarına daha fazla imkan sağlamalıyız.

Bir ziyaret yerinde anlatılan tarih ile gençlerin daha önce öğrendiği Alevilik arasında nasıl bir fark gördünüz?

Burada en önemli farklardan biri, gençlerin Alevilikle ilgili bilgilerinin önemli bir bölümünün kulaktan dolma anlatılardan oluşmasıydı. Elbette sözlü aktarım Alevi kültürünün önemli bir parçasıdır. Ancak yalnızca kulaktan kulağa aktarılan bilgilerin her zaman tarihsel veya bilimsel bir temele dayanmadığını da görüyoruz.

Bu nedenle gezi boyunca bazı kavramları, inanç anlayışlarını ve ritüelleri daha ayrıntılı ve sistematik biçimde ele aldık. Bence Aleviliği yeni nesillere aktarırken artık bunu bilimsel bir yaklaşımla, tarih, kültür ve din bilimi perspektifleriyle desteklememiz gerekiyor. Gençlerin hem inançlarını bilmeleri hem de bu bilgiyi sorgulayabilecek, araştırabilecek ve anlayabilecek bir zemine sahip olmaları önemli.

Gezi sırasında özellikle ışık ve nur kavramı üzerinde de durduk. Alevilikte ulularımızın her biri bizim için birer nur, yani ışık olarak değerlendirilir. “Nur” Arapça kökenli bir kavram ve ışık, aydınlanma anlamına geliyor. Bu anlayışı Hacı Bektaş Veli’nin karanlığa karşı ışık olmayı vurgulayan düşüncesiyle de ilişkilendirebiliriz.

Bu ışık anlayışını sadece teorik olarak anlatmadık; ziyaretlerde gençlerin bunu ritüeller içerisinde de deneyimlemelerini sağladık. Örneğin sabahları çerağı uyandırmamız, dualarımızla güneşi karşılamamız ve ayın Alevi inancındaki öneminden bahsetmemiz, ışık kavramının inancımızdaki yerini daha somut bir şekilde anlamalarına yardımcı oldu.

Dolayısıyla gençler, kitaplardan veya duydukları anlatılardan bildikleri bazı kavramların ziyaret mekanlarında nasıl yaşatıldığını doğrudan gördüler. Bence bu, gezinin en önemli kazanımlarından biriydi. Çünkü Alevi inancının özünü oluşturan değerleri sadece anlatmak değil, onları gençlerin yaşayarak ve görerek öğrenmesini sağlamak gerekiyor.

Günümüz Alevi gençlerinin Alevilikle ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu konu aslında çok daha kapsamlı bir araştırmayı ve çalışmayı gerektiriyor. Bu çalışmaların yapılmasında federasyonlarımıza ve Alevi kurumlarımıza önemli görevler düşüyor.

Geçmişte, büyüklerimizin ve atalarımızın yaşadığı coğrafyalarda Alevilik büyük ölçüde dışarıya karşı izole bir şekilde yaşanıyordu. Kendi toplumsal yapısı içerisinde ritüelleriyle, dünya görüşüyle ve felsefesiyle doğal bir şekilde aktarılıyor ve yaşatılıyordu. Ancak bugün Alevi gençleri çok daha farklı ve çok daha fazla inancın bir arada bulunduğu toplumlarda büyüyorlar. Bu nedenle kendi inançlarını öğrenmeleri ve yaşamaları için bizim de kendi içimizde bu alanı daha fazla güçlendirmemiz gerekiyor.

Burada çok önemli bir Kırmancki/Zazaca söz var: “Xo nas bıke ke, sarik tı nas bıkero.” Yani, “Kendini tanı ki başkaları da seni tanısın.” Bence bu söz günümüz Alevi gençleri açısından çok önemli bir mesaj taşıyor. Gençler önce kendi kimliklerini, inançlarını ve değerlerini tanımalı ki hem kendilerini daha özgüvenli bir şekilde ifade edebilsinler hem de diğer inançlarla ve toplumlarla sağlıklı ilişkiler kurabilsinler.

Kendi inancını bilmek, başka inançlara karşı olmak anlamına gelmiyor. Tam tersine, insan kendi kimliğini ve inancını ne kadar iyi bilirse, başkalarının inançlarını da o kadar bilinçli ve saygılı bir şekilde tanıyabilir. Bu nedenle gençlerimizin Alevilik konusunda temel sorulara cevap verebilecek bir bilgi ve bilinç düzeyine ulaşmasını çok önemli görüyorum.

Gençler Aleviliği daha çok bir inanç, kültür veya yaşam biçimi olarak mı görüyorlar?

Aslında bu soru sadece Alevi gençleri açısından değil, bütün inançlar açısından değerlendirilebilir. Elbette ritüellerin inançların yaşatılmasında çok önemli bir yeri var. Ancak ritüellerin temel amacı, insanın kendi inancını daha iyi anlamasına ve içselleştirmesine yardımcı olmaktır.

Bu nedenle Aleviliği yalnızca cemevine gidilen, belirli ritüellerin gerçekleştirildiği bir inanç olarak değerlendirmemek gerekiyor. Elbette gençlerin cemevlerine gitmeleri ve ibadetlere katılmaları çok önemli. Çünkü cemevlerinde öğrenecekleri çok şey var. Ancak bunun yanında asıl üzerinde durmamız gereken konulardan biri, gençlerin günlük yaşamlarında Alevilik felsefesini nasıl içselleştirecekleri ve nasıl yaşayacaklarıdır.

Çünkü inancın aynı zamanda bir kültürü, bir ahlak anlayışı ve bir yaşam biçimi vardır. Rızalık, paylaşım, adalet, eşitlik, insan sevgisi, doğaya ve canlılara saygı gibi değerlerin gündelik hayatımıza nasıl yansıyacağı konusunda gençlerle daha fazla konuşmamız gerekiyor.

Bu noktada Alevi kültür merkezlerine ve cemevlerine önemli görevler düşüyor. Gençlere sadece ritüelleri öğretmek değil, Alevi felsefesinin gündelik yaşamda nasıl karşılık bulduğunu da anlatmak gerekiyor.

Gençlerin Alevilikle bağlarını güncellemesi ve güçlendirmesi için cemevlerinde neler yapılmalı sizce?

Öncelikle gençlerin anlayabileceği bir dil kullanarak Aleviliği anlatmamız gerekiyor. Bunu daha önce de vurguladım ve tekrar vurgulamak istiyorum. Gençlere onların dünyasına hitap eden, anlaşılır, sevgi ve hoşgörü temelli bir dille yaklaşmalıyız.

Bu noktada Almanya’daki Alevilik derslerinin çok önemli bir yeri olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu dersler eğitim almış, pedagojik formasyona sahip öğretmenler tarafından veriliyor ve en önemlisi, düzenli ve sürekliliği olan bir eğitim modeli sunuyor. Çocukların küçük yaşlardan itibaren kendi inançlarını sistematik bir şekilde öğrenmeleri, onların ilerleyen yaşlarda çok daha sağlam bir bilinç ve kimlik geliştirmelerine katkı sağlıyor.

Cemevlerinin de bu eğitimi tamamlayıcı bir rol üstlenmesi gerekiyor. Cemevlerinde gençlere Aleviliğin temel değerlerini, inancını ve felsefesini sevgi, hoşgörü ve anlayış temelinde aktarmalıyız. Gençlerin kendilerini rahatça ifade edebilecekleri, soru sorabilecekleri ve sorgulayabilecekleri ortamlar oluşturmalıyız.

Yani gençlere sadece “Alevilik budur” demek yerine, onların “Ben Aleviliği nasıl anlıyorum, bunu hayatımda nasıl yaşayabilirim ve kendi çevreme nasıl aktarabilirim?” sorularına cevap bulabilecekleri alanlar yaratmamız gerekiyor.

Gençlerin ailelerinde öğrendikleri Alevilik ile sahada, yani ziyaretlerde ve Alevi coğrafyasında karşılaştıkları Alevilik arasında bir fark gördünüz mü?

Kesinlikle bir fark gördük. Öncelikle şunu özellikle vurgulamak gerekir: Aileden öğrenilen Aleviliğin yeri çok önemli. Bunun alternatifini hiçbir kurum tamamen karşılayamaz. Çünkü çocuğun temel gelişimini ve ilk eğitimini aile sağlıyor. Anne ve babanın bu konudaki rolü çok büyük.

Kurmanci’de çok güzel bir atasözü var: “Dayika baş ji hezar mamosteyan çêtir e”. Yani, “İyi bir anne bin öğretmenden daha değerlidir.” Burada elbette öğretmenlerin ve eğitimin önemini küçümsemiyoruz. Atasözü, evde verilen temel eğitimin ve aile ortamının çocuk üzerindeki etkisini vurguluyor.

Ancak burada önemli bir sorunla da karşılaşıyoruz. Bazı ailelerin de Alevilik konusunda yeterli ve sistematik bilgiye sahip olmadığını görüyoruz. Aileler çoğu zaman kendi büyüklerinden, yani önceki kuşaklardan duydukları bilgiler üzerinden Aleviliği çocuklarına aktarıyorlar. Bu sözlü aktarım çok kıymetli olmakla birlikte, bazen eksik veya yalnızca belirli bir yöreye özgü bilgilerle sınırlı kalabiliyor.

Bu nedenle sadece gençlerin değil, anne ve babaların da Alevilik konusunda eğitim almaları gerektiğini düşünüyorum. Ailelerin inançlarını daha kapsamlı, bilinçli ve mümkün olduğunca bilimsel bir yaklaşımla öğrenmeleri, çocuklarına da daha sağlam bir temel sunmalarını sağlayacaktır.

Burada yine cemevlerine önemli bir görev düşüyor. Cemevleri sadece gençlere yönelik değil, ailelere ve yetişkinlere yönelik eğitim programları da organize etmeli. Böylece aile, cemevi ve okulda verilen Alevilik eğitimi birbirini tamamlayan bir yapıya dönüşebilir. Bu üç alanı birbirinden koparmadan birlikte düşündüğümüzde, Alevi gençlerinin kendi inançlarıyla çok daha güçlü ve bilinçli bir bağ kurabileceklerine inanıyorum.

Gezi başlamadan önce gençlerden beklentiniz neydi? Gezi sonunda ne değişti?

Gezi başlamadan yaklaşık iki ay önce katılımcı gençlerle bir toplantı ve hazırlık buluşması gerçekleştirdik. Bu buluşmada öncelikle gezinin içeriğini, ziyaret edeceğimiz coğrafyayı ve programımızı gençlere tanıttık. Aynı zamanda gençlerin geziye sadece katılımcı olarak değil, aktif birer öğrenen olarak dahil olmalarını istedik.

Bu nedenle her katılımcıdan belirli konular hakkında kısa sunumlar hazırlamalarını rica ettik. Örneğin bazı gençler Dersim Tertelesi, bazıları ziyaret kavramı, Munzur Barajı, Ermeni Soykırımı, Osmanlı tarihindeki Kızılbaşlar gibi farklı konularda hazırlıklar yaptılar.

Böylece gençler geziye gitmeden önce belirli bir ön bilgiyle yola çıktılar. Gezi sonunda ise hazırladıkları bu konuların sahadaki karşılıklarını görme fırsatı buldular. Kendi ifadelerinden de gördüğümüz kadarıyla, gezi sırasında edindikleri deneyimler sayesinde daha önce hazırladıkları konuları çok daha iyi kavradılar. Yani bizim beklentimiz gençlerin sadece dinleyen değil, araştıran, soru soran ve öğrendiklerini sahada deneyimleyen katılımcılar olmalarıydı. Gezi sonunda bunun büyük ölçüde gerçekleştiğini gördük.

Gençlerin bilgi ve düşünce dünyasında gözlemlediğiniz en önemli değişiklik ne oldu?

Gezi öncesinde yaptığımız görüşmelerde katılımcıların önemli bir bölümünün Alevilik ve özellikle Alevi tarihi konusunda bilgilerinin oldukça sınırlı olduğunu kendilerinin de ifade ettiklerini gördük.

Gezi boyunca gençlerin birçok sorusuna cevap bulabildik. Daha önce kafalarında dağınık veya belirsiz olan bazı konuların daha net bir hale geldiğini gözlemledik. Özellikle Aleviliğin yalnızca aileden duyulan bazı bilgilerden veya belli ritüellerden ibaret olmadığını; arkasında güçlü bir tarih, felsefe, dünya görüşü ve toplumsal değerler bütünü olduğunu daha iyi kavradılar.

Dolayısıyla değişim sadece bilgi düzeyinde gerçekleşmedi. Bilgi arttıkça inançlarına bakışları da değişti. Kendi inançlarını daha bilinçli değerlendirmeye, sorgulamaya ve anlamlandırmaya başladılar. Bence gezinin en önemli kazanımlarından biri buydu.

Gezi sonrasında gençlerden nasıl geri dönüşler aldınız?

Gençlerin tamamına yakını, hatta katılımcıların tamamı, geziye katılmaktan çok memnun olduklarını ifade ettiler. Özellikle kendi kimlikleri ve aidiyet duyguları açısından önemli bir kazanım elde ettiklerini söylediler. Bu noktada “aidiyet” kavramının altını özellikle çizmek istiyorum. Çünkü gençlerin kendi kimliklerini daha net tanımlayabilmeleri ve kendilerini bu kimliğin içerisinde daha güçlü bir şekilde konumlandırabilmeleri bizim için çok önemli bir sonuç.

Bunun yanında bazı gençler, gezi öncesinde Alevilikle ilgili kafalarında oluşturdukları bazı düşüncelerin eksik veya yanlış yönlere gittiğini de fark ettiklerini söylediler. Yani daha önce kendi kişisel algıları üzerinden oluşturdukları bazı inanç anlayışlarının, sahada karşılaştıkları gerçeklik ve aldıkları bilgilerle örtüşmediğini gördüler.

Bu açıdan gezi, gençlerin sadece yeni bilgiler edinmesini değil, kendi bildiklerini yeniden sorgulamasını da sağladı. Kendi kimliklerine ve inançlarına daha bilinçli, daha bilgili ve daha özgüvenli bir şekilde yaklaşmaları, bizim açımızdan gezinin en önemli geri dönüşlerinden biri oldu.

Avrupa’da yaşayan gençler açısından Türkiye’deki Alevi mekanlarını ve ziyaretleri yerinde görmek neden önemli?

Avrupa’da doğup büyüyen gençler açısından bu mekanları yerinde görmek çok önemli. Çünkü burada sadece “bir ziyarete gitmek” değil, ziyaretin nasıl yapıldığını, orada nasıl niyet edildiğini ve gerçekleştirilen ritüellerin ne anlama geldiğini öğretmeye çalışıyoruz.

Örneğin çerağın anlamı nedir, neden çerağı uyandırıyoruz, çerağ neyi ifade ediyor? Bunları sadece bir ritüel olarak göstermedik. Gençlere bunun arkasındaki anlamı, maneviyatı ve Alevi inancındaki yerini anlatmaya çalıştık. Çünkü bir ritüeli görmek başka, o ritüelin neden yapıldığını ve hangi düşünceyi ifade ettiğini anlamak başka.

Aynı zamanda hangi Alevi ziyaretine gidersek gidelim, farklı coğrafyalarda ortak olan değerleri de gençlerle paylaştık. Ziyaretlerin yerel anlatıları ve ritüelleri farklılaşabiliyor; ancak kardeşlik, paylaşım, dayanışma, rızalık, doğaya ve canlılara saygı gibi Aleviliğin temel değerlerinin bütün Alevi coğrafyalarında ortak olduğunu görüyoruz.

Bir başka önemli nokta da ziyaretlerde sadece Türkiye’den insanların bulunmamasıydı. Dünyanın farklı yerlerinden Alevilerin bu mekanlara geldiğini gördük. Fransa’dan, Avusturya’dan, İsviçre’den ve Avrupa’nın başka ülkelerinden gelen canlarla gençlerimizi tanıştırdık. Böylece gençler, Aleviliğin yalnızca Türkiye sınırları içerisinde yaşayan bir topluluk olmadığını; Avrupa’nın ve dünyanın farklı yerlerinde yaşayan Alevileri de bir araya getiren ortak bir inanç ve kimlik olduğunu doğrudan deneyimlediler.

Bu karşılaşmalar gençlerimizi çok mutlu etti. Kendi ifadeleriyle, bu kutsal mekanların onları birbirlerine ve ortak geçmişlerine yeniden bağladığını gördüler. Dolayısıyla ziyaretleri yerinde görmek, gençler açısından hem inancı yaşayarak öğrenmek hem de küresel Alevi topluluğunun bir parçası olduklarını hissetmek açısından çok önemli.

Bu tür projelerin Avrupa’daki Alevi gençliği ile Türkiye’deki Alevi toplumu arasında nasıl bir köprü oluşturabileceğini düşünüyorsunuz?

Öncelikle Türkiye’de ve Avrupa’da Aleviliğin gelişim süreçlerinin birbirinden farklı olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Bugün bu farklılıkların bütün sonuçlarını belki tam olarak göremiyoruz; ancak önümüzdeki 10-20 yıl içerisinde bu farklı gelişim süreçlerinin daha belirgin hale geleceğini düşünüyorum.

Bu nedenle Avrupa’daki Alevi federasyonları ile Türkiye’deki Alevi kurumlarının ve federasyonlarının daha fazla birlikte çalışması büyük önem taşıyor. Sadece kurumların birbirleriyle iletişim kurması değil, insanların ve özellikle gençlerin bir araya gelmesi gerekiyor.

Gençlerin birbirlerini tanımaları, ortak çalışmalar yapmaları, deneyimlerini paylaşmaları ve birlikte örgütlenmeleri çok önemli. Çünkü Avrupa’daki ve Türkiye’deki Alevi gençleri birbirlerini ne kadar iyi tanır ve ortak değerler etrafında ne kadar güçlü ilişkiler kurarsa, Alevi toplumunun geleceği de o kadar güçlü olacaktır.

Bu tür gençlik değişimleri tam da bu nedenle önemli bir köprü oluşturuyor. Gençler bir araya geliyor, farklı deneyimleri tanıyor, ortak noktalarını keşfediyor ve gelecekte nasıl bir Alevilik anlayışı ve toplumsal yapı oluşturmak istediklerini birlikte düşünmeye başlıyorlar.

Bence mesele sadece bugünün gençlerini bir araya getirmek değil. Geleceğin Aleviliğini birlikte inşa edecek bir kuşağın yetişmesine katkı sunmak. Bunun için Avrupa’daki ve Türkiye’deki Alevi kurumlarının ortak projeleri, gençlik değişimleri ve karşılıklı çalışmalarını daha da artırması gerekiyor.

Gelecekte gençlerle Dersim dışında da Alevi bölgelerini veya ziyaretlerini ele almak gibi bir projeniz var mı?

Evet, zaten geçmişte de Dersim dışında farklı Alevi coğrafyalarına yönelik çalışmalar gerçekleştirdik. Örneğin gençlerimizle Hünkâr Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nı ziyaret ettik. Daha sonra Sivas’a geçerek 2 Temmuz anma ve protesto yürüyüşüne katıldık. Yine Erzincan’daki Alevi köylerini ve farklı ziyaretgahları gezdik.

Bunun yanı sıra Türkiye dışındaki coğrafyalara yönelik projelerimiz de oldu. Örneğin gençlerimizle birkaç kez Yunanistan’a gittik. Buradaki çalışmalarımızda özellikle inançlar arası diyalog konusuna odaklandık. Hristiyanlık ve Alevilik arasındaki ortak noktaları ve farklılıkları gençlerle birlikte ele aldık. Böylece gençlerin hem kendi inançlarını daha iyi tanımalarını hem de başka inançları tanıyıp onlarla sağlıklı bir diyalog kurabilmelerini amaçladık.

Önümüzdeki dönemde de farklı Alevi coğrafyalarına ve farklı ülkelere yönelik projeler planlıyoruz. Çünkü Aleviliğin farklı bölgelerde nasıl yaşandığını görmek, ortak noktaları ve yerel farklılıkları deneyimlemek gençler açısından çok önemli bir öğrenme fırsatı oluşturuyor.

Başka kurumlarla veya Alevi örgütleriyle böyle bir proje yapmak isteyenlere ne önerirsiniz?

Bu tür gezilerin ve gençlik değişimlerinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü bir yandan gençlere kendi köklerini ve inançlarını tanıma imkanı sunarken, diğer yandan katılımcılar arasında güçlü bir dayanışma ve örgütlülük oluşturuyor. Gençler birbirlerini daha yakından tanıyor, birlikte deneyim kazanıyor ve aralarında kalıcı bağlar oluşuyor.

Aynı zamanda gittiğimiz cemevlerinde ve Alevi kurumlarında yaşayan canlarla bir araya gelmek de çok önemli. Böylece gençler sadece bir mekanı ziyaret etmiş olmuyor; oradaki insanlarla tanışıyor, sohbet ediyor ve farklı bölgelerde yaşayan Alevilerle yeni bağlar kuruyorlar.

Bu nedenle böyle bir proje yapmak isteyen bütün kurum ve örgütlere bu tür çalışmaları kesinlikle tavsiye ederim. Biz de kendi deneyimlerimizi paylaşmaya hazırız. Bizimle iletişime geçerek daha önce gerçekleştirdiğimiz projelerden, edindiğimiz deneyimlerden ve proje başvuru süreçlerimizden faydalanabilirler. Amacımız bu tür çalışmaların daha fazla kurum tarafından yapılmasını ve daha fazla gencin bu deneyimi yaşamasını sağlamak.

Bu geziye katılan gençlerin evlerine döndüklerinde Alevilik hakkında tek bir şeyi hatırlamalarını isteseydiniz, bu ne olurdu?

Gençlerin öncelikle Aleviliği kendine özgü, bağımsız ve özgün bir inanç sistemi olarak algılamalarını isterdim.

Gezi boyunca gördükleri mekanların, öğrendikleri tarihlerin, tanıştıkları insanların, dinledikleri deyişlerin, gerçekleştirdiğimiz ritüellerin ve yaptığımız bütün sohbetlerin aslında ortak bir bütünü oluşturduğunu fark etmelerini istiyorum. Bütün bunların Aleviliğin kendine özgü inanç dünyasının, felsefesinin ve kültürünün parçaları olduğunu içselleştirmeleri benim için çok önemli.

Aleviliğin çok kadim kültürel ve tarihsel köklere dayanan, kendine özgü bir inanç ve yaşam anlayışı olduğunu gençlerin bilmesini isterim. Kendi inancını tanımak, onu başkalarıyla karşılaştırarak tanımlamak yerine, öncelikle kendi değerlerini, felsefesini ve tarihini bilmekle başlıyor.

Eğer gençler bu gezinin sonunda, “Ben kendi inancımı daha iyi tanıyorum, Aleviliğin kendine özgü bir inanç ve felsefe olduğunu biliyorum ve bu kimliğin bir parçasıyım” diyebiliyorlarsa, bizim açımızdan bu projenin en önemli amacı gerçekleşmiş demektir.

Sevgili Berfin, katıldığın bu gezide aklında en çok kalan anı nedir?

Aklımda en çok kalan şey, Düzgün Baba’ya gittiğimiz gündür. Bir gün Düzgün Baba’ya gitmek zaten uzun zamandır hayalimde vardı. Oraya çıkmaya ve bu ziyarete karşı çok büyük bir saygı duyuyordum. Bunun manevi bir yolculuk olduğunu biliyor ve orada içimde neler yaşayacağımı çok merak ediyordum. Düzgün Baba’nın bir jiar (ziyaret) yeri olması nedeniyle oranın kutsallığını hissediyordum.

Kalbime en çok dokunan şeylerden biri ise oraya tek başıma, bir birey olarak değil, grubumuzla birlikte gitmemizdi. Yol boyunca birbirimize sahip çıktık ve birbirimizi gözettik. Sularımızı paylaştık, birbirimize “İyi misin?” diye sorduk ve birinin yardıma ihtiyacı olduğunda elinden tuttuk.

Bu deneyim bana Aleviliğin özünü de hatırlattı: Kendini öne çıkarmaktan çok etrafındaki canları gözetmek, paylaşmak, dayanışmak ve gerektiğinde fedakârlık yapabilmek. Bence hem tırmanış sırasında yaşadığımız zorluklar hem de birbirimize gösterdiğimiz yardım ve dayanışma sayesinde grubumuzdaki gençler manevi olarak birbirlerine farklı bir şekilde kenetlendiler. Şimdi hepimiz yalnızca Düzgün Baba’ya çıkmış olmanın değil, o yolu birlikte yürümüş olmanın anısını paylaşıyoruz.

 

 

Paylaş

spot_img

İlginizi çekebilir

Bunlara baktınız mı?
Benzer Başlıklar

Cafer Yüceer (Seyit Rıza’nın Torunu): AĞDAT…

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 305. sayısında yayınlanmıştır. Ey göklerin...

Yılmaz Kahraman: Hatırlamak, yüzleşmek, sorumluluk almak: Zini Gediği ve Tertelê 1937/38

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 305. sayısında yayınlanmıştır. 8 Ağustos...

Cafer Yüceer (Seyit Rıza’nın Torunu): Kara Harflerle Yazılan Geçmişten, Umutla Açılan Yarına

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 305. sayısında yayınlanmıştır. YAŞANAN HER...

Duygu Kıt: Zini Gediği’nde 88 yıl sonra kemikler bulundu

Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 305. sayısında yayınlanmıştır. Zini Gediği’nde...

Alevilerin Sesi dergisine abone olmak ister misiniz?