Alevilerin Sesi Dergisi | Ecevit Emre Dede Röportajı
Röportaj : Erdal Kılıçkaya
Uluslararası Din Özgürlüğü Zirvesi’ne katılımınız hangi amaçlarla gerçekleşti ve zirveye hangi kurum ya da aktör tarafından davet edildiniz? Bu zirvede Aleviler adına hangi başlıkları özellikle gündeme taşımayı hedeflediniz?
2026 İRF Summit toplantısına, Amerikan Kongresinde inanç önderlerine verilen resepsiyon ve National Prayer Breakfast toplantılarına davetli olarak katıldık. Başvurumuz onaylandı ve 1 Şubat ile 6 Şubat tarihleri arasında Washington DC’de bu çalışmaya katıldık. Ben ve Diyarbakır Sur ilçesi eski belediye başkanı Abdullah Demirbaş bu programa katıldık.

Katılım amacımız, Aleviliğin diğer inançlarla birlikte nasıl eşit ve özgürce yaşayabileceğini, yaşadığı sorunları dile getirmekti. Ayrıca Orta Doğu’da Ermenilerin, Süryanilerin, Ezidilerin, Kürtlerin ve Dürzilerin yaşadığı sorunları ve sıkıntıları anlatmak; bu konulara yönelik düşüncelerimizi ifade etmekti. Farklılıkların nasıl bir arada diyalog içinde ilişki kurabildiğini ve birlikte yaşama bilincinin nasıl gerçekleşmesi gerektiğini göstermek istedik.
Özellikle Suriye’de Alevilerin, Kürtlerin ve Dürzilerin, fundamentalist zihniyetler tarafından karşılaştıkları baskıları ve insanlık değerlerinin ayaklar altına alınışını dile getirerek bunun insanlık açısından tehlikeli olduğuna işaret ettik. Ardından New York’a geçerek, New York’ta Amerikan Safary (Safary) Yahudi Federasyonu yetkilileriyle konuları görüştük.

Farklı ülkelerden siyasetçiler, dini liderler ve STK temsilcileriyle çok sayıda ikili görüşme gerçekleştirdiniz. Bu temasların Alevilerin uluslararası düzeyde görünürlüğüne nasıl bir katkı sunduğunu düşünüyorsunuz?
Bu toplantıya dünyanın birçok ülkesinden devlet düzeyinde, halk-ulus düzeyinde, inançlar düzeyinde ve siyasal temsil düzeyinde katılım oldu. Burada gerek Amerikan Devleti’nin yetkilileriyle gerekse inanç önderleriyle gerekse siyasal temsilcilerle, başta Aleviler olmak üzere Kürtler, Ermeniler, Süryaniler ve Ezidilerin yaşadıklarını birebir paylaşma olanağı bulduk. Örneğin, Sayın Trump’ın inanç özgürlüğüyle ilgili siyasi danışmanı Paula White, Amerikan Dışişleri Bakanlığı vekili, Norveç ve Slovakya eski başbakanları, Evangelistlerin dünya lideri, senatörlerle ve kongre üyeleriyle, dünyanın Müslüman ülkeler örgütü Genel Sekreteriyle ve Amerika’daki Müslüman inançlarının dini temsilcileriyle, Ermenilerle, Dürzilerle, Arap Alevileriyle, Yafetlerle (veya uygurlar), Yahudilerle, Hristiyanlarla ve uluslararası inanç özgürlüğü eski direktörü Sayın Nadine Maenza ile görüştük. Summit organizasyonunun eşbaşkanlarıyla, çok sayıda ülkeden gelen senatör ve milletvekilleri ile büyükelçilik temsilcileriyle, başta Aleviler olmak üzere Türkiye’de ve Suriye’de yaşanan problemleri ve çözüm önerilerini birebir paylaşma fırsatı bulduk; ayrıca Kürtlerin, Ermenilerin, Süryanilerin ve Ezidilerin yaşadığı sorunları da dile getirdik. Kuzeydoğu Suriye özelinde kaygıyla izlenen gelişmeleri ve bu konuda düşüncelerimizi aktardık.

Alevi inançlarının gereğini, insanların yaşamını kutsal kabul etmek, insanların kendi inançlarını barış içinde özgürce yaşamalarını sağlamak ve Aleviliğin özünden hareket ederek insanı merkeze almak gerektiğini ifade ettik. Ayrıca köken olarak Diyarbakır Ermenisi olan bir Amerikalı vatandaşın temsil ettiği bir think-tank kuruluşuyla da yaklaşık iki saatlik bir görüş alışverişinde bulunduk. Washington’da National Prayer Breakfast açılışında da orada bulunan birçok insana düşüncelerimizi ve görüşlerimizi iletme fırsatı bulduk; özellikle Trump’ın inanç özgürlüğüyle ilgili siyasi danışmanı üzerinden ilettik. Alevi inancı gereği, kendimizde istediğimizi başka inançlara ve topluluklara da iletme hakkını vurguladık ve çözüm önerilerimizi sunduk. Alevi inancının temellerinin, çözüm modeli olduğunu ifade ettik.

Din Özgürlüğü Zirvesi’ni diğer uluslararası toplantılardan ayıran en önemli özellik sizce nedir? Bu platformun politika üretme açısından somut bir karşılığı var mı?
Bu zirve, dünyadaki tüm inançların bir araya geldiği, politika üreten devletlerin ve siyasetçilerin de katıldığı en önemli platformlardan biridir. Dünyada çatışmalı bölgelerde diyalog eksikliği, aralarındaki çatışmaların çözülememesi ciddi bir sorundur. Bu zirve, çatışmaların çözümüne yönelik en üst düzey önerileri ve gelişmeleri tartışan bir platformdur.

Biz, Aleviler adına bu platformda yer almakla hem kendimizi tanıtma ve onlarla diyalog geliştirme şansı buluyoruz, hem de onların bizi tanıması ve iletişim/koordinasyon kurmamız için yol açıyoruz. Önümüzdeki süreçte Alevi kitlesinin kendi içindeki farklılıklarla diyalog ve dini özgürlüklerin geliştirilmesine yönelik daha ciddi adımlar atılmasına katkıda bulunabiliriz. Ayrıca nefret suçlarının ve savaş suçlarının engellenmesine dair bilinç geliştirme çalışmaları da teşvik edilebilir.
Özellikle Orta Doğu’da Alevilerin, Ezidilerin, Kürtlerin, Ermenilerin ve diğer toplulukların yaşadığı baskılar bağlamında, soykırım ve katliamları hedef alan karşıtı çalışmaların önemine dikkat çekiyoruz. Bu bağlamda, savaş suçlarının ve nefret suçlarının mahkum edilmesine yönelik girişimler büyük anlam ifade eder.
Bu zirvede kurulan yüzleşme ve diyalog mekanizmaları, bir arada yaşama bilincini güçlendirecek üretimler için zemin hazırlayacaktır. Örneğin, bir Alevi, bir Ezidi, bir Hristiyan ve bir Müslümanın toplu yüzleşme toplantıları düzenleyerek karşılıklı diyalogu ve birlikte yaşama pratiğini güçlendirebiliriz.

ABD Kongresi’nde düzenlenen resepsiyon ve National Prayer Breakfast programına katıldınız. Bu tür etkinlikler inanç özgürlüğü mücadelesi açısından nasıl bir anlam taşıyor?
Bu zirve ve National Prayer Breakfast, yalnızca burada değil dünyanın birçok ülkesinde de düzenlenmekte olan önemli etkinliklerdir. Amaçları, dini özgürlükleri geliştirmek ve diyalogu güçlendirmektir; bu nedenle diğer ülkelerde yürütülen çalışmalar da anlamlıdır. Aleviler açısından da bu tür toplantılara katılmayı önemsiyoruz. Önümüzdeki süreçte geliştirdiğimiz ilişkiler Ermenistan’da, Güney Kürdistan’da, Almanya’da ve Slovakya’da yapılacak olan çalışmalara da davet edilmemizi sağladı. Bir sonraki National Prayer Breakfast’te de Alevileri temsilen katılım göstermeyi hedefliyoruz ve Alevi inancının felsefi ve inançsal yönünü bu tür platformlara aktarıp, ülkelerin devlet politikalarına yansımaları için diplomatik çalışmalar yürütmeyi planlıyoruz.

Cemevlerinin hâlâ ibadethane olarak tanınmaması ve zorunlu din dersleri konusunu uluslararası platformlarda dile getirdiniz. Bu başlıklarda uluslararası kamuoyundan nasıl tepkiler aldınız?
Cemevlerinin hâlâ ibadethane olarak tanınmaması, uluslararası kamuoyunda Amerikalılar için çok da bilinen bir konu değildi.
Ancak Norveç eski Başbakanı sayın Bondevik ve Avrupa ülkelerinden gelen bakan ve milletvekillerinin konuya hâkim olduğu görüldü; bu yönde, daha önce TR Cumhurbaşkanı’na AİHİM kararları uygulanması gerektiğini ve Alevilerin haklarının verilmesi gerektiğine dair konuşmaların kendileriyle yapıldığı ifadesi paylaşıldı.

Suriye, Türkiye, İran ve dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan Alevilerin can güvenliği ve hak talepleri gündeminizdeydi. Bu sorunların çözümü için uluslararası mekanizmalardan beklentiniz nedir?
Dünya genelinde, özeliklede Türkiye ve Suriye’de Alevilerin, Kürtlerin, Süryanilerin, Ermenilerin ve Dürzilerin yaşadığı somut olayları aktarmanın yanı sıra, yürütülen politikaların cihadist politikaları desteklemek yerine inançların özgürlüğünü birlikte yaşama ve özgürlüklerin sağlanmasını geliştiren yönetim sistemlerinin getirilmesini savunduk. Suriye’deki mevcut gayrı meşru yönetimin bu kapsayıcılığı sağlamadığını, farklılıkların bir arada yaşamasını ve inanç olarak kabul edilmesini anayasal güvence altına alacak bir yönetim olmadığını ifade ettik ve bu yönde ilerlemeye ihtiyaç duyulduğunu belirttik.
Başta Amerika olmak üzere diğer tüm devletlerin politikalarının, bu hedefleri gerçekleştirmeye yönelik baskıları artırması gerektiğini vurguladık. Suriye’deki mevcut yönetimin ise mutlaka anayasal güvencelerle farklı halkların ve inançların özgürlüklerini güvence altına alacak ve somut adımlar atacak şekilde değişmesi gerektiğini düşündük. Kaygı verici gelişmelerin olduğunu, IŞİD zihniyetinin yeniden hortladığını ve geçmişte Alevilerin, Dürzilerin, Hristiyanların ve Yahudilerin katliama uğradığını belirterek bu tehlikeye karşı herkesin duyarlı olması gerektiğini ve Suriye rejiminin bu yönde değişmesini talep ettik.

Görüşme yaptığınız isimler arasında eski başbakanlar, kongre üyeleri ve büyükelçiler yer alıyor. Bu görüşmelerden somut iş birliği ya da takip edilecek süreçler çıktı mı?
Önümüzdeki süreçte özeliklede Norveç ve Slovakya eski Başbakanları başta olmak üzere, ABD Kongre üyeleri ve Senatörleri ile Avrupa’daki pek çok bakan ve milletvekiliyle yapılacak görüşmelerimizde amacımız, uzun vadeli diyalog kanalları açmak ve çok taraflı işbirliğini güçlendirmek olacak. (Ortak diyalog ve komite/çalışma grubu mutabakatları…)
AABK İnanç, Yol-Erkan Kurulu Başkanı olarak bu tür diplomatik faaliyetleri nasıl bir stratejiyle yürütüyorsunuz? Önümüzdeki döneme dair planlanan uluslararası çalışmalar nelerdir?
AABK İnanç, Yol-Erkan Kurulu Başkanı olarak yürüttüğümüz diplomatik faaliyetlerde temel stratejimiz; Aleviliğin inançsal özgünlüğünü, tarihsel hakikatini ve evrensel insan hakları çerçevesindeki meşruiyetini doğru zeminde anlatmaktır.
Alevi yol ve kanaat önderi olarak, katıldığım bu önemli buluşmada,gerçekleştirilen bu görüşmeler nezdinde yapılan temaslar büyük önem taşımaktadır.
Başta Avrupa kurumları olmak üzere, uluslararası insan hakları mekanizmalarıyla kurduğumuz ilişkilerde, meseleyi yalnızca bir inanç özgürlüğü sorunu olarak değil; aynı zamanda eşit yurttaşlık, kültürel haklar ve kimlik mücadelesi olduğuna dair diyalogların geliştirilmesi kaçınılmazdır.
Önümüzdeki dönemde;
- Aleviliğin bağımsız bir inanç olarak tanınması yönünde uluslararası hukuk zemininde çalışmalarımızı derinleştirmeye yönelik;
- Akademik ve inanç temelli uluslararası konferanslar düzenleyerek Yol-Erkan öğretimizi daha görünür kılacak çalışmalar zorunluluktur.
- Avrupa’daki Alevi gençliği ile uluslararası temsil kapasitemizi güçlendirecek projeleri geliştirmek de bir görev sorumluluğu ile başlatılmalıdır.
Diplomasiyi yalnızca siyasi temas olarak değil; inancımızın hakikatini evrensel değerlerle buluşturma süreci olarak görüyoruz.

Aleviliğin tanıtılması ve görünür kılınması konusunda sizce en büyük eksiklik nedir? Bu eksikliği gidermek için hangi adımlar atılmalı?
Aleviliğin görünürlüğü konusunda en büyük eksiklik, inancımızın hâlâ çoğu platformda doğru ve bağımsız kimliğiyle tanımlanmamasıdır. Alevilik hala folklorik bir kültür unsuru gibi sunulmaktadır. Oysa Alevilik kendi erkânı, öğretisi ve ibadet sistemi olan özgün bir inançtır. Alevilik tüm inançları içinde barındırmış mihman etmiş. Ancak maalesef kendi aynı saygınlığı ve kabulü görmemiş .
Bu eksikliği gidermek için ilk etap da 3 önemli adımı atmak için kaybedecek zamanımızın olmadığını belirtmek de isterim.
- Akademik çalışma gruplarının oluşturulması;
Alevi inanç önderleri ve akademisyenlerin ortak çalışmalarıyla uluslararası literatürde daha güçlü bir temsil sağlanmalıdır.
- Kurumsal Temsiliyet;
Cemevlerinin inanç kurumu olarak resmî statü kazanması için hukuki mücadele sürdürülmelidir.
- Gençlik ve Medya Çalışmaları:
Görünürlük, yalnızca görünmek değil; doğru bilinmek ve doğru tanınmaktır
Dijital mecralarda Aleviliği doğru anlatan çok dilli içerik üretimi artırılmalıdır.
Son olarak, Alevilerin Sesi Dergisi aracılığıyla canlara ve kamuoyuna iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?
Alevilerin Sesi Dergisi aracılığıyla tüm canlara ve kamuoyuna şunu ifade etmek isterim:
Alevilik; Hakk’a yürüyenlerin, mazlumdan yana duranların ve insanı merkeze alan bir Yol’un adıdır. Bugün karşı karşıya olduğumuz tüm zorluklara rağmen birliğimizi, erkânımızı ve hakikatimizi korumak en temel sorumluluğumuzdur.
Hiç kimse umutsuzluğa kapılmamalıdır. Yolumuz kadimdir, direncimiz köklüdür. İnancımızı ve değerlerimizi gelecek kuşaklara aktarmak hepimizin ortak görevidir.
Birliğimiz, örgütlülüğümüz ve inançsal kararlılığımız sürdükçe Alevilik hem bulunduğu coğrafyada hem de dünyada hak ettiği saygınlığı mutlaka kazanacaktır.


