Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 303. sayısında yayınlanmıştır.
Toplumsal Belleğin Mekânsal Dönüşümü ve Gökyüzüne Dikilen Anıt: Ateşin Düştüğü Yerden Dijital Evrene
2 Temmuz 1993 Sivas Madımak öncesi ve sonrası yaşanan katliamlarla “Sönen Ocaklar ve Sönmeyen İnanç”
Erenler, canlar, yoldaşlar…
Bizler, turnaların kanadında adaleti taşıyan, serçeşmenin duru suyunda ikrar veren, “Yârin yanağından gayrı her şeyde ortaklık” diyen bir geleneğin ardıllarıyız. Bizim tarihimiz, muktedirlerin saraylarında yazılan yalanlarla değil; mazlumun ahıyla, aşığın sazıyla, pirlerin sözüyle bugüne ulaşmıştır. Tarih boyunca hak ve hakikat dediğimiz için dara çekildik, derimiz yüzüldü, kurşunlandık ve nihayetinde yakıldık. İşte o bitmeyen Kerbela’nın bu çağdaki adı, 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta, Pir Sultan Abdalımızın adını haykırmak için gittiğimiz Madımak Oteli’dir.
2 Temmuz, bu toprakların kadim özgürlük, barış ve kardeşlik sesini büyütmek isteyen 33 canımızın, devletin gözetiminde, organize gerici, şeriatçı ve faşist bir güruh tarafından ateşe verildiği gündür. Sivas’ta yakılan sadece o gencecik bedenler, o yurtsever aydınlar, şairler ve sanatçılar değildi; bu coğrafyanın bir arada yaşama iradesi, çok kültürlü ve çok inançlı harcı, laiklik ideali, eşit yurttaşlık talebi ve en önemlisi insanlığın adalet inancıydı.
Asimilasyon ve Unutturma Siyasetine Karşı Örgütlü Direniş:
Katliamın üzerinden geçen onlarca yıl boyunca, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) öncülüğünde, başta canlarımızın aileleriyle ve toplumsal muhalefetle omuz omuza yürüttüğümüz kavga, sadece bir hukuk mücadelesi değildir. Bu kavga, özünde bir hafıza, hakikat, yüzleşme ve hesaplaşma kavgasıdır. Biz bu kavganın gücünü, Alevi inancının özünden, “Hakk-hakikat” arayışından alıyoruz.
Katliamın hemen ardından işletilen “zamanaşımı” oyunları, katillerin elini kolunu sallayarak gezmesi, faillerin avukatlarının devlet kademelerinde milletvekilliğiyle, bakanlıkla ödüllendirilmesi rastlantı değildir. Karşımızdaki akıl, yüzyıllardır bizi yok sayan, Sivas’ı unutturmak isteyen “Türk-İslam Egemen Anlayışı”nın sistemli devlet politikasıdır.
Madımak Oteli’nin katliamdan sonra uzun süre bir “Et Lokantası” olarak işletilmesi, bu asimilasyoncu ve inkârcı aklın toplumsal hafızamıza indirdiği en ağır darbeydi. Canlarımızın can verdiği yerde kebap kokuları yükseltmek, Alevi toplumuna ve insanlığa yapılmış açık bir hakaretti. Ardından gelen yoğun tepkiler üzerine binanın göstermelik bir “bilim ve kültür merkezine” dönüştürülmesi ve daha da acısı, katliamı gerçekleştiren katillerin isimlerinin katledilen canlarımızla aynı panoda yan yana yazılması, hafıza kırımının dik alasıydı. Bu, mağduru ve onun Alevi kimliğini tamamen silmeyi amaçlayan inkârcılığın somut bir yansımasıydı.
Ancak unuttukları bir şey vardı: Karşılarında teslim alınamayan, diz çökmeyen bir Pir Sultan iradesi vardı! 33 yıl boyunca her türlü ayak oyununa, devlet gücüne, egemen yargıya ve kolluk baskısına rağmen direncimizi yitirmedik. Yeri geldi acımızı saza, söze, bağlamaya, türküye, ağıta döktük; yeri geldi kınından çıkarıp sıkılı bir yumruk gibi alanlara taşıdık öfkemizi. Bizim adalet mücadelemiz, eşit yurttaşlık, laiklik ve demokrasi mücadelesinden asla bağımsız olmamıştır ve olmayacaktır.
Dijital Evrende Kurulan Bellek Kalesi:
“Madımak Katliamı Hafıza Merkezi”
Sevgili Canlar, Yaren Yoldaşlar!
2 Temmuz 93’ten bu güne kadar türküler, ağıtlar yakıldı. Binlerce şiir kaleme alındı. Kitaplar yazıldı. Yazılan senaryolar sahneye kondu. Belgeseller çekildi. Röportajlar yapıldı. Bunların hepsi de hafızayı ve adalet mücadelesini diri tutan çok değerli çalışmalardır. Bu çalışmalar; adalet, eşit yurttaşlık, hak ve özgürlükler mücadelesi ile iç içe geçti ve katliamın, insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğunu bilince taşımış önemli işlevleri yerine getirdi.
Bu direniş süreçleri meydanlarda, adliye saraylarında da devam ediyorken; Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) öncülüğünde kurulan Madımak Katliamı Hafıza Merkezi, bugüne kadar yürütülen tüm hak arayışlarına muazzam, bilimsel ve devrimsel bir dayanak kazandırdı. Bu çalışma, 2 Temmuz 1993’ten bu yana hafızalarımızdan silinmeyen katliam gerçeğini, özellikle gelecek nesiller için dijital dünyaya taşıyan sarsılmaz bir bellek kalesidir.
Bu merkezin hayata geçirdiği projeler, katliama karşı örülen toplumsal direnişi ve hakikat arayışını dijital evrende ölümsüzleştirmiştir:
“Çok Kötü Bir Şey Oldu” Belgeseli: “Madımak Katliamı ve Ötesi Bir Film” üst başlığıyla hazırlanan bu film, devletin o mesafeli, üstünü örten bürokratik söylemini tamamen reddeder. “Çok Kötü Bir Şey Oldu” ifadesi, ilk bakışta yalın bir çocuk cümlesi gibi görünse de vicdan sınırlarını zorlayan o dehşet anının toplumsal dildeki yankısıdır. İnancımızın temel direği olan Hakk-hakikat arayışı, adaletin hiçbir baskı altında eğilip bükülmeden söylenmesini buyurur. Bu belgesel, bize dayatılan dilsizliği yırtan, sessizlik duvarını yıkan bir adlandırma iradesidir.
Sözlü Tarih Çalışmaları: Resmi tarih, her zaman katliamları tezgahlayan muktedirlerin kalemiyle yazılır. Mağduru görünmez kılan bu hegemonik tarih yazımına karşı en büyük barikat, yaşayan hafızadır. Proje kapsamında katliamdan sağ çıkan canlarımızın, ailelerimizin, avukatlarımızın ve tanıkların anlatımlarıyla yüzlerce saatlik mülakatlar yapılmıştır. Bu mülakatlar, yitirdiğimiz 33 canı kuru birer sayı veya istatistik olmaktan çıkarır; onların semaha duran ayaklarını, yazdıkları şiirleri, fırçalarındaki renkleri, yarım kalan sevdalarını ve bu ülkeye dair laik, özgürlükçü düşlerini kayıt altına alır.
Sanal Müze (Mekânsal Barikatları Aşan Yapıt): Bizim otuz yılı aşkın süredir meydanlarda haykırdığımız en temel taleplerimizden biri “Madımak Oteli Utanç Müzesi Olacak!” talebidir. Ancak bu talep, gerici devlet bürokrasisi ve siyasi iktidarlar tarafından her defasında polis barikatlarıyla engellendi. İşte Madımak Katliamı Sanal Müzesi, bu mekânsızlaştırma politikasına karşı dijital alanda verilmiş en net, en yaratıcı yanıttır. Otelin mimari yapısı dijital evrende aslına uygun olarak yeniden inşa edilmiştir. Ziyaretçi bu sanal müzenin koridorlarında gezinirken; canlarımızın geride kalan kişisel eşyalarına, yazılarına, ses kayıtlarına ve günün vahşet kronolojisine doğrudan tanıklık edebilmektedir. Bu hamle, fiziksel mekân üzerindeki devlet ablukasını ve mülkiyet sınırlarını boşa çıkarmış, hafızayı özgürleştirerek kamunun ortak malı haline getirmiştir.
Dijital Arşiv ve Web Belgeselleri:
Katliama dair bugüne kadar basında çıkan haberler, mahkeme tutanakları, gizli belgeler, fotoğraflar ve akademik metinler tek bir havuzda toplanmıştır. Bu arşiv, bilgi kirliliğini önleyen kurumsal bir hafıza bankasıdır. Çok dilli web belgeselleri ise katliamın sadece 2 Temmuz günüyle sınırlı olmadığını; öncesindeki gerici kışkırtmaları ve sonrasındaki hukuksuzluk sürecini net bir kronolojiyle ortaya koymaktadır.
Dönen Dönsün, Biz Dönmeyiz Yolumuzdan!
Sevgili canlar…
Madımak Katliamı Hafıza Merkezi’nin ortaya koyduğu bu titiz külliyat, Türkiye’deki toplumsal hafıza pratikleri ve insan hakları mücadelesi açısından yeni bir milattır. Bu çalışma, sadece geçmişte kalmış statik bir trajediyi anma yeri değildir; aksine onu bugünün ırkçılığıyla, gericiliğiyle, şeriat özlemleriyle, Alevi inancına yönelik asimilasyon politikalarıyla ve bu ülkenin iliğine işlemiş cezasızlık kültürüyle mücadele eden yaşayan, dinamik ve organik bir direniş odağı haline getirir.
Unutmak; asimilasyona, zulme ve katliamcı zihniyete teslim olmaktır. Adaletin saray koridorlarında karartıldığı, katillerin zamanaşımı müjdeleriyle, Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle affedilip serbest bırakıldığı bu karanlık iklimde, bu hafıza merkezi adalet bayrağını fiziki sınırlardan söküp alarak geleceğe taşımıştır.
Pir Sultanlar’dan, Seyit Rızalar’dan, Şeyh Bedreddinler’den devraldığımız “Dönen dönsün, biz dönmeyiz yolumuzdan” şiarı, bugün dijital dünyanın kodlarıyla yeniden yazılmaktadır. Muktedirlerin unutturma gücü varsa; serçeşmenin, ezilenlerin, devrimcilerin ve Alevi hareketinin de hatırlama, hatırlatma ve er ya da geç hesap sorma gücü vardır.
Madımak Katliamı Hafıza Merkezi, bu topraklarda adaletin bir gün mutlaka sokaklarda, meydanlarda ve halkın vicdanında tecelli edeceğine inananların, ateşe ve zamana karşı kazandığı en görkemli, en kalıcı eserdir. Zulme karşı hafıza, her zaman ve her alanda direnecektir!
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi ve Genel Örgütlülüğü olarak, bu çalışmaları Türkiye’de halka ulaştırmak için öncülük görevini üstlendik. Madımak Katliamı Hafıza Merkezi’nin en önemli projelerinden biri olan belgeseli bir çok ile, bir çok cemevine taşıdık. Tanıtımını yaptık. Çatı örgütümüz Alevi Bektaşi Federasyonu ve diğer dost Alevi kurumlarımızın desteği ve işbirliği ile kolektif emeğin ürünü olan bu tarihi çalışmayı salonlarda halkımızla buluşturduk.
Emek veren, katkı sunan cümle canlara aşk olsun.
Emekleriniz var olsun canlar.
Katliamın 33.yıl dönümünde de adalet ve eşit yurttaşlık mücadelemiz ilk günün ruh hali ve direnci ile devam ediyor. Sözümüz var, söz ikrardır.
İkrarımızdan dönmeyiz.
Unutmadık, Unutmayacağız, Unutturmayacağız!
Aşk ile…
Cuma Erçe
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı

