Bu yazı Alevilerin Sesi dergisinin 302. sayısında yayınlanmıştır.
15-17 Mayıs 2026 tarihlerinde, Londra’da, İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi’nin düzenlediği “Alevilik ve Gelecek” başlıklı etkinliğe hem bir oturumda konuşmacı hem de birçok oturumda dinleyici olarak katıldım. Oradaydım. İçindeydim. Doğrudan tanığıyım.

Yaklaşık on beş yıldır Alevi kimliği üzerine çalışıyorum. Doktora tezimden bu yana araştırma saham bu. Türkiye’de ve Avrupa’da pek çok Alevi kurumunun etkinliğinde araştırmacı ya da konuşmacı olarak yer aldım. İngiltere Alevi Kültür Merkezi’nin bir etkinliğine ise ilk kez katıldım. Yönetimini ve organizasyonda emek veren insanları da ilk kez orada tanıdım.

Özellikle son birkaç yıldır Aleviliğin, Alevi hareketinin ve Alevi örgütlenmesinin geçmişini, bugününü ve geleceğini ele alan sempozyum, çalıştay ve benzeri toplantıların sayısında bir artış olduğunu söylemek mümkün. Bu, Alevi kurumlarının, 1990’lı yıllardan süregelen birikim, deneyim ve sorunlar ışığında bir ortak muhasebe, yenilenme, birlik ve geleceğe dönük güncelleme arayışının göstergelerinden biri.

Londra’da düzenlenen “Alevilik ve Gelecek” de akademik, aktüel ve kültürel oturumları ile geçmiş birikimden gelecek beklentisine, önemli konu başlıklarının bir araya getirildiği bir etkinlik oldu. Etkinlik kapsamında konserler, sergiler ve film gösterimlerinin yanı sıra 22 panel oturumu düzenlendi. Programa toplamda 65 isim davet edilmişti. Bunların önemli bir kısmı doğrudan Alevilik üzerine çalışan akademisyenlerdi. Farklı ocaklardan ana ve dedeler, araştırmacılar, gazeteciler, sanatçılar, siyasetçiler, Alevi kurum temsilcileri ve çeşitli alanlardan uzmanlar etkinlikte yer aldı.

Üç gün boyunca eş zamanlı yapılan oturumların yaklaşık 13’üne katıldım. Notlar aldım, tartışmaları takip ettim. Sadece başlıklara bakıldığında bile etkinlikte neler konuşulduğu, neler tartışıldığı konusunda bir fikir edinilebilir : Suriye Alevileri, Alevi gençliği, Alevilikte kadın, Alevi hafızası, Alevi medyası, Alevi müziği, Madımak Hafıza Merkezi, Alevi hukuku, ocak sistemi, Alevi örgütlenmesi, Cumhuriyet ve Aleviler, Alevilerin ontolojik güvenlik arayışı… Bütün bu konular, Alevi hareketinin ve örgütlenmesinin geleceği çerçevesinde ele alındı ve etkinlik, doğrudan bu başlıkta bir panel oturumu ile tamamlandı.

Kısacası ortada, Alevi toplumunun hafızasını, bugününü ve geleceğini tartışmaya çalışan çok katmanlı bir program vardı. Programın hazırlık sürecinden işleyişine kadar İAKM&Cemevi yönetimi ve organizasyon sorumlularının ortaya koyduğu çabanın yanı sıra etkinlik boyunca orada büyük bir emeğe tanıklık ettik. Sadece görünür simalar değil ; çay ocağından teknik ekibe, yemekhaneden ulaşıma kadar onlarca insan samimiyetle çalıştı. Sırf o emeğin hakkı için bile, bu etkinlikte gerçekte ne olduğunu anlatmak gerekiyor.

Yazıya, etkinliğin içinde olduğumu, doğrudan tanıklıkla bu yazıyı yazdığımı vurgulayarak başladım. Bunu özellikle vurguladım çünkü Türkiye’ye etkinliğin bitiminden üç gün sonra döndüm ve bu süre boyunca sosyal medyada dönen tartışmalardan büyük ölçüde uzaktım. Sonrasında önüme düşen paylaşımlarda gördüm ki üç günlük etkinliğin yalnızca tek bir oturumundan alınan fotoğraflar üzerinden bir karalama kampanyası yürütülmüş. “Alevilerin geleceğini Alevi olmayan siyasetçiler mi konuşacak?” başlığı altında, etkinliğin bütünü yok sayılarak manipülatif bir tartışma üretilmiş.

İnsan bazen neye üzülmesi gerektiğini şaşırıyor: Cahil cesaretine mi, kötü niyete mi yoksa bilgiye dayanmadan kolayca hüküm vermeye duyulan bu iştaha mı?
Alevilik ve Gelecek etkinliğinde benim doğrudan tanık olduğum, 22 oturumda, 65’ten fazla konuşmacının yer aldığı, temelinde sürekli olarak Aleviliğin konuşulduğu çok yönlü panellerdi. Fakat sosyal medyaya bakıldığında bütün bu içerik adeta yok sayılmıştı. Tek bir oturumda konuşan siyasilere odaklanan tek bir fotoğraf üzerinden, bütün etkinlik “Alevisiz Alevilik” suçlamasına indirgenmişti. Etkinliğin tamamını görmeyen, programı incelemeyen, oturumları takip etmeyen insanların önüne gelen bu servisi sorgusuz sualsiz paylaşması, büyük bir kesinlikle hüküm vermesi başlı başına düşündürücüdür.

Daha da düşündürücü olan ise şuydu: Bu yorumların önemli bir kısmı konuya uzak bireysel hesaplardan değil; akademisyenlerden, gazetecilerden, araştırmacılardan, Alevi örgütlenmesi ve Alevi siyaseti içinde yer almış isimlerden geliyordu. İnsan ister istemez soruyor: Ortada haftalarca kamuoyuyla paylaşılmış, gün gün etkinlik programı ve broşür var. Eğer herhangi bir art niyet yoksa, belgeye, bilgiye, kaynağa bakmadan bu çapta bir etkinliği karalamak, dayanaksız hüküm vermek bu kadar kolay olabilir mi? Kendi halinde bir birey bakmamış, görmemiş olabilir diyelim. Bir gazeteci, bir köşe yazarı, bir araştırmacı etkinliğe katılıp gözlemlemeden, buna imkan olmamışsa bir görüşme yapmadan, hiç olmadı programa bakmadan, kaynağa, belgeye dayanmadan önüne düşen bir fotoğrafla yorum yazabilir mi ?

Bu tür kamusal etkinlikler her daim eleştiriye açıktır. Hatta sonrakilerin daha iyi olması için eleştiriler yapılmalıdır da. “Alevilik ve Gelecek” başlıklı geniş çaplı bir etkinlikte eksiklikler, yanlış tercihler olmuş olabilir. Programın içeriği, davet edilen isimler, yöntem ya da yaklaşım eleştirilebilir. Usturuplu, yapıcı eleştiriler hiçbir zaman sorun değildir; aksine kazanım sayılır. Nitekim etkinliğin değerlendirme toplantısında da çeşitli eleştiriler ve öneriler dile getirildi.
Fakat üç gün süren, onlarca oturumdan oluşan kapsamlı bir etkinliği yalnızca tek bir kare üzerinden mahkûm etmek başka bir şeydir. Bu, eleştiriden çok peşin hüküm üretmektir.

Etkinliği karalayan paylaşımların öne sürdüğü iddialardan biri «Aleviliğin geleceğini Alevi olmayanların konuştuğu» idi. Etkinlikte yer alan isimlerin çok büyük bir çoğunluğu Alevilerden oluşsa da « Yetmiş iki millete bir nazarla bakan » Aleviler açısından konunun bu seviyede konuşulması bir başka ayıba işaret eder. Birçoğu uzun yıllardır Alevilerin sorunları üzerine çalışan, emek veren, düşünen, yazan araştırmacılar, akademisyenler ya da gazeteciler, sırf Alevi kimliğine sahip değil diye bu tür bir etkinlikte yer aldığı için eleştirilebilir mi ? Bu insanların kimliği üzerinden değil; ne söylediği, ne ürettiği ve nasıl bir emek verdiği üzerinden değerlendirilmesi gerekmez mi?

Ne yazık ki sosyal medya çağında hız, çoğu zaman hakikatin önüne geçiyor. Bir fotoğraf, bir başlık, birkaç slogan… Gerisi kolayca inşa ediliyor.
Oysa Alevi yolu, hakikati araştırmayı, bilgiyi önemsemeyi ve hüküm vermeden önce anlamaya çalışmayı öğütler. “İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” sözü boşuna söylenmemiştir. “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir” diyen bir geleneğin mensupları için, bilmeden konuşmak değil; önce doğruyu aramak, hakikati anlamaya çalışmak esastır.
Alevi geleneğinde marifet, kişinin hangi soydan geldiğiyle değil; hakikate, edebe ve insan-ı kamile ne kadar yakın durduğuyla ölçülür. Alçakgönüllülük, iftiradan kaçınmak, kusur aramamak, dil ehli olmak bu yolun temel erkanındandır.
Dilerim Aleviler adına konuşan herkes — akademisyeni, siyasetçisi, gazetecisi, kurum temsilcisi — her şeyden önce bu erkanı hatırda tutar. Ne der ozan ? « Kalırsa dünyada insanlık kalır » ; gerisi gelip geçer sözlerdir.

…
Hafızasını kaybeden toplumlar için geleceği konuşmak, buza nutuk yazmaya, kumdan duvar örmeye benzer. Alevilik ve Gelecek, üç gün boyunca Alevilerin hafızasının, geçmiş birikiminin, bugünkü meselelerinin ve gelecek gündeminin konuşulduğu bir etkinlik oldu. Eksiğiyle fazlasıyla bu konuların konuşuluyor olması özellikle gelecek kuşak Aleviler bakımından kritik önemdedir. Bundan sonra da bu tür toplantıların, hem sayısı hem niteliği artarak düzenleneceğini düşünüyorum. Kimileri sosyal medya tribünlerinde alkış kovalarken Alevi toplumunun geleceğini dert edinen emektarları, kurum yöneticileri, temsilcileri, sanatçıları, aydınları sahada emek vermeye devam edecektir.


